
DAVACI TARAFÇA İPOTEĞİN KALDIRILMASI DAVASINDAN FERAGAT EDİLMİŞ OLMASINDAN DOLAYI TAAHHÜTNAMEDEN DE FERAGAT EDİLDİĞİ SONUCU ÇIKARILAMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/11-425
Karar No : 2024/436
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Çorum 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 08.11.2022
SAYISI : 2022/318 E., 2022/399 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.06.2022 tarihli ve 2020/8166 Esas,
2022/4889 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının müvekkili ile paydaş olduğu ve kuyumculuk faaliyetlerini yürüttüğü Çorum ili, Gülabibey Mahallesi, 1.33 ada, 3, 4 ve 88 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde ipotek tesis edilerek davalı tarafından dava dışı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'den kredi kullanıldığını, üzerinde ipotek kurulan taşınmazların 1/2 hissesi müvekkiline ait olduğundan Çorum 1. Noterliğinin 18.01.2008 tarihli taahhütnamesi ile krediyi kullanan davalının kredi borcunu ödememesi hâlinde tüm sorumluluğun kendisine ait olduğunu taahhüt ettiğini, müvekkilinin 1/2 hissesine sahip taşınmazların bankanın kredi verebilmesi için talebi üzerine ipotek verildiğini müvekkilinin de mecburen ipotek vermek zorunda kaldığını, kredinin tamamının davalı tarafından kullanıldığını, ileride bankanın yapacağı takip ve işlemlerde sorumluluğun davalıya ait olduğunu, taahhütnamede davalının borcu ödeyerek veya müvekkilinin talebi üzerine de ipotekleri fek ettireceğinin, borcun ödenmemesi hâlinde ise müvekkilinin uğrayacağı tüm zararın ticari faizi ile birlikte karşılanacağının taahhüt edildiğini müvekkilinin Çorum'da şehirlerarası otobüs işletmeciliği yaptığını, rekabet nedeniyle işini genişletmek için sermayeye ihtiyaç duyduğunu, bunun için taşınmazlar üzerindeki ipotekleri kaldırması için davalıya ve dava dışı bankaya noter kanalıyla ihtarname gönderdiğini, taşınmazlar üzerinde ipotek olduğu için müvekkilinin kredi kullanamadığını, bu nedenle de işlerinin kötüye gittiğini, alacaklarını alamadığını ve borçlarını ödeyemediği için hakkında icra takipleri başlatıldığını, davalı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin ipotekli taşınmazları üzerine de haciz konulduğunu ve bu taşınmazların satıldığını, davalının şirketinin satış ihalesine katılarak taşınmazları değerinin altında bir fiyatla satın aldığını, müvekkilinin icra müdürlüğü aracılığıyla satılan Çorum Gülabibey Mahallesi 1.33 ada 3,4 ve 88 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/2 hissesinin satış bedeli olarak dosyaya giren 13.000.000 TL’nin dava dışı ipotek alacaklısı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'ye ödendiğini, kalan 77.967,00 TL'nin de Sosyal Güvenlik Kurumu borcuna ödendiğini, sıra cetvelinde altıncı sıradaki davalıya ödeme yapılamadığını, alacağını alamayan davalının bu kez müvekkilinin bu durumundan da yararlanarak onu baskı altına aldığını, gelişmeler sonunda yaşayabileceği olumsuzlukları düşünerek müvekkilinin eşinin mücevherlerini ve satılabilecek tüm mallarını sattığını, yakınlarından borç aldığını ve fazladan harç ödememek adına davalıya olan borcunu haricen ödediğini, davalının buna karşılık müvekkiline yazılı bir ibraname verdiğini, nihayetinde davalının dava dışı Türk Ekonomi Bankası A.Ş'ye borcunu ödememesi sonucu davacının ödediğini, ödenen paranın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte ödemesi için davalıya Çorum 2. Noterliğinin 20.01.2017 tarihli ve 02164 numaralı ihtarname gönderildiğini, davalının bu borcu ödemediğini, bu nedenle davalı hakkında Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2017/5291 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine haksız itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra takibinin devamına, alacaklı lehine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; kredi borcunun müvekkilinin borcu