KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

HAKSIZ EL KOYMA ÖNCESİ VE SONRASI ARAÇTAKİ DEĞER KAYBI GERÇEK ZARARI OLUŞTURUR.

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/4-3012
KARAR NO   : 2021/243

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ               :
 İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                         : 14/03/2017
NUMARASI                 : 2016/508 - 2017/76
DAVACI                       : D.K. vekili Av. M.Y.
DAVALI                       : Maliye Hazinesi Adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili Av. T.K.

1. Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çıkar amaçlı suç örgütüne yardım etmek suçunu işlediği iddiasıyla 29.08.2000 tarihinde tutuklanıp 20.11.2000 tarihinde tahliye edildiğini, İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanarak, aynı mahkemenin 11.03.2004 tarihli ve 2000/2.9 E., 2004/.1 K. sayılı kararıyla beraat ettiğini, soruşturma ile birlikte el konulan 34 AY 8.0 ve 34 NF 8.3 plakalı araçlarının trafik vakfına çekilerek alıkonulduğunu, defalarca talep edilmesine rağmen iade edilmediğini ve ancak nihai karar ile iadesine karar verildiğini, karar kesinleştikten sonra iade edilmek istenmiş ise de beş yıl parkta bekleyen araçların kullanılamaz hâle geldiğini, bu nedenle Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesi marifetiyle tespit yaptırıldığını ve alınan rapora göre 59.000 TL tutarında zarar oluştuğunun belirlendiğini, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 466 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat ile trafik vakfının otoparkında uzun süre bekletilmesi nedeniyle kullanılamaz hâle gelen araçlarda tespit raporuyla belirlenen toplam 59.000TL tutarındaki zararın (hasar bedelinin) tazmini için 13.02.2006 tarihinde dava açıldığını, İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.06.2012 tarihli ve 2010/279 E., 2012/238 K. sayılı kararı ile 5.000TL manevi tazminata ve 168,20 TL maddi tazminata hükmedilerek araçlarda oluşan hasar ile ilgili zararın hukuk mahkemesinde açılacak dava ile takip edilebileceğine karar verildiğini, temyiz aşamasında Yargıtay’ın bu konuya değinmediğini, ayrıca İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.02.2008 tarihli kararı ile zarar tazmini yönündeki talep için hukuk mahkemesine başvurulması gerektiği yönünde karar verildiğini belirterek, hukuka aykırı el koyma sonucu araçlarda meydana gelen 59.000 TL zararın el koyma tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 5271 sayılı CMK’nın 142/1. ve 2. maddesinin “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. (2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır” şeklinde düzenlendiğini, ceza yargılaması sonucunda beraat kararının kesinleştiği tarihe göre tazminat davasının zamanında açılıp açılmadığının araştırılması gerektiğini, zamanaşımı def’i ve görev itirazında bulunduklarını bildirerek esas yönünden de davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2015 tarihli ve 2014/295 E., 2015/177 K. sayılı kararı ile; davacının 2000 yılında İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince çıkar amaçlı suç örgütüne yardım etmek suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildiği ve davacıya ait 34 AY 8.0 ve 34 NF 8.3 plakalı araçlara el konularak kayıtlarına şerh konulduğu, mahkemenin 11.03.2004 tarihli kararı ile araçların karar kesinleştiğinde iadesine karar verildiği, mahkeme safahatında davacı vekilince mahkemeden defalarca talepte bulunulmasına rağmen araçların iade edilmediği, ancak karar kesinleştiğinde iade edildiği, davacı tarafın Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak zararının tespitini talep ettiği, alınan bilirkişi raporuna göre araçlarda toplam 59.000 TL zarar meydana geldiğinin tespit edildiği, davalı tarafın zamanaşımı ve görev itirazının yerinde olmadığı ve davacının bu zararını karşılaması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 59.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının el koyma tarihinden itibaren faiz talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.11.2015 tarihli ve 2015/12406 E., 2015/13770 K. sayılı kararı ile; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile,“… Davaya konu olayda; İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi 2005/1196 sayılı müteferrik kararı ile 14/12/2005'te davacı vekilinin talebi üzerine araçlar üzerindeki tedbirin beraat kararı kesinleştiği için kaldırılmasına karar vermiştir. Karar gereği araçlar davacıya iade edilmiş, ardından davacı tarafından araçlar üzerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması talebiyle tespit isteminde bulunulmuş ve Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 2006/22 D. iş sayılı dosyası üzerinden yapılan keşif sonucunda makina mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda her iki araç için de motorun, sökülüp genel bakım, dört lastiğin değişimi ve hareketli tüm parçaların bakımı için gerekli giderler ayrı ayrı hesaplanmıştır. Bu şekilde araç hasarı hesaplandıktan sonra ayrıca bir de araçların piyasa değeri belirlenerek araçlarda oluştuğu ileri sürülen değer kaybı tespit edilmiş ve mahkemece bu miktara tazminat olarak hükmedilmiştir.

Şu hâlde; mahkemece haksız el koyma nedeniyle araçta bir hasar oluşmuşsa bunun tespit edilerek tazminat olarak hükmedilmesi gerekirken araçtaki değer kaybına hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.03.2017 tarihli ve 2016/508 E., 2017/76 K. sayılı kararı ile önceki karar gerekçeleri genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; haksız el koyma nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istemine ilişkin eldeki davada, mahkemece hükmedilecek tazminatın hesabında araçların 6 yıl boyunca yediemin deposunda tutulması nedeniyle değer kaybının dikkâte alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

13. Borçlar hukukunda sorumluluk nedenleri arasında düzenlenen haksız fiil hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Borçlar hukukunda genel kural, kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu olmakla birlikte, kusur aranmayan sorumluluk (kusursuz sorumluluk) hâlleri de bulunmaktadır.

14. Hukuka aykırı fiiller, hukuk düzeninin tasvip etmediği fiillerdir. Bu gibi fiilleri gerçekleştirenlere hukuk düzeni fiilden meydana gelen zararı tazmin mükellefiyeti yükler. Şu hâlde hukuk düzeninde hukuka aykırı fiillere izafe edilen hukuki netice, fiilden meydana gelen zararı tazmin borcunun doğmasıdır.

15. Haksız el koyma tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (BK) göre haksız fiil sorumluluğu, kural olarak (istisnası kusursuz sorumluluk hâlleri) zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK’nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında;

“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir.

16. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

17. Gerek BK’nın 41. maddesi gerekse TBK’nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır.

18. BK’nın 41. maddesi (TBK’nın 49. maddesi) uyarınca haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiilin bulunması, kusurun bulunması, hukuka aykırı fiille zarar verilmesi ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Böylelikle haksız fiilin; hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve uygun illiyet bağından ibaret olmak üzere dört unsuru bulunduğu söylenebilir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemeyecektir.

19. Haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için öncellikle sorumlu tutulacak kişinin işlediği bir fiilin bulunması gerekmektedir. Kendisinden tazminat istenen şahsın bir fiili yoksa sorumluluğu da söz konusu olmaz.

20. Bununla birlikte haksız fiil sorumluğunun doğabilmesi için sadece fiilin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda fiilin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Kanunlarımız bir fiilin nasıl ve hangi niteliklere sahip olduğu takdirde hukuka aykırı sayılacağını açıklamamıştır. Genel bir ifadeyle denilebilir ki hukuka aykırılık, kişilerin mal ve şahıs varlıklarını doğrudan doğruya koruyan emredici bir hareket tarzı kuralına aykırılık hâlinde ortaya çıkmaktadır (Tunçomağ, K.: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, İstanbul 1976, s.506).

21. Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu için aranan diğer ve en önemli şartlarından biri de hukuka aykırı fiili işleyen kişinin kusurlu olmasıdır. Hukuka aykırılık, fiilin bir hukuk kuralına aykırı olduğunu, kusur ise bu hukuk kuralına aykırı fiile ilişkin iradesi sebebiyle fiili işleyen kişinin davranışının kınanan bir davranış olmasını ifade eder.

22. Haksız fiil sorumluluğundan söz edebilmek için gereken diğer bir şart ise zararın ortaya çıkmasıdır. BK'nın 41 (TBK'nın 49.) maddesi zarardan bahsetmekle beraber kanunda zarar tanımı yapılmamıştır. Doktrin ve yargısal içtihatlarda zarar “geniş anlamda zarar” ve “dar anlamda zarar” olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

23. Geniş anlamda zarar, bir kişinin mal varlığında veya kişi varlığında (manevi varlığında) iradesi dışında meydana gelen eksilmeler olarak tanımlanmaktadır (Tandoğan H: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 63). Buna karşılık “dar anlamda zarar” teknik anlamdaki maddi zararı ifade etmekte olup, bu zarara mal varlığı zararı da denilmektedir.

24. Maddi zarar bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen azalmadır. Mal varlığının zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark zararı oluşturur (Nomer, H.: Haksız Fiil Sorumluluğunda Maddi Tazminatın Belirlenmesi, İstanbul 1996, s. 6 vd.).

25. Ortaya çıkış zamanı bakımından zarar; mevcut, müstakbel ve muhtemel zarar olarak ayrıma tabi tutulmaktadır. Mevcut zarar, zararın hesap edildiği tarihe kadar gerçekleşmiş olan zarardır. Müstakbel zarar ise, bu tarihte gerçekleşmiş olmayan fakat başka bir unsurun eklenmesine gerek olmaksızın normal olarak gerçekleşmesi beklenen zarardır. Sağ kolu kesilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması sebebiyle uğrayacağı zarar müstakbel zarara örnektir. Müstakbel zararın miktarının ispatı imkânsızdır. Bunu hâkim takdir edecektir. Muhtemel zarar ise henüz var olmayan ancak eklenecek bir riskin gerçekleşmesi hâlinde var olma ihtimali bulunan zarardır (Oğuzman, K./Öz, T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.2, İstanbul 2013, s. 43 vd.).

26. Hukuka aykırı bir fiil işleyen kimse ancak bu fiilinin sebep olduğu zararları tazminle yükümlüdür. Fiil ile arasında uygun illiyet bulunmayan bir zararın tazmini istenemez. Fakat fiille uygun illiyet bağı bulunan bütün zararlardan faili sorumlu tutmak da adil olmayabilir. Hayat tecrübelerine göre, bir fiilin, olayların normal akışında meydana getirebileceği zararlarla olan mantıki illiyet bağına uygun illiyet bağı denilmektedir. Uygun illiyet zinciri içinde bir sebebin zararı meydana getirmeye uygun bir sebep olup olmadığı araştırılacaktır.

27. BK’nın “Tazminat Miktarının Tayini” üst başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında hâkimin, olayların özelliklerine ve durumun gereğine göre zararın miktarını tespit edeceği hükme bağlanmıştır. Burada hâl ve mevkiin icabından amaç, somut olayın niteliğidir.

28. TBK’nın 51. maddesi de benzer bir hüküm içermekte olup, kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir.

29. Önemle belirtilmelidir ki hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder (Uyar, T.: Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, C.1, Ankara 1990, s. 549). Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşmamalıdır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2020 tarihli ve 2017/4-1483 E., 2020/876 K.; 19.02.2019 tarihli ve 2017/14-2008 E., 2019/172 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

30. Eş söyleyişle, tazminat miktarının belirlenmesinde zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.

31. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava haksız el koyma nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup, yerel mahkemece davacının 2000 yılında İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince çıkar amaçlı suç örgütüne yardım etmek suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildiği ve kendisine ait 34 AY 8.0 ve 34 NF 8.3 plakalı araçlara el konularak kayıtlarına şerh verildiği, mahkemenin 11.03.2004 tarihli kararı ile araçların karar kesinleştiğinde iadesine karar verildiği, yargılama safahatında davacı vekilince mahkemeden defalarca talepte bulunulmasına rağmen araçların iade edilmediği, ancak karar kesinleştiğinde iade edildiği gerekçesiyle Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan tespit sonucunda alınan bilirkişi raporuna istinaden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

32. Uyuşmazlık haksız eylemden kaynaklandığına göre zarar doğrucu eylem zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise zarar verenin tazminat borcu da o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka deyişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla aynı durum tesis edilebilsin.

33. Hâl böyle olunca; davacının araçlarına haksız el konulması sonucunda el koyma öncesi araçların değerleri ile el koyma sonrası değerleri arasındaki fark davacının gerçek zararını oluşturacağından, yerel mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

34. Ne var ki, Özel Dairece zarar miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin zarar miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Ancak karar düzeltme yolunun açık olması nedeniyle öncelikle mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile eklenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme açık olmak üzere, 11.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.