DAVA DİLEKÇESİNDE, DAVACININ YEĞENİNİN BİLGİ SAHİBİ OLDUĞUNA İŞARET EDİLEREK KANITLARIMIZ VARDIR DENİLMEK SURETİYLE TANIK DELİLİNE DAYANILDIĞININ KABULÜ GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/2-1143
Karar No : 2025/416
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 10.05.2023
SAYISI : 2023/437 E., 2023/837 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve 2022/9178 Esas,
2022/10672 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 09.10.2004 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının asabi mizaçlı ve şiddet eğilimli biri olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşine sayısız kez fiziksel şiddet uyguladığını, işi nedeni ile gittiği Filipinler’de sadakat yükümlüğünü ihlal ettiğini, konu ile ilgili olarak davalının arkadaşı olan Mehmet Yılmaz tarafından davacıya bilgi verildiğini, Mart ayı başında yapılan aile toplantısında davalının mutfaktan aldığı bıçak ile eşine ve kayınbabasına saldırdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin işi nedeniyle zaman zaman Filipinler'e gittiğini, dosyada mevcut fotoğrafların Filipinler’deyken kalabalık bir arkadaş ortamında çekildiğini, ne var ki dosyaya kırpılmak suretiyle eklenerek sanki davalı ile fotoğraflarda yer alan kadının tek başına gibi gösterilmeye çalışıldığını, dava dilekçesinde belirtilen Mehmet Yılmaz isimli şahsın müvekkili tarafından tanımadığını, iddia edilen şiddet olaylarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/247 Esas, 2019/419 Karar sayılı kararı ile; tarafların 2004 yılında evlendikleri, ortak iki çocuklarının olduğu, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, iş için gittiği Filipin'lerde başka kadınlarla gezmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacıya ve ailesine yönelik küfür ederek bıçakla üzerlerine yürüdüğü, gerçekleşen olaylara göre eşler arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşamaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 350,00 TL tedbir-400,00 TL iştirak nafakası ile kadın eş yararına 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2022 tarihli ve 2019/1702 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile; davacının dava dilekçesinde delil bildirmediği, sonrasında verdiği 19.04.2018 tarihli dilekçe ile delil listesi sunduğu, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, davalının süresi içerisinde davaya cevap vererek delil bildirdiği, cevap dilekçesinin davacıya tebliğ edildiği halde davacı tarafından cevaba cevap dilekçesi sunulmadığı, delil gösterilmesinin dilekçelerin teatisi aşamasına hasredildiği gözetildiğinde davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller değerlendirilerek, davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile "... İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 esas ve 2016/522 karar sayılı ilamı.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacı kadın, eşinin Filipinlerde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek isnatta bulunmuş, eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek tanık deliline dayanmıştır. Erkeğin güven sarsıcı davranışları, davacı kadının yeğeni olduğu belirtilen tanık Ayşen beyanı ile ispat edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi tarafından davalı erkeğe yüklenen güven sarsıcı davranış kusuru usulüne uygun olarak bildirilmiş delil ile ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; somut olayda davacı tarafından açıkça tanık deliline dayanılmadığı, dava dilekçesinde "eşinin Filipinler’de başka bir kadınla ilişkisi olduğu" iddiasına dayanarak eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirttiği, 6100 sayılı Kanun’un 240/2 maddesinin "tanık deliline dayanan taraf, tanıkla ispat edeceği vakıa ile dinlenilmesini istediği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar" şeklindeki hükmü taşıdığı, davacının bu hususa da uymadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin 4. bendinde davalı hakkında ileri sürülen iddialar hakkında "kanıtlarımız" vardır şeklinde beyanda bulunmak suretiyle tanık ve resim deliline dayandıklarını ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı açmış olduğu eldeki boşanmaya ilişkin dava dilekçesinde; 6100 sayılı Kanun’un 119/1. fıkrasının (e) bendi uyarınca iddia ettiği sadakatsizlik vakıasını, (f) bendine uygun olarak hangi delillerle ispat edeceği hususuna yer verip vermediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119, 194 ve 240. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesi "(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır" hükmünü taşımaktadır.
3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca hükümleri uyarınca bir davanın tarafları; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Taraflar, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorundadır. Tanık gösterme şekli ise 6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre "…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan "makul sürede yargılanma" ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf).
5. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Kanun ile yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı Kanun ile benimsenen yargılama usulünde "dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil" birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçası olarak ele alınmıştır. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli ve 2014/2-695 Esas, 2016/522 Karar; 04.02.2021 tarihli ve 2017/2-2710 Esas, 2021/34 Karar; 22.06.2021 tarihli ve 2017/2-2301 Esas, 2021/807 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
6. Eldeki davaya gelince, davacı vekili 03.04.2018 tarihli dava dilekçesinin 4. bendinde "davalı koca, iş bağlantıları nedeniyle gittiği Filipinler'de yabancı bir kadınla yasak bir ilişkiye girmiş ve ilişkisini halen devam ettirerek, evlilik birliğine gereken özen ve sadakati göstermemiş ve eşini aldatmıştır. Eşini aldattığına dair arkadaşının ifadesi ve yeğenine beyanda bulunduğuna dair kanıtlarımız vardır" şeklinde beyanda bulunmuş; 19.04.2018 tarihli delil ve tanık dilekçesi ile de dava dilekçesinde "davacının yeğeni" olarak bahsedilen Ayşen A.'ı, sadakatsizlik vakıasına ilişkin olarak dinletmek istediğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin güven sarsıcı davranışlar sergilediği gerekçesiyle boşanmaya karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller uyarınca davanın kabulüne karar verilemeyeceği belirterek davayı reddetmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire, davacının dava dilekçesinde "güven sarsıcı davranış yönünden tanık deliline dayandığı ve iddianın ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesince önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
7. Uyuşmazlığa konu dava dilekçesinin incelenmesinde; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmaya karar verilmesinin talep edildiği, dilekçenin 4. bendinde somutlaştırma yüküne uygun olarak 6100 sayılı Kanun'un 119/1-e bendi uyarınca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun iddia edildiği, aynı bendin devamında sadakatsizlik vakıasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 119/1-f bendi uyarınca "davacının yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır" denilmek suretiyle tanık deliline dayanıldığı, 19.04.2018 tarihli delil ve tanık listesinde dava dilekçesinde dayanılan davacının yeğeni Ayşen A.'ın 6100 sayılı Kanun'un 194 ve 240. maddelerine uygun şekilde gösterildiği ve dinlendiği anlaşılmıştır. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı tarafça delillerin usulüne uygun şekilde gösterilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen direnme kararının bozulması gerekmiştir.
8. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, davacının usule uygun şekilde gösterdiği anlaşılan Ayşen A.'ın beyanları doğrultusunda davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı kabul edilerek, davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.
9. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
10. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
DAVA DİLEKÇESİNDE, DAVACININ YEĞENİNİN BİLGİ SAHİBİ OLDUĞUNA İŞARET EDİLEREK KANITLARIMIZ VARDIR DENİLMEK SURETİYLE TANIK DELİLİNE DAYANILDIĞININ KABULÜ GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/2-1143
Karar No : 2025/416
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 10.05.2023
SAYISI : 2023/437 E., 2023/837 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve 2022/9178 Esas,
2022/10672 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 09.10.2004 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının asabi mizaçlı ve şiddet eğilimli biri olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşine sayısız kez fiziksel şiddet uyguladığını, işi nedeni ile gittiği Filipinler’de sadakat yükümlüğünü ihlal ettiğini, konu ile ilgili olarak davalının arkadaşı olan Mehmet Yılmaz tarafından davacıya bilgi verildiğini, Mart ayı başında yapılan aile toplantısında davalının mutfaktan aldığı bıçak ile eşine ve kayınbabasına saldırdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin işi nedeniyle zaman zaman Filipinler'e gittiğini, dosyada mevcut fotoğrafların Filipinler’deyken kalabalık bir arkadaş ortamında çekildiğini, ne var ki dosyaya kırpılmak suretiyle eklenerek sanki davalı ile fotoğraflarda yer alan kadının tek başına gibi gösterilmeye çalışıldığını, dava dilekçesinde belirtilen Mehmet Yılmaz isimli şahsın müvekkili tarafından tanımadığını, iddia edilen şiddet olaylarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/247 Esas, 2019/419 Karar sayılı kararı ile; tarafların 2004 yılında evlendikleri, ortak iki çocuklarının olduğu, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, iş için gittiği Filipin'lerde başka kadınlarla gezmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacıya ve ailesine yönelik küfür ederek bıçakla üzerlerine yürüdüğü, gerçekleşen olaylara göre eşler arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşamaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 350,00 TL tedbir-400,00 TL iştirak nafakası ile kadın eş yararına 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2022 tarihli ve 2019/1702 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile; davacının dava dilekçesinde delil bildirmediği, sonrasında verdiği 19.04.2018 tarihli dilekçe ile delil listesi sunduğu, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, davalının süresi içerisinde davaya cevap vererek delil bildirdiği, cevap dilekçesinin davacıya tebliğ edildiği halde davacı tarafından cevaba cevap dilekçesi sunulmadığı, delil gösterilmesinin dilekçelerin teatisi aşamasına hasredildiği gözetildiğinde davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller değerlendirilerek, davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile "... İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 esas ve 2016/522 karar sayılı ilamı.