olduğunu, davacının müvekkiline borçlarını ödememesi nedeniyle taahhütnamenin gereğinin yerine getirilemediğini, ipotekli hisselerin ipotek nedeniyle satılmayıp davacının ilâmlı borcu nedeniyle satıldığını, müvekkilinin davacıya sık sık borç verdiğini, müvekkilinin seksen yedi kilogram altın alacağı olduğunu, bu alacakları için davacıya karşı 08.03.2012 tarihinde dava açtığını, kesinleşen karar ile davacı hakkında icra takibi başlatıldığını, ipotekler nedeniyle Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'ye 13.000.000,00 TL ödendiğini, bu işlemlerin esasında müvekkilinin şirketi üzerinde parası ile kendisine ait banka borcunu kapatması olduğunu, müvekkilinin Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyası nedeniyle davacıdan hâlen alacaklı olduğunu, davacı tarafça sunulan ibranameyi kabul etmediklerini, zira buna ilişkin olarak öncelikle imza itirazında bulunduklarını, imza müvekkilinin eli ürünü olsa bile ibranamedeki imzanın hamurlama v.s. yöntem ile ibranameye taşınıp taşınmadığının belirlenmesini istediklerini, müvekkilinin irade fesadına uğratıldığını açıklanan nedenlerle dava konusu icra takibine itiraz ettiklerini, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, müvekkilinin davacıdan yüz yirmi altı kilogram altın alacağı bulunduğunu, bu dosya alacağı ile mahsup yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacıdan %20 oranından az olmamak üzere kötüniyet tazminatının tahsilini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Çorum 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli ve 2017/273 Esas, 2020/128 Karar sayılı kararı ile; davacının ipoteğin kaldırılmasına ilişkin davasından feragat etmesiyle birlikte taahhütnameden de feragat etmiş olduğu, bu nedenle davaya konu icra takibinin dayanağı olan taahhütname başlıklı belgenin de bir geçerliliğinin kalmadığı, davacının 13.000.000,00 TL'yi elden ödediği iddiasının ise davacının sosyal ekonomik durumu ve meblağın bu denli yüksek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 16.10.2020 tarihli ve 2020/943 Esas, 2020/1264 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… 1- Dava, davalının kredi borcu için davacının ipotek verdiği taşınmazının icra kanalıyla satılması nedeniyle zararın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı, kredi borcunun asıl borçlusunun davalı olduğunu, ipotekli taşınmazının satış bedeli ile bu borcun ödendiğini, davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacı ile aralarında davaya konu ilişki dışında başka hukuki ilişkiler de olduğunu ve davacıdan alacaklı olduğunu, alacağının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/95 Esas 2014/1941 Karar sayılı ilamıyla kesinleştiğini, ancak alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek takas-mahsup talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamında bulunan 18.01.2008 tarihli taahhütname ile davalı ipoteğe konu borcun kendi borcu olduğu ve davacının zarara uğraması halinde zararının karşılanacağını taahhüt etmiştir. Davacı da temelde işbu taahhütnameye dayalı olarak talepte bulunmaktadır. Davalının alacak iddialarına karşı ise, davalının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgeye dayanmaktadır. İbraname başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu sabit olup, “… Gürcan B.’tan herhangi bir alacağım kalmadığını, borçlu Gürcan B.’ı ibra ettiğimi beyan ederim.” ifadelerinin yer aldığı, ancak herhangi bir tarih içermediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkate alınarak ibranamenin hangi tarihte verildiği araştırılıp, davalının ilama bağlı alacağından önce verilip verilmediği üzerinde durulması, ibranamenin ilama bağlı alacağı kapsamadığının anlaşılması halinde ise davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan söz edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, eksik incelemeye dayalı kararın bozulması gerekmiştir.
