27 ARALIK 2018 TARİHİNDE CEVAP VERİLEN YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BAŞVURUSU

KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.


16 Ock
2019

Yazdır

BAŞVURU DİLEKÇESİ:

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIĞINA

ANKARA

TALEP EDEN              : Av. Fatih KARAMERCAN - (T.C. Kimlik No: 3.........8)
                                      (Adres antettedir)

TALEBİN KONUSU : Basit yargılama usulüne tabi bir davada, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için herhangi bir süre verilip verilemeyeceği, verilecek ise de HMK m. 140/5 hükmü gereği, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi mahkemece iki haftalık kesin süre verilip verilemeyeceği konusu oluşturmaktadır.

KONUNUN GELİŞİMİ

1086 sayılı HUMK’da yazılı, basit, seri ve sözlü yargılama usulü olarak dört tane yargılama usulü benimsenmişti. 6100 sayılı HMK ise iki ana yargılama usulü getirmiştir. Bunlar, yazılı ve basit yargılama usulleridir. İki yargılama usulü arasında, bazı ana farklılıklar olmakla birlikte ortak uygulandıkları hükümler de (HMK m. 145) bulunmaktadır.

1-) YAZILI YARGILAMA USULÜ İLE BASİT YARGILAMA USULÜ ARASINDAKİ FARKLAR

Başvuru konumuzun odak noktasını oluşturan fark olan HMK m. 140/5 hükmü ise, 4 numaralı başlıkta ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.

Yazılı yargılama usulünde davacı, dava ve cevaba cevap (replik) dilekçesi verebilirken; davalı ise cevap ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verebilir. (HMK m. 136/1)

Basit yargılama usulünde ise, davacı sadece dava ve davalı ise sadece cevap dilekçesi verebilir. (HMK m. 317/3)

Bunun sonucu olarak, yazılı yargılama usulünde, iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, davacı açısından replik, davalı açısından düplik dilekçesinin verilmesi ile başlar. (HMK m. 141/1) Basit yargılama usulünde ise, iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı davacı açısından dava, davalı açısından cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. (HMK m. 319)

Yazılı yargılama usulünde davaya cevap için davalının talebi üzerine (gerekli şartların oluşması kaydıyla) bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilirken (HMK m. 127), basit yargılama usulünde söz konusu ek cevap süresi iki haftayı geçmemek üzere verilebilir. (HMK m. 317/2)

Yazılı yargılama usulüne tabi bir davada, dosya en fazla iki defa işlemden kaldırılabilir ve yenilenebilir. İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (HMK m. 150/6)

Basit yargılama usulüne tabi bir davada, dosya en fazla bir defa işlemden kaldırılabilir ve yenilenebilir. İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, yenilemeden sonra bir defa daha takipsiz bırakılamaz. Aksi halde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (HMK m. 320/4)

2-) BASİT YARGILAMA USULÜNÜN GETİRİLİŞ AMACI

HMK m. 316 hükmünde, basit yargılama usulüne tabi davalar belirtilmiştir. HMK m. 316 hükmünde belirtilen davaların, basit yargılama usulüne tabi tutulmasının sebebi, kanun koyucunun bu davaların kısa sürede sonuçlandırılmasını istemesi gösterilebilir. Bu düşünce basit yargılama usulünü düzenleyen maddelerin gerekçesine bakıldığında açıkça görülmektedir.

HMK m. 316 hükmünün gerekçesi,“… yazılı yargılama usulü dışında kalması gereken, daha kısa ve basit şekilde sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işlerin basit yargılama usulüne tâbi tutulması amaçlanmıştır.”

HMK m. 317/3 hükmünün gerekçesi, “… yazılı yargılama usulüne göre, basit yargılama usulüne tabi davaların daha kısa sürede sonuçlanmasını sağlamak amacıyla, dilekçelerin verilmesi aşamaları kısaltılmış, tarafların yalnızca dava ve cevap dilekçeleri verebilecekleri, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerini veremeyecekleri açıkça düzenlenmiştir.”

Basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulündeki olduğu gibi HMK m. 140/5 düzenlemesinin yer almamasının sebebi ise doktrinde şu şekilde açıklanmaktadır.

Böyle bir düzenlemenin yer almamasının sebebi, kanaatimizce, basit yargılama usûlünün amacına uygun olarak işlemlerin bir an önce bitirilip, delillerin kısa süre toplanabilmesi düşüncesidir.” (EK-1 BOLAYIR, Nur. Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hâkimin Rolü, İstanbul, 2014, s. 245)

Nitekim, az önce de alıntıladığımız doktrin görüşü ve basit yargılama usulünü düzenleyen maddelerin gerekçesinden de açıkça görüleceği üzere, kanun koyucu, basit yargılama usulünde, basit ve kısa bir yargılama yapılmasını amaçlamaktadır.

3-) BASİT YARGILAMA USULÜNDE TANIK DELİLİNE BAŞVURULMASI DURUMUNDA TANIK LİSTESİNİN (TANIKLARIN İSİM VE ADRESLERİNİN) NE ZAMAN SUNULACAĞI HUSUSU

Başvuru dilekçemizde bu başlığa ayrıca yer vermemizin sebebi, tanık delilinin yargılamada farklı bir niteliğe sahip olmasıdır.

Öncelikli olarak, davada gösterilecek tanık listesinin, dava ve cevap dilekçesine eklenecek belge niteliğinde olup olmadığı ardından ise tanık listesinin (tanıkların isim ve adreslerinin), dilekçelerin teatisi aşamasında gösterilmesinin zorunlu olup olmadığı hususunun üzerinde durulması konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Tanık listesi, bu anlamda (m. 121 anlamında) bir yazılı delil değildir. Bu nedenle davacının, dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmesi yeterli olup (m. 119, l/f), tanıkların isimlerini dava dilekçesinde bildirmek (veya tanık listesini dava dilekçesine ekli olarak vermek) zorunluluğu yoktur. (EK-2 KURU, Baki; ARSLAN, Ramazan; YILMAZ, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 6100 Sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara, 2011, s. 296)

“Davacı, dilekçesinde gösterdiği ve kendi elinde bulunan belgelerin asıllarım ve davalı sayısından bir fazla sayıda örneğini veya sadece örneklerini dava dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermek zorundadır (m. 121). Tanık deliline dayanılmışsa sadece bunun belirtilmesi yeterli olup tanık listesi daha sonra, tanıkların dinlenmesi aşaması geldiğinde verilebilir. (EK-3 PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara, 2013, s. 507)

“Dava dilekçesine eklenmesi zorunlu olan yazılı belgelerdir; tanık listesi, dava dilekçesine eklenmesi gerekli bu anlamda yazılı belge değildir.” (EK-4 YILMAZ, Ejder, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 3. Baskı, Ankara, s. 1839)

“Taraflar basit yargılama usulünde tanık listelerini kural olarak tahkikat aşamasında vereceklerdir. Bununla birlikte, Kanunda yargılamanın kural olarak iki duruşmada tamamlanması öngörüldüğünden (HMK m. 320/3), davaya bakan hakim ön inceleme duruşmasında taraflara tanık listelerini tevdi etmeleri için süre verebilmelidir.” (EK-5 ERDÖNMEZ, Güray, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı, İstanbul Barosu Dergisi, C: 87, Y: 2013, S: 5, s. 47)

