KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

HACİZ MÜZEKKERESİNİN TARAF KISMINA TÜZEL KİŞİLİĞİ BULUNMAYAN ADİ ORTAKLIK YAZILMAK SURETİYLE DÜZENLENEN MÜZEKKERE ŞEKLEN USÛLSÜZDÜR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/12-787
Karar No       : 2025/367

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 06.06.2024
SAYISI                          : 2024/658 E., 2024/853 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 08.02.2024 tarihli ve 2023/1912 Esas,
                                        2024/1092 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Kararın borçlular vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlular vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı borçlular vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. TALEP

Borçlular vekili; alacaklı vekilinin müvekkili şirketler ve müvekkili şirketlerin oluşturduğu S. Yapı-M. İş Ortaklığı aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlattığını, ödeme emrinde borçlu olarak iş ortaklığının da gösterildiğini ve iş ortaklığına da ödeme emri tebliğ edildiğini, takibe itiraz edilmesi üzerine alacaklı vekilinin sadece borçlu şirketler yönünden itirazın iptali davası açtığını, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/651 Esas sayılı kararıyla takibin devamına karar verildiğini, alacaklı vekilinin mahkeme kararını icra dosyasına ibraz ederek borçlu şirketler ve borçlu şirketleri oluşturan iş ortaklığı yönünden haciz talebinde bulunduğunu, icra müdürlüğünün bu talep doğrultusunda hem borçlu şirketler hem de iş ortaklığı yönünden üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına haciz konulması için haciz müzekkereleri ve haciz ihbarnameleri gönderdiğini, adi ortaklık olan iş ortaklığının tüzel kişiliği bulunmadığından iş ortaklığının taraf olarak kabul edilemeyeceğini, adi ortaklığa karşı icra takibi başlatılması hâlinde çıkartılan ödeme emrinin ve iş ortaklığına karşı yapılan diğer işlemlerin hukuken bir geçerliliği bulunmadığını, tüzel kişiliği olmayan iş ortaklığının üçüncü kişiler nezdinde bulunan hak ve alacaklarına haciz konulmayacağını ileri sürerek takibin iş ortaklığı yönünden iptaline, iş ortaklığının üçüncü kişilerde bulunan hak ve alacaklarının haczi için gönderilen tüm haciz müzekkereleri ve haciz ihbarnamelerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Alacaklı vekili; şikâyet dilekçesi usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen cevap dilekçesi verilmemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 05.11.2021 tarihli ve 2021/733 Esas, 2021/1046 Karar sayılı kararı ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa karşı açılacak davalarda adi ortaklığın taraf ehliyetinden bahsedilemeyeceği, itirazın iptaline ilişkin gerekçeli kararda davalı iş ortaklığının ismi yazılı olmakla birlikte davalı olarak iş ortaklığını temsilen S. Yapı İnşaat Enerji Turizm ve Tic. Ltd. Şti. ile M. İnşaat İthalat İhracat Hayvancılık Gıda Tic. Ltd. Şti.'nin isimlerinin belirtildiği, borçlu şirketlerin oluşturduğu iş ortaklığının mallarına karşı takibe geçilmesinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlular vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 15.12.2022 tarihli ve 2022/193 Esas, 2022/2455 Karar sayılı kararı ile; S. Yapı - M. İş Ortaklığının alacaklı tarafla ticari faaliyette bulunduğu, fatura alacağına dayalı olarak başlatılan genel haciz yoluyla başlatılan ilâmsız icra takibinde, takip talebi ve ödeme emrinde iş ortaklığı ile birlikte ortaklığı oluşturan şirketlerin ayrı ayrı gösterilerek takibe başlandığı, ödeme emrinin iş ortaklığı ile birlikte ortaklığı oluşturan şirketlere ayrı ayrı tebliğ edildiği, takibe konu borcun ortakların şahsi borcu olmayıp adi ortaklığın borcu olduğu, adi ortaklığın borcu nedeniyle ortaklar müteselsilen sorumlu olduklarından ve ortaklığın malvarlığı el birliğiyle idare edildiğinden ortaklığa ait mal veya alacağa haciz konulabileceği, bu yöndeki şikâyetin reddine yönelik İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu, ancak iş ortaklığının taraf ehliyeti bulunmadığından iş ortaklığı yönünden takibin iptali gerektiği gerekçesiyle borçlular vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kısmen kabulüne, S. Yapı - M. İş Ortaklığı hakkında başlatılan takibin iptaline, İş Ortaklığının üçüncü kişilerde bulunan hak ve alacaklarının haczi için gönderilen haciz müzekkereleri ve haciz ihbarnamelerinin iptali talebine ilişkin şikâyetin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlular vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