2- Öte yandan mahkemenin 2017/273 Esas sayılı dosyasında görülen itirazın iptali davası icra takibinde de borçlu olarak gösterilen Ahmet A. davalı olup, A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş.ne husumet yöneltilmediği, yargılama devam ederken birleştirilen ve daha sonra tefrik edilen Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/387 Esas sayılı dosyasında davacıların Ahmet A. ve A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. olduğu, işbu davada karar başlığında A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’nin davalı olarak gösterilmesi de doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten her ne kadar Yargıtay bozma kararında somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan bahsedilmiş ise de, 18.01.2008 tarihli taahhütnamenin 09.06.2006 tarihli ve 9020 yevmiye numaralı ikinci dereceli 8.000.000,00 TL bedelli olarak Türk Ekonomi Bankası lehine verilen ve ipoteği koruyan bir taahhütname olması nedeniyle davacının ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmesiyle birlikte taahhütnameden de feragat etmiş olduğu, bu nedenle de davaya konu icra takibinin dayanağı belgenin geçerliliğinin kalmadığı, davacının 13.000.000,00 TL'yi elden ödediği iddiasının ise davacının sosyal ekonomik durumu ve meblağın bu denli yüksek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ilk dava ile ikinci davanın sebeplerinin ve talep sonuçlarının farklı olduğunu, ilk davada ipoteğin kaldırılması talep edilmişken, ikinci davada ipoteğe konu taşınmazların satışından elde edilen bedelin ipotek alacaklısı bankaya ödenmiş olması nedeniyle davacının uğramış olduğu zararın karşılanması (alacağının tahsili) için başlatılmış olan icra takibinin devamını sağlamak için itirazın iptalinin talep edildiğini, ilk derece mahkemesinin davacı aleyhine kesin hüküm bulunduğu yönündeki değerlendirmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 303 üncü maddesine aykırı olduğunu, sonuç olarak davacının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/680 Esas sayılı ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmiş olmasının davalıdan olan alacağının dayanağını oluşturan taahhütnameden de feragat ettiği anlamına gelmeyeceğini; imzalı bir belgenin "hayatın olağan akışına uygun düşmediği" şeklinde sübjektif bir değerlendirme ile geçersiz sayılmasının hukuka uygun olmadığını, ibranamenin geçerli olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmesiyle taahhütnameden de feragat etmiş olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, bahsi geçen feragatin bu davada bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varılması durumunda davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkâte alınarak ibranamenin hangi tarihte verildiğinin araştırılıp, davalının ilâma bağlı alacağından önce verilip verilmediği üzerinde durulmasının, ibranamenin ilâma bağlı alacağı kapsamadığının anlaşılması hâlinde ise davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 303, 307, 309, 310 ve 311 üncü maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konu ile ilgili hukukî kavramların açıklanmasında yarar vardır.
2. Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir.
3. Nitekim, 6100 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan (6100 sayılı Kanun md. 119/1-ğ) kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan tamamen veya kısmen vazgeçmektedir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (6100 sayılı Kanun md. 24), davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Medeni usul hukukunda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar bazı istisna davalar dışında her davadan feragat edilebilir.
4. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir ( 6100 sayılı Kanun md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (6100 sayılı Kanun md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır.
5. Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür.
6. Davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz.
7. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (6100 sayılı Kanun md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Nitekim aynı hususlar 22.03.2023 tarihli ve 2021/(14)7-462 Esas, 2023/247 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
8. Bu noktada 6100 sayılı Kanun'un 303 üncü maddesine değinmek gerekir. Bu maddeye göre;
“1- Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 2- Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder...” hükmü ile şekli anlamda kesinlik, maddi anlamda kesinliğin ön şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin devamında ise; bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesini, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve son olarak dava konularının aynı olması şeklinde belirlenen üç şarta bağlamıştır. Kesin hüküm, öncelikle hükmü veren mahkeme de dâhil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Bir hüküm maddi anlamda kesinleştikten ve hangi tarafın ne yönde haklı olduğu tespiti yapıldıktan sonra artık tüm mahkemeler, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, aynı dava konusu hakkında verilmiş bulunan kesin hüküm ile bağlıdırlar. Bunun sonucunda; aynı dava kesin hüküm itirazı nedeniyle yeniden incelenemeyeceği gibi, aynı konuya ilişkin yeni dava, önceki davada verilmiş olan kesin deliller ile bağlıdır.
9. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı bankaya olan kredi borcunun asıl borçlusunun davalı olduğunu, müvekkilinin ipotek tesis edilen taşınmazının satış bedeli ile davalının dava dışı bankaya olan borcunun ödendiğini belirterek davalıdan alacaklı olduğunu ve bu alacak talebine ilişkin olarak davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını ileri sürmüştür. Davalı vekili ise cevap dilekçesinde, müvekkilinin dava dışı bankaya olan kredi borcunun Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında davacı hakkında müvekkili tarafından ilâma dayalı olarak başlatılan icra takibi sonucunda ödendiğini, ancak davacı ile aralarında davaya konu ilişki dışında başka hukukî ilişkiler de bulunduğundan davacıdan alacaklı olduğunu, alacağının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.12.2014 tarihli ve 2012/95 Esas, 2014/1941 Karar sayılı ilâmıyla kesinleştiğini ve bu alacağını tahsil edemediğini belirterek takas ve mahsup talebinde bulunmuştur.
10. Dosya kapsamında bulunan 18.01.2008 tarihli taahhütname ile; davalı ipoteğe konu borcun kendi borcu olduğunu ve davacının zarara uğraması hâlinde ise zararının karşılanacağını taahhüt etmiştir. Davacı da temelde bu taahhütnameye dayalı olarak talepte bulunmaktadır. Davalının alacak iddialarına karşı ise davacı, davalının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgeye dayanmaktadır. İbraname başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu sabit olup, “Çorum İcra Müdürlüğü'nün 2015/1792 E. Sayılı dosyasına konu alacağı ferileri ile birlikte borçlu Gürcan B.’tan haricen ve nakden tahsil ettiğimi, geçmişteki ilişkilerimiz nedeniyle Gürcan B.'tan herhangi bir alacağımın kalmadığını, borçlu Gürcan B.’ı ibra ettiğimi beyan ederim” ifadelerinin yer aldığı, davacı ve davalı beyanları esas alındığında ibranamenin düzenlendiği tarihin 29.09.2016 olduğu anlaşılmaktadır.
11. Davacı, davalıya karşı 03.06.2016 tarihinde Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde ipoteğin kaldırılması davası açmıştır. Davacının 29.09.2016 tarihli dilekçe ile bu davadan feragat etmesi üzerine mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Zira; Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan ilâmlı icra takibinde davacıya ait taşınmazlarının satışına karar verilmiş, 21.09.2016 tarihli ihale ile de davacıya ait taşınmazlar davalının hakim ortak olduğu şirket tarafından satın alınmıştır. Ayrıca, Çorum 3. İcra Müdürlüğünün sıra cetveli ve derece kararı gereğince 10.10.2016 tarihli reddiyat makbuzuna göre dava dışı ipotek alacaklısı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'nin alacağı öncelikle ödenmiştir.
12. Başka bir ifadeyle; 21.09.2016 tarihli ihale ile davacıya ait taşınmazların satılması sonucunda davacının davalıya karşı açmış olduğu ipoteğin kaldırılması davasının konusuz kalması sonucunda, davacı bu davadan 29.09.2016 tarihli dilekçe ile feragat ettiği gibi, tarafların kabulünde olduğu üzere aynı tarihli ibraname davalı tarafından imzalanmıştır.
13. Önemle vurgulamak gerekir ki; 6100 sayılı Kanun'un 303 üncü maddesine göre, bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Taahhütnameye dayalı olarak açılan eldeki itirazın iptali davası ile ipoteğin kaldırılması davasının tarafları aynı olsa da, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olmadığından davacı tarafça ipoteğin kaldırılması davasından feragat edilmiş olmasından dolayı taahhütnameden de feragat edildiği sonucu çıkarılamaz. Kaldı ki; ipoteğin kaldırılması istemi dava dışı bankaya karşı ileri sürülmesi gereken bir taleptir.