İddia ya da savunmanın ispatı bağlamında delil olarak tanık beyanlarına dayanılacak ise, dava ya da cevap dilekçesinin verildiği evrede, sadece, tanık beyanlarına dayanıldığının belirtilmesi yeterlidir; ayrıca bir tanık listesi verilmesine ihtiyaç yoktur. Tanık listesinin verilmesi ise, ispat faaliyetinin tanık beyanına dayalı olarak gerçekleştirilmek istendiği evrede gündeme gelir. Bu çerçevede, taraflar arasında hangi vakıaların çekişmeli bir nitelik taşıdığı ve bu vakıaların ispatı için tanık dinletilmesinin caiz olup olmadığı hususu, en erken ön inceleme evresinde belirlilik kazanabileceği için, dilekçeler teatisi evresinde, dilekçelerde, hangi vakıanın tanık beyanına dayanılarak ispat edileceğinin belirtilmesini yeterli saymak ve tanık listesi verilmesini aramamak gerekir. (EK-6 TANRIVER, Süha, Medenî Usûl Hukuku, C: I, Ankara, 2016, s. 807)

“İddiasını tanıkla ispat etmek isteyen davacının, dava dilekçesinde “tanıklarım” veya “şahadet” gibi (tanık göstermek istediğini belirten) bir deyim kullanması yeterli olup, ayrıca tanıklarının isimlerini de bildirmesi (tanık listesini de dava dilekçesi ile birlikte vermesi) gerekli değildir.” (EK-7 KURU, Baki, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 233)

Tanık listesi, bu anlamda (m. 121 anlamında) bir yazılı delil değildir. Bu nedenle davacının, dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmesi yeterli olup (m. 119, l/f), tanıkların isimlerini dava dilekçesinde bildirmek (veya tanık listesini dava dilekçesine ekli olarak vermek) zorunluluğu yoktur. (EK-8 ARSLAN, Ramazan; YILMAZ, Ejder; TAŞPINAR AYVAZ, Sema, Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 2017, s. 320)

Tanık deliline dayanılmışsa sadece bunun belirtilmesi yeterli olup tanık listesi daha sonra, tanıkların dinlenmesi aşaması geldiğinde verilebilir. (EK-9 PEKCANITEZ, Hakan, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul, 2017, s. 1146)

“Dâvacı, bu şekilde tanık deliline dayanmışsa, tanıkların adlarını ve soyadlarını dâva dilekçesine eklemek zorunluluğu yoktur. Bir başka deyişle, vakıanın ispatı için tanık deliline dayanılmışsa sadece bunun adlandırılması, gösterilmesi ilk etapta somutlaştırma yükünün yerine getirilmesi bakımından yeterlidir; dolayısıyla tanıkların isim ve adresleriyle ayrıntılı belirtilmesi gerekli değildir; tanık listesi, tanıkların dinlenmesi aşaması geldiğinde de verilebilir. (EK-10 GÖRGÜN, L. Şanal; BÖRÜ, Levent; TORAMAN, Barış; KODAKOĞLU, Mehmet, Medenî Usûl Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2017, s. 310)

Nitekim, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de doğru olarak bu yönde karar vermiştir.

“… Davalı taraf süresinde verdiği cevap dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmiştir. HMK’ nun 137. maddesi uyarınca davalıya tanıklarının isim ve adreslerini bildirmesi için süre verilerek, tanıkların celbi ile dinlenmeleri gerekirken yazılı şekilde hukukî dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde tanık dinleme talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır.” (EK-11 Y. 9. HD. 13.01.2016, 2014/27399 E. - 2016/668 K.)

4-) YAZILI YARGILAMA USULÜNDE UYGULANAN HMK m. 140/5 HÜKMÜNÜN BASİT YARGILAMA USULÜNDE UYGULANABİLİRLİĞİ HUSUSU

Tespit edebildiğimiz kadarı ile doktrindeki tüm görüşler, yazılı yargılama usulünde uygulanan HMK m. 140/5 hükmünün basit yargılama usulünde uygulanamayacağı yönündedir.

“Yazılı yargılama usûlünde taraflara eksik bıraktıkları delilleri sunmaları için ön incelemede iki haftalık süre tanınırken (m. 140/5), basit yargılama usûlünde böyle bir süre öngörülmemiştir (m. 320). TARAFLARIN BU GEREKLERİ YERİNE GETİRMEMESİ HÂLİNDE, BELİRTİLEN DELİLE VAZGEÇMİŞ SAYILACAĞINI UNUTMAMALIDIRLAR.” (EK-12 PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara, 2013, s. 862)

“Yazılı yargılama usûlünden farklı olarak BASİT YARGILAMA USÛLÜNDE, tarafların dilek­çelerinde göstermiş olmakla birlikte, MAHKEMEYE SUNMADIKLARI BELGELERİ ÖN İNCELEME AŞAMASINDA İBRAZ ETMELERİNE İMKÂN TANIYAN BİR DÜZENLEMEYE YER VERİLMEMİŞTİR.” (EK-13 BOLAYIR, Nur, Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hâkimin Rolü, İstanbul, 2014, s. 245)

“MAHKEME, BASİT YARGILAMA USÛLÜNDE, tarafların dilekçelerinde sö­zünü ettikleri yazılı belgeleri mahkemeye sunmamaları ve başka yer­den getirtilecek belgeler bağlamında herhangi bir izahatta bulunmama­ları halinde, YAZILI BELGELERİ SUNMALARI YAHUT İZAHAT VERMELERİ İÇİN, ON­LARA, İKİ HAFTALIK KESİN SÜRE VEREMEZ.” (EK-14 TANRIVER, Süha, Medenî Usûl Hukuku, C: I, Ankara, 2016, s. 1064)

“Davacı dava dilekçesi ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıa­nın delili olduğunu da belirterek bildirmek; elinde bulunan delillerini dava dilekçesine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dava dilekçesinde yer vermek zo­rundadır (m.318). BUNA GÖRE, BASİT YARGILAMA USULÜNDE DAVACI DAVA DİLEKÇE­SİNDE DELİLLERİNİ HASRETMİŞ OLUR.” (EK-15 KURU, Baki, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 861)

Özellikle belirtmek gerekir ki, yazılı yargılama usûlünün aksine (m. 140/5), basit yargılama usûlünde taraflara, dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için ayrıca süre verilmesi öngörülmemiştir. Bu sebeple tarafların söz konusu gereği yerine getirmemiş (dayandıkları belgeleri dilekçelerine eklememiş yahut başka yerden getirtilecekler hakkında gerekli bilgiyi vermemiş) olmaları hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı unutulmamalıdır. Görüldüğü üzere, basit yargılama usûlünde taraflar, belge mahiyetindeki delillerini dilekçelerine eklemek ya da başka yerden getirilecekse bu konuda bilgi vermek zorunda olup daha sonra bu şekilde delillerini sunmaları ancak 145. maddedeki sınırlamalarla mümkündür.” (EK-16 ATALI, Murat, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul, 2017, s. 2098, 2099)

“HMK m. 318 hükmüne benzer kesinlikte bir ifade yazılı yargılama usulünde, 121. maddede de yer almaktadır (ayrıca bkz. m. 129/2). Ne var ki, yazılı yargılama usulünde yer alan, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verileceğine ilişkin m. 140/5 hükmü basit yargılama usulünde yoktur. (EK-17 BUDAK, Ali Cem; KARAASLAN, Varol, Medenî Usul Hukuku, Ankara, 2017, s. 299)

"Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır (m. 318). AKSİ HALDE BELİRTİLEN DELİLDEN GEÇİLMİŞ SAYILACAKTIR. İkinci dilekçe verme yasağı nedeniyle bu hususa dikkat edilmesi önemlidir." (EK-18 GÖRGÜN, L. Şanal; BÖRÜ, Levent; TORAMAN, Barış; KODAKOĞLU, Mehmet, Medenî Usûl Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2017, s. 633)

Doktrinde bulunan akademisyenlerin eserlerindeki görüşlerini belirttikten sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve Yargıtay Hukuk Daireleri’nin bu konuda vermiş oldukları içtihatlara yer verilmiştir.

YAZILI YARGILAMA USULÜNDE UYGULANAN
HMK m. 140/5 HÜKMÜNÜN
BASİT YARGILAMA USULÜNDE UYGULANAMAYACAĞI YÖNÜNDEKİ
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI

“… Bundan başka, Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesinde 2012/1117 Esas ile görülen davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu hususunda bir duraksama söz konusu olmamalıdır. Basit yargılama usulüne ilişkin Delillerin İkamesi başlıklı HMK'nun 318. maddesinde; “taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın hangi delili olduğunu da belirterek bildirmek ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır” denilmiş, uygulanacak hükümler başlıklı aynı kanunun 322/1. fıkrasında da; “bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir. GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ, BASİT YARGILAMA USULÜNE İLİŞKİN SÖZ KONUSU KANUNUN 318. MADDESİNDE, DELİLLER İÇİN ÖZEL HÜKÜM BULUNDUĞUNA GÖRE, YAZILI YARGILAMA USULÜNE BİR BAKIMA BU OLAYA ÖZGÜ OLMAK ÜZERE GİTME OLANAĞI DA GÖRÜLMEMEKTEDİR.(EK-19 Y. HGK. 22.03.2017, 2015/8-881 E. - 2017/518 K.)

BİLGİ : Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi sıfatı ile verilmiş karar, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmiş olup Y. HGK. 22.03.2017, 2015/8-881 E. - 2017/518 K. sayılı Kararı ile bu görüş OYBİRLİĞİ İLE BENİMSENMİŞTİR.

YAZILI YARGILAMA USULÜNDE UYGULANAN
HMK m. 140/5 HÜKMÜNÜN
BASİT YARGILAMA USULÜNDE UYGULANACAĞI YÖNÜNDEKİ
YARGITAY HUKUK DAİRELERİ KARARLARI

(YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ)

“… Somut olayda; Taraflar arasında akdedilen 24.12.2000 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi ile dava konusu işyerinin davalıya kiralanmış olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı cevap dilekçesinde, 24.12.2013 tarihinde imzalanan kira akdine istinaden, 10 yıllık uzama müddeti henüz dolmadan dava açıldığından bahisle davanın reddini savunmuştur. Bu durumda Mahkemece; HMK'nun 140/5 maddesi gereğince 24.12.2013 başlangıç tarihli sözleşmenin sunulması için davalıya 15 günlük kesin süre verilerek, sunulmaması durumunda mevcut delillere göre karar verilmesi gerekirken, davalıya delillerini sunması için kesin süre verilmediği görülmektedir. Bu halde Mahkemece kesin süre verilmeden davalı tarafından sözleşme ibraz edildiğine göre, davalı tarafından sunulan sözleşme altındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı sorulup, sözleşmenin geçerliliği üzerinde durularak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (EK-20 Y. 3. HD. 17.10.2017, 5440/14047 sayılı Kararı)

BİLGİ : Yargıtay 3. HD. 17.10.2017, 5440/14047 sayılı Kararı’na konu uyuşmazlık kira sözleşmesine dayandığından somut olayda basit yargılama usulü uygulanmıştır.

(YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ)

“… Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun 140/5. Maddesi "Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir" hükmünü, aynı Kanun'un 322. maddesinin 1. bendi ise "Bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanr." hükmünü taşımaktadır.

Temyize konu dava dosyasında, davalı 3. kişi vekili, 02.10.2014 tarihli cevap dilekçesi içeriğinde takip borçlusuyla yapılan Genel Kredi sözleşmesine ve yine borçlu şirketle imzalanan "Nakit Teminat için Bloke ve Rehin Talimat Mektubu"na dayanmıştır. Ancak temyize konu kararın verildiği 13.01.2015 tarihli ilk celsede ise cevap dilekçesinde belirtilmesine rağmen davalının dayandığı delilleri bildirmesi için kendisine süre verilmediği ve HMK'nun 140/5 maddesinin dava konusu olayda uygulanmadığı görülmüştür. 

Bu sebeple, Mahkemece yapılması gereken iş, davalının cevap dilekçesinde dayandığı delilleri sunması için davalıya süre ve imkan verilmesi, davalı tarafından, dayanılan bilgi ve belgelerin sunulması durumunda öncelikle üçüncü kişi Banka'dan, davalı borçlu Şirket ile Banka arasında imzalanan sözleşmelere ilişkin ödeme planının ve varsa tahsilât makbuzlarının getirtilip, haciz müzekkeresinin davalı Banka'ya tebliğ edildiği tarih itibarı ile Banka'ya olan borcun varlığını koruyup korumadığı, borç var ise ne kadar olduğu, Bankanın herhangi bir riskinin olup olmadığı, varsa miktarının belirlenmesi, dosyadaki diğer deliller gözetilerek Banka hesap işleri konusunda uzman bilirkişi heyetinden ayrıntılı rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.” (EK-21 Y. 8. HD. 27.03.2017, 2015/5381 E. - 2017/4426 K.)

&&&

“… Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun 140/5. maddesi "Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir" hükmünü, aynı Kanun'un 322. maddesinin 1. bendi ise "Bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanr." hükmünü taşımaktadır.

Temyize konu dava dosyasında, davacı 3. kişi vekili, 28.10.2014 tarihli dava dilekçesi içeriğinde takip borçlusuyla yapılan Genel Kredi sözleşmesine ve yine borçlu şirketle imzalanan "Ticari Kredi Uygulamasına İlişkin Nakit Blokaj Mevduat Hesap Rehin Sözleşmesi"ne dayanmıştır. Ancak temyize konu kararın verildiği 29.01.2015 tarihli ilk celsede ise dava dilekçesinde belirtilmesine rağmen davacının sunmadığı delilleri sunması için kendisine süre verilmediği ve HMK'nun 140/5. maddesinin dava konusu olayda uygulanmadığı görülmüştür. 

Bu sebeple, Mahkemece yapılması gereken iş, davacının dava dilekçesinde dayandığı delilleri sunması için süre ve imkan verilmesi, davacı tarafından, dayanılan bilgi ve belgelerin sunulması durumunda öncelikle üçüncü kişi Banka'dan, davalı borçlu şirket ile Banka arasında imzalanan sözleşmelere ilişkin ödeme planının ve varsa tahsilât makbuzlarının getirtilip, haciz müzekkeresinin davalı Banka'ya tebliğ edildiği tarih itibarı ile Banka'ya olan borcun varlığını koruyup korumadığı, borç var ise ne kadar olduğu, Bankanın herhangi bir riskinin olup olmadığı, varsa miktarının belirlenmesi, dosyadaki diğer deliller gözetilerek Banka hesap işleri konusunda uzman bilirkişi heyetinden ayrıntılı rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.” (EK-22 Y. 8. HD. 28.11.2017, 2015/12229 E. - 2017/15799 K.)

 &&&

“… Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

1- 6100 sayılı HMK'nun 140/5. maddesi "Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir" hükmünü, aynı Kanun'un 322. maddesinin 1. bendi ise "Bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanr." hükmünü taşımaktadır.

Temyize konu dava dosyasında, davacı 3. kişi vekili dava dilekçesinde, ibraz ettiği delillerin yanısıra tanık deliline de dayanmıştır. Davalı alacaklı vekili ise cevap dilekçesinde delil olarak Ticaret Sicil kayıtları, SGK kayıtları ve nüfus kayıtlarına dayanmıştır. Ancak temyize konu kararın verildiği 24.12.2014 tarihli ilk celsede Mahkemece HMK'nun 73, 81, 82, 83, Avukatlık Kanunu'nun 41., Tebligat Kanunu'nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligatın zorunlu olduğu nazara alınmadan alacaklı asıla ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiye çıkarıldığı, bu şekilde davalı alacaklı vekilinin yokluğunda yargılama yapıldığı ve HMK'nun 140/5 maddesinin dava konusu olayda uygulanmadığı görülmüştür.

Hal böyle olunca; Mahkemece ön inceleme duruşmasında taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık ihtarlı kesin süre verilmeden, dayanılan deliller toplanılıp araştırılmadan, tanık listesi sunma imkanı tanınmadan karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlali (HMK m. 27) olduğu gibi HMK 297/c maddesine de aykırı olarak sonuca nasıl varıldığı anlaşılamayacak şekilde hüküm kurulması da doğru olmadığından kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.” (EK-23 Y. 8. HD. 19.12.2017, 2015/12321 E. - 2017/17138 K.)

SONUÇ           : Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, basit yargılama usulünün getiriliş amacı, basit yargılama usulünü düzenleyen madde hükümlerinin gerekçeleri ve son olarak doktrindeki görüşlerden hareketle, basit yargılama usulüne tabi bir davada, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için HMK m. 145 hükmü ve tanık deliline dilekçeler teatisinde dayanmak kaydıyla tanık delili hariç olmak üzere, herhangi bir süre verilemeyeceği dolayısıyla da HMK m. 140/5 hükmünün uygulanamayacağı kanaatinde olduğumuzu tekrar belirterek her türlü takdir hakkı sayın Yargıtay Birinci Başkanlığı’na ait olmak üzere TALEP KONUMUZA AİT YARGITAY HUKUK GENEL KURULU VE YARGITAY HUKUK DAİRELERİ’NCE VERİLMİŞ OLAN İÇTİHATLAR ARASINDAKİ FARKLILIKLAR NEDENİ İLE İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNİ saygı ile dilerim. 14.05.2018

Talep Eden
Av. Fatih KARAMERCAN

EKİ         : Başvuru dilekçesinin CD olarak Word formatında sunumu.

1-) BOLAYIR, Nur. Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hâkimin Rolü, İstanbul, 2014, s. 245.

2-) KURU, Baki; ARSLAN, Ramazan; YILMAZ, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 6100 Sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara, 2011, s. 296.

3-) PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara, 2013, s. 507.

4-) YILMAZ, Ejder, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 3. Baskı, Ankara, s. 1839.

5-) ERDÖNMEZ, Güray, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı, İstanbul Barosu Dergisi, C: 87, Y: 2013, S: 5, s. 47.

6-) TANRIVER, Süha, Medenî Usûl Hukuku, C: I, Ankara, 2016, s. 807.

7-) KURU, Baki, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 233.

8-) ARSLAN, Ramazan; YILMAZ, Ejder; TAŞPINAR AYVAZ, Sema, Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 2017, s. 320.

9-) PEKCANITEZ, Hakan, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul, 2017, s. 1146.

10-) GÖRGÜN, L. Şanal; BÖRÜ, Levent; TORAMAN, Barış; KODAKOĞLU, Mehmet, Medenî Usûl Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2017, s. 310.

11-) Y. 9. HD. 13.01.2016, 2014/27399 E. - 2016/668 K.

12-) PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara, 2013, s. 862.

13-) BOLAYIR, Nur, Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hâkimin Rolü, İstanbul, 2014, s. 245.

14-) TANRIVER, Süha, Medenî Usûl Hukuku, C: I, Ankara, 2016, s. 1064.

15-) KURU, Baki, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 861.

16-) ATALI, Murat, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul, 2017, s. 2098, 2099.

17-) BUDAK, Ali Cem; KARAASLAN, Varol, Medenî Usul Hukuku, Ankara, 2017, s. 299.

18-) GÖRGÜN, L. Şanal; BÖRÜ, Levent; TORAMAN, Barış; KODAKOĞLU, Mehmet, Medenî Usûl Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2017, s. 633.

19-) Y. HGK. 22.03.2017, 2015/8-881 E. - 2017/518 K.

20-) Y. 3. HD. 17.10.2017, 5440/14047 sayılı Kararı.

21-) Y. 8. HD. 27.03.2017, 2015/5381 E. - 2017/4426 K.

22-) Y. 8. HD. 28.11.2017, 2015/12229 E. - 2017/15799 K.

23-) Y. 8. HD. 19.12.2017, 2015/12321 E. - 2017/17138 K.

 

BAŞVURU SONUCU: