YARGILAMANIN İADESİ KARARINA DAYANARAK ÖNCE OLUŞTURULAN TESCİLLERİN YOLSUZ OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEBİLİR.

KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.


24 Mar
2021

Yazdır

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2020/3148
KARAR NO    : 2020/5869

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

DAVA TÜRÜ          : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davanın davacıları tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Asıl ve birleşen davanın davacıları; davalıların, ortak miras bırakanları Selahattin M.′den kalan üç parça taşınmaz hakkında açtıkları ortaklığın giderilmesi ve devamındaki satış dosyalarında gerçek adreslerini bildirmeyip usulsüz tebligatlarla işlemleri kendilerinden gizlediklerini ve taşınmazardan 3 ve 5 nolu parselleri ihaleden satın alarak üzerlerine geçirdiklerini, bu şekilde sağlanan tescilin yolsuz nitelikte olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile tüm mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, işlemlerin usulüne uygun ve geçerli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, ortaklığın giderilmesi ve satış dosyalarındaki işlemlerin usulüne uygun yapıldığı, davacıların paylarına düşen parayı çekince bildirmeden aldıkları, dört yıl sonra açılan davanın iyiniyetli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden: 

1) Dava konusu 3 ve 5 nolu parseller ile dava dışı 97 nolu parselin tarafların miras bırakanı Selahattin M. adına kayıtlı iken, mirasçılardan Mehmet M.′in diğer mirasçıları davalı göstererek açtığı 1996/5.0 Esas ortaklığın giderilmesi davası sonucunda 3, 5 ve 97 parsel sayılı taşınmazların satışı yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verildiği (26.11.1996), davada tüm tarafların adresinin aynı adres olarak gösterildiği;

2) Satışına karar verilen parselleden 3 ve 5 nolu parsellerin izaleyi şüyu kararına dayanılarak satışının istendiği ve 2000/9 sayılı satış dosyasında 02.12.2002 tarihli ikinci ihalede eldeki davanın davalıları Mehmet, Celalettin, İsmail ve Fatih M. adlarına ihale edilip 1/4′er paylarla tapuya tescilinin sağlandığı, satış dosyasında da tüm mirasçıların adresinin ortaklığın giderilmesi davasındaki aynı adres gösterildiği; sonradan, anılan iki parselin imar uygulamasına tabi tutularak birçok parselin oluştuğu;

3) Mirasçılardan Abdullah (eldeki asıl davanın davacısı) ile Emine′nin 11.04.2003 tarihinde davalılar aleyhine 2003/2.8 Esas ihalenin feshi davası açtıkları, yargılaması sonunda, ″gazetede yapılmış olan ilanın tebligat yerine geçeceği″ gerekçesiyle davanın reddedildiği; 

4) Mirasçılardan Abdullah tarafından c.savcılığına yapılan şikayet üzerine, 09.04.2003 ve 16.05.2003 tarihli iddianamelerle davalılar hakkında Afyon 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2004/3.3 esas kamu davası açıldığı ve yargılaması sonunda davalılar Mehmet, Celalettin ve İsmail M.′in gerçeğe aykırı adres beyan ederek tebligat evrakının sahte ve gerçeğe aykırı biçimde düzenlenmesine sebebiyet verdiklerinden ötürü ″resmi belgede sahtecilik″ suçundan cezalandırılmalarına hükmedildiği (12.10.2006); dosyanın temyizi üzerine, Yargıtay 11. Ceza Dairesince, ″iddianamelerde sanıkların ′7201 s. Tebligat Yasasına muhalefet′ suçundan cezalandırılmalarının talep edildiği, resmi belgede sahtecilik suçundan bir dava açılmadığı, 7201 s. Tebligat Yasasına muhalefet suçu bakımından da zamanaşımı süresinin geçtiği″ gerekçesiyle kamu davasının düşürülmesine karar verildiği (13.09.2012);

5) Mirasçılardan Abdullah ile Emine′nin 03.04.2003 tarihinde Afyon 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları 2003/1.3 Esas yargılamanın iadesi davası ile 1996/5.0 Esas izaleyi şüyu davasının usulsüz ve geçersiz tebligatlar nedeniyle yargılamasının iadesini talep ettikleri, yargılama sonucunda, ″ ...somut olayda davalıların mezkur ortaklığın giderilmesi davasında ve müteakiben satış dosyasında davalılar konumundaki davacıların adreslerini bilmelerine rağmen hileli olarak gerçeğe aykırı olarak kendi ticari işletme adreslerini davalıların adresleri olarak bildirdikleri, tebligatların kendi işletme adreslerine yaptırdıkları, satış dosyasında da aynı adrese hile ile tebligatların yapıldığı, davacıların ortaklığın giderilmesi davasından ve satış dosyasından haberleri olmaksızın taşınmazların hileli olarak davalılar adına satışının yapıldığı, davalıların bu eylemleri nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmalarına ilişkin hüküm tanzim edildiği, davalıların kasten yanlış adres bildirmek suretiyle hileli eylemde bulundukları, davalıların HMK nın 375. maddesi 1. fıkrası h bendi gereğince “h) lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli davranışta bulunmuş olması” dikkate alınmakla hileli davranışta bulunarak usulsüz tebligat yapılmak suretiyle davalıların, davacıları mağdur ettiği anlaşılmakla, HMK. da yargılamanın iadesi sebeplerinden olan hile unsurunun gerçekleştiği bu hususun yargılamanın iadesi sebebi olduğu...″ gerekçesiyle yargılamanın iadesi isteğinin kabulüne karar verildiği, kararın Yargıtay 14. Hukuk Dairesince onanarak 07.01.2020 tarihinde kesinleştiği; anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 134. maddesi hükmü çerçevesinde cebri ihalenin usulsüzlüğünden bahisle feshi istenebileceği gibi, ihale sonucu edinilen mülkiyete dayalı tescilin yolsuz olduğu ileri sürülerek tapu iptal ve tescil davası açılmasına da yasal bir engel bulunmadığı kuşkusuzdur.

Öte yandan, İİK'nun 18. maddesi uyarınca icra yargılaması basit usule tabidir. Aynı yasanın 134. maddesinin ikinci fıkrasında ise, ihalenin feshinin Borçlar Kanununun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere icra mahkemesinden şikayet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebileceği, ilgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiğinin kabul edileceği hükmü düzenlenmiştir. 

Görüldüğü üzere, anılan hükümler icra hukuku ile sınırlı olan, basit yargılamaya tabi bulunan ve icra mahkemesinden şikayet yoluyla istenebilen fesihleri tanımlamaktadır. Bu kapsamda kalan bir soruşturma ve değerlendirmenin, tapu kayıtlarının oluşumundaki illilik prensibi karşısında mülkiyet hakkının illetini teşkil eden nedenin varlığına ya da yokluğuna delalet edemeyeceği; değişik ifadeyle, ihalenin feshi isteklerinin reddedilmiş olması keyfiyetinin temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir.

Diğer taraftan, yukarıda değinilen ilke ve olgular, özellikle Afyon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/3.3 Esas dava dosyası içeriği ve Afyon 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen 2003/1.3 Esas yargılamanın iadesi davasında saptanan ve kesinleşen maddi olaylar birlikte değerlendirildiğinde, gerek ortaklığın giderilmesi ve gerekse satış dosyalarında davalıların, davacıların adreslerini bilmelerine rağmen hileli olarak gerçeğe aykırı biçimde kendi ticari işletme adreslerini bildirdikleri, tebligatları kendi işletme adreslerine yaptırarak sonuca ulaştıkları anlaşılmaktadır.

O halde, taşınmazların satışına dayanak yapılan ortaklığın giderilmesi davasında hileli yollarla yargılamanın görülebilirlik koşullarından olan taraf teşkilinin usulünce sağlanmaması ve aynı hileli durumun satış dosyasında da sürdürülmesi karşısında, ortaklığın giderilmesi ve satış dosyalarındaki karar ve işlemler ile tescil işlemi arasında uygun bir illiyet bağının sağlandığından söz edilemeyeceği açık olup, anılan karar ve işlemlerin geçerli bir hukuki sonuç doğurmayacağı ve bunlara dayanılarak oluşturulan tescillerin de yolsuz nitelik taşıyacağı kuşkusuzdur.

Bunun yanında, taşınmazların satışı sonrasında davacıların paylarına düşen bedelleri çekince belirtmeden almasının da sonuca bir etkisi yoktur. 

Hal böyle olunca, her iki davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddedilmesi isabetsizdir.

Asıl ve birleşen davanın davacılarının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 10/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan         Üye                Üye                         Üye             Üye
H. KAYA        M. ÖZCAN     Ö. KAKİLLİOĞLU  R. ÜLGER   T. T. GENÇ