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacı kadın, eşinin Filipinlerde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek isnatta bulunmuş, eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek tanık deliline dayanmıştır. Erkeğin güven sarsıcı davranışları, davacı kadının yeğeni olduğu belirtilen tanık Ayşen beyanı ile ispat edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi tarafından davalı erkeğe yüklenen güven sarsıcı davranış kusuru usulüne uygun olarak bildirilmiş delil ile ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; somut olayda davacı tarafından açıkça tanık deliline dayanılmadığı, dava dilekçesinde "eşinin Filipinler’de başka bir kadınla ilişkisi olduğu" iddiasına dayanarak eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirttiği, 6100 sayılı Kanun’un 240/2 maddesinin "tanık deliline dayanan taraf, tanıkla ispat edeceği vakıa ile dinlenilmesini istediği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar" şeklindeki hükmü taşıdığı, davacının bu hususa da uymadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin 4. bendinde davalı hakkında ileri sürülen iddialar hakkında "kanıtlarımız" vardır şeklinde beyanda bulunmak suretiyle tanık ve resim deliline dayandıklarını ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı açmış olduğu eldeki boşanmaya ilişkin dava dilekçesinde; 6100 sayılı Kanun’un 119/1. fıkrasının (e) bendi uyarınca iddia ettiği sadakatsizlik vakıasını, (f) bendine uygun olarak hangi delillerle ispat edeceği hususuna yer verip vermediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119, 194 ve 240. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesi "(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır" hükmünü taşımaktadır.
3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca hükümleri uyarınca bir davanın tarafları; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Taraflar, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorundadır. Tanık gösterme şekli ise 6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre "…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan "makul sürede yargılanma" ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf).
5. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Kanun ile yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı Kanun ile benimsenen yargılama usulünde "dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil" birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçası olarak ele alınmıştır. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli ve 2014/2-695 Esas, 2016/522 Karar; 04.02.2021 tarihli ve 2017/2-2710 Esas, 2021/34 Karar; 22.06.2021 tarihli ve 2017/2-2301 Esas, 2021/807 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
6. Eldeki davaya gelince, davacı vekili 03.04.2018 tarihli dava dilekçesinin 4. bendinde "davalı koca, iş bağlantıları nedeniyle gittiği Filipinler'de yabancı bir kadınla yasak bir ilişkiye girmiş ve ilişkisini halen devam ettirerek, evlilik birliğine gereken özen ve sadakati göstermemiş ve eşini aldatmıştır. Eşini aldattığına dair arkadaşının ifadesi ve yeğenine beyanda bulunduğuna dair kanıtlarımız vardır" şeklinde beyanda bulunmuş; 19.04.2018 tarihli delil ve tanık dilekçesi ile de dava dilekçesinde "davacının yeğeni" olarak bahsedilen Ayşen A.'ı, sadakatsizlik vakıasına ilişkin olarak dinletmek istediğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin güven sarsıcı davranışlar sergilediği gerekçesiyle boşanmaya karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller uyarınca davanın kabulüne karar verilemeyeceği belirterek davayı reddetmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire, davacının dava dilekçesinde "güven sarsıcı davranış yönünden tanık deliline dayandığı ve iddianın ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesince önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
7. Uyuşmazlığa konu dava dilekçesinin incelenmesinde; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmaya karar verilmesinin talep edildiği, dilekçenin 4. bendinde somutlaştırma yüküne uygun olarak 6100 sayılı Kanun'un 119/1-e bendi uyarınca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun iddia edildiği, aynı bendin devamında sadakatsizlik vakıasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 119/1-f bendi uyarınca "davacının yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır" denilmek suretiyle tanık deliline dayanıldığı, 19.04.2018 tarihli delil ve tanık listesinde dava dilekçesinde dayanılan davacının yeğeni Ayşen A.'ın 6100 sayılı Kanun'un 194 ve 240. maddelerine uygun şekilde gösterildiği ve dinlendiği anlaşılmıştır. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı tarafça delillerin usulüne uygun şekilde gösterilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen direnme kararının bozulması gerekmiştir.
8. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, davacının usule uygun şekilde gösterdiği anlaşılan Ayşen A.'ın beyanları doğrultusunda davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı kabul edilerek, davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.
9. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
10. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

