Uzman Görüşü

UZMAN GÖRÜŞÜ (HUKUKİ MÜTALAA) NEDİR?

Davacı taraf veya vekili, dava açmadan önce veya dava açtıktan sonra yargılama sırasında, haklılıklarını ispat ve hukuki açıklamaları güçlendirmek amacıyla konusunda uzman bir hukukçudan (akademisyenden) bilimsel amaçlı yararlanabilir.

Aynı şekilde, davalı taraf veya vekili, açılan davanın haksızlığını ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ispatlamak için konusunda uzman bir hukukçudan (akademisyenden) bilimsel amaçlı yararlanabilir.

Alınacak uzman görüşü, davanın aydınlanmasına katkı sunduğu gibi yargılamanın düzgün ve doğru bir biçimde ilerlemesine de yarar sağlamaktadır. Ayrıca, uygulamada mahkemelerin dosya yükü sebebi ile dosyalara yeteri kadar vakit ayıramadığı gözönüne alındığında konusunda uzman bir hukukçudan (akademisyenden) alınacak bir uzman görüşü, yargılamayı yürütmekte olan mahkemeye de yardımcı olacaktır.

Günümüzde, hukuk dünyasında da gerçekleşen olaylar karmaşık bir hal almaktadır. Bu bağlamda, bazen uzman görüşü alınacak somut olayda birden fazla hukukçudan (akademisyenden) yararlanmak zorunlu olabilir. Örneğin; edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde eşlerden birisine ait şirketteki malvarlıklarının paylaşılmasında veya deniz ticareti hukukundan doğan kanunlar ihtilafında, birden fazla hukukçudan (akademisyenden) faydalanılması gerekmektedir. Örnekleri, somut olaylara göre çoğaltmak mümkündür.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde, “hukuki mütalaa” adıyla anılan ve yasal bir çerçevesi olmamasına rağmen uygulamada kendisine yer bulan “uzman görüşü”, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 293. maddesi ile artık yasal bir kimlik kazanmıştır.

UZMAN GÖRÜŞÜ (HUKUKİ MÜTALAA) NASIL ALABİLİRİM?

Uzman görüşü (hukuki mütalaa) almak istediğiniz konuyla ilgili olarak KARAMERCAN HUKUK Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz. Dava açılmadan önce uzman görüşü alınacak ise elinizdeki delillerin veya dava açıldıktan sonra uzman görüşü alınacak ise dava dosyasının birer sureti KARAMERCAN HUKUK Bürosu’na ulaştırıldıktan sonra iletişimde bulunduğumuz konusunda uzman akademisyenler tarafından somut olay incelenecektir. Kural olarak, somut olay için ön inceleme ücreti talep edilmemektedir. Ancak, somut olayın özelliğine ve karmaşıklığına göre ön inceleme ücreti talep edilebilir. Ön inceleme ücreti, uzman görüşü bedelinin %20’sini aşamaz. Ön inceleme ücreti, uzman görüşü verilmesi durumunda uzman görüşü ücretinden mahsup edilir.

Ön inceleme yapıldıktan sonra, konusunda uzman akademisyen, uzman görüşü verip vermemekte serbesttir. Ön inceleme için ücret alınmış ise bu ücret iş sahibine geri verilmez.

Ön inceleme sonrasında, konusunda uzman akademisyen, uzman görüşü vereceğini beyan ederse KARAMERCAN HUKUK Bürosu olarak iş sahibi ile iletişime geçilerek uzman görüşü konusundaki ücret kendisine bildirilir. İş sahibi uzman görüşünden faydalanmak isterse ücretin %50’si hemen, geri kalan %50’si ise uzman görüşünün (hukuki mütalaanın) yazımından sonra alınmaktadır.

Uzman görüşünün önemini göstermek için uzman görüşünü göz önüne almadan hüküm veren yerel mahkemelerin kararını bozma konusu yapan Yargıtay Kararları’na aşağıda yer veriyoruz.


T.C.
YARGITAY
15. Hukuk Dairesi

Esas No      : 2019/748
Karar No     : 2019/3857

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Mahkemesi   : Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi             : 18/12/2018
Numarası      : 2018/9 - 2018/695
Davacı           : M.S. Vek. Av. S.K.
Davalı            : S.Ç. Vek. Av. B.Y.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinden doğan alacağın tahsili amacıyla yürütülen icra takibine itirazın iptâli davasıdır. Davacı taşeron, davalı ise yüklenicidir.

