ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI KESİNLEŞMİŞ İSE MUHDESATIN TESPİTİ DAVASI AÇILAMAZ.

KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.


11 May
2017

Yazdır

T.C.
YARGITAY
8. Hukuk Dairesi

ESAS NO      : 2013/23561 
KARAR NO   : 2014/16474

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ           :
Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                     : 27/10/2011
NUMARASI              : 2011/106 - 2011/244
DAVACI                    : Osman Ü.
DAVALI                    : Nazik Ü. vs.
DAVA TÜRÜ            : Mülkiyetin tespiti

Osman Ü. ile Nazik Ü. ve müşterekleri aralarındaki mülkiyetin tespiti davasının reddine dair Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.10.2011 gün ve 106/244 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili dava dilekçesinde Düzce 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2006/17.4 Esas ve 2009/6.4 Karar sayılı dava dosyasıyla 87 parsel bakımından ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, sonuçlandığını ve onanarak kesinleştiğini açıklayarak anılan parsel üzerinde bulunan tek katlı ev ile iki adet kuruluğun mülkiyetinin vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hanife S. 28.06.2011 tarihli yargılama oturumunda 87 sayılı parsel üzerindeki tek katlı ev ve iki adet kuruluğun davacı tarafından yapıldığım, ancak taşınmazın babasından kaldığını ve biz mirasçılara intikal ettiğini bildirmiştir.

Diğer davalılara dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamış ve cevapta vermemişlerdir.

Mahkemece; “...taşınmazla ilgili ortaklığın giderilmesi davasının açıldığını ve verilen kararın onanarak kesinleştiğini, yapılmış bir kamulaştırmanın da söz konusu olmadığını, isteğin muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğine ilişkin bulunduğunu, hukuki korunma ihtiyacının başka yolla tamamen giderilmesinin mümkün olduğu hallerde hukuki ilişkinin tespitini istemekte davacının hukuki yararının bulunmadığını.,..” gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın kimin tarafından yapıldığı isteğine ilişkindir.

Mahkemece, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu gerekçesine katılma olanağı bulunmamaktadır.

HUMK’da yer almamakla birlikte Yargıtay uygulaması gereğince “hukuki yarar ilkesi” davanın açılması bakımından dava şartı olarak kabul edilmekte ve uygulanmakta idi. 6100 sayılı HMK’nun hazırlanınca, uygulamadan esinlenerek bu hukuki yarar ilkesi kanun hükmü haline getirildi. HMK'nun dava şartları başlığını taşıyan 114/1-h bendinde, “davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması", ilkesinin dava şartları arasında sayıldığı görülmektedir. Hukuki yarar ilkesinin bulunduğu durumlarda mutlaka önce bir mahkemede davanın açılması, ondan sonra bu mahkemeden muhdesata ilişkin veya herhangi bir işin yapılması bakımından yetki alınmasına gerek olmadığı gibi önce bir şeyin icra takibine konulması belirli aşamalardan sonra icra müdüründen yetki alınması suretiyle herhangi bir davanın açılmasına da gerek bulunmamaktadır. Aksi halde hak arama yollarının kapatılması ya da sınırlandırılması söz konusu olacaktır.

Nitekim Anayasa'nın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip” olduğunu vurgulamaktadır. Hak arama yollarının açık tutulması esas olup, bunun kısıtlanması ya da tamamen kapatılması kişilerin, kurum ve kuruluşların takdirine bırakılamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de; hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkına vurgu yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da bu doğrultudadır.

Bu konuda Anayasa’nın 90. maddesinin de gözardı edilmesi olanaksızdır. Anayasa’nın 90/5. fıkrasına göre; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır,” Görülüyor ki temel hak ve özgürlüklere ilişkin hususlar konusunda çıkabilecek farklı hükümler olduğunda Milletlerarası Andlaşma hükümlerine üstünlük tanınmaktadır. Söz konusu bu hüküm ile de hak arama yollarının sınırlandırılması veya kapatılması anılan Anayasa'nın 90. maddesine aykırılık oluşturur.

Bundan ayrı hiç kimse; bir diğerini önce şu veya bu şekilde dava açmaya, takip yapmaya veya herhangi bir biçimde haraket etmeye ya da yol göstermeye zorlayamaz.

Bu bakımdan muhdesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesi için, çoğunluğun gerekçesinde açıkladığı gibi iki veya üç sebeple sınırlandırmak mümkün değildir. Kaldı ki bu sınırlandırmanın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Önemli olan hak ve özgürlüklerin önünün açık tutulmasıdır. Bu açıkça kişi ya da kurum ve kuruluşların hak arama özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelir. Bu nedenle bu görüşe katılmak mümkün değildir.

8. Hukuk Dairesi, 15.10.2007 tarih ve 2007/4224 Esas 2007/5537 Karar sayılı kararı ile; "... davacının taşınmazda paydaş olmadığı, paydaşlardan birisinden HARİCEN ve Geçersiz ADİ SENETLE taşınmazın bir bölümünü satın alarak üzerine davaya konu muhdesat nitelikli binayı yaptığı, davacının üçüncü kişi konumunda bulunduğu, bu konuda uyuşmazlık bulunmadığı, kayıt malikleri (paydaşlar) arasında ortaklığın giderilmesi davasının açıldığı, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verildiği takdirde parsel üzerinde bulunan muhdesatın taşınmazla (zeminle) birlikte satılacağı hususunda duraksama olmadığı, bu hale göre taşınmaz üzerinde bulunan evin değerinin ve kime ait olduğunun belirlenmesinde davacının (harici satış senedi sahibinin) hukuki yararı bulunduğu, bu bakımdan mahkemenin muhdesatın tespitine yönelik davacı talebinin reddine karar vermiş olmasında isabet görülmediği...” gerekçesiyle BOZMA sevk edilmiştir. Yerel Mahkemenin DİRENME kararı; daha geniş bir gerekçeyle HGK'nun 11.03.2009 tarih ve 2009/8-75 Esas 2009/116 Karar sayılı kararı ile BOZULMUŞTUR.

Görüldüğü gibi, 8. Hukuk Dairesi geçersiz harici satış sözleşmesi ile TAPULU taşınmazı satın alan ve tapu kaydı ile bir ilgisi dahi bulunmayan davacıya dahi muhdesatın kendisi tarafından meydana getirildiğinin (yapıldığının) tespiti davasında, davacının HUKUKİ YARARININ olduğunu kabul etmekte, Yüksek HUKUK GENEL KURULU'nca da davacının hukuki yararının olduğuna vurgu yapılmakta ve direnme kararının bozulmasına karar verilmektedir.

Yine Yüksek 7. Hukuk Dairesi'nin “... taşınmazla ilgili ortaklığın giderilmesi davasının açılmadığı, herhangi bir kamulaştırma işlemininde olmadığı, bu bakımdan davacının muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açmakta hukuki yararının kabul edilemeyeceği ve davanın reddi gerektiği yönündeki bozma ilamları, HGK'nun 05.10.2012 tarih ve 2012/7-334 Esas 2012/650; 28.03.2014 tarih ve 2013/7-670 Esas 2014/423 (bu karara konu muhtesatla ilgili dava açıldıktan sonra paydaşlar arasında ortaklığın giderilmesi davası açılmıştır. Halbuki hukuki yarar dava şartı olup davanın açıldığı tarihte aranır ve ilke bu olduğu halde, HGK böyle bir durumdaki davacının hukuki yararının olduğunu kabul etmiştir.) ve 31.07.2007 tarih ve 2007/7-830 Esas, 2007/801 (bu karara konu muhdesat aidiyetinin tespiti davasına ait yerel mahkeme kararının BOZULMASINDAN sonra paydaşlar arasında ortaklığın giderilmesi davası açılmıştır. HGK'nun ikinci kararı ile parantez içerisinde gösterilen bilgi bu karar içinde geçerlidir.) Karar sayılı kararları ile davacının hukuki yararınının bulunduğu kabul edilmiş Özel Daire’nin bozma ilamındaki iki gerekçeyle sınırlı görüşünü benimsememiştir.

Dosya kapsamından da anlaşıldığı üzere dava konusu 87 sayılı parselin ortaklığın giderilmesi davasına konu yapıldığı hakkında verilen kabul kararının Yargıtay denetiminden geçerek onandığı, dosya arasında bulunan tapu kaydına göre taşınmaz her ne kadar tarla niteliğinde ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden taşınmaz üzerinde tek katlı ev ve iki adet kuruluğun bulunduğu, elbirliği mülkiyetine tabi 87 sayılı parselin malikleri arasında yer alan davalı Hanife S.’in 28.06.2011 tarihli beyanı da gözetildiğinde davacının böyle bir davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu konusunda duraksamamak gerekir. Elbirliği mülkiyetine tabi 87 sayılı parsel satışa çıkarıldığında onun mütemmimcüzü (ayrılmaz parçası) durumunda bulunan tek katlı ev ile iki adet kuruluğun birlikte satışa çıkarılacağı bir gerçektir. Böyle bir durumda davacının hakkın özünden de yoksun kalacağı ve başka davalar açmak zorunda bırakılacağı her türlü kuşkudan uzaktır, Satış parasından tek katlı ev ve iki adet kuruluğun parasını alması için yine davacının böyle bir davayı açma zorunluluğu vardır.

Yapılan tüm bu açıklamalar gözetildiğinde davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmesi hakkın özünü şekle feda edilmesi anlamına gelebilir.

HMK'nun 106/2. bendi uyarınca davacının bu tür davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunmadığı da söylenemez.

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak ve ortaklığın giderilmesine konu dosyada getirtilerek birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının isteği hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulüyle yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan            Üye                         Üye                   Üye                      Üye
Y. ULUÇ         A. YALÇINKAYA       N. ŞİMŞEK       B. ERENSEVİ      A. ÇOLAK

 

 TÜRK MİLLETİ ADINA 
(GEREKÇELİ KARAR - RED)

T.C.
DÜZCE
2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO      : 2014/543 
KARAR NO    : 2015/272

DAVA                              : Mülkiyet (Tespit İstemli)
DAVA TARİHİ                   : 18/03/2011
KARAR TARİHİ                : 04/06/2015
KARAR YAZILMA TARİHİ : 10/06/2015

Mahkememizde görülmekte bulunan davanın yapılan açık yargılamasının sonunda;

G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

DAVA : Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; Düzce ili, Merkez ilçesi, Ç.B. köyü 87 parsel sayılı taşınmazda müvekkili ile davalıların müşterek malik olduklarını, söz konusu taşınmazın taraflara ortak muristen intikal etmiş olup, ortak muristen kalan diğer taşınmazlarla birlikte yapılan fiili miras taksimi gereği müvekkili tarafından kullanıldığını, müvekkilinin taşınmaz üzerine ev ve iki adet kuruluk inşa etmiş olup, halen bu yapıları kendisinin kullandığını, davalılar aleşhine dava konusu parselin taksimi için dava açıldığını, Düzce 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/17.4 E. 2009/6.4 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama kapsamında taşınmazlar üzerindeki yapıların keşif mahallinde tespit edildiğini, taşınmaz üzerinde bulunan yapıların müvekkili davacıya ait olduğunu beyan ederek mülkiyet iddiasında bulunmaları üzerine mahkemece davalılara yapıların aidiyeti konusunda bilirkişi raporlarının tebliğine karar verildiğini, tüm davalılara tebligat yapıldığını, davalıların yapılar ile ilgili itirazlarının olmadığını, buna rağmen gerekçeli kararda yapıların müvekkil davacıya ait olduğu, satış bedelinin muhdesatın taşınmaza oranı kadarının müvekkil davacıya ait olacağı konusunda bir karar verilmediğini ve kararın kesinleştiğini, taşınmazın satışının gerçekleştirilmesi halinde müvekkilinin mağdur olacağını, bu nedenlerle davanın kabulü ile Düzce ili, Merkez ilçesi, Ç.B. köyü 87 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki tek katlı ev, iki adet kuruluğun mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tespitine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında ise; dava dilekçesini tekrar ettiklerini, davalıların herhangi bir itirazının olmadığını, ancak karar sırasında muhdesate ilişkin hüküm kurulmasının sehven unutulduğunu, dava açmakta hukuki yararları olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini ifade etmiştir. 

CEVAP : Davalılara dava dilekçesi ve duruşma günü usulüne uygun tebliğ edilmiş, duruşmaya katılan davalı Hanife S. beyanında; açılan davaya bir diyeceğinin olmadığını, 87 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki tek katlı ev ve iki adet kuruluğun davacı tarafından yapıldığını, ancak taşınmazın babasından mirasçılara intikal ettiğini ifade etmiştir.

DELİLLER : 

- Düzce 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/17.4 Esas 2009/6.4 Karar sayılı dosyası celp edilmiş, incelenmesinde; Düzce Merkez B. köyü 87 parselin ortaklığının giderilmesine ilişkin davacı Osman Ü. tarafından dava açıldığı, mahkemece davanın kabulü ile ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 02.11.2010 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. 

- Mahkememizin 27.10.2011 tarih 2011/106 Esas 2011/244 Karar sayılı kararı ile davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 2013/23561 Esas 2014/16474 Karar sayılı bozma ilamı ile "davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmesi hakkın özünü şekle feda edilmesi anlamına gelebilir. HMK'nun 106/2 bendi uyarınca davacının bu tür davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunmadığı da söylenemez.Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak ve ortaklığın giderilmesine konu dosyada getirtilerek birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının isteği hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken hukuki yarar yokluğundan davanın reddine" gerektiğinden  bahisle bozularak mahkememize gönderilmiştir.

- Mahkememizce Yargıtay bozma ilamına uyulmayarak önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. 

GEREKÇE : 

- Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın davacı tarafa aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.

- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığı düşünülemeyeceğinden aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi mümkün değildir. 

Kural olarak tespit davalarının dinlenebilmesi için genel dava koşullarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Bu koşullar;

1- Hukuki ilişki : Tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişki oluşturabilir. Gerçekten tespit hükmü ancak hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez.

2- Hukuki yarar : Davacının tespitini istediği hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. 

Kural olarak davacının hukuki korunma ihtiyacını başka bir yolla tamamen giderebilmesinin mümkün olduğu hallerde, soyut hukuki ilişkinin tespitini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, bu nedenle tespit davası açamayacağı, bu olgunun sonucu olarak da kural olarak eda davası açılması mümkün olan hallerde, hukuki yarar bulunmaması nedeniyle tespit davasının açılamayacağı kabul edilmektedir. Bu hukuksal olgular ışığında duraksamasız belirtmek gerekirse HUKUKİ YARAR, DAVA KOŞULUDUR.

Somut olaya gelince; davaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesine ilişkin açılan davanın karara bağlanmış ve kesinleşmiş olduğu, görülmekte olan bir davanın bulunmadığı, taşınmazın kamulaştırılmasının da söz konusu olmadığı gözetildiğinde davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü gerekir.

Her ne kadar davalı Hanife S. davayı kabul etmişse de, hukuki yarar dava şartı olduğundan ve iştiraklı taşınmazlarda tüm maliklerin kabul beyanı zorunlu olduğundan kabulün hüküm doğurmadığı anlaşılmıştır.

Mahkememizde yapılan yargılama, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2014/16168 Esas 2015/1498 Karar, 2015/6308 Esas 9006 Karar, 2014/359 Esas 21440 Karar, 2014/25148 Esas, 2015/1609 Karar sayılı içtihatları ile benzer içtihatlarında da belirtildiği üzere, davanın taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti talebine ilişkin olduğu, hukuki korunma ihtiyacının başka yolla tamamen giderilmesinin mümkün olduğu hallerde hukuki ilişkinin tespitini istemekte hukuki yararın bulunmadığı, kural olarak eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açmakta hukuki yarar olmadığı, tespit davalarında, mahkemelerce hukuki yararın bulunup bulunmadığı re'sen gözetilmesi gerektiği, çünkü hukuki yararın dava koşulu olduğu, ortaklığın giderilmesine konu edildiği sırada ileri sürülmesi gereken bu talebin karar kesinleştikten sonra ileri sürülmesinde hukuki yarar olmadığı, mahkememizce verilecek tespit hükmünün satış yapılmamış olsa dahi davacının hukuki durumunu değiştirmeyeceği, davacının bu hükmü icra edemeyeceği, davacının açacağı sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasında bu iddiasını ileri sürüp kanıtlayabileceği anlaşıldığından davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddine dair verilen kararda direnilmesine  karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur. 

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay bozma ilamına uyulmayarak ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİNE, 

2- Davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile REDDİNE, 

3- Peşin alınan harcın mahsubu ile fazla yatırılan 130,10 TL harcın kararın kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, 

4- Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 

5- Davalı Muhammet Ü. kendini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince hesaplanan 1500 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya ödenmesine,

6- Gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine iadesine, 

Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde mahkememize ya da mahkememize verilmek üzere bir başka yer mahkemesine verilecek dilekçe yada tutanağa geçirilmek şartıyla bulunulacak beyanla, Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 04/06/2015

 

T.C.
YARGITAY
8. Hukuk Dairesi

ESAS NO      : 2016/21830
KARAR NO    : 2017/1222

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ           :
Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                    : 04/06/2015
NUMARASI             : 2014/543 - 2015/272
DAVACI                  : Osman Ü.
DAVALI                  : Nazik Ü. vs.
DAVA TÜRÜ           : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuş bozma kararı üzerine Mahkemece direnme kararı verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R 

Davacılar vekili, 87 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan tek katlı ev ile iki adet kuruluğun davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hanife S., parsel üzerindeki tek katlı ev ve iki adet kuruluğun davacı tarafından yapıldığını, ancak taşınmazın babasından mirasçılarına intikal ettiğini bildirmiş; diğer davalılar herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Mahkemece, davaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesine ilişkin açılan davanın karara bağlanmış ve kesinleşmiş olması, taşınmazın kamulaştırılmasının da söz konusu olmamasına göre davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, verilen karar Dairemizin 19.09.2014 gün 2013/23561 Esas 2014/16474 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, Mahkemece önceki hükümde direnilmesine karar verilmesi üzerine, anılan direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK'na eklenen Geçici 4/1. maddesi uyarınca, inceleme yapılmak üzere, dosya Dairemize gönderilmiştir.

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre mahkemece verilen direnme hükmünün yerinde bulunduğu anlaşıldığından, mahkemenin anılan kararının bozulmasına ilişkin Dairemizin 19.09.2014 gün 2013/23561 Esas 2014/16474 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan 04.11.2014 gün 2014/235 Esas 2014/449 Karar sayılı hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3,70 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 06.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan            Üye                          Üye                  Üye               Üye
F. AKÇİN         A. KELLECİOĞLU    İ. ŞİMŞEK       N. TAŞ           M. K. ÇETİN
 

İÇTİHAT YORUMU : Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2014 tarihli BOZMA ilamındaki, "Dosya kapsamından da anlaşıldığı üzere dava konusu 87 sayılı parselin ortaklığın giderilmesi davasına konu yapıldığı hakkında verilen kabul kararının Yargıtay denetiminden geçerek onandığı, dosya arasında bulunan tapu kaydına göre taşınmaz her ne kadar tarla niteliğinde ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden taşınmaz üzerinde tek katlı ev ve iki adet kuruluğun bulunduğu, elbirliği mülkiyetine tabi 87 sayılı parselin malikleri arasında yer alan davalı Hanife S.’in 28.06.2011 tarihli beyanı da gözetildiğinde davacının böyle bir davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu konusunda duraksamamak gerekir. Elbirliği mülkiyetine tabi 87 sayılı parsel satışa çıkarıldığında onun mütemmimcüzü (ayrılmaz parçası) durumunda bulunan tek katlı ev ile iki adet kuruluğun birlikte satışa çıkarılacağı bir gerçektir. Böyle bir durumda davacının hakkın özünden de yoksun kalacağı ve başka davalar açmak zorunda bırakılacağı her türlü kuşkudan uzaktır, Satış parasından tek katlı ev ve iki adet kuruluğun parasını alması için yine davacının böyle bir davayı açma zorunluluğu vardır." düşüncesine katılmak ile birlikte muhdesatın (aidiyetinin) tespiti davaları ile ilgili Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarındaki "taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir." görüşüne katılamamaktayız.

Muhdesatın (aidiyetinin) tespiti davaları açısından hukukî yararı bu üç dava ile sınırlandırarak formülize etmek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır. Ortaklığın giderilmesi davasının, kamulaştırma işleminin ve kentsel dönüşüm uygulamasının sonucunda verilecek karar o taşınmaz için yenilik doğurucu nitelikte bir karar olacaktır. Somut olayda, muhdesatın tabi bulunduğu taşınmaz ile ilgili başka bir yenilik doğurucu dava söz konusu olabilir. Örneğin; önalım (şuf’a) davası, geri alım davası veya tenkis davası da yenilik doğurucu bir hak niteliğindedir. (Bu konudaki çalışma için bkz. KARAMERCAN, Fatih, Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davalarında Hukukî Yarar Olgusu ve Yargıtay’ın Yorumu - (Arsa Üzerinde Başkasına Ait Taşınmaz (Muhdesat), İstanbul Barosu Dergisi, Cilt: 87, Sayı: 2013/6, s. 249-256)

http://www.istanbulbarosu.org.tr/files/Yayinlar/Dergi/doc/ibd201306.pdf)