14. O hâlde; mahkemece, davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkâte alınıp ibranamenin verildiği 29.09.2016 tarihi esas alınarak, ibranamenin ilâma bağlı alacağı kapsayıp kapsamadığının tespiti ile, kapsamadığının anlaşılması hâlinde davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan esas alınarak ve eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
15. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2024 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
DAVACI TARAFÇA İPOTEĞİN KALDIRILMASI DAVASINDAN FERAGAT EDİLMİŞ OLMASINDAN DOLAYI TAAHHÜTNAMEDEN DE FERAGAT EDİLDİĞİ SONUCU ÇIKARILAMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/11-425
Karar No : 2024/436
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Çorum 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 08.11.2022
SAYISI : 2022/318 E., 2022/399 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.06.2022 tarihli ve 2020/8166 Esas,
2022/4889 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının müvekkili ile paydaş olduğu ve kuyumculuk faaliyetlerini yürüttüğü Çorum ili, Gülabibey Mahallesi, 1.33 ada, 3, 4 ve 88 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde ipotek tesis edilerek davalı tarafından dava dışı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'den kredi kullanıldığını, üzerinde ipotek kurulan taşınmazların 1/2 hissesi müvekkiline ait olduğundan Çorum 1. Noterliğinin 18.01.2008 tarihli taahhütnamesi ile krediyi kullanan davalının kredi borcunu ödememesi hâlinde tüm sorumluluğun kendisine ait olduğunu taahhüt ettiğini, müvekkilinin 1/2 hissesine sahip taşınmazların bankanın kredi verebilmesi için talebi üzerine ipotek verildiğini müvekkilinin de mecburen ipotek vermek zorunda kaldığını, kredinin tamamının davalı tarafından kullanıldığını, ileride bankanın yapacağı takip ve işlemlerde sorumluluğun davalıya ait olduğunu, taahhütnamede davalının borcu ödeyerek veya müvekkilinin talebi üzerine de ipotekleri fek ettireceğinin, borcun ödenmemesi hâlinde ise müvekkilinin uğrayacağı tüm zararın ticari faizi ile birlikte karşılanacağının taahhüt edildiğini müvekkilinin Çorum'da şehirlerarası otobüs işletmeciliği yaptığını, rekabet nedeniyle işini genişletmek için sermayeye ihtiyaç duyduğunu, bunun için taşınmazlar üzerindeki ipotekleri kaldırması için davalıya ve dava dışı bankaya noter kanalıyla ihtarname gönderdiğini, taşınmazlar üzerinde ipotek olduğu için müvekkilinin kredi kullanamadığını, bu nedenle de işlerinin kötüye gittiğini, alacaklarını alamadığını ve borçlarını ödeyemediği için hakkında icra takipleri başlatıldığını, davalı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin ipotekli taşınmazları üzerine de haciz konulduğunu ve bu taşınmazların satıldığını, davalının şirketinin satış ihalesine katılarak taşınmazları değerinin altında bir fiyatla satın aldığını, müvekkilinin icra müdürlüğü aracılığıyla satılan Çorum Gülabibey Mahallesi 1.33 ada 3,4 ve 88 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/2 hissesinin satış bedeli olarak dosyaya giren 13.000.000 TL’nin dava dışı ipotek alacaklısı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'ye ödendiğini, kalan 77.967,00 TL'nin de Sosyal Güvenlik Kurumu borcuna ödendiğini, sıra cetvelinde altıncı sıradaki davalıya ödeme yapılamadığını, alacağını alamayan davalının bu kez müvekkilinin bu durumundan da yararlanarak onu baskı altına aldığını, gelişmeler sonunda yaşayabileceği olumsuzlukları düşünerek müvekkilinin eşinin mücevherlerini ve satılabilecek tüm mallarını sattığını, yakınlarından borç aldığını ve fazladan harç ödememek adına davalıya olan borcunu haricen ödediğini, davalının buna karşılık müvekkiline yazılı bir ibraname verdiğini, nihayetinde davalının dava dışı Türk Ekonomi Bankası A.