Mahkemece verilen ilk kararın eksik inceleme nedeniyle bozulması üzerine yapılan yargılamada davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 22.12.2017 tarih, 2017/1924 Esas, 2017/4080 Karar sayılı ilamı ile karar ikinci kez bozulmuş ve mahkemece yeniden yapılan yargılamanın 22.02.2018 tarihli celsesinde bozmaya uyma kararı verilmiş ve yeniden yapılan yargılama sonucu 18.12.2018 tarih, 2018/8 Esas, 2018/695 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş verilen karar davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

1086 sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur. 

Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilamında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bu anlatımlar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirildiğinden söz edilemez. Dairemizin hükmüne uyulan bozma ilamında; “Yerel mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamından sonra alınan, 16.03.2016 tarihli bilirkişi raporu ve 05.09.2016 tarihli ek rapor ile, davacının Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/209 Esas sayılı dosyasında açtığı davada, hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında, önemli oranda farklar bulunmaktadır. Çelişkili raporlara göre karar verilemez. HMK'nın 281/3. maddesi gereğince; yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi kurulundan, farklılığı giderecek ve tarafların itirazlarını karşılayacak biçimde, davacının bu ek davada isteyebileceği alacak miktarı konusunda, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

Bozmaya uyulmakla diğer taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak doğacağından, mahkemece bozma uyarınca işlem yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye elverişli olmadığından kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir...” gerekçesi ile bozma yapılmış ancak hükmüne uyulan bozma ilamına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Alınan raporların çelişkili olduğu belirtilmesine rağmen çelişki giderilmediği gibi 18.12.2009 tarihli raporda görev alan bilirkişi Erşan A.'nın bozma sonrası düzenlenen 25.07.2018 tarihli raporda da görev almış olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Nitekim alınan rapor çelişkinin giderilmesi bir yana aynı raporun tekrarı niteliğindedir. Öte yandan alınan bilirkişi raporuna davalı vekili esaslı itirazlarda bulunmuş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi gereğince alınan uzman görüşünü dayanak olarak eklemiştir. 

Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı içeren kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27. Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir.

Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerinin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. Alınan bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine yetersiz ve esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

O halde mahkemece yapılması gereken iş; hükmüne uyulan bozma ilamının gereklerinin yerine getirilerek 6100 sayılı HMK'nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak seçilecek konusunda uzman bilirkişiler kurulu aracılığıyla mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli, bozma ilamında belirtilen hususlar yerine getirilerek, uzman görüşünün de değerlendirilip tartışıldığı rapor alınıp, taraf iddia ve savunmaları üzerinde durularak, alınacak rapora itiraz edilmesi halinde bu itirazları karşılayacak ek rapor alınmak suretiyle oluşacak kanaate göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 09.10.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan              Üye                      Üye                    Üye                Üye
M. ÖZTÜRK      E. G. ELVERİCİ   A. ALBAYRAK    E. MİRİCİ       D. AĞIRMAN


