ABONELİK SÖZLEŞMESİYLE İLGİLİ MUARAZANIN MEN’İ DAVASINDA MÜDDEABİHİN TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ SINIRINDA KALDIĞINDAN BAHSEDİLEMEZ

KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.


25 Kas
2021

Yazdır

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/3-2214
KARAR NO   : 2021/711

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ              : 
Ankara 4. Tüketici Mahkemesi
TARİHİ                        : 11/03/2016
NUMARASI                : 2016/189 - 2016/396
DAVACI                      : İ.A. vekili Av. S.C.
DAVALI                      : E. Elektrik Perakende Satış A.Ş vekili Av. Y.T.A.

1. Taraflar arasındaki “muarazanın giderilmesi ve alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 06.01.2015 tarihli dava dilekçesi ile, müvekkilinden kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli vs. adı altında haksız tahsil edilen bedellerin iadesine, taraflar arasında düzenlenen abone sözleşmesinde bu bedellerin alınacağına dair hükümlerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptaline, bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasına ve haksız tahsil edilen bedellere mahsuben, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 27.01.2015 havale tarihli dilekçesi ile, taleplerinin yalnızca kayıp-kaçak bedeline ilişkin olduğunu belirtmiştir.

Mahkeme Kararı:

5. Ankara 4. Tüketici Mahkemesince, ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 28.01.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı karar ile; dava konusu alacak miktarının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kalması nedeniyle tüketici il hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine dava açılamayacağı gerekçesiyle dava şartı bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

Mahkeme Kararının Temyizi:

6. Mahkeme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemenin Ek Kararı:

7. Mahkemenin 10.02.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı ek kararı ile; kararın kesin mahiyette olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin miktardan reddine karar verilmiştir.

Ek Kararın Temyizi:

8. Mahkemece verilen ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

9. Mahkemenin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/6457 E., 2015/19887 K. sayılı kararı ile ;

“… Davada, abonelik sözleşmesi gereğince faturaya yansıyan kayıp-kaçak ve sayaç okuma bedellerine ilişkin haksız şartların tespiti, bu maddelerin iptali ve ayrıca bu isimler altında bundan sonra kesinti yapılmaması ile fazla tahsil edilen miktardan şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsili talep edilmektedir. Görüldüğü üzere, davacının talebi sadece 100 TL ile sınırlı olmayıp, ileriye dönük ard etkisi yapabilecek belirli olmayan, devamlılık arz eden bir isteme ilişkindir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1 ve HUMK'nun 427. maddesinde belirtilen kesinlik sınırının davada gözetilmeden, davanın miktar ve değerine bakılmadan temyizi kabil olduğuna karar verilmiştir.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 13.05.2009 tarih, 2009/13-122 E.-2009/189 K. sayılı, 13.10.2010 tarih, 2010/13-406 E.-2010/503 K.sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.

Bu nedenle, kararın kesin olduğundan bahisle, temyiz dilekçesinin reddine dair mahkemece verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek, yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesinin incelenmesine geçilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen elektrik abone sözleşmesi gereğince davacının meskeni ile ilgili abone kaydına gelen faturalarda perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim bedeli gibi unsurların yer aldığı anlaşılmaktadır.

06.01.2015 dava tarihi itibariyle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68/1. maddesinde; "Değeri 2.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketim hakem heyetlerine, 3.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 2.000 TL ile 3.000 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.", aynı maddenin 4. bendinde "Bu madde de belirtilen parasal sınırları her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır" hükmü getirilmiştir.

Davacı dava dilekçesinde; abone sözleşmesinde yer alan kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli gibi dayanak yapılan ve faturaya yansıtılan madde ve sair düzenlemelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptalini ve ayrıca ileriye dönük olarak bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasını istemiş, ödenen bedellerden ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davacının bu talepleri bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında kurulan sözleşme(abonelik) ilişkisi sırasında davalı tarafından kayıp-kaçak ve diğer bedellerin davacı tarafından ödeme yükümlülüğü altında olup olmadığı konusunda yaratılmış bir muaraza(çekişme) olduğu, davada da muarazanın(çekişmenin) giderilmesinin talep edildiği açıktır.

Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2004 tarih, 2004/13-417 E.-2004/442 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; muarazanın men'i(çekişmenin önlenmesi) davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Bu tür davalarda hem muarazanın(çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun önlenmesi(men'i) talep edilir.

Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmediğine ve davacının sözleşme ilişkisine yönelik davalının muaraza yarattığı ileri sürülerek, muarazanın önlenmesi, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile iptali ile ileriye yönelik talep de bulunduğuna ve davanın müddeabihinin 3.300 TL'den az olmadığı anlaşıldığına göre, davanın Tüketici Hakem Heyetine başvurulmadan doğrudan Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir, dava şartı oluşmuştur.

Mahkemece; davacının talebi hakkında davanın esası hakkında inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

11. Mahkemenin 11.03.2016 tarihli ve 2016/189 E., 2016/396 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerin yanında, davanın dava tarihinden sonraki dönemi de kapsayan bir çekişmenin giderilmesi davası olup olmadığının tartışılması gerektiği, faturada hangi kalemlerin yer alacağına dair adli yargı yerinde karar verilemeyeceği, dava tarihinden sonraki dönemlerde tüketim bedeli haricinde hiçbir kalem giderin yer almaması yönünde verilecek kararın tarife, yönetmelik hükümleri ile EPDK tebliğ ve kararlarını ortadan kaldıracak şekilde idari yargının görev alanına giren konuda adli mahkemelerin hüküm tesis etmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davanın çekişmenin giderilmesi davası değil alacak davası olduğu, davanın belirsiz alacak davası olup olmadığının ve belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde asgari bir miktarın belirtilmesinin zorunlu olup olmadığının tartışılması gerektiği, davanın tüketici mahkemesinde görülebilmesi için davacının dava dilekçesinde asgari bir miktar göstermesinin ve gösterdiği bu miktarın da dava tarihi itibariyle il ve ilçe hakem heyeti görev sınırı içinde kalmaması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.          

II. UYUŞMAZLIK

13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; elektrik abonelik sözleşmesinin kayıp kaçak bedeli adı altında ücret alınmasına dayanak olan ilgili maddelerinin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, bundan sonra bu isim adı altında kesinti yapılmaması, fazlaya ilişin hakların saklı kalması kaydıyla 100TL’nin davalıdan tahsili istenilen eldeki davanın alacak davası mı çekişmenin giderilmesi davası mı mahiyetinde olduğu, buradan varılacak sonuca göre tüketici hakem heyetine başvurulmadan davanın tüketici mahkemesinde görülmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren TKHK’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.

15. TKHK’nın 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerinde tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.

16. Kanun’un "Başvuru" başlıklı 68. madde ise; “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.

17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır.

18. Tüketici sorunları hakem heyetleri, tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır.

19. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri TKHK’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmeliğin 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.

20. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.

21. Bu noktada belirsiz alacak davasına ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.

22. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir.

23. 7251 sayılı Kanun ile değişik HMK’nın 107. maddesinde yer alan;

“1- Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

2- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir.

24. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.

25. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;

a) Davacının kendisinden beklenememesi,

b) Bunun olanaksız olması,

c) Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.

26. Tüketici gerek dava açarken (HMK m. 119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2020/239 K.; 09.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-614 E., 2021/232 K. sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.

28. Gelinen aşamada tüm bu açıklamalar ışığında; davanın türünün belirlenmesi önem arz etmekte olup; eldeki davanın belirsiz alacak davası olup olmadığı noktasının aydınlatılması gerekmektedir.

29. Somut olayda dava, abonelik sözleşmesinde kayıp kaçak bedeline ilişkin maddelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, haksız tahsil edilen bedelin iadesi istemiyle açılmış olmakla birlikte, verilecek hüküm bir faturaya mahsus olmayacağı gibi ileriye dönük art etkisi doğuracağından, yine kayıp-kaçak vs. bedellerinin alınması sebebiyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşınmış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunması nedeniyle, muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) mahiyetindedir.

30. Nitekim Özel Daire de, bozma gerekçesinde, görülmekte olan davayı bir muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) davası olarak nitelendirmiştir. O hâlde, eldeki davanın belirsiz alacak davası değil, çekişmenin giderilmesi davası mahiyeti taşıdığı hususu her türlü tartışmadan uzaktır.

31. Muarazanın men’i davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Zira, bu tür davalarda, hem bir muarazanın (çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun men’i talep edilir.

32. Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmemiş olmakla mevcudiyetini koruduğundan ve davalı tarafından yaratıldığı iddia edilen muarazanın men’i, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile ileriye yönelik iptali istemi bulunduğundan, artık davanın müddeabihinin tüketici hakem heyetinin sınırı dâhilinde kaldığından bahsedilemeyecek olup; davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Keza, Özel Daire bozma kararında da bu hususa değinilmiştir.

33. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.06.2021, 2017/3-2279 E. - 2021/712 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.