“... TBK’nın 620. maddesine göre adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Madde hükmünde açıklandığı gibi adi ortaklık bir sözleşme türüdür. Bu sözleşmede başlıca beş unsur vardır. Bunlardan ilki sözleşme, ikincisi şahıslar, üçüncüsü ortakların katılma payları, dördüncüsü ortak amaç ve sonuncusu da bu ortak amacın gerçekleştirilmesi olup, temel unsur ortak bir amacı gerçekleştirmektir ve ortaklar sadece bu amaçla bir araya gelir. Bu nedenle sözleşmedeki amacı gerçekleştirebilmek için yapacakları işleri hep birlikte veya kararlaştırdıkları temsilci aracılığı ile yapabilirler.

Ortaklık ilişkisinin kurulabilmesi için iki ya da daha çok kişinin iradelerinin birleşmesi gerekir. Gerçek ya da tüzel kişiler ortak olabilirler. Ortaklık, katılanların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulur ve bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Ancak bu sözleşme ile tüzel kişiliği olmayan bir kişi birliği oluşmaktadır. Türk Hukuk sisteminde adi ortaklığa tüzel kişilik tanınmamış olup, adi ortaklık, ticari işlerle uğraşan bir yapı olmakla birlikte, bir ticaret ortaklığı değildir. Zira, adi ortaklık, ticaret ortaklıklarını düzenleyen Türk Ticaret Kanunu’nda değil, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Adi ortaklığın unsurlarından olan katılma payının çeşidini ve kapsamını belirlemede ortaklar serbest olup, katılma payına kısaca sermaye denir. Adi ortaklıkta, tüzel kişiliğe sahip olan ticaret ortaklıklarında olduğu gibi bir “ortaklık malvarlığı” yoktur. Katılım payı unsuruna ilişkin düzenlemenin yer aldığı TBK'nın 621. maddesinin 1. fıkrasına göre her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlü olup, anılan Kanun’un 638. maddesinin 1. fıkrasına göre de ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.

Bu düzenlemeler ışığında, adi ortaklık ilişkisi çerçevesinde doğan borçtan dolayı adi ortaklığın yaptığı işlerden doğan hakediş veya sair hak ve alacakların haczedilip haczedilemeyeceğinin değerlendirilmesi bakımından, haciz müessesesinin incelenmesi zorunludur. Bu cümleden olmak üzere; haciz yolu ile takip, borçluya ait mal varlığına haciz konulması ve haczedilen söz konusu mal varlığının paraya çevrilmesi yolu ile elde edilen bedelin alacaklıya ödenmesi sureti ile yapılır.

Haciz, borçlunun temlik edilebilir ve paraya çevrilebilir mal varlığı üzerinde yapılabilir. Bir hak (alacak) özel bir düzenleme mevcut değilse ancak devredilebilir nitelikte ise haczedilebilir. Haciz, alacaklının alacağına kavuşması için paraya çevirmeye hazır bulundurmak amacı ile borçlunun tasarruf yetkisine sahip olduğu hak ve mallarına devletin cebri icra organları tarafından el konulması (veya haczin herhangi bir şekilde belli edilmesi) sureti ile yapılan devletin hakimiyet tasarrufudur (Topuz, Gökçen: Hisse Haczi ve Satışı, Ankara, 2009, s.46).

İİK'da haczin özel hâlleri özel hükümlerle düzenlenmiş olup, 84. maddesinde yetişmemiş mamullerin, 88. maddesinde para, banknot, hamiline yazılı senet, poliçe, sair cirosu kabil senetlerle altın ve gümüş ile diğer kıymetli şeylerin, 89. maddesinde 3. şahıslardaki alacakların, 91. maddesinde taşınmazların, 94. maddesinde intifa hakkı, hisse, iştirak hâlinde mal hissesinin, 355. maddesinde ise maaş ve ücretlerin haczi gibi haciz türleri yer alır.

Elbirliği mülkiyeti, TMK’nın 701. maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma göre; Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısı ile mallara birlikte malik olanların mülkiyetidir. Aynı maddenin ikinci fıkrası “ Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır” hükmünü düzenler. Elbirliği mülkiyeti hissesinin haczedilebileceği ve paraya çevrilebileceği İİK’nın 94 ve 121. maddelerinde açıkça düzenlenmiştir.

Buna göre elbirliği mülkiyeti haczi İİK’nın 94. maddesi hükmüne göre olur. Elbirliği mülkiyet hissesi üzerinde tasarrufta bulunulamayacağından haczin konusunu borçlunun hissesi değil, elbirliği mülkiyeti ilişkisinin son bulması hâlinde borçlu ortağın adi ortaklıktaki tasfiye sonundaki payı oluşturmaktadır. Alacaklı, borçlunun ortağı bulunduğu adi ortaklığın mallarına (borçlunun o mallardaki elbirliği mülkiyeti payı) haciz koyduramaz (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.454). Aslında adi şirketin tüzel kişiliği ve hak ehliyeti bulunmadığından şirkete ait bir mal varlığının bulunması da söz konusu olamaz. Bu nedenle şirket mal varlığı kavramı ile; ortakların kişisel mal varlıklarının dışında kalan şirketin amacına ulaşması için getirilmiş olan sermayeden, şirketin faaliyetleri sonucunda edinilen ve henüz dağıtılmamış olan kârdan veya bunların yerine geçen ikame değerlerden oluşan ve bütün ortakların üzerinde hep birlikte hak sahibi oldukları özel mal varlığı kastedilmektedir (Barlas, Nami; Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul, 1998, s.323 dn.108).

Nitekim, TBK’nın 638/1. maddesi “Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.” hükmünü düzenlemiştir. Bu ilke ve kurallardan anlaşılacağı üzere tüzel kişiliği olmayan adi şirkete ait mal varlığı bulunmadığından, adi şirketin borcu veya alacağından da söz edilemez. Adi şirketi oluşturan ortaklar alacaklı veya borçlu olabilirler. Bu husus TBK’nın 637/2. maddesinde “Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yapar ise diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.” şeklinde belirtilmiştir. TBK’nın 638/3. maddesine göre, ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumludurlar. Bu durum esasında ortaklığın, ortaklık alacaklılarının alacaklarını garanti altında tutan gerçek anlamda bir mal varlığının olmamasından kaynaklanır.

İİK’nın 94 ve 121. maddelerinde yazılı "hisse" kavramı mal varlığı hissesi anlamında olmayıp, ortağın ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinin toplamını ifade eden “ortaklık anlamındaki hisse” olarak anlaşılmalıdır. Gerçekten de hisse kavramı mal varlığı hissesi anlamında kullanılsa idi alacak hakkı niteliğinde olan mal varlığı haklarının haczi İİK’nın 89. maddesine göre yapılabileceğinden kanun koyucunun İİK’nın 94. maddesini düzenlemesine gerek kalmazdı. Elbirliği ortaklığında ortakların belirlenmiş bir hissesi olmadığı için şirketin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu’nun 638 ve devamı maddelerinde kullanılan “tasfiyedeki payın haczi” ifadesi İİK’nın 94. maddesi ile bir çelişki oluşturmamaktadır (Topuz, Gökçen; Hisse Haczi ve Satışı, s.75).

Somut uyuşmazlıkta; Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/651 Esas sayılı dosyasında görülen itirazın iptali kararının incelenmesinden, takip konusu alacağın, adi ortaklık tarafından yapılan “İstanbul Seyrantepe 600 Yataklı Hastane İnşaatı ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İkmal İnşaatı İşi” nedeniyle, alacaklıdan satın alınan malların bedelinin ödenmemesinden kaynaklanan fatura alacağına ilişkin olduğu anlaşılmakla, söz konusu borçtan, ortaklığı oluşturan her iki şirketin de müteselsilen tüm mal varlığı ile sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Bu nedenle takip alacaklısının, şikayet konusu olan Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2019/13174 E. sayılı takip dosyasından gönderilen haciz müzekkeresi ile adi ortaklığın alacaklı olarak yer aldığı Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2019/15534 Esas sayılı takip dosyasındaki alacağı haczetmesi mümkün değildir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, takip konusu borcun adi ortaklığın borcu olması nedeniyle adi ortaklığa ait mal ve haklara haciz konulabileceği gerekçesine dayanılarak haczin kaldırılması talebinin reddine hükmedilmiş ise de; takip konusu borcun ortaklardan birinin üçüncü kişiye olan borcu olması ile borcun adi ortaklığın bizzat faaliyetinden kaynaklanması arasında bir fark olmayıp, kanunda da böyle bir ayrıma gidilmemiştir. Adi ortaklığı oluşturan her bir ortak ayrı ayrı takip borcunun tamamından tüm mal varlığı ile sorumlu olup, alacaklı, alacağının tahsili için ancak İİK’nın 94. maddesi çerçevesinde her bir borçlu ortağın ortaklıktaki hissesinin ayrı ayrı haczini isteyebilir. Ortaklığın malı (elbirliği hâlinde ortaklara ait olan mal) üzerine haciz konulmasını isteyemez.

Özetle; adi şirket mal, hak ve alacakları ortaklarca birlikte tasarruf edilebildiğinden ve İİK’nın 94. maddesinde hisse haczi, TBK’nın 638/2. maddesinde ise tasfiye payı haczi düzenlenmiş olup, takip konusu borcun ortaklığın borcu olması hâlinde, ortaklığa ait mal, hak ve alacaklar üzerine münferiden haciz konulabileceğine ilişkin bir düzenleme öngörülmediğinden, adi ortaklığın yaptığı iş nedeniyle üçüncü kişi nezdindeki ya da başka bir takip dosyasındaki alacaklarına doğrudan müzekkere ile haciz konulamaz. Kaldı ki somut uyuşmazlıkta, adi şirket takipte borçlu gösterilerek, adi şirketin borcu için adi şirketin başka bir takip dosyasındaki alacağının haczi maksadıyla haciz müzekkeresi gönderilmiş ise de, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda adi şirket yönünden takip iptal edildiğinden, adi şirket adına diğer takip dosyasına gönderilen haciz müzekkeresinin de iptali gerekir.

O halde Bölge Adliye Mahkemesince; şikayete konu haciz müzekkeresinin, taraf kısmına tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık yazılmak suretiyle düzenlendiği ve bu nedenle şeklen de hukuka aykırı olduğu hususu da nazara alınarak, yukarıda yazılı gerekçelerle borçluların istinaf başvurularının tümünün kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

 Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde borçlular vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Borçlular vekili; tüzel kişiliği olmayan İş Ortaklığının üçüncü kişiler nezdinde bulunan hak ve alacaklarına haciz konulamayacağını, İş Ortaklığı yönünden takibin iptaline karar verilmesinin iş ortaklığının üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına yönelik haciz konulması için gönderilen haciz müzekkerelerini ve haciz ihbarnamelerini de ortadan kaldıracağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda S. Yapı-M. İnşaat İş Ortaklığının borcundan dolayı adi ortaklığa ait alacağın haczedilip haczedilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre taraf kısmına adi ortaklık yazılmak suretiyle gönderilen 12.08.2021 tarihli haciz müzekkeresiyle adi ortaklığın alacaklı olarak yer aldığı Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2019/15534 Esas sayılı takip dosyasındaki alacağın haczedilip haczedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 94 ve 121. maddeleri.

2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 637, 638. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

2. Adi ortaklık TBK'nın 620-645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İki veya daha fazla kişinin ortak bir amaca erişmek için emek veya mallarını birleştirmeyi üstlendikleri, tüzel kişiliği bulunmayan, ortakların ortaklık borçlarından kendi mal varlıklarıyla sınırsız ve müteselsil olarak sorumlu oldukları kişi topluluğuna adi ortaklık denir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Ankara, 2019, s.841).

3. Adi ortaklık TBK'da özel borç ilişkileri kısmında düzenlenmiştir. Bu nedenle ticari ortaklık olmadığı için adi ortaklığa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri değil TBK'daki hükümler uygulanır.

4. Türk Borçlar Kanunu'nun 620/1. maddesindeki tanıma göre adi ortaklık sözleşmesinin veya adi ortaklığın unsurları; kişi, sözleşme, katılım payı, amaç ve müşterek gayeye ulaşmak için birlikte çalışmak şeklindedir.

5. Türk Borçlar Kanunu'nun 621/1. maddesine göre her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı için ortaklar TBK'nın 638/1. maddesine göre ortaklık bünyesindeki bu mallar üzerinde hep birlikte elbirliğiyle hak sahibidirler. Ancak bu hüküm düzenleyici (yedek) hüküm olduğundan ortaklar isterlerse ortaklık sözleşmesinde elbirliği mülkiyeti yerine paylı mülkiyeti seçebilirler. Böyle bir durumda da her ortak kendi payı üzerinde tasarruf etme imkânı bulur. Paylı hak sahipliği ve paylı mülkiyet öngörülürse ortakların alacaklıları alacaklarını alamadıkları takdirde ortakların paylarına dava ve takip konusu yapabilirler. Adi ortaklıkta ortaklar tarafından seçilen paylı hak sahipliğinin elbirliği hak sahipliğine oranla böyle bir sakıncası bulunmaktadır (Eren, s.852-853).

6. Ortaklar ortaklık sözleşmesinde paylı hak sahipliğini seçmedikleri takdirde düzenleyici nitelikteki TBK'nın 638/1. maddesine göre aralarında elbirliği hak sahipliği geçerli olacağından söz konusu mallar üzerinde ortakların hep birlikte oy birliği ve elbirliği ile tasarrufta bulunmaları gerekir. Çünkü elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları yoktur. Bu nedenle her bir ortağın hakkı ortaklığa giren malların tamamına yayılmış bulunmaktadır. Dolayısıyla kanun ve sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oy birliğiyle karar vermeleri gerekmektedir [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 702/3] (Eren, s.853).

7. Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından adi ortaklık hak ve fiil ehliyetine sahip değildir. Hak ve fiil ehliyeti olmadığı için taraf, dava ve takip ehliyetine de sahip değildir. Bu nedenle ortaklar adi ortaklık sözleşmesindeki amacı gerçekleştirebilmek için yapacakları işleri hep birlikte veya kararlaştırdıkları temsilci aracılığıyla yapabilirler. Adi ortaklık bağımsız bir kişiliğe sahip olmadığı için ortaklığın alacaklısı bulunmadığı gibi adi ortaklığın kendisi de borçlu olamaz. Adi ortaklıkta ortakların birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üstlendikleri borçlardan her bir ortak alacaklıya karşı tüm mal varlığıyla birinci derecede, sınırsız ve müteselsil olarak sorumludur. Oysa ticari ortaklıklarda örneğin bir anonim veya kollektif ortaklıkta bu ortaklıklar tüzel kişiliğe sahip oldukları için üçüncü kişilere karşı üstlenilen ortaklık borçlarından öncelikle ve birince derecede bizzat ortaklık sorumludur. Adi ortaklık aslında bir isimden ibarettir. Bunun nedeni kişiliğinin hukuki ehliyetinin ve ortaklığı temsil edecek organlarının bulunmamasıdır. Bundan dolayı da sonuçta adi ortaklık demek tek tek ortaklar toplamı, başka bir deyişle ortaklar topluluğu demektir. Dolayısıyla ortaklık borcu denildiği zaman bundan "tek tek tüm ortakların borcu" kastedildiği için ortaklar birinci derecede borçlu durumundadırlar (Eren, s.853-854).

8. Adi ortaklık tüzel kişiliğe sahip olmadığı için alacaklılar bu ortaklığa karşı dava açamaz, takipte bulunamazlar. Alacaklıların gerektiğinde başvurabilecekleri bir ortaklık mal varlığı da yoktur. Bu nedenle alacaklılar yalnız ortaklar aleyhine dava açıp, takipte bulunabilirler. Ancak dava ve takibin bütün ortaklara karşı yapılması gerekir. Çünkü adi ortaklıkta alacaklara karşı borçlardan yalnız ortaklar sorumlu oldukları için dava ve takip ehliyetine de yalnız ortakların tamamı sorumludur. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı ve alacaklıların başvurabilecekleri bir kişi ve mal varlığı olmadığı için ilk olarak doğrudan doğruya ortaklara başvurulmaktadır (Eren, s.891-892).

9. Uyuşmazlığın çözümü için haciz müessesesinin açıklanması gerekmektedir.

10. Haciz, cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.410). Haciz borçlunun temlik edilebilir ve paraya çevrilebilir mal varlığı üzerinde yapılabilir. Bir hak (alacak) haczedilemeyeceğine ilişkin özel bir düzenleme mevcut değilse ve devredilebilir nitelikte ise haczedilebilir.

11. Haczin konusu borçlunun taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişilerdeki alacakları ve diğer mal varlığı haklarıdır. Diğer mal varlığı haklarının haczi kapsamına hisse hakkının haczi de girmektedir (Gökçen Topuz, Hisse Haczi ve Satışı, Ankara, 2009, s.50). Haczin konusunu teşkil eden mal, alacak ve hakların her birinin haczindeki özellikler İİK'da özel hükümlerle düzenlenmiştir.

12. İcra ve İflas Kanunu'nun 94/1. maddesinde "taksim edilmemiş bir miras hissesi ile iştirak halinde tasarruf edilen bir mal hissesi" denilmekte ise de bütün elbirliği mülkiyeti paylarının haczi İİK'nın 94/1. maddesine göre olur. Örneğin adi ortaklık payı da İİK'nın 94/1. maddesine göre haczedilir (Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflas Hukuku, 6. Bası, Ankara, 2021, s.174).

13. Elbirliği mülkiyeti ise TMK'nın 701/1. maddesine göre kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısı ile mallara birlikte malik olanların mülkiyetidir. Aynı maddenin 2. fıkrası ise “Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır” şeklindedir.

14. İcra ve İflas Kanunu'nun 94 ve 121. maddelerinde yazılı "hisse" kavramı mal varlığı hissesi anlamında olmayıp, ortağın ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinin toplamını ifade eden “ortaklık anlamındaki hisse” olarak anlaşılmalıdır. Hisse kavramı mal varlığı hissesi anlamında kullanılmış olsaydı alacak hakkı niteliğinde olan mal varlığı haklarının haczi İİK’nın 89 maddesine göre yapılabileceğinden kanun koyucunun İİK’nın 94. maddesini düzenlemesine gerek kalmazdı. Elbirliği ortaklığında ortakların belirlenmiş bir hissesi olmadığı için şirketin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle TBK'nın 638 ve devamı maddelerinde kullanılan “tasfiyedeki payın haczi” ifadesi İİK’nın 94. maddesi ile bir çelişki oluşturmamaktadır (Topuz, s.75).

15. Alacaklı, borçlu ortağın elbirliği mülkiyeti payı üzerine haciz koyduramaz, ancak borçlu ortağın tasfiyedeki payına (borçlusunun âdi ortaklıktaki tasfiye sonundaki payına) haciz koydurabilir (TBK md. 638). Fakat, adi ortaklık ortağının alacaklısı, borçlunun adi ortaklıktaki (tasfiye sonundaki) payına haciz koydurmak zorunda değildir; alacaklı (TBK md. 630/3 uyarınca) en az yılda bir defa yapılacak hesap sonucu borçlu ortağa isabet edecek kâr payı üzerine de (İİK md. 89'a göre) haciz koydurabilir (Kuru, El Kitabı, s.454).

16. Adi ortaklıktaki elbirliği hâlinde mülkiyet söz konusu olduğundan ortakların dönem sonu kârı veya tasfiye payı gibi hakları haczedilebilir. Kâr payı üzerine haciz konulduğu şirketin diğer ortaklarına bildirilir ve haciz bildirilmiş olan ortaklar bundan sonraki gelirleri icra dairesine ödemekle yükümlüdür. Ayrıca adi ortaklığın tasfiye edilmesi hâlinde borçluya isabet eden tasfiye payı da haczedilebilir (Murat Atalı, İbrahim Ermenek, Ersin Erdoğan, İcra ve İflas Hukuku, 6. Baskı, Ankara, 2022, s.220; L. Şanal Görgün, Levent Börü, Mehmet Kodakoğlu, İcra ve İflâs Hukuku, Üçüncü Bası, Ankara, 2022, s.169).