T.C.
YARGITAY
15. Hukuk Dairesi

Esas No      : 2018/4265
Karar No     : 2019/875

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Mahkemesi                  : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Tarihi                            : 20/04/2016
Numarası                     : 2005/152 - 2016/426
Davacılar                      :1- A. Yapı Taahhüdü ve Havacılık A.Ş. 2- A. Beton Boru San. ve Tic. Ltd. Şti. Vek. Av. Z.Z.
Davalı                           : B. Genel Müdürlüğü Vek. Av. B.T.
İhbar olunan                 : U. Uluslararası Birleşmiş Müşavirler Müş. Hiz. A.Ş. Vek. Av. L.Ö.
Birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada 
Davacılar                      :1- A. Yapı Taahhüdü ve Havacılık A.Ş. 2- A. Beton Boru San. ve Tic. Ltd. Şti. Vek. Av. Z. Z.
Davalı                           : B. Genel Müdürlüğü Vek. Av. B.T.
Birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davada 
Davacı-karşı davalı      : B. Genel Müdürlüğü Vek. Av. B.T.
Davalı-karşı davacılar : 1- A. Yapı Taahhüdü ve Havacılık A.Ş. 
                                      2- A.B. Boru San. ve Tic. Ltd. Şti. Vek. Av. Z.Z.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davacılar-birleşen dosya davalıları-karşı davacılar vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar-birleşen dosya davalıları-karşı davacılar vekili Avukat Z.Z. ile davalı-birleşen dosya davacısı-karşı davalılar vekili Avukat B..T. geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Asıl ve birleşen davalar eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, yükleniciler tarafından açılan asıl davada süre uzatımı verilmesi ve süre uzatımı talebine bağlı olarak uygulanması gereken eskalasyon katsayısı nedeniyle doğan alacağın tahsili, birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada teminat mektubunun nakde çevrilmesi halinde bedelinin davalı idareden istirdatı ve “menfi, müspet ve her türlü zarar ziyanın” tahsili, iş sahibi idare tarafından açılan 2010/3.5 Esas sayılı davada “tespit tutanağı özetinde” belirtilen alacağın tahsili. bu birleşen davada yükleniciler tarafından açılan karşı davada bakiye hakediş alacağın tahsili talep edilmiş, mahkemece asıl ve birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davanın kısmen kabulüne, birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davanın ve bu dava dosyasında açılan karşı davanın kabulüne dair verilen karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık 30.05.2003 tarihli B....n-5 Kanalizasyon ve Yağmur Suyu Drenaj İşleri İnşaatı’na ilişkin sözleşmeden kaynaklanmıştır. Asıl ve birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada davacılar yüklenici, davalı iş sahibidir. Birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davada ise, davacı ve karşı davalı iş sahibi, davalı-karşı davacı ise yüklenicidir. Sözleşmede işin bitim tarihi 15.01.2006 olarak kararlaştırılmıştır. İdare tarafından yüklenicilere gönderilen 06.05.2005 tarihli ihtarnamede, yüklenicinin onaylı iş programına uygun olarak çalışmadığı, işi 28 günden fazla durdurduğu, işi fiilen terk ettiği, yüklenicinin iş için güven telkin etmediği, sözleşmeyi esastan ihlâl ettiği, kalan %73,91 lik işin kalan 8 aylık sürede tamamlanmasının imkânsız olduğu belirtilerek, sözleşmenin feshedildiği bildirilmiştir. Davacı yüklenici iş ortaklığı, idarece sözleşmenin feshinden önce açtığı asıl davada, davalı idarenin tasdik ettiği iş programındaki projelerin inceleme sürelerine riayet etmediğini, çok sayıda proje revizyonu yaptırdığını, bunun sonucu imalâtlara başlayamadığını, proje onaylarının geç yapılması ve proje revizyonları sonucu oluşan iş artışları nedeniyle süre uzatım isteme hakkının doğduğunu belirterek, 22.03.2007 tarihine kadar olan 444 günden aşağı olmamak üzere süre uzatımı verilmesini ve uygulanması gereken eskalasyon katsayısının uygulanması ile bulunacak eksik ödenen bedelin tahsilini istemiştir. Sözleşmenin idare tarafından feshedilmesinden sonra yükleniciler tarafından açılan birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada ise, idarece sözleşmenin haksız olarak feshedildiği belirtilerek, teminat mektubunun nakde çevrilmesinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi, teminat mektubunun nakde çevrilmesi halinde bedelinin davalıdan istirdadı ve “menfi, müspet ve her türlü zarar ziyanın tahsili” istenmiştir. Davacılar vekili 23.11.2007 ve 25.12.2007 tarihli dilekçesinde birleşen davada talep ettiği zarar ve alacak kalemlerini açıklamış, 20.04.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de asıl ve birleşen 2005/1.3 E.sayılı davalardaki alacak kalemleri bakımından, ıslah yoluyla artırdığı talep miktarlarını ve atiye terk ettiği alacak kalemlerini göstermiştir. Birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davada iş sahibi idare tarafından sözleşme hükümleri uyarınca düzenlenen tespit tutanağı özetinde belirtilen alacağın tahsili, yükleniciler tarafından ise bu birleşen davada açılan karşı dava ile bakiye hak ediş alacağının tahsili istenilmiştir.

1- Yükleniciler vekili tarafından açılan birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada “teminat mektubunun nakde çevrilmesi halinde bedelinin davalıdan istirdatı” talep edilmiş ancak dava dilekçesinde teminat mektuplarının değeri belirtilip alınması gereken peşin nispi harcı yatırılmamıştır. Davacı yükleniciler vekili 20.04.2010 tarihli ıslah dilekçesinde ise, birleşen dava dilekçesindeki talebini “teminat mektubunun iadesini ve nakde çevrilmesi halinde işleyecek avans oranında faizi ile tahsili” talebini de ekleyerek ıslah ettiklerini belirtmiş, teminat mektuplarının tutarını toplam 815.400,46 TL olarak belirtmiştir. Ne var ki, ıslah dilekçesinde ıslahla artırılan ve harcı yatırılan alacak kalemlerinin toplamı 2.983.903,81 TL olup, bu alacak kalemlerinin içerisinde teminat mektuplarının bedeli toplamı 815.400,46 TL nin bulunmadığı, teminat mektuplarının bedellerinin toplam üzerinden yatırılması gereken harcın yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Oysa 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi gereğince kesin teminat mektubunun iadesi isteminin dinlenebilmesi için teminat mektubunun bedeli üzerinden nispi harcın yatırılması gerekir. Yatırılacak peşin nispi harç tutarı ise Harçlar Kanunu’nun 28-a maddesi uyarınca teminat mektuplarının bedeli üzerinden alınması gereken karar ve ilam harcının dörtte biridir. Yatırılması gerekli peşin harçlar yatırılmaksızın davanın görülmesi mümkün değildir. Harçlar Kanunu ile ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, emredici nitelikte bulunduğundan mahkemece ve Yargıtayca re’sen nazara alınır. Davacılar özel hukuk tüzel kişisi olup Harçlar Kanunu’na göre harçtan muaf olan kişi ve kurumlardan değildir. Yargılama sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o oturum için yargılamaya devam olunur, takip eden oturuma kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. 6100 sayılı HMK'nın 150. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın işleme konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır (Harçlar Kanunu m.30). Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamaz.(m.32) Bu durumda mahkemece Harçlar Kanunu’nun 30, 32. maddeleri gereğince teminat mektuplarının iadesi talebi yönünden davacıya noksan harcı tamamlamak üzere bir sonraki duruşmaya kadar süre verilerek, tamamlanması halinde yargılamaya devam edilmesi, ikmal edilmemesi durumunda dosyanın HMK’nın 150. maddesi uyarınca işlemden kaldırılması gerekirken teminat mektuplarının iadesi veya bedelinin tahsili istemi ile ilgili olumlu-olumsuz bir hüküm kurulmaması doğru olmamıştır. 

2- Davacı yükleniciler vekili, birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davadaki “menfi, müspet ve her türlü zarar ziyan tahsili” talebine ilişkin olarak verdiği 25.12.2007 tarihli açıklama dilekçesinde idarece sözleşmenin feshini takiben 3’er adet bilgisayar ve yazıcı bedeli olarak 28.328,00 TL nin hak edişlerinden kesildiğini, oysa bu hizmetlerin sağlanmasının işin yapımı ile ilgili olmadığı gibi yapım işinin gereklerinden de bulunmadığını belirterek hak edişlerden kesilen bilgisayar ve yazıcı bedelinin tahsilini istemiştir. Mahkemece idarenin hak edişlerden bu tutarı kesmesi haklı ve sözleşme gereği kabul edilerek, birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada yüklenicilerin talebi reddedilmiştir. İdare tarafından açılan birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davada 890.264,54 TL hüküm altına alınmış olup, bu miktarın 28.328 TL’lik kısmını idareye teslim edilmeyen bilgisayar ve yazıcı bedeli oluşturmaktadır. Söz konusu bilgisayar ve yazıcı bedelinin daha önceki hak edişlerden kesilmiş olması sebebiyle son düzenlenen hak ediş tutanağında (tespit tutanağı özetinde) iş sahibi idarenin alacağına ilave edilmiş olması mükerrer olarak iş sahibinin bilgisayar ve yazıcı bedelini tahsil etmesi sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle mahkemece birleşen 2010/325 Esas sayılı davada 28.328,00 TL bilgisayar ve yazıcı bedelini de içerecek şekilde tahsil hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

3- Mahkemece asıl ve birleşen davalarla, 2010/3.5 Esas sayılı birleşen davaya karşılık olarak yükleniciler tarafından açılan karşı davada, hüküm altına alınan alacakların avans faizi ve (bu faizin %18 KDV’si) ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. Oysa 3065 sayılı KDV Kanun'un 1. maddesinde KDV’nin konusunu teşkil eden işlemler sayılmış olup, mal ve hizmet alımları içerisinde faiz geliri sayılmadığından, faize ayrıca KDV yürütülemez (Dairemizin 07.02.1996 gün ve 1996/288 Esas - 1996/636 Karar sayılı kararı, 08.04.1996 gün ve 1996/742 Esas - 1996/1973 Karar, 01.02.2010 gün ve 2009/785 Esas - 2010/400 Karar, 02.07.2014 gün ve 2013/6230 Esas - 2014/4635 Karar sayılı kararları). Mahkemece faiz alacağına KDV yürütülmesine dair yazılı şekilde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.

4- Asıl ve birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada davacı, birleşen 2010/3.5 Esas sayılı davada karşı davacı olan yükleniciler vekili 17.07.2014 tarihli bilirkişi raporuna yaptığı itirazlarına 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesi gereğince alınan uzman görüşünü de dayanak olarak eklemiştir. 

Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü,tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda tarafın sunduğu uzman görüşünü dava konusuyla ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporunda, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK’nın 27., Anayasının 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olabilecektir.

Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde 17.07.2014 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. Mahkemece alınan 17.11.2015 tarihli ek raporda uzman görüşüne yer verilerek değerlendirme yapılmışsa da, gerekçeli kararda uzman görüşüne hiç yer verilmemiştir. Uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuştur (Dairemizin 11.05.2017 gün ve 2017/492 Esas-2017/2026 Karar ve 25.09.2017 gün ve 2017/1083 Esas-2017/3122 Karar).

5- Dosya kapsamı ve toplanan delillerden yüklenici iş ortaklığının sözleşme ve ekleriyle fen ve tekniğine uygun olarak projeleri hazırlayıp idareye sunmadığı ve bunun sonucu olarak iş sahibi idarece düzenlenen proje değerlendirme raporlarına göre aksaklıkları ve hataları düzelterek projeleri yeniden iş sahibi idareye ibraz ettiği anlaşılmaktadır. Davacı bu nedenle kusurlu olması sebebiyle iş sahibi idarece proje onaylarının sözleşme hükümlerine göre gecikerek yapılmasından dolayı süre uzatımı talep edemez. Ne var ki, toplanan delillerden ve alınan bilirkişi raporlarından iş sahibi idarenin sözleşmeye konu bölgelerde proje değişikliğine (revizyonuna) giderek işi artırdığı, yağmur suyu ve atık su şebeke boylarında proje revizyonları sonucu artışlar olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 39.2 maddesinde “sözleşmenin yürütülmesi sırasında sözleşme kapsamındaki işlerde değişiklik zorunlu olduğu veya sözleşme dışında kalan fakat gerek görülmesi üzerine yapılması ihaleden sonra kararlaştırılmış işler çıktığı ve bu yüzden ilk sözleşme fiyatında artma veya eksilme olduğu takdirde yüklenici, ilk sözleşme fiyatının %15 i içinde kalan fazla veya eksik işleri aynı sözleşme hükümleri dahilinde yapmak zorundadır. Yüklenici bu şekilde işin gerek artmış ve gerekse eksilmiş olmasından dolayı süre uzatımı hariç hiçbir talep ve iddiada bulunamaz” hükmüne yer verilmiştir. Proje revizyonları sonucu oluşan iş artışları nedeniyle davacıların sözleşmenin 39.2 maddesi hükmü uyarınca süre uzatımı talebinde haklı oldukları anlaşılmaktadır. 

Yine sözleşmenin “fesih halinde ödeme“ başlıklı 60.1 maddesinde “sözleşmenin yüklenicinin sözleşmeyi esastan ihlali ile feshedilmesi durumunda proje müdürü tamamlanan işin ve siparişi verilen malzemenin bedelini hesaplayacak ve bundan o tarihe kadar yapılan ödemeleri ve işlerin tamamlanmayan kısmının tutarının belirli bir yüzdesini sözleşme verilerinde belirtildiği üzere işverenin tamamlama için ilave masrafları olarak düşerek bir hak ediş hazırlayacaktır. İlave gecikme cezası uygulanmayacaktır. İşverene ödenecek miktarın yüklenicinin alacağından fazla olması halinde aradaki fark işveren namına alacak kaydedilecektir.” Hükmüne yer verilmiş olup, sözleşmenin 55. sayfasında 60.1. maddede geçen “tamamlanmamış işin bedeline uygulanacak yüzde miktarının, işlerin tamamlanması için işverenin ilave masraflarını temsil etmek üzere %10 olduğu açıklanmıştır. Görüldüğü gibi iş sahibi, sözleşmenin haklı nedenle feshi halinde tamamlanan işin ve siparişi verilen malzemenin bedelini hesaplayacak ve bu bedelden o tarihe kadar yapılan ödemeleri ve işlerin tamamlanmayan kısmının belirli bir yüzdesini (%10) işverenin tamamlama için ilave masrafları olarak düşerek bir hak ediş hazırlayacaktır. Sözleşmenin bu maddesi uyarınca iş sahibince sözleşmenin haklı nedenle feshi halinde hesaplamanın “fesih tarihi itibariyle kalan imalat bedeli üzerinden” yapılması gerekir. 

Yüklenicilerin iş artışı nedeniyle sözleşmenin 39.2 maddesine göre süre uzatımı talebinde haklı oldukları dosya kapsamı ve toplanan delillerden anlaşılmakla öncelikle ne kadar süre uzatımı verilmesi gerektiğinin tespiti, bu tespite göre kalan sürede işin tamamlanmasının mümkün olup olmadığı ve sonuçta fesihte hangi tarafın kusurlu olduğunun saptanması gereklidir. Yükleniciler asıl ve birleşen 2005/1.3 Esas sayılı davada idarece sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek 23.11.2007 ve 25.12.2007 tarihli açıklama dilekçelerinde gösterdikleri alacak kalemleri ile ilgili istemlerde bulunmuşlardır. Bu kalemler arasında haklı nedenle sözleşmenin feshedilip feshedilmediğinin değerlendirilmesi gereken istekler yer almaktadır. Örneğin, müspet zarar kapsamında bulunan kar kaybında feshin haklı olup olmadığına göre bir değerlendirme yapılarak fesihte idare haklı ise kar kaybı istenemeyeceği, haksız ise kar kaybı istenebileceği düşünülmelidir. Diğer taraftan yüklenicileri hakettiği iş bedelleri için feshin haklı olup olmadığının bir önemi yoktur. Yükleniciler hakettikleri imalat bedelini fesihte idare haklı olsa dahi isteyebilecektir. Yine idarece açılan birleşen davadaki talep bakımından sözleşmenin 60.1 maddesi uyarınca sözleşmenin idarece haklı nedenle feshedilmesi gerektiği açıktır. 

Tüm bu hususlar bakımından dava dosyası incelendiğinde, 2. ve 3. bilirkişi kurulu raporları düzenleniş tarzı itibariyle gerekçesiz olup, hükme esas alınacak nitelik ve yeterlikte olmadıkları gibi rapordaki hesaplamaların dayanakları da denetime elverişli olarak gösterilip yapılmamıştır. Mahkemece yapılan 11.09.2007 tarihli 1. bilirkişi kurulu raporunda proje revizyonları sonucu oluşan ilave işler nedeniyle yüklenicilere süre uzatımı verilmesi gerektiği kabul edilmesine rağmen bunun miktarı denetime elverişli olarak gösterilmemiştir. Yine bu raporda yapılan hesaplamalar ile hükme esas alınan son bilirkişi kurulu raporu ve ek raporundaki hesaplamalar arasında özellikle yüklenicilerin ilave işler sebebiyle süre uzatımına hak kazanıp kazanmadığı konusunda çelişkiler bulunmaktadır. Hükme esas alınan son bilirkişi raporunda sözleşmenin 39.2 maddesi uyarınca iş artışı bulunmasının yüklenicilere süre uzatımı verilmesini gerektirdiği belirtilmesine rağmen yüklenicilerin süre uzatımına hak kazanmadığına dair sonuca ulaşılması dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.

O halde mahkemece yapılması gereken iş, 6100 sayılı HMK’nın 281/3 maddesi uyarınca gerçeğin ortaya çıkması için yeniden oluşturulacak konusunda uzman içerisinde mimarın da bulunacağı 3 kişilik bilirkişi kurulundan proje değişiklikleri sebebiyle yüklenicinin hak kazandığı süre uzatımı miktarı ile bu miktarda gözetildiğinde fesih tarihi itibariyle kalan süre içinde yüklenicinin işi tamamlamasının mümkün olup olmadığı, davalı iş sahibinin 818 sayılı Borçlar Kanunu 358, Türk Borçlar Kanunu’nun 473. maddesine göre süresinden önce fesih isteminde haklı olup olmadığı ve bunun sonucu olarak asıl ve birleşen davalarda yüklenicinin ve iş sahibinin isteyebileceği tazminat miktarı konusunda, iş sahibinin daha önce hak edişlerden kestiği bilgisayar ve yazıcı bedelini isteyemeyeceği, faize KDV talep edemeyeceği, sözleşmenin 60.1. maddesine göre iş sahibinin isteyebileceği tazminatın fesih tarihindeki kalan iş bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği de dikkate alınarak daha önce alınan raporlar arasındaki çelişkiyi de giderecek biçimde HMK’nın 281/son maddesi gereği gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp değerlendirmek suretiyle asıl ve birleşen davalara da sonucuna uygun hüküm kurmaktan ibarettir.

Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yetersiz ve çelişkili bilirkişi raporlarıyla hükme varılması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açılanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün 1, 2 ve 3. bent uyarınca davacı yükleniciler, 4. ve 5. bent uyarınca da taraflar yararına BOZULMASINA, 1.630,00'ar TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan karşılıklı olarak alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan diğer tarafa verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılar-birleşen dosya davalısı-karşı davacılar ile davalı-birleşen dosya davacısı-karşı davalılara geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 28.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO      : 2015/10467
KARAR NO   : 2016/5052    

Y A R G I T A Y   İ L A M I

MAHKEMESİ     : İZMİR FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ               : 21/05/2015
NUMARASI        : 2014/126 - 2015/77
DAVACI              : A.K.DEKORASYON VE MOBİLYA SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
VEKİLİ               : AV. D.Ç.
DAVALI              : D. DEKORASYON İNŞAAT TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
VEKİLİ               : AV. N.B.D.

Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.05.2015 tarih ve 2014/126 - 2015/77 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi R.T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalının 24/04/2012 tarih, 2012/02870 sayılı 1, 2 ve 3 no'lu tasarımlarının yenilik ve ayırt edicilik vasıflarına haiz olmadığını ileri sürerek, tasarımların hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı iddialarının yersiz ve ispattan yoksun olup, müvekkili tasarımlarının yeni ve ayırt edici olmadığını ispata elverişli bulunmadığını, tasarımların tescil şartını taşıdığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu tasarımların genel karakter, detay özellikleri itibariyle zaten daha önce sunulmuş tasarımlar kapsamında kaldığından yeni ve ayırt edici olmadığı, davalı tarafça bilirkişi raporundan sonra sunulan uzman raporuna itibar edilmediği zira, uzman raporunda, bir takım detay farklılıklarının öne çıkartıldığı buna göre, karşılaştırılan sonraki tarihi taşıyan tasarımla aradaki farkların ortaya konduğu oysa, daha sonra tescillenen bir tasarımın önceki tasarımın yani dava konusu tasarımın yeniliğini bozamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 2012/02870/1, 2, 3 sıra no'lu çoklu tasarımların hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile dava konusu 2012/02870 no'lu çoklu tasarım belgesi ile tescilli 3 no'lu tasarımın yenilik ve ayırt edicilik vasfına haiz olmadığının belirlenmiş olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, davalı adına çoklu tasarım belgesi ile tescilli tasarımların hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda dava konusu çoklu tasarım belgesinde yer alan 1 ve 2 no'lu tasarımların da hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Ancak, davalı tarafça bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi verilmiş ve ekinde uzman görüşüne dayanılmıştır. Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlık konusu 1 ve 2 no'lu tasarımlar bakımından davalının rapora itirazlarının karşılanması ve bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi için 6100 sayılı HMK'nın 293. madde hükümleri de nazara alınmak suretiyle inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO      : 2015/2448 
KARAR NO   : 2015/9719    

Y A R G I T A Y   İ L A M I

MAHKEMESİ        : İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ                  : 25/06/2013
NUMARASI          : 2010/199 - 2013/166
ASIL DAVADA DAVACI-BİRLEŞEN DAVADA
DAVALI                 :
N. BORU SANAYİ VE DIŞ TİCARET KOLL. ŞTİ. 
                                B.Ş. VE ORTAKLARI
ASIL DAVADA DAVALI-BİRLEŞEN DAVADA 
DAVACI                 :
İ. ELEKTRO KİMYA SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA
DAVALILAR          :
1- B.Ş.
                                 2- Z.S.
BİRLEŞEN DAVA : İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 2010/248 ESAS

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25/06/2013 gün ve 2010/199 - 2013/166 sayılı kararı onayan Daire'nin 18/11/2014 gün ve 2013/16851 - 2014/17841 sayılı kararı aleyhinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından karar düzeltmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:

Asıl davada davacı vekili, davalı şirket adına tescilli "çift katlı bakır kaynaklı çelik boru üretimde kullanılan çelik saçlara bakır kaplama prosesi"ne ilişkin patentin yenilik özelliği olmadığını, tescilin kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, dava konusu patentin hükümsüzlüğünün tespitine ve sicilden terkinine/silinmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Asıl davada davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Birleşen davada davacı vekili, müvekkil adına tescilli olan patent belgesi ile korunan hakların davalılar tarafından izinsiz kullanıldığını, bu kullanımın patent tescilini ihlal eder nitelikte olduğunu ileri sürerek, tecavüzün ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin tespitini, durdurulmasını ve men'ini, şimdilik 50.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.

Birleşen davada davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bir patentin hükümsüzlüğüne karar verebilmek için o patentin koruma kapsamının belirlenmesi gerektiği, hükümsüzlük davasının açıldığı tarihe göre değil patent başvurusun yapıldığı tarihin esas alınarak incelenmesi gerektiği, dava konusu incelemeli patentin 1-18 nolu istemlerinin tamamının usul patenti olduğu, 1 nolu istemin ana (bağımsız istem) geri kalan 2-18 nolu istemlerin ise her biri 1 nolu bağımsız isteme bağımlı olarak yazıldığı, 1 nolu ana istemin ve buna bağlı olarak da 2-18 nolu istemlerde buluş basamağına sahip olmadığı, dava konusu patentin patentlenebilirlik kriterlerinden buluş basamağı (tekniğin bilinen durumu aşma) özelliğine sahip bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine dair verilen karar asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18.11.2014 tarihli kararı ile onanmıştır.

Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Asıl dava, davalı adına TPE nezdinde tescilli 2008/02..5 nolu patentin hükümsüzlüğü ve sicilden terkini, birleşen dava ise, dava konusu patent belgesi ile korunan haklara davacı-karşı davalı tarafından yapılan tecavüzün ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin tespiti ile durdurulması, men’i, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece 07.03.2010 ve 31.10.2012 tarihli bilirkişi raporları alınarak davaya konu buluşun yeni olduğu, ancak tekniğin bilinen durumunu aşmadığı gerekçesi ile asıl davada davanın kabulü ile dava konusu edilen patentin hükümsüzlüğüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Davalı-karşı davacı vekilince hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporuna davaya konu patentin hükümsüzlük koşullarının oluşmadığına dair ciddi itirazlarda bulunarak; kimya mühendisi H.Ç. tarafından düzenlenen 04.02.2013 tarihli Teknik Rapor ve Avusturya patent Ofisine ait görüşe ilişkin 03.05.2013 tarihli rapor ibraz edilmiştir. Sunulan bu raporlarda davaya konu patentin yeni ve buluş basamağına haiz olduğu ifade edilmiş olmasına rağmen, mahkemece sunulan raporlar değerlendirilip tartışılmadan ve ciddi itirazlar karşılanmadan yazılı şekilde karar verilmiştir.

Yargılama sırasında yürürlüğe giren ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde, tarafların, dava konusu olayla ilgili olarak uzmanından bilimsel mütalaa alabilecekleri düzenlenmiş olup hakimin bu delili serbestçe değerlendirebileceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, mahkemece alınan bilirkişi raporları ile sunulan uzman görüşü arasındaki çelişki giderilerek ve gerekirse anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakimin rapor alınan uzman kişiyi davet ederek dinleyebileceği imkanı da gözetilerek, oluşacak sonuç çerçevesinde çelişkiyi giderecek şekilde gerektiğinde içerisinde kimya mühendisinin de olduğu yeni bir uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmediğinden asıl davada davalı-birleşen davada davacı İ. Elektro Kimya Sanayi A.Ş. vekilinin bu yöne ilişen karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 18.11.2014 gün ve 2013/16851 - 2014/17841 karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının anılan nedenle asıl davada davalı-birleşen davada davacı İ. Elektro Kimya Sanayi A.Ş. yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle asıl davada davalı-birleşen davada davacı İ. Elektro Kimya Sanayi A.Ş. vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 18.11.2014 gün ve 2013/16851-2014/17841 karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının asıl davada davalı-birleşen davada davacı İ. Elektro Kimya Sanayi A.Ş. yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 01/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.