AZİL HÂLİNDE DURUŞMA GÜNÜNÜN DAVACIYA TEBLİĞİ GEREKMEDİĞİ GİBİ DOSYAYLA İLGİLİ YETERLİ SÜRE GEÇMESİNE RAĞMEN DURUŞMAYA KATILINMADIĞINDAN DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI KARARI YERİNDEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-201
Karar No : 2025/551
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 25. İş Mahkemesi
TARİHİ : 01.12.2022
SAYISI : 2022/273 E., 2022/602 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.05.2022 tarihli ve 2022/2439 Esas,
2022/7847 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; kesinleşmiş mahkeme kararına dayanılarak müvekkiline aylık bağlanması talebi ile Kuruma başvurduklarını ancak hükme aykırı olarak aylığın bağlanmadığını ileri sürerek müvekkiline sigortalılık başlangıç tarihinden itibaren hesaplanarak emekli aylığı bağlanmasına, hak kazandığı tarihten itibaren her bir emekli aylığına işleyecek yasal faizleri için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL alacağın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.06.2021 tarihli ve 2016/938 Esas, 2021/215 Karar sayılı kararı ile; davacı vekili tarafından verilen 05.08.2020 tarihli dilekçede davacının kendisini azlettiğini belirttiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 83. maddesindeki düzenleme gereğince vekilini azletmesine rağmen davacı asılın 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmaya gelmediği ve herhangi bir mazeret de bildirmediği gerekçesiyle HMK'nın 150/1. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına, dosyanın işlemden kaldırılmasından itibaren üç aylık süre içerisinde davanın yenilenmemesi sebebiyle aynı Kanun'un 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/1875 Esas, 2022/1839 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Dosya kapsamı incelendiğinde, 30.04.2020 tarihli duruşmada, “Hakimler ve Savcılar Kurulunun 30/03/2020 tarih ve 2020/51 sayılı kararı ile 30/04/2020 tarih 87742275-010.07-0076-2020 sayılı yazıları gereğince duruşmanın ertelenmesine, 2- Yeni duruşma gün ve saatinin taraflara tebliğine, Bu nedenle duruşmanın 27/10/2020 günü saat 11:05 bırakılmasına karar verildi” şeklinde karar alındığı ve bu zaptın 11.05.2020 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilinin vekillikten azledildiğine, bundan sonraki tebliğlerin asile çıkarılmasına dair dilekçeyi 06.08.2020 tarihinde mahkemeye sunduğu, 27.10.2020 tarihli duruşmaya gelen olmaması ve davalı vekilinin mazeret sunması nedeniyle, mazeretin kabulü ile duruşmanın 25.03.2021 tarihine ertelendiği, 25.03.2021 tarihli duruşmada “Davacının vekilini azlettiği, duruşmaya bizzat gelmediği gibi iki hafta içinde yeni vekil de görevlendirmediği anlaşıldığından, dosyanın HMK.nun 83, 150. ve 320/4 maddeleri uyarınca dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildi.” şeklinde alınan karar sonrası HMK nın 150/5. maddesi gereğince 3 aylık sürede yenilenmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 81. maddesinde “Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.” 82. maddesinde “(1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. (2) Vekilin istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir.” 83. maddesinde ise “(1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.” hükümleri mevcuttur.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı vekilinin vekillikten azledildiğine ve tebliğlerin asile çıkarılmasına dair dilekçesi ile azil işlemini yapan davacının duruşma gününden haberdar edilmesi yönünden, duruşma gününün davacı asile bildirilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması bu anlamda yerinde görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, vekilini azleden davacının 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmaya gelmediği, başka bir vekil de görevlendirmediği, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.06.2018 tarihli ve 2016/20545 Esas, 2018/8189 Karar sayılı kararında azil hâlinde azleden tarafın davayı takip etme yükümlülüğü olduğunun belirtildiği, HMK'nın 83. maddesinin gerekçesinde vekilin azlinin davayı uzatma amaçlı kullanılmasını önlemek üzere tarafın davayı kendisinin takip etmesi ya da başka bir vekil görevlendirmesi, aksi takdirde tarafın yokluğu hâlindeki hükümlerin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, bu itibarla somut olayda vekilini azleden davacının davayı takip etme yükümlülüğünün bulunduğu, azil hâlinde yukarıda sözü edilen yasal düzenleme uyarınca duruşma gününün davacı asıla tebliğinin gerekmediği, dosyanın akıbetini öğrenme ve davasını takip etmesini gerektirir yeterli süre geçmesine rağmen davacının duruşmaya katılmadığı ve yeni vekil de tayin etmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; azilnameyi tebliğ alan vekilin 05.08.2020 tarihinde UYAP Avukat Portal üzerinden dilekçe göndererek durumu mahkemeye bildirdiğini ve bu aşamadan sonra yapılacak olan tebligatların davacı asıla çıkarılmasını talep ettiğini ancak avukatın azlinden sonra yapılan duruşma günlerinin davacı asıla tebliğ edilmediğini, verilen kararın adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekilini azleden davacının azil tarihinden sonraki duruşma günlerinden haberdar edilmesi bakımından duruşma gününün davacı asıla bildirilmesinin gerekip gerekmediği; buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 77, 81 ve 83. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
2. Davaya vekâlet, HMK'nın 71 ilâ 83. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir (HMK md. 71).
3. Davaya vekâlet (temsil yetkisi) verilmesi, tek taraflı bir hukuki işlem niteliğinde olup vekâlet verenin (müvekkilin) tek taraflı bir irade beyanıyla gerçekleşir. Davaya vekâlet ehliyetine sahip olan kişiler kural olarak avukatlardır.
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 71. maddesinden de yola çıkılarak medeni yargılama hukukumuzda avukatla temsil zorunluluğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edilmesinde avukatın temsilci sıfatıyla hareket etmesi nedeniyle kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) temsile ilişkin hükümleri uygulanır (HMK md. 72). Kanunlardaki özel hükümlerin başında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 163 ilâ 175. maddeleri arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesi hükümleri gelir. Bu durumda davaya vekâlete öncelikle HMK’nın daha sonra sırasıyla 1136 sayılı Kanun'un ve TBK’nın uygulanması gerekir.
5. Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar (HMK md. 73/1).
6. Tarafın davasını bir vekil ile yürütmesi ihtiyari olmakla birlikte, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemelerden de bahsedilmelidir.
7. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) "Vekile ve kanuni mümesile tebligat" başlığını taşıyan 11. maddesinin 1. fıkrasında vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı düzenlenmiş olup, aynı düzenlemeye Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasında da yer verilmiştir.
8. Bunun yanında 10.07.1940 tarihli ve 1937/7 Esas, 1940/75 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de; "...bir davanın son dereceye kadar takibi için vekil tayin etmiş olan bir kimseye ilam tebliği kanunun metin ve ruhuna uygun görülemez. Şu halde tebliğ ve tebellüğe ve davayı her derecede takibe mezun olan vekile ilam tebliği mümkün bulundukça müvekkiline tebligat yapılması kanuna muhalif ve bu sebeple tebliğ dahi hükümsüz olduğundan kanun yoluna müracaat için muayyen olan müddet böyle yolsuz bir tebliğ üzerine cereyan etmeyeceğine...karar verildi." denilmek suretiyle aynı ilke benimsenmiştir.
9. Görüldüğü üzere vekil ile takip edilen işlerde tebliğin asıla değil vekile yapılması zorunlu olup asıla yapılan tebligat hüküm ifade etmeyecektir.
10. Gelinen aşamada uyuşmazlığın çözümü için vekâlet sözleşmesi ve avukatın vekâlet ilişkisi çerçevesindeki yükümlülüklerine değinmekte fayda vardır.
11. Vekâlet sözleşmesinin tanımına TBK'nın 502. maddesinde yer verilmiş olup buna göre "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" . Türk Hukuk Lûgatı'nda da "Vekilin, vekâlet verenin (müvekkil) bir işini görmeyi ya da işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1173).
12. Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme yükümlülüğünden doğar. Aynı zamanda vekil görevini yaparken sadakat ve özen göstermek zorundadır. Vekilin sadakat ve özen borcu da vekil edene karşı önde gelen borçlardandır.
13. Vekilin talimata uygun ifa, sadakat ve özen gösterme borçlarının yanında bir diğer önemli borcu hesap verme borcudur. Hesap verme borcu, TBK'nın 508. maddesinin 1. fıkrasında "Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür." şeklinde ifade edilmiştir.
14. Hesap verme borcu vekilin başkasına ait iş görmesinin doğal sonucudur. Vekil edenin işin başlayıp başlamadığını, nasıl yürütüldüğünü ve sonucun ne olduğunu bilmeye hakkı vardır. Vekil edenin bu hakkının karşılığını vekilin borçları oluşturur. Hesap verme borcunu geniş anlamıyla bilgi vermek şeklinde tanımlamak mümkündür. Hesap verme yükümlülüğü müvekkilin, hukuki durumu ve haklarını kullanabilmesi için olaylar hakkında tam ve gerçeğe uygun bilgi verme suretiyle yerine getirilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.11.2023 tarihli ve 2022/3-1073 Esas, 2023/1128 Karar sayılı kararı).
15. Türk Borçlar Kanunu'nun 508. maddesinden anlaşıldığına göre vekil, vekâlet verenin talebi üzerine hesap verme borcunu yerine getirecektir. Fakat hesap vermek için her zaman müvekkilin talebinin beklenmesi doğru olmaz; vekil, müvekkil tarafından talep edilmese de gerekiyorsa işin durumu hakkında kendiliğinden müvekkile bilgi vermelidir (Fahrettin Aral, Hasan Ayrancı, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 17. Baskı, Ankara, 2024, s. 554).
16. Vekilin bilgi verme borcu vekâlet sözleşmesinin kurulması ile doğar. Vekil vekâlet sözleşmesini yerine getirmeden vekâletten çekilse veya azledilse yahut vekâlet görevi bir başka kişiye devredilse dahi vekilin gerekli bilgileri zaman geçirmeden vekil edene ulaştırması zorunludur. Vekilin bilgi verme borcu başladığı işleri yürüttüğü sırada ve sona ermesinde de devam etmektedir.
17. Vekil (avukat), üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder (1136 sayılı Kanun md. 171/1). Davaya vekâlet, davanın sonuçlanması ve hükmün icra edilmesi ile son bulur. Bu, davaya vekâletin normal sona erme biçimidir. Bundan başka davaya vekâlet, dava devam ederken istifa veya azil gibi bazı nedenlerle de sona erebilir.
18. Türk Hukuk Lügatı'ndaki tanıma göre azil; temsil yetkisinin geri alınması, kaldırılmasıdır (Türk Hukuk Lûgatı, s.114).
19. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Vekilin azli" başlıklı 83. maddesinde; "(1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır." düzenlemesi mevcuttur. Maddenin gerekçesi de "...Hüküm, vekilin azlinin davayı uzatma amaçlı kullanılmasını önlemek üzere, vekâlet veren tarafın onbeş gün içinde başka bir vekil görevlendirmesini veya davayı kendisinin takibini öngörmekte, kurala uyulmaması hâlinde, tarafın yokluğu hâlindeki hükümlerin uygulanmasını gerektirmektedir." şeklindedir.
20. Vekilin azli, vekâlet verenin iradesi ile gerçekleşen bir durum olup vekilin azledilmesi iç ilişkide bu hususun vekile bildirildiği andan itibaren sonuç doğurmaktadır.
21. Bununla birlikte vekilin vekâlet görevinden azledilmesi hâlinde vekil ile mahkeme ve karşı taraf arasındaki dış ilişki HMK'nın 77. maddesinin 4. fıkrası ve 81. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK'nın 81. maddesi "(1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur." hükmünü haizdir.
22. Görüldüğü üzere vekilin azlinin, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için vekilin azlinin dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve vekile yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, Ankara, 2025, s.367).
23. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 77. maddesinin 4. fıkrası gereğince avukatın azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Bu hükme göre, vekilini azletmiş olan taraf (vekâlet veren), ondan sonraki duruşma (oturum) gününü öğrenip, o gün duruşmaya gelmek zorundadır. Yoksa mahkeme, tarafın vekilini azletmesi sebebiyle yargılamayı başka bir güne bırakamaz; yani tarafa tebligat yaparak onu yeni bir duruşmaya çağıramaz (Kuru, Aydın, s.368; Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Sema Taşpınar Ayvaz, Emel Hanağası, Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2020, s.286). Dolayısıyla vekilini azleden asılın davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesi kendisine ait bir yükümlülüktür.
24. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; vekil vasıtası ile takip edilen eldeki davada 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşmada, "1-Hakimler ve Savcılar Kurulunun 30/03/2020 tarih ve 2020/51 sayılı kararı ile 30/04/2020 tarih 87742275-010.07-0076-2020 sayılı yazıları gereğince duruşmanın ertelenmesine, 2- Yeni duruşma gün ve saatinin taraflara tebliğine, Bu nedenle duruşmanın 27/10/2020 günü saat 11:05 bırakılmasına karar verildi" şeklinde verilen karara ilişkin duruşma tutanağı 11.05.2020 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiştir.
25. Davacı asıl, vekilini 29.07.2020 tarihli azilname ile azlettiğinden, azil tarihi olan 29.07.2020 tarihine kadar davacı ile vekili arasında geçerli bir vekâlet ilişkisinin bulunduğunun kabulü gerekir. Buradan hareketle 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşma tutanağının davacı vekiline tebliği usul ve yasaya uygundur. Zira vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat asıla değil vekile yapılır.
26. Davacı vekili Mahkemeye hitaben yazdığı 05.08.2020 tarihli dilekçe ile davacının Şarkışla Noterliğince düzenlenen 29.07.2020 tarihli azilname ile tarafını azlettiğini, tebligatların davacı asıla çıkarılmasını ve gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirterek söz konusu azilnameyi dilekçe ekinde sunmuştur. 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşma sonucunda yeni duruşma günü Mahkemece 27.10.2020 olarak belirlenmiş ve HMK'nın 77. maddesinin 4. fıkrası gereğince avukatın azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamayacağından azil tarihinden sonraki ilk duruşma daha önceden belirlenen 27.10.2020 tarihinde yapılmıştır.
27. Her ne kadar 27.10.2020 tarihi itibariyle davacı ile vekili arasındaki vekâlet ilişkisi azil sebebiyle sona ermişse de, 27.10.2020 tarihinde duruşma yapılacağını tebligatla 11.05.2020 tarihinde yani geçerli bir vekâlet ilişkisinin olduğu tarihte öğrenen vekilin bilgi verme borcu kapsamında duruşma gününden davacı asılı haberdar etmesi gerekir. Geçerli bir vekâlet ilişkisinin olduğu tarihte duruşma gününün ayrıca asıla tebliğ edilmesi mahkemenin sorumluluğunda olmayıp, asılın duruşmadan haberdar edilmesi avukata ait bir yükümlülüktür. Zira TBK'nın 508. maddesinde düzenlenen vekilin hesap verme borcu, geniş anlamıyla bilgi verme borcu, başladığı işleri yürüttüğü sırada ve sona ermesinde de devam eder. Vekil edenin işin nasıl yürütüldüğünü bilmeye hakkı vardır.
28. Mahkemece 27.10.2020 tarihinde yapılan duruşmaya gelen olmaması ancak davalı vekilinin mazeret dilekçesi vermesi üzerine mazereti kabul edilerek yeni duruşmanın 25.03.2021 tarihinde yapılmasına karar verilmiş, 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmada ise gelen olmadığı, davacının vekilini azlettiği, duruşmaya bizzat gelmediği gibi iki hafta içinde yeni vekil de görevlendirmediği gerekçesiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına, üç aylık sürede yenilenmemesi üzerine de davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 83. maddesi uyarınca, vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılacağı belirtilmiştir. Davacı asıl, vekilini 29.07.2020 tarihinde azletmesi sonrasındaki iki hafta içerisinde davayı takip ettiğine dair dosyaya bildirimde bulunmadığı gibi aynı süre içinde başka bir vekil de görevlendirmemiştir. Vekilini azleden asılın davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesi kendisine ait bir yükümlülüktür. Vekilin azli, vekâlet verenin iradesi ile gerçekleşen bir durum olduğundan, somut olayda vekilini azleden davacı asılın duruşma (oturum) gününü öğrenip, o gün duruşmaya gelmesi ya da başka bir vekil görevlendirmesi gerekmektedir.
30. Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca azil hâlinde duruşma gününün davacı asıla tebliği gerekmediği gibi dosyanın akıbetini öğrenme ve davasını takip etmesini gerektirir yeterli süre geçmesine rağmen davacı asılın duruşmaya katılmadığı, yerine vekil de tayin etmediği dikkate alındığında Mahkemenin davanın açılmamış sayılması yönünde verdiği direnme kararı yerindedir.
31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacı vekilinin vekillikten azledildiğine ve tebliğlerin asıla çıkarılmasına dair dilekçesi ile azil işlemini yapan davacının duruşma gününden haberdar edilmesi yönünden duruşma gününün davacı asıla bildirilmesi ve bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
32. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 13’ü ONAMA, 12’si ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.
AZİL HÂLİNDE DURUŞMA GÜNÜNÜN DAVACIYA TEBLİĞİ GEREKMEDİĞİ GİBİ DOSYAYLA İLGİLİ YETERLİ SÜRE GEÇMESİNE RAĞMEN DURUŞMAYA KATILINMADIĞINDAN DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI KARARI YERİNDEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-201
Karar No : 2025/551
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 25. İş Mahkemesi
TARİHİ : 01.12.2022
SAYISI : 2022/273 E., 2022/602 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.05.2022 tarihli ve 2022/2439 Esas,
2022/7847 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; kesinleşmiş mahkeme kararına dayanılarak müvekkiline aylık bağlanması talebi ile Kuruma başvurduklarını ancak hükme aykırı olarak aylığın bağlanmadığını ileri sürerek müvekkiline sigortalılık başlangıç tarihinden itibaren hesaplanarak emekli aylığı bağlanmasına, hak kazandığı tarihten itibaren her bir emekli aylığına işleyecek yasal faizleri için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL alacağın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.06.2021 tarihli ve 2016/938 Esas, 2021/215 Karar sayılı kararı ile; davacı vekili tarafından verilen 05.08.2020 tarihli dilekçede davacının kendisini azlettiğini belirttiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 83. maddesindeki düzenleme gereğince vekilini azletmesine rağmen davacı asılın 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmaya gelmediği ve herhangi bir mazeret de bildirmediği gerekçesiyle HMK'nın 150/1. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına, dosyanın işlemden kaldırılmasından itibaren üç aylık süre içerisinde davanın yenilenmemesi sebebiyle aynı Kanun'un 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/1875 Esas, 2022/1839 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Dosya kapsamı incelendiğinde, 30.04.2020 tarihli duruşmada, “Hakimler ve Savcılar Kurulunun 30/03/2020 tarih ve 2020/51 sayılı kararı ile 30/04/2020 tarih 87742275-010.07-0076-2020 sayılı yazıları gereğince duruşmanın ertelenmesine, 2- Yeni duruşma gün ve saatinin taraflara tebliğine, Bu nedenle duruşmanın 27/10/2020 günü saat 11:05 bırakılmasına karar verildi” şeklinde karar alındığı ve bu zaptın 11.05.2020 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilinin vekillikten azledildiğine, bundan sonraki tebliğlerin asile çıkarılmasına dair dilekçeyi 06.08.2020 tarihinde mahkemeye sunduğu, 27.10.2020 tarihli duruşmaya gelen olmaması ve davalı vekilinin mazeret sunması nedeniyle, mazeretin kabulü ile duruşmanın 25.03.2021 tarihine ertelendiği, 25.03.2021 tarihli duruşmada “Davacının vekilini azlettiği, duruşmaya bizzat gelmediği gibi iki hafta içinde yeni vekil de görevlendirmediği anlaşıldığından, dosyanın HMK.nun 83, 150. ve 320/4 maddeleri uyarınca dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildi.” şeklinde alınan karar sonrası HMK nın 150/5. maddesi gereğince 3 aylık sürede yenilenmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 81. maddesinde “Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.” 82. maddesinde “(1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. (2) Vekilin istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir.” 83. maddesinde ise “(1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.” hükümleri mevcuttur.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı vekilinin vekillikten azledildiğine ve tebliğlerin asile çıkarılmasına dair dilekçesi ile azil işlemini yapan davacının duruşma gününden haberdar edilmesi yönünden, duruşma gününün davacı asile bildirilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması bu anlamda yerinde görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, vekilini azleden davacının 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmaya gelmediği, başka bir vekil de görevlendirmediği, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.06.2018 tarihli ve 2016/20545 Esas, 2018/8189 Karar sayılı kararında azil hâlinde azleden tarafın davayı takip etme yükümlülüğü olduğunun belirtildiği, HMK'nın 83. maddesinin gerekçesinde vekilin azlinin davayı uzatma amaçlı kullanılmasını önlemek üzere tarafın davayı kendisinin takip etmesi ya da başka bir vekil görevlendirmesi, aksi takdirde tarafın yokluğu hâlindeki hükümlerin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, bu itibarla somut olayda vekilini azleden davacının davayı takip etme yükümlülüğünün bulunduğu, azil hâlinde yukarıda sözü edilen yasal düzenleme uyarınca duruşma gününün davacı asıla tebliğinin gerekmediği, dosyanın akıbetini öğrenme ve davasını takip etmesini gerektirir yeterli süre geçmesine rağmen davacının duruşmaya katılmadığı ve yeni vekil de tayin etmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; azilnameyi tebliğ alan vekilin 05.08.2020 tarihinde UYAP Avukat Portal üzerinden dilekçe göndererek durumu mahkemeye bildirdiğini ve bu aşamadan sonra yapılacak olan tebligatların davacı asıla çıkarılmasını talep ettiğini ancak avukatın azlinden sonra yapılan duruşma günlerinin davacı asıla tebliğ edilmediğini, verilen kararın adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekilini azleden davacının azil tarihinden sonraki duruşma günlerinden haberdar edilmesi bakımından duruşma gününün davacı asıla bildirilmesinin gerekip gerekmediği; buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 77, 81 ve 83. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
2. Davaya vekâlet, HMK'nın 71 ilâ 83. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir (HMK md. 71).
3. Davaya vekâlet (temsil yetkisi) verilmesi, tek taraflı bir hukuki işlem niteliğinde olup vekâlet verenin (müvekkilin) tek taraflı bir irade beyanıyla gerçekleşir. Davaya vekâlet ehliyetine sahip olan kişiler kural olarak avukatlardır.
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 71. maddesinden de yola çıkılarak medeni yargılama hukukumuzda avukatla temsil zorunluluğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edilmesinde avukatın temsilci sıfatıyla hareket etmesi nedeniyle kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) temsile ilişkin hükümleri uygulanır (HMK md. 72). Kanunlardaki özel hükümlerin başında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 163 ilâ 175. maddeleri arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesi hükümleri gelir. Bu durumda davaya vekâlete öncelikle HMK’nın daha sonra sırasıyla 1136 sayılı Kanun'un ve TBK’nın uygulanması gerekir.
5. Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar (HMK md. 73/1).
6. Tarafın davasını bir vekil ile yürütmesi ihtiyari olmakla birlikte, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemelerden de bahsedilmelidir.
7. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) "Vekile ve kanuni mümesile tebligat" başlığını taşıyan 11. maddesinin 1. fıkrasında vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı düzenlenmiş olup, aynı düzenlemeye Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasında da yer verilmiştir.
8. Bunun yanında 10.07.1940 tarihli ve 1937/7 Esas, 1940/75 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de; "...bir davanın son dereceye kadar takibi için vekil tayin etmiş olan bir kimseye ilam tebliği kanunun metin ve ruhuna uygun görülemez. Şu halde tebliğ ve tebellüğe ve davayı her derecede takibe mezun olan vekile ilam tebliği mümkün bulundukça müvekkiline tebligat yapılması kanuna muhalif ve bu sebeple tebliğ dahi hükümsüz olduğundan kanun yoluna müracaat için muayyen olan müddet böyle yolsuz bir tebliğ üzerine cereyan etmeyeceğine...karar verildi." denilmek suretiyle aynı ilke benimsenmiştir.
9. Görüldüğü üzere vekil ile takip edilen işlerde tebliğin asıla değil vekile yapılması zorunlu olup asıla yapılan tebligat hüküm ifade etmeyecektir.
10. Gelinen aşamada uyuşmazlığın çözümü için vekâlet sözleşmesi ve avukatın vekâlet ilişkisi çerçevesindeki yükümlülüklerine değinmekte fayda vardır.
11. Vekâlet sözleşmesinin tanımına TBK'nın 502. maddesinde yer verilmiş olup buna göre "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" . Türk Hukuk Lûgatı'nda da "Vekilin, vekâlet verenin (müvekkil) bir işini görmeyi ya da işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1173).
12. Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme yükümlülüğünden doğar. Aynı zamanda vekil görevini yaparken sadakat ve özen göstermek zorundadır. Vekilin sadakat ve özen borcu da vekil edene karşı önde gelen borçlardandır.
13. Vekilin talimata uygun ifa, sadakat ve özen gösterme borçlarının yanında bir diğer önemli borcu hesap verme borcudur. Hesap verme borcu, TBK'nın 508. maddesinin 1. fıkrasında "Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür." şeklinde ifade edilmiştir.
14. Hesap verme borcu vekilin başkasına ait iş görmesinin doğal sonucudur. Vekil edenin işin başlayıp başlamadığını, nasıl yürütüldüğünü ve sonucun ne olduğunu bilmeye hakkı vardır. Vekil edenin bu hakkının karşılığını vekilin borçları oluşturur. Hesap verme borcunu geniş anlamıyla bilgi vermek şeklinde tanımlamak mümkündür. Hesap verme yükümlülüğü müvekkilin, hukuki durumu ve haklarını kullanabilmesi için olaylar hakkında tam ve gerçeğe uygun bilgi verme suretiyle yerine getirilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.11.2023 tarihli ve 2022/3-1073 Esas, 2023/1128 Karar sayılı kararı).
15. Türk Borçlar Kanunu'nun 508. maddesinden anlaşıldığına göre vekil, vekâlet verenin talebi üzerine hesap verme borcunu yerine getirecektir. Fakat hesap vermek için her zaman müvekkilin talebinin beklenmesi doğru olmaz; vekil, müvekkil tarafından talep edilmese de gerekiyorsa işin durumu hakkında kendiliğinden müvekkile bilgi vermelidir (Fahrettin Aral, Hasan Ayrancı, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 17. Baskı, Ankara, 2024, s. 554).
16. Vekilin bilgi verme borcu vekâlet sözleşmesinin kurulması ile doğar. Vekil vekâlet sözleşmesini yerine getirmeden vekâletten çekilse veya azledilse yahut vekâlet görevi bir başka kişiye devredilse dahi vekilin gerekli bilgileri zaman geçirmeden vekil edene ulaştırması zorunludur. Vekilin bilgi verme borcu başladığı işleri yürüttüğü sırada ve sona ermesinde de devam etmektedir.
17. Vekil (avukat), üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder (1136 sayılı Kanun md. 171/1). Davaya vekâlet, davanın sonuçlanması ve hükmün icra edilmesi ile son bulur. Bu, davaya vekâletin normal sona erme biçimidir. Bundan başka davaya vekâlet, dava devam ederken istifa veya azil gibi bazı nedenlerle de sona erebilir.
18. Türk Hukuk Lügatı'ndaki tanıma göre azil; temsil yetkisinin geri alınması, kaldırılmasıdır (Türk Hukuk Lûgatı, s.114).
19. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Vekilin azli" başlıklı 83. maddesinde; "(1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır." düzenlemesi mevcuttur. Maddenin gerekçesi de "...Hüküm, vekilin azlinin davayı uzatma amaçlı kullanılmasını önlemek üzere, vekâlet veren tarafın onbeş gün içinde başka bir vekil görevlendirmesini veya davayı kendisinin takibini öngörmekte, kurala uyulmaması hâlinde, tarafın yokluğu hâlindeki hükümlerin uygulanmasını gerektirmektedir." şeklindedir.
20. Vekilin azli, vekâlet verenin iradesi ile gerçekleşen bir durum olup vekilin azledilmesi iç ilişkide bu hususun vekile bildirildiği andan itibaren sonuç doğurmaktadır.
21. Bununla birlikte vekilin vekâlet görevinden azledilmesi hâlinde vekil ile mahkeme ve karşı taraf arasındaki dış ilişki HMK'nın 77. maddesinin 4. fıkrası ve 81. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK'nın 81. maddesi "(1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur." hükmünü haizdir.
22. Görüldüğü üzere vekilin azlinin, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için vekilin azlinin dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve vekile yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, Ankara, 2025, s.367).
23. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 77. maddesinin 4. fıkrası gereğince avukatın azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Bu hükme göre, vekilini azletmiş olan taraf (vekâlet veren), ondan sonraki duruşma (oturum) gününü öğrenip, o gün duruşmaya gelmek zorundadır. Yoksa mahkeme, tarafın vekilini azletmesi sebebiyle yargılamayı başka bir güne bırakamaz; yani tarafa tebligat yaparak onu yeni bir duruşmaya çağıramaz (Kuru, Aydın, s.368; Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Sema Taşpınar Ayvaz, Emel Hanağası, Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2020, s.286). Dolayısıyla vekilini azleden asılın davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesi kendisine ait bir yükümlülüktür.
24. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; vekil vasıtası ile takip edilen eldeki davada 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşmada, "1-Hakimler ve Savcılar Kurulunun 30/03/2020 tarih ve 2020/51 sayılı kararı ile 30/04/2020 tarih 87742275-010.07-0076-2020 sayılı yazıları gereğince duruşmanın ertelenmesine, 2- Yeni duruşma gün ve saatinin taraflara tebliğine, Bu nedenle duruşmanın 27/10/2020 günü saat 11:05 bırakılmasına karar verildi" şeklinde verilen karara ilişkin duruşma tutanağı 11.05.2020 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiştir.
25. Davacı asıl, vekilini 29.07.2020 tarihli azilname ile azlettiğinden, azil tarihi olan 29.07.2020 tarihine kadar davacı ile vekili arasında geçerli bir vekâlet ilişkisinin bulunduğunun kabulü gerekir. Buradan hareketle 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşma tutanağının davacı vekiline tebliği usul ve yasaya uygundur. Zira vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat asıla değil vekile yapılır.
26. Davacı vekili Mahkemeye hitaben yazdığı 05.08.2020 tarihli dilekçe ile davacının Şarkışla Noterliğince düzenlenen 29.07.2020 tarihli azilname ile tarafını azlettiğini, tebligatların davacı asıla çıkarılmasını ve gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirterek söz konusu azilnameyi dilekçe ekinde sunmuştur. 30.04.2020 tarihinde yapılan duruşma sonucunda yeni duruşma günü Mahkemece 27.10.2020 olarak belirlenmiş ve HMK'nın 77. maddesinin 4. fıkrası gereğince avukatın azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamayacağından azil tarihinden sonraki ilk duruşma daha önceden belirlenen 27.10.2020 tarihinde yapılmıştır.
27. Her ne kadar 27.10.2020 tarihi itibariyle davacı ile vekili arasındaki vekâlet ilişkisi azil sebebiyle sona ermişse de, 27.10.2020 tarihinde duruşma yapılacağını tebligatla 11.05.2020 tarihinde yani geçerli bir vekâlet ilişkisinin olduğu tarihte öğrenen vekilin bilgi verme borcu kapsamında duruşma gününden davacı asılı haberdar etmesi gerekir. Geçerli bir vekâlet ilişkisinin olduğu tarihte duruşma gününün ayrıca asıla tebliğ edilmesi mahkemenin sorumluluğunda olmayıp, asılın duruşmadan haberdar edilmesi avukata ait bir yükümlülüktür. Zira TBK'nın 508. maddesinde düzenlenen vekilin hesap verme borcu, geniş anlamıyla bilgi verme borcu, başladığı işleri yürüttüğü sırada ve sona ermesinde de devam eder. Vekil edenin işin nasıl yürütüldüğünü bilmeye hakkı vardır.
28. Mahkemece 27.10.2020 tarihinde yapılan duruşmaya gelen olmaması ancak davalı vekilinin mazeret dilekçesi vermesi üzerine mazereti kabul edilerek yeni duruşmanın 25.03.2021 tarihinde yapılmasına karar verilmiş, 25.03.2021 tarihinde yapılan duruşmada ise gelen olmadığı, davacının vekilini azlettiği, duruşmaya bizzat gelmediği gibi iki hafta içinde yeni vekil de görevlendirmediği gerekçesiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına, üç aylık sürede yenilenmemesi üzerine de davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 83. maddesi uyarınca, vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılacağı belirtilmiştir. Davacı asıl, vekilini 29.07.2020 tarihinde azletmesi sonrasındaki iki hafta içerisinde davayı takip ettiğine dair dosyaya bildirimde bulunmadığı gibi aynı süre içinde başka bir vekil de görevlendirmemiştir. Vekilini azleden asılın davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesi kendisine ait bir yükümlülüktür. Vekilin azli, vekâlet verenin iradesi ile gerçekleşen bir durum olduğundan, somut olayda vekilini azleden davacı asılın duruşma (oturum) gününü öğrenip, o gün duruşmaya gelmesi ya da başka bir vekil görevlendirmesi gerekmektedir.
30. Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca azil hâlinde duruşma gününün davacı asıla tebliği gerekmediği gibi dosyanın akıbetini öğrenme ve davasını takip etmesini gerektirir yeterli süre geçmesine rağmen davacı asılın duruşmaya katılmadığı, yerine vekil de tayin etmediği dikkate alındığında Mahkemenin davanın açılmamış sayılması yönünde verdiği direnme kararı yerindedir.
31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacı vekilinin vekillikten azledildiğine ve tebliğlerin asıla çıkarılmasına dair dilekçesi ile azil işlemini yapan davacının duruşma gününden haberdar edilmesi yönünden duruşma gününün davacı asıla bildirilmesi ve bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
32. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 13’ü ONAMA, 12’si ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.