17. Ortaklığın tasfiyesi hâlinde borçlu ortağa isabet edecek tasfiye payının belirlenmediği bir aşamada adi ortaklığın yaptığı işin karşılığında üçüncü kişideki alacağının haczi mümkün değildir. Ortaklık geliri henüz taksim edilmeden onun üzerinde bütün ortakların elbirliği hâlinde mülkiyet hakları vardır. Ortaklardan biri, diğerinin rızası olmadan bu alacağı başkasına devredemezler. Devredilemeyen hak ve alacaklar da haczedilemez. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 03.04.2013 tarihli ve 2012/12-863 Esas, 2013/432 Karar ile 10.12.2014 tarihli ve 2013/12-1233 Esas, 2014/1014 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

18. Somut olayda ise; alacaklı vekili tarafından S. Yapı- M. İnş. İş Ortaklığı, M. İnş. İthalat ve İhracat Hayvancılık Gıda Tic. Ltd. Şti. ile S. Yapı İnşaat Enerji Turizm ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatılmış ve borçlular vekilinin takibe itirazı üzerine alacaklı vekili tarafından itirazın iptali davası açılmıştır. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli ve 2019/651 Esas, 2021/472 Karar sayılı itirazın iptali kararının incelenmesinde takip konusu alacağın adi ortaklık tarafından yapılan iş nedeniyle alacaklıdan satın alınan malların bedelinin ödenmemesinden kaynaklanan fatura alacağına ilişkin olduğu görülmüştür.

19. Türk Borçlar Kanunu'nun 638/1. maddesi “Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.” şeklinde olup tüzel kişiliği olmayan adi ortaklığa ait mal varlığı bulunmadığından, adi ortaklığın borcu veya alacağından da söz edilemez. TBK’nın 637/2. maddesine göre adi ortaklığı oluşturan ortaklar alacaklı veya borçlu olabilirler. TBK’nın 638/3. maddesine göre ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığıyla bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan müteselsilen sorumludurlar.

20. İcra ve İflas Kanunu'nun 94. maddesinde hisse haczi, TBK’nın 638/2. maddesinde ise tasfiye payı haczi düzenlenmiştir. Elbirliği mülkiyet hissesi üzerinde tasarrufta bulunulamayacağından haczin konusunu borçlunun hissesi değil, borçlu ortağın adi ortaklıktaki tasfiye sonundaki payı oluşturmaktadır. Takip konusu borcun ortaklığın borcu olması hâlinde, ortaklığa elbirliğiyle ait mal, hak ve alacaklar üzerine münferiden haciz konulabileceğine ilişkin bir düzenleme öngörülmediğinden, adi ortaklığın yaptığı iş nedeniyle üçüncü kişi nezdindeki ya da başka bir takip dosyasındaki alacaklarına doğrudan müzekkere ile haciz konulamaz. Takip konusu borcun ortaklardan birinin üçüncü kişiye olan borcu olması ile borcun adi ortaklığın bizzat faaliyetinden kaynaklanması arasında bir fark olmayıp, kanunda da böyle bir ayrıma gidilmemiştir. Adi ortaklıkta ortakların, elbirliği ile mal varlığını oluşturan mal ve haklar üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hisseleri bulunmadığından, ortakların birlikte tasarruf edebilecekleri üçüncü kişi de bulunan alacağa haciz koyulamaz. Her bir ortak diğer ortağın rızası olmadan bu alacak üzerinde tasarruf edemez ve alacağı başka bir kişiye devredemezler. Maddi hukuka göre devredilemeyen hak ve alacaklar haczedilemez. Dolayısıyla Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2019/13174 Esas sayılı takip dosyasından gönderilen haciz müzekkeresi ile Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2019/15534 Esas sayılı takip dosyasındaki alacağın haczedilmesi mümkün değildir.

21. Diğer taraftan somut olayda adi ortaklık takipte borçlu gösterilerek, adi ortaklığın borcu için adi ortaklığın başka bir takip dosyasındaki alacağının haczi maksadıyla haciz müzekkeresi gönderilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince adi ortaklık yönünden takip iptal edilmiştir. Dolayısıyla adi ortaklık adına gönderilen haciz müzekkeresinin de iptali gerekir. Haciz müzekkeresinin taraf kısmına tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık yazılmak suretiyle düzenlenen müzekkere şeklen de usulsüzdür.

22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, TBK'nın 638/2. maddesinde adi ortaklardan herhangi birinin şahsi borcu için doