KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

İTİRAZIN İPTALİ DAVALARINDA TAKİP DAYANAĞI BELGELER DIŞINDA BAŞKA BELGELERE GÖRE ALACAĞIN TESPİT EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/11-1299
KARAR NO   : 2021/779

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ              : 
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                        : 17/03/2016
NUMARASI                : 2016/74 - 2016/129
DAVACI                      : S. Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş. vekili Av. E.N.E.
DAVALI                      : C.S. Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.

1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:  

4. Davacı vekili; davalının müvekkili şirket tarafından yapılan bazı sigorta sözleşmelerinde aracılık yaptığını, bu kapsamda davalının müvekkili şirket ile dava dışı Yücel T. (Y. Makine Gemi İnşaat İnsan Kaynakları Sanayi Ticaret) arasında yapılan sigorta sözleşmelerinin primlerini sigorta ettirenden tahsil etmesine rağmen müvekkili şirkete aktarmadığını, bu sözleşmeler gereğince düzenlenen poliçeler üzerinden tahakkuk eden primlerin müvekkili tarafından sigorta şirketine ödendiğini, öte yandan davalının müvekkili şirkete ödemesi gereken primler karşılığında 30.000 TL bedelli bir adet çeki cirolayarak verdiğini, bilahare kısmi ödemelerde bulunduğunu ve bakiye borcunu ödemekten kaçındığını, müvekkilini oyalaması neticesinde çekin bankaya ibraz edilemediğini, bunun üzerine bakiye borç miktarı olan 6.349,20 TL için Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5.79 sayılı dosyası ile kambiyo vasfını yitiren çeke dayalı olarak ilamsız icra takibi yapıldığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu ileri sürerek davalının icra takibine vaki itirazının iptali ile %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı; icra takibine konu 31.05.2012 keşide tarihli 30.000 TL bedelli çeke karşılık banka aracılığı ile değişik tarihlerde toplam 27.500 TL ödeme yaptığını, davacı ile yapılan anlaşma gereğince kendisine ödenmesi gereken 3.750 TL'lik komisyonun da düşülmesinden sonra söz konusu çekten dolayı davacıya borcunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

6. Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.09.2014 tarihli ve 2014/606 E., 2014/240 K. sayılı kararı ile; sigorta sözleşmesi için müşteri bulma hususunda taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, bu ticari ilişkinin 13.08.2012 tarihine kadar devam ettiği, icra takip tarihi itibari ile davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davalıdan 6.349,20TL alacağının bulunduğu, davacının taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki işlerden dolayı toplam 5.110,41 TL komisyon elde ettiği, taraflarca komisyon oranı belirlenmediği için teamül gereği komisyon tutarının %50 oranında paylaşılmasının gerektiği, davalının komisyon alacağının 6.349,20 TL davacı alacağından mahsup edilmesi sonucu davacının davalıdan 3.794 TL asıl alacağının bulunduğu, ayrıca icra takip tarihi itibari ile işlemiş faiz tutarının toplam 434,37 TL olarak hesaplandığı gerekçesiyle yapılan takibin 4.228,37 TL'lik kısmına yönelik davalı itirazının iptaline ve %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.09.2015 tarihli ve 2015/9778 E., 2015/9511 K. sayılı kararı ile; “… Dava, çeke dayalı alacağın tahsili için yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalı tarafından icra takibine konu çekin 27.500,00 TL'lik kısmının davacıya ödendiği ispatlanmış olup, ayrıca davalının takas mahsup defi karşısında bilirkişi raporunda hesaplanan 2.500,00 TL komisyon ücreti de taraflarca kabul edilmektedir. Bu durumda, mahkemece açıklanan hususlar göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, tarafların tüm ticari ilişkisi ele alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2016/74 E., 2016/129 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, icra takibinin kambiyo senetlerine mahsus takip değil genel haciz yoluna mahsus bir takip olduğu, nitekim icra takip talebinde sigorta prim borcunun talep edildiği, bu nedenle icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan sigorta prim alacağı tespit edilerek buna göre karar verildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilamsız icra takibinde borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş çekin gösterilmesi karşısında taraflar arasındaki uyuşmazlığın söz konusu çek kapsamında mı yoksa tarafların tüm ticari ilişkisi ele alınarak mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nin 87.) maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukukî sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.

14. Bilindiği gibi genel icra hukuku ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 24 ve devamı maddelerinde mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceği düzenlenmiş iken; İİK’nin 42 ve devamı maddelerinde de ilamsız icra prosedürüne yer verilmiştir. İİK’nin 42. maddesinde yer alan “Bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yoliyle veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan eder” düzenlemesinden de açıkça anlaşıldığı gibi ilamsız icra yolu ile takip yalnız para ve teminat alacakları için kabul edilmiştir. Bu takip yolunda alacaklının icra takibine başvurabilmesi için elinde mahkeme ilamına ihtiyacı olmadığı gibi, alacağın yazılı bir belgeye ya da senede dayandırılması zorunluluğu da yoktur.

15. Bütün takip yollarında olduğu gibi yapılacak olan takip, alacaklının icra dairesine yazılı, sözlü ya da elektronik ortamda yaptığı takip talebi ile başlamaktadır. Takip talebi; İİK’nin 58. maddesindeki ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’nin 20. maddesindeki geçerlilik şartlarını taşıdığı takdirde bu talebi alan icra dairesi, borçluya İİK’nin 60. maddesine uygun olarak bir ödeme emri gönderir. Takip talebi alacaklı tarafından yapılır ve icra dairesinin takip işlemleri ödeme emri aşaması ile başlar. Geçerli bir takip talebini alan icra dairesi; genel haciz yolu ile takipte, istenen alacağın mevcut ya da muaccel olup olmadığını veya zamanaşımına uğrayıp uğramadığını araştıramaz. Bu itirazlar ancak; kendisine gönderilen ödeme emri ile hakkında icra takibi başlatıldığını öğrenen borçlu tarafından ileri sürülebilir.

16. Hemen belirtilmelidir ki; ödeme emri takip talebine uygun olarak düzenlenmelidir. İİK’nin 60. maddesinde belirtildiği üzere, ödeme emri iki nüsha olarak düzenlenir. Borçluya takip talebi değil ödeme emri gönderilmektedir. Başka bir deyişle ödeme emrinin nüshası borçluya gönderilir, diğeri icra dosyasına konulur. Alacaklı isterse kendisine ayrıca tasdikli bir nüsha verilir. Nüshalar arasında fark bulunduğu takdirde borçludaki muteber sayılır.

17. Takip talebinde bulunan alacaklı yapmış olduğu takibin içeriğini ve alacağın kaynağını usulüne uygun olarak belirtmelidir. Başka bir deyişle alacaklı yapmış olduğu takip talebini kontrol yükümlülüğü altındadır. Genel haciz yoluyla yapılan ilamsız icra takibinde alacaklı alacağını bir belgeye bağlamak zorunda olmadığı ve icra dairesinin şeklî inceleme yapmak zorunda olduğu unutulmamalıdır. Kanun bu sıkı şekil şartları nedeniyle; icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemlerin Kanun’a ya da olaya uygun olmaması durumunda icra mahkemelerine yedi gün içinde şikâyet yoluna başvurulabileceğini düzenlemiş ve bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilineceğini belirtmiştir. Zira İİK’nin 61. maddesine göre gönderilen ödeme emrinin kendisinden beklenen sonuçları doğurması, ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesi ile mümkündür. Bu tebliğden sonra borçlu süresinde takibe itiraz ettiğinde itiraz ile kendiliğinden duran takibe devam edilebilmesi için alacaklının ya itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali yoluna başvurması gerekir.

18. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davası İİK’nin 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, bu davanın açılabilmesi için; ilamsız takip yapılmış olması, borçlunun bu takibe itiraz etmesi, alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmaması ve itirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması gerekmektedir. İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı ise itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır.

19. İtirazın iptali davası yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde kanıt yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonucunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.

20. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.

21. Kısmî ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’nin 101. maddesi gereğince, birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir; borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. TBK’nin 102. maddesi gereğince de kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K; 27.01.2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.

22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı alacaklının takip talebinde 6.349,20 TL sigorta prim borcu, 760,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.110,06 TL alacaklı olduğunu belirttiği, borcun sebebi olarak “31.05.2012 tarihli adi senet” gösterildiği ve takip talebine 31.05.2012 düzenleme tarihli 30.000TL bedelli kambiyo vasfını yitirmiş çekin eklendiği, icra müdürlüğünce düzenlenen 08.05.2013 tarihli ödeme emrinde ise; “6.349,20 TL sigorta prim borcu, 760,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.110,06 TL’nin takip tarihinden itibaren (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla) asıl alacağa işleyecek reeskont iskonto faizi, icra masrafları ve vekâlet ücreti ile birlikte (tahsilde tekerrür olmamak üzere) tahsili (TBK 100. maddesi gereğince kısmi ödemelerin öncelikle faiz ve masraflardan mahsubu) talebidir” beyanının yanında borcun kaynağı kısmında “31.05.2012 tarihli adi senet” açıklamasına yer verildiği, icra dosyasına taraflar arasındaki açık hesap dökümünün sunulmadığı anlaşılmaktadır.

23. Tarafların sigorta aracısı olduğu, davalı tarafından davacı aracılığıyla sigorta sözleşmesi yapılması ve sigorta şirketinden alınan komisyonun paylaşılması hususunda taraflar arasında sözleşme bulunduğu, sözleşme gereğince taraflar arasındaki ilişkinin açık hesapta takip edildiği dosya kapsamı ile sabittir. Her ne kadar icra takip talebinde asıl alacağın yanına “sigorta prim borcu” ibaresi yazılmış ise de borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş 31.05.2012 tarihli çek gösterilmiştir. Anılan çekte davalı lehtar, davacı ise çeki lehtardan ciro yoluyla devralan hamil konumundadır. Anılan çekin davalı tarafından dava dışı sigorta ettiren Yücel T.’den tahsil edilecek primlere karşılık davacıya verildiği uyuşmazlık dışıdır.

24. Öte yandan icra takibinde borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş 31.05.2012 tarihli çek gösterilmiş ise de bu husus dava dilekçesinde de “davalı tarafından verilen 30.000 TL bedelli çekin bir kısmının ödendiği, davalının bakiye borcunu ödemekten kaçındığı için icra takibi yapıldığı” şeklinde belirtilmiştir. Buna rağmen mahkemece, itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı bir dava olduğu hususu dikkate alınmadan taraflar arasındaki tüm açık hesap ilişkisi gözetilerek karar verilmiştir. Oysa itirazın iptali davaları icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğundan, alacaklının takipte dayandığı belgeler dışında başka belgelere göre alacağın tespit edilmesi bu davada mümkün değildir. Davacının icra takibine dayanak belge dışında açık hesap ilişkisinden kaynaklanan başka alacakları varsa onlar için ayrıca icra takibi yapması veya alacak davası açması gerekecektir.

25. Davalı tarafından “çeke istinaden” ibaresiyle icra takibine konu kambiyo vasfını yitirmiş çekin 27.500 TL'lik kısmının davacıya ödendiği ispatlanmış ve ayrıca davalının takas mahsup def'i karşısında bilirkişi raporu ile davalının davacıdan 2.555,20 TL komisyon alacağı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda mahkemece açıklanan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.

26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalının ödeme savunmasının taraflar arasındaki açık hesap ilişkisine göre incelenmesi ve yapılan ödemeler ile alacaklar belirlendikten sonra buna göre takip talebinde istenen alacağın varlığının belirlenmesinin hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan açık hesap ilişkisine göre komisyon alacağı tespit edilerek karar verildiği göz önüne alındığında direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440-III/1 maddesi gereğince miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.06.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

Takip kambiyo senedine bağlı olmayıp, zaman aşımına uğrayan bu nedenle delil başlangıcı olarak kabul edilen çeke dayalıdır. Bu durumda esas ilişkinin belirlenmesi gerektiğinden, dosyada buna yönelik delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekip, bu nedenle mahkeme kararının onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Battal YILMAZ
Üye

BİLGİ : "Takip talebinde yer almayıp ödeme emrinde yer alan fatura itirazın iptali davasının konusu olabilir" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17 Eylül 2019 tarihli kararı için bkz.

http://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/takip-talebinde-yer-almayip-odeme-emrinde-yer-alan-fatura-itirazin-iptali-davasinin-konusu-olabilir

"Takip talebindeki faturalardan başka delil olarak ticari defterlere ve hesap ilişkisine dayanılamaz" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17 Eylül 2019 tarihli kararı için bkz.

http://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/takip-talebindeki-faturalardan-baska-delil-olarak-ticari-defterlere-ve-hesap-iliskisine-dayanilamaz

"Açık hesap ilişkisi olursa sadece takip konusu faturalar ve ödeme bakımından araştırma yapılmalıdır" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28 Mart 2018 tarihli kararı için bkz.

http://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/acik-hesap-iliskisi-sadece-takip-konusu-faturalar-ve-odeme-bakimindan-arastirma-yapilmalidir