BORÇLU ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİDEKİ ALACAĞINI BORCUNU ÖDEMEK AMACIYLA ALACAKLISINA TEMLİK ETMİŞ İSE BU MUTAT BİR ÖDEME VASITASI SAYILDIĞINDAN İPTALE TABİ DEĞİLDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/4-900
Karar No : 2025/295
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 30.11.2022
SAYISI : 2022/2139 E., 2022/2110 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2022 tarihli ve 2021/21356 Esas,
2022/5510 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı Şirket vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Banka ile davalı D. Tekstil Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi arasında imzalanan genel ticari kredi sözleşmesi gereğince davalıya kullandırılan kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle davalı şirket hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kaldığını, borçlunun mal kaçırmak amacı ile dava dışı M.T. Yılmaz K.’dan olan alacağı 388.795,10 TL'yi davalı T. Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketine temlik ettiğini, yapılan bu tasarrufun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun ( 2004 sayılı Kanun, İİK) 277 vd. maddeleri uyarınca iptale tabi olduğunu ileri sürerek tasarrufun iptali ile müvekkiline alacak ile sınırlı olmak üzere cebri icra yoluyla tahsil yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı borçlu usulüne uygun yapılan tebligata rağmen cevap dilekçesi vermemiştir.
2. Davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davacı alacağının temlik tarihinden sonra muaccel olması nedeniyle iptal şartlarının oluşmadığını, alacağın temlikinin ticari hayatta mutat ödeme vasıtası olduğunu, temlikin de müvekkilinin borçludan olan alacağına karşılık yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.02.2018 tarihli ve 2015/148 Esas, 2018/86 Karar sayılı kararıyla; davalı üçüncü kişinin borçludan olan alacağını tahsil çabasında olduğu, temlikin mutat dışı ödeme vasıtası olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli ve 2019/1787 Esas, 2021/184 Karar sayılı kararıyla; her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve tasarrufun konusunu oluşturan temlik sözleşmesinin davalı (borçlu) Şirket tarafından diğer davalı Şirkete borca karşılık yapıldığı, bu hususun temlik sözleşmesinde ve davalı tarafın cevap dilekçesinde açıkça ikrar edildiği, yine temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği ve İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2015/5123 Esas sayılı dosyasında 14.02.2015 keşide tarihli ve 36.500,00 TL miktarlı çeke istinaden davalı temlik alan Şirket tarafından diğer davalı temlik veren aleyhine icra takibinin yapıldığı, bu durumun temlik alan davalı Şirketin davalı borçlu Şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiğini gösterdiği gerekçesiyle davacının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak tasarrufun İİK’nın 280/1 maddesi gereğince iptali ile İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2015/6526 Esas sayılı dosyasında davacı tarafa (temlik sözleşmesine konu edilen alacak miktarı olan 388.795,10 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) cebri icra yolu ile alacağını tahsili yetkisi verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“... Dava İİK’nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
1. Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
Bölge Adliye Mahkemesince İİK'nun 280. maddesine göre üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi lazım gelen şahıslardan olduğu kabul edilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamıştır. Borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracıdır. Davalı üçüncü kişi, borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini ve temlik miktarı kadar gerçek bir alacağı olduğunu ispat etmiş ise davanın kabulü gerekir.
Somut olayda, 13/02/2015 tarihinde 102.560,10 GBP bedel temlik edilmiştir. Temlik tarihindeki TL karşılığı 388.295.00 TL olarak belirlenmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporları ile 04/02/2015–09/02/2015 tarihleri arasında borçludan 503.447,84 TL alacağı olduğu, buna göre üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkilerinin olduğunu temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonrada bu ticari ilişkinin devam ettiği tesbit edilmiş, davalı üçüncü kişi iddiasını ispatlamıştır.
Bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince davacı alacaklının davasının reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla, borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olmasının tasarrufun iptal edilemeyeceği sonucunu doğurmayacağı, buna göre İİK'nın 280/1. maddesinde aranılan koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; temlik bedelinin fiili ödeme günü karşılığına göre uyarlama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği hâlde hatalı hüküm kurulduğundan kararın bu yönde düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
2. Davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; davacı alacağının temlik tarihinden sonra muaccel olduğunu, alacağın temlikinin ticari hayatta mutat ödeme vasıtası olarak kabul edildiğini, iptal şartlarının oluşmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı üçüncü kişinin borçlu ile aralarındaki ticari ilişkinin temlik tarihi öncesinde ve sonrasında devam ettiği hususu ile borçludan temlik aldığı alacak tutarı kadar alacaklı olduğunu ispat edip edemediği, davalı üçüncü kişinin İİK’nın 280. maddesine göre borçlunun malî durumunu bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre alacağın temliki şeklinde yapılan tasarrufun iptali için İİK’nın 277 vd. maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
2. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddelerinde yer alan düzenlemeler karşısında tasarrufun iptali davası; “Borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca "borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava" şeklinde tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Ali Güneren, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s: 39, 40).
3. Tasarrufun iptali davaları basit yargılama usulüne tabidir. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Dolayısıyla tasarrufun iptali davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
4. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması hâlinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
5. İcra ve İflas Kanunu'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen ve iptal davasının konusunu teşkil eden tasarruflar genel olarak üç grupta toplanmıştır. Bunlar; karşılıksız (ivazsız) yapılan tasarruflar, aciz hâlinde iken ve bundan ötürü yapılan tasarruflar ve olağan durumlarda borçlunun yapmayacağı işlemlerle mal varlığında eksiltme yaratan tasarruflardır. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar tahdidi olarak sayılmış değildir. Kanun iptale tâbi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tâbi olduğu hususunun tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır (2004 sayılı Kanun md. 281). Dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinden hangisine istinaden iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1987 tarihli ve 1987/15-381 Esas, 1987/ 873 Karar; 14.01.2020 tarihli ve 2019/17-16 Esas, 2020/7 Karar sayılı kararında da açıklanmıştır.
6. Eldeki davaya konu edilen tasarruf işleminin İİK'nın 279/2. maddesinde öngörülen özel iptal sebebi ile İİK'nın 280/1. maddesinde yer alan genel genel düzenleme uyarınca iptale tabî olduğu belirtildiğinden anılan hükümlerin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
7. İcra ve İflas Kanunu'nun "Acizden dolayı butlan" başlıklı 279. maddesinde;
"... Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır:
1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler;
2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler;
3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.
4. (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.
Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez..." hükmüne yer verilmiştir. Madde metninde yer verildiği üzere yukarıdaki bentlere yönelik olarak tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için bunların Kanun'da öngörülen bir yıllık sürede açılmış olması gerekir. Yine borçlu bu tasarrufları aciz hâlinde (borca batık) iken yapmış olmalıdır.
8. Yapılan düzenlemeyle kanun koyucunun amacı borçlunun bir veya birden fazla alacaklısını diğer alacaklılara karşı korunmasını önlemek olduğundan hangi fiillerin bu kapsama dahil olduğu sınırlı sayıda belirtilmiş, 278. maddeden farklı olarak 279. maddede borçlu ile işlemde bulunan davalı üçüncü kişiye kurtuluş beyyinesi getirilmiştir.
9. Bir başka anlatımla Kanun, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişinin, borçlunun bu tasarrufu yaparken aciz hâlinde (borca batık) bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini farz etmektedir; fakat, üçüncü kişiye de, borçlunun durumunu bilmediğini ispat etme yetkisini tanımaktadır. İİK'nın 279. maddesindeki tasarruflardan yararlanan üçüncü kişi, borçlunun durumunu (aciz hâlinde bulunduğunu) bilmediğini ispat ederse, iptal davası dinlenmez. Buna göre, borçlunun aciz hâlinde bulunduğunu bilmediğini ispat yükü, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye aittir ( Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.1409).
10. İcra ve İflas Kanunu'nun 279/2. maddesinde "Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler" kural olarak batıl kabul edilmiştir. Maddede söz konusu olan yalnızca para borcudur. Para borcu nedeniyle ödeme vasıtasının mutat olup olmadığı ödemenin ne şekilde yapıldığına ve somut olayın niteliğine göre belirlenir. Davalı üçüncü kişi Şirket vekili davalı borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini ve temlik miktarı kadar gerçek bir alacağı olduğunu, temlikin de borca mahsuben yapıldığını iddia etmiştir.
11. Kural olarak para borcu nedeniyle yapılan temlik işlemlerinin geçerli kabul edilebilmesi için temlik alacaklısı ile temlik borçlusu arasında temlik öncesi ve sonrası devam eden bir ticari ilişkisinin bulunması ya da en azından temlik öncesi bir ticari ilişkinin bulunması, temlik miktarı ile temlik alacaklısının alacağının orantılı olması, yani borç ve alacak ilişkisi arasında orantı bulunması, taraflar tacir ise bu durumun tarafların ticari defterleri veya banka hesap hareketleri gibi resmî belgelerle ispatlanması gerekmektedir. Bu durumda gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı, temlik işlemi de mutat bir ödeme vasıtasıdır. Ancak bu tür davalarda davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasındaki ticari ilişkinin ne zaman başladığı, temlik tarihi öncesinde ve sonrasında devam edip etmediğinin davalı borçlunun da defterleri incelenerek araştırılması, davalı üçüncü kişinin ve davalı borçlunun defterlerinin karşılaştırılması, sonucuna göre temlik ile yapılan ödemelerin mutat ödeme olup olmadığının tespitinin yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
12. Somut uyuşmazlıkta davacı ile davalı (borçlu) şirket arasında 19.09.2013 tarihinde düzenlenen genel ticari kredi sözleşmesi ile ve 18.02.2015 tarihli kat ihtarnamesine istinaden, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2015/6526 Esas sayılı icra dosyasında davacı tarafından, davalı (borçlu) şirket ile dava dışı borçlular aleyhine, asıl alacak ve fer'ileri olmak üzere toplam 761.081,25 TL üzerinden 26.02.2015 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmış, takip kesinleşmiş ve yapılan hacizden sonuç alınamamıştır. Dosya kapsamından İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün 2015/5123 Esas sayılı takip dosyasıyla iptali istenen temlik işleminden sonra 26.02.2015 tarihinde T. Tekstil tarafından D. Tekstile ödenmeyen çek için takip başlatıldığı, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/217 Esasında 06.03.2015 tarihinde T. Tekstil tarafından D. Tekstile menfi tespit davası açıldığı, 27.09.2016 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.
13. Mahkemece, borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmiş ise de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracıdır. Burada önemli olan temlik alanın, bu temliki gerektirir nitelikte ve boyutta borçludan alacağının olduğunun sabit olmasıdır. Borçlu üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmiş ise bu mutat bir ödeme vasıtası sayıldığından iptale tabi değildir. Borçlu Şirket tarafından Bakırköy 19. Noterliğinin 13.02.2015 tarih ve 3948 yevmiye sayılı işlemi ile davalı üçüncü kişiye yedi adet faturadan oluşan 102.560,10 GBP tutarındaki alacağı temlik edilmiştir. Temlik tarihindeki TL karşılığı 388.295.00 TL olarak belirlenmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporları ile 04.02.2015–09.02.2015 tarihleri arasında borçludan 503.447,84 TL alacağı olduğu, buna göre üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla davalı üçüncü kişi iddiasını ispat etmiştir. Ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığından ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK'nın 280/1. maddesinde öngörülen şartlar da oluşmamıştır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK'nın 280/1. maddesinde aranılan koşullar gerçekleştiğinden direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.
15. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 23’ü BOZMA, 2’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.
BİLGİ : 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunun 2. maddesiyle İİK m. 278 hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.
Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır:
a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar.
b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler.
c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.”
BORÇLU ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİDEKİ ALACAĞINI BORCUNU ÖDEMEK AMACIYLA ALACAKLISINA TEMLİK ETMİŞ İSE BU MUTAT BİR ÖDEME VASITASI SAYILDIĞINDAN İPTALE TABİ DEĞİLDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/4-900
Karar No : 2025/295
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 30.11.2022
SAYISI : 2022/2139 E., 2022/2110 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2022 tarihli ve 2021/21356 Esas,
2022/5510 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı Şirket vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Banka ile davalı D. Tekstil Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi arasında imzalanan genel ticari kredi sözleşmesi gereğince davalıya kullandırılan kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle davalı şirket hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kaldığını, borçlunun mal kaçırmak amacı ile dava dışı M.T. Yılmaz K.’dan olan alacağı 388.795,10 TL'yi davalı T. Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketine temlik ettiğini, yapılan bu tasarrufun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun ( 2004 sayılı Kanun, İİK) 277 vd. maddeleri uyarınca iptale tabi olduğunu ileri sürerek tasarrufun iptali ile müvekkiline alacak ile sınırlı olmak üzere cebri icra yoluyla tahsil yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı borçlu usulüne uygun yapılan tebligata rağmen cevap dilekçesi vermemiştir.
2. Davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davacı alacağının temlik tarihinden sonra muaccel olması nedeniyle iptal şartlarının oluşmadığını, alacağın temlikinin ticari hayatta mutat ödeme vasıtası olduğunu, temlikin de müvekkilinin borçludan olan alacağına karşılık yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.02.2018 tarihli ve 2015/148 Esas, 2018/86 Karar sayılı kararıyla; davalı üçüncü kişinin borçludan olan alacağını tahsil çabasında olduğu, temlikin mutat dışı ödeme vasıtası olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli ve 2019/1787 Esas, 2021/184 Karar sayılı kararıyla; her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve tasarrufun konusunu oluşturan temlik sözleşmesinin davalı (borçlu) Şirket tarafından diğer davalı Şirkete borca karşılık yapıldığı, bu hususun temlik sözleşmesinde ve davalı tarafın cevap dilekçesinde açıkça ikrar edildiği, yine temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği ve İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2015/5123 Esas sayılı dosyasında 14.02.2015 keşide tarihli ve 36.500,00 TL miktarlı çeke istinaden davalı temlik alan Şirket tarafından diğer davalı temlik veren aleyhine icra takibinin yapıldığı, bu durumun temlik alan davalı Şirketin davalı borçlu Şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiğini gösterdiği gerekçesiyle davacının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak tasarrufun İİK’nın 280/1 maddesi gereğince iptali ile İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2015/6526 Esas sayılı dosyasında davacı tarafa (temlik sözleşmesine konu edilen alacak miktarı olan 388.795,10 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) cebri icra yolu ile alacağını tahsili yetkisi verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“... Dava İİK’nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
1. Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
Bölge Adliye Mahkemesince İİK'nun 280. maddesine göre üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi lazım gelen şahıslardan olduğu kabul edilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamıştır. Borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracıdır. Davalı üçüncü kişi, borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini ve temlik miktarı kadar gerçek bir alacağı olduğunu ispat etmiş ise davanın kabulü gerekir.
Somut olayda, 13/02/2015 tarihinde 102.560,10 GBP bedel temlik edilmiştir. Temlik tarihindeki TL karşılığı 388.295.00 TL olarak belirlenmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporları ile 04/02/2015–09/02/2015 tarihleri arasında borçludan 503.447,84 TL alacağı olduğu, buna göre üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkilerinin olduğunu temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonrada bu ticari ilişkinin devam ettiği tesbit edilmiş, davalı üçüncü kişi iddiasını ispatlamıştır.
Bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince davacı alacaklının davasının reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla, borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olmasının tasarrufun iptal edilemeyeceği sonucunu doğurmayacağı, buna göre İİK'nın 280/1. maddesinde aranılan koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; temlik bedelinin fiili ödeme günü karşılığına göre uyarlama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği hâlde hatalı hüküm kurulduğundan kararın bu yönde düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
2. Davalı T. Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; davacı alacağının temlik tarihinden sonra muaccel olduğunu, alacağın temlikinin ticari hayatta mutat ödeme vasıtası olarak kabul edildiğini, iptal şartlarının oluşmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı üçüncü kişinin borçlu ile aralarındaki ticari ilişkinin temlik tarihi öncesinde ve sonrasında devam ettiği hususu ile borçludan temlik aldığı alacak tutarı kadar alacaklı olduğunu ispat edip edemediği, davalı üçüncü kişinin İİK’nın 280. maddesine göre borçlunun malî durumunu bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre alacağın temliki şeklinde yapılan tasarrufun iptali için İİK’nın 277 vd. maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
2. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddelerinde yer alan düzenlemeler karşısında tasarrufun iptali davası; “Borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca "borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava" şeklinde tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Ali Güneren, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s: 39, 40).
3. Tasarrufun iptali davaları basit yargılama usulüne tabidir. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Dolayısıyla tasarrufun iptali davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
4. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması hâlinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
5. İcra ve İflas Kanunu'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen ve iptal davasının konusunu teşkil eden tasarruflar genel olarak üç grupta toplanmıştır. Bunlar; karşılıksız (ivazsız) yapılan tasarruflar, aciz hâlinde iken ve bundan ötürü yapılan tasarruflar ve olağan durumlarda borçlunun yapmayacağı işlemlerle mal varlığında eksiltme yaratan tasarruflardır. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar tahdidi olarak sayılmış değildir. Kanun iptale tâbi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tâbi olduğu hususunun tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır (2004 sayılı Kanun md. 281). Dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinden hangisine istinaden iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1987 tarihli ve 1987/15-381 Esas, 1987/ 873 Karar; 14.01.2020 tarihli ve 2019/17-16 Esas, 2020/7 Karar sayılı kararında da açıklanmıştır.
6. Eldeki davaya konu edilen tasarruf işleminin İİK'nın 279/2. maddesinde öngörülen özel iptal sebebi ile İİK'nın 280/1. maddesinde yer alan genel genel düzenleme uyarınca iptale tabî olduğu belirtildiğinden anılan hükümlerin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
7. İcra ve İflas Kanunu'nun "Acizden dolayı butlan" başlıklı 279. maddesinde;
"... Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır:
1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler;
2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler;
3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.
4. (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.
Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez..." hükmüne yer verilmiştir. Madde metninde yer verildiği üzere yukarıdaki bentlere yönelik olarak tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için bunların Kanun'da öngörülen bir yıllık sürede açılmış olması gerekir. Yine borçlu bu tasarrufları aciz hâlinde (borca batık) iken yapmış olmalıdır.
8. Yapılan düzenlemeyle kanun koyucunun amacı borçlunun bir veya birden fazla alacaklısını diğer alacaklılara karşı korunmasını önlemek olduğundan hangi fiillerin bu kapsama dahil olduğu sınırlı sayıda belirtilmiş, 278. maddeden farklı olarak 279. maddede borçlu ile işlemde bulunan davalı üçüncü kişiye kurtuluş beyyinesi getirilmiştir.
9. Bir başka anlatımla Kanun, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişinin, borçlunun bu tasarrufu yaparken aciz hâlinde (borca batık) bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini farz etmektedir; fakat, üçüncü kişiye de, borçlunun durumunu bilmediğini ispat etme yetkisini tanımaktadır. İİK'nın 279. maddesindeki tasarruflardan yararlanan üçüncü kişi, borçlunun durumunu (aciz hâlinde bulunduğunu) bilmediğini ispat ederse, iptal davası dinlenmez. Buna göre, borçlunun aciz hâlinde bulunduğunu bilmediğini ispat yükü, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye aittir ( Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.1409).
10. İcra ve İflas Kanunu'nun 279/2. maddesinde "Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler" kural olarak batıl kabul edilmiştir. Maddede söz konusu olan yalnızca para borcudur. Para borcu nedeniyle ödeme vasıtasının mutat olup olmadığı ödemenin ne şekilde yapıldığına ve somut olayın niteliğine göre belirlenir. Davalı üçüncü kişi Şirket vekili davalı borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini ve temlik miktarı kadar gerçek bir alacağı olduğunu, temlikin de borca mahsuben yapıldığını iddia etmiştir.
11. Kural olarak para borcu nedeniyle yapılan temlik işlemlerinin geçerli kabul edilebilmesi için temlik alacaklısı ile temlik borçlusu arasında temlik öncesi ve sonrası devam eden bir ticari ilişkisinin bulunması ya da en azından temlik öncesi bir ticari ilişkinin bulunması, temlik miktarı ile temlik alacaklısının alacağının orantılı olması, yani borç ve alacak ilişkisi arasında orantı bulunması, taraflar tacir ise bu durumun tarafların ticari defterleri veya banka hesap hareketleri gibi resmî belgelerle ispatlanması gerekmektedir. Bu durumda gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı, temlik işlemi de mutat bir ödeme vasıtasıdır. Ancak bu tür davalarda davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasındaki ticari ilişkinin ne zaman başladığı, temlik tarihi öncesinde ve sonrasında devam edip etmediğinin davalı borçlunun da defterleri incelenerek araştırılması, davalı üçüncü kişinin ve davalı borçlunun defterlerinin karşılaştırılması, sonucuna göre temlik ile yapılan ödemelerin mutat ödeme olup olmadığının tespitinin yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
12. Somut uyuşmazlıkta davacı ile davalı (borçlu) şirket arasında 19.09.2013 tarihinde düzenlenen genel ticari kredi sözleşmesi ile ve 18.02.2015 tarihli kat ihtarnamesine istinaden, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2015/6526 Esas sayılı icra dosyasında davacı tarafından, davalı (borçlu) şirket ile dava dışı borçlular aleyhine, asıl alacak ve fer'ileri olmak üzere toplam 761.081,25 TL üzerinden 26.02.2015 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmış, takip kesinleşmiş ve yapılan hacizden sonuç alınamamıştır. Dosya kapsamından İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün 2015/5123 Esas sayılı takip dosyasıyla iptali istenen temlik işleminden sonra 26.02.2015 tarihinde T. Tekstil tarafından D. Tekstile ödenmeyen çek için takip başlatıldığı, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/217 Esasında 06.03.2015 tarihinde T. Tekstil tarafından D. Tekstile menfi tespit davası açıldığı, 27.09.2016 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.
13. Mahkemece, borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmiş ise de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracıdır. Burada önemli olan temlik alanın, bu temliki gerektirir nitelikte ve boyutta borçludan alacağının olduğunun sabit olmasıdır. Borçlu üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmiş ise bu mutat bir ödeme vasıtası sayıldığından iptale tabi değildir. Borçlu Şirket tarafından Bakırköy 19. Noterliğinin 13.02.2015 tarih ve 3948 yevmiye sayılı işlemi ile davalı üçüncü kişiye yedi adet faturadan oluşan 102.560,10 GBP tutarındaki alacağı temlik edilmiştir. Temlik tarihindeki TL karşılığı 388.295.00 TL olarak belirlenmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporları ile 04.02.2015–09.02.2015 tarihleri arasında borçludan 503.447,84 TL alacağı olduğu, buna göre üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla davalı üçüncü kişi iddiasını ispat etmiştir. Ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığından ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK'nın 280/1. maddesinde öngörülen şartlar da oluşmamıştır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK'nın 280/1. maddesinde aranılan koşullar gerçekleştiğinden direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.
15. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 23’ü BOZMA, 2’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.
BİLGİ : 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunun 2. maddesiyle İİK m. 278 hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.
Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır:
a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar.
b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler.
c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.”