Ş'ye borcunu ödememesi sonucu davacının ödediğini, ödenen paranın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte ödemesi için davalıya Çorum 2. Noterliğinin 20.01.2017 tarihli ve 02164 numaralı ihtarname gönderildiğini, davalının bu borcu ödemediğini, bu nedenle davalı hakkında Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2017/5291 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine haksız itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra takibinin devamına, alacaklı lehine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; kredi borcunun müvekkilinin borcu olduğunu, davacının müvekkiline borçlarını ödememesi nedeniyle taahhütnamenin gereğinin yerine getirilemediğini, ipotekli hisselerin ipotek nedeniyle satılmayıp davacının ilâmlı borcu nedeniyle satıldığını, müvekkilinin davacıya sık sık borç verdiğini, müvekkilinin seksen yedi kilogram altın alacağı olduğunu, bu alacakları için davacıya karşı 08.03.2012 tarihinde dava açtığını, kesinleşen karar ile davacı hakkında icra takibi başlatıldığını, ipotekler nedeniyle Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'ye 13.000.000,00 TL ödendiğini, bu işlemlerin esasında müvekkilinin şirketi üzerinde parası ile kendisine ait banka borcunu kapatması olduğunu, müvekkilinin Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyası nedeniyle davacıdan hâlen alacaklı olduğunu, davacı tarafça sunulan ibranameyi kabul etmediklerini, zira buna ilişkin olarak öncelikle imza itirazında bulunduklarını, imza müvekkilinin eli ürünü olsa bile ibranamedeki imzanın hamurlama v.s. yöntem ile ibranameye taşınıp taşınmadığının belirlenmesini istediklerini, müvekkilinin irade fesadına uğratıldığını açıklanan nedenlerle dava konusu icra takibine itiraz ettiklerini, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, müvekkilinin davacıdan yüz yirmi altı kilogram altın alacağı bulunduğunu, bu dosya alacağı ile mahsup yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacıdan %20 oranından az olmamak üzere kötüniyet tazminatının tahsilini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Çorum 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli ve 2017/273 Esas, 2020/128 Karar sayılı kararı ile; davacının ipoteğin kaldırılmasına ilişkin davasından feragat etmesiyle birlikte taahhütnameden de feragat etmiş olduğu, bu nedenle davaya konu icra takibinin dayanağı olan taahhütname başlıklı belgenin de bir geçerliliğinin kalmadığı, davacının 13.000.000,00 TL'yi elden ödediği iddiasının ise davacının sosyal ekonomik durumu ve meblağın bu denli yüksek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 16.10.2020 tarihli ve 2020/943 Esas, 2020/1264 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… 1- Dava, davalının kredi borcu için davacının ipotek verdiği taşınmazının icra kanalıyla satılması nedeniyle zararın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı, kredi borcunun asıl borçlusunun davalı olduğunu, ipotekli taşınmazının satış bedeli ile bu borcun ödendiğini, davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacı ile aralarında davaya konu ilişki dışında başka hukuki ilişkiler de olduğunu ve davacıdan alacaklı olduğunu, alacağının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/95 Esas 2014/1941 Karar sayılı ilamıyla kesinleştiğini, ancak alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek takas-mahsup talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamında bulunan 18.01.2008 tarihli taahhütname ile davalı ipoteğe konu borcun kendi borcu olduğu ve davacının zarara uğraması halinde zararının karşılanacağını taahhüt etmiştir. Davacı da temelde işbu taahhütnameye dayalı olarak talepte bulunmaktadır. Davalının alacak iddialarına karşı ise, davalının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgeye dayanmaktadır. İbraname başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu sabit olup, “… Gürcan B.’tan herhangi bir alacağım kalmadığını, borçlu Gürcan B.’ı ibra ettiğimi beyan ederim.” ifadelerinin yer aldığı, ancak herhangi bir tarih içermediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkate alınarak ibranamenin hangi tarihte verildiği araştırılıp, davalının ilama bağlı alacağından önce verilip verilmediği üzerinde durulması, ibranamenin ilama bağlı alacağı kapsamadığının anlaşılması halinde ise davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan söz edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, eksik incelemeye dayalı kararın bozulması gerekmiştir.
2- Öte yandan mahkemenin 2017/273 Esas sayılı dosyasında görülen itirazın iptali davası icra takibinde de borçlu olarak gösterilen Ahmet A. davalı olup, A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş.ne husumet yöneltilmediği, yargılama devam ederken birleştirilen ve daha sonra tefrik edilen Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/387 Esas sayılı dosyasında davacıların Ahmet A. ve A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. olduğu, işbu davada karar başlığında A. Oto. İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’nin davalı olarak gösterilmesi de doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten her ne kadar Yargıtay bozma kararında somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan bahsedilmiş ise de, 18.01.2008 tarihli taahhütnamenin 09.06.2006 tarihli ve 9020 yevmiye numaralı ikinci dereceli 8.000.000,00 TL bedelli olarak Türk Ekonomi Bankası lehine verilen ve ipoteği koruyan bir taahhütname olması nedeniyle davacının ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmesiyle birlikte taahhütnameden de feragat etmiş olduğu, bu nedenle de davaya konu icra takibinin dayanağı belgenin geçerliliğinin kalmadığı, davacının 13.000.000,00 TL'yi elden ödediği iddiasının ise davacının sosyal ekonomik durumu ve meblağın bu denli yüksek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ilk dava ile ikinci davanın sebeplerinin ve talep sonuçlarının farklı olduğunu, ilk davada ipoteğin kaldırılması talep edilmişken, ikinci davada ipoteğe konu taşınmazların satışından elde edilen bedelin ipotek alacaklısı bankaya ödenmiş olması nedeniyle davacının uğramış olduğu zararın karşılanması (alacağının tahsili) için başlatılmış olan icra takibinin devamını sağlamak için itirazın iptalinin talep edildiğini, ilk derece mahkemesinin davacı aleyhine kesin hüküm bulunduğu yönündeki değerlendirmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 303 üncü maddesine aykırı olduğunu, sonuç olarak davacının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/680 Esas sayılı ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmiş olmasının davalıdan olan alacağının dayanağını oluşturan taahhütnameden de feragat ettiği anlamına gelmeyeceğini; imzalı bir belgenin "hayatın olağan akışına uygun düşmediği" şeklinde sübjektif bir değerlendirme ile geçersiz sayılmasının hukuka uygun olmadığını, ibranamenin geçerli olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ipoteğin kaldırılması davasından feragat etmesiyle taahhütnameden de feragat etmiş olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, bahsi geçen feragatin bu davada bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varılması durumunda davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkâte alınarak ibranamenin hangi tarihte verildiğinin araştırılıp, davalının ilâma bağlı alacağından önce verilip verilmediği üzerinde durulmasının, ibranamenin ilâma bağlı alacağı kapsamadığının anlaşılması hâlinde ise davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 303, 307, 309, 310 ve 311 üncü maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konu ile ilgili hukukî kavramların açıklanmasında yarar vardır.
2. Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir.
3. Nitekim, 6100 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan (6100 sayılı Kanun md. 119/1-ğ) kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan tamamen veya kısmen vazgeçmektedir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (6100 sayılı Kanun md. 24), davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Medeni usul hukukunda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar bazı istisna davalar dışında her davadan feragat edilebilir.
4. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir ( 6100 sayılı Kanun md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (6100 sayılı Kanun md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır.
5. Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür.
6. Davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz.
7. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (6100 sayılı Kanun md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Nitekim aynı hususlar 22.03.2023 tarihli ve 2021/(14)7-462 Esas, 2023/247 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
8. Bu noktada 6100 sayılı Kanun'un 303 üncü maddesine değinmek gerekir. Bu maddeye göre;
“1- Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 2- Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder...” hükmü ile şekli anlamda kesinlik, maddi anlamda kesinliğin ön şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin devamında ise; bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesini, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve son olarak dava konularının aynı olması şeklinde belirlenen üç şarta bağlamıştır. Kesin hüküm, öncelikle hükmü veren mahkeme de dâhil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Bir hüküm maddi anlamda kesinleştikten ve hangi tarafın ne yönde haklı olduğu tespiti yapıldıktan sonra artık tüm mahkemeler, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, aynı dava konusu hakkında verilmiş bulunan kesin hüküm ile bağlıdırlar. Bunun sonucunda; aynı dava kesin hüküm itirazı nedeniyle yeniden incelenemeyeceği gibi, aynı konuya ilişkin yeni dava, önceki davada verilmiş olan kesin deliller ile bağlıdır.
9. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı bankaya olan kredi borcunun asıl borçlusunun davalı olduğunu, müvekkilinin ipotek tesis edilen taşınmazının satış bedeli ile davalının dava dışı bankaya olan borcunun ödendiğini belirterek davalıdan alacaklı olduğunu ve bu alacak talebine ilişkin olarak davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını ileri sürmüştür. Davalı vekili ise cevap dilekçesinde, müvekkilinin dava dışı bankaya olan kredi borcunun Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında davacı hakkında müvekkili tarafından ilâma dayalı olarak başlatılan icra takibi sonucunda ödendiğini, ancak davacı ile aralarında davaya konu ilişki dışında başka hukukî ilişkiler de bulunduğundan davacıdan alacaklı olduğunu, alacağının Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.12.2014 tarihli ve 2012/95 Esas, 2014/1941 Karar sayılı ilâmıyla kesinleştiğini ve bu alacağını tahsil edemediğini belirterek takas ve mahsup talebinde bulunmuştur.
10. Dosya kapsamında bulunan 18.01.2008 tarihli taahhütname ile; davalı ipoteğe konu borcun kendi borcu olduğunu ve davacının zarara uğraması hâlinde ise zararının karşılanacağını taahhüt etmiştir. Davacı da temelde bu taahhütnameye dayalı olarak talepte bulunmaktadır. Davalının alacak iddialarına karşı ise davacı, davalının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgeye dayanmaktadır. İbraname başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu sabit olup, “Çorum İcra Müdürlüğü'nün 2015/1792 E. Sayılı dosyasına konu alacağı ferileri ile birlikte borçlu Gürcan B.’tan haricen ve nakden tahsil ettiğimi, geçmişteki ilişkilerimiz nedeniyle Gürcan B.'tan herhangi bir alacağımın kalmadığını, borçlu Gürcan B.’ı ibra ettiğimi beyan ederim” ifadelerinin yer aldığı, davacı ve davalı beyanları esas alındığında ibranamenin düzenlendiği tarihin 29.09.2016 olduğu anlaşılmaktadır.
11. Davacı, davalıya karşı 03.06.2016 tarihinde Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde ipoteğin kaldırılması davası açmıştır. Davacının 29.09.2016 tarihli dilekçe ile bu davadan feragat etmesi üzerine mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Zira; Çorum 3. İcra Müdürlüğünün 2015/1792 Esas sayılı dosyasında davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan ilâmlı icra takibinde davacıya ait taşınmazlarının satışına karar verilmiş, 21.09.2016 tarihli ihale ile de davacıya ait taşınmazlar davalının hakim ortak olduğu şirket tarafından satın alınmıştır. Ayrıca, Çorum 3. İcra Müdürlüğünün sıra cetveli ve derece kararı gereğince 10.10.2016 tarihli reddiyat makbuzuna göre dava dışı ipotek alacaklısı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş'nin alacağı öncelikle ödenmiştir.
12. Başka bir ifadeyle; 21.09.2016 tarihli ihale ile davacıya ait taşınmazların satılması sonucunda davacının davalıya karşı açmış olduğu ipoteğin kaldırılması davasının konusuz kalması sonucunda, davacı bu davadan 29.09.2016 tarihli dilekçe ile feragat ettiği gibi, tarafların kabulünde olduğu üzere aynı tarihli ibraname davalı tarafından imzalanmıştır.
13. Önemle vurgulamak gerekir ki; 6100 sayılı Kanun'un 303 üncü maddesine göre, bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Taahhütnameye dayalı olarak açılan eldeki itirazın iptali davası ile ipoteğin kaldırılması davasının tarafları aynı olsa da, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olmadığından davacı tarafça ipoteğin kaldırılması davasından feragat edilmiş olmasından dolayı taahhütnameden de feragat edildiği sonucu çıkarılamaz. Kaldı ki; ipoteğin kaldırılması istemi dava dışı bankaya karşı ileri sürülmesi gereken bir taleptir.
14. O hâlde; mahkemece, davalının davacıdan alacaklı olduğu beyanı ve takas-mahsup talebi dikkâte alınıp ibranamenin verildiği 29.09.2016 tarihi esas alınarak, ibranamenin ilâma bağlı alacağı kapsayıp kapsamadığının tespiti ile, kapsamadığının anlaşılması hâlinde davacının alacak talebi ile davalının takasa konu olabilecek alacaklarının karşılaştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlığa etkisi olmayan feragatle sona eren davalardan esas alınarak ve eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
15. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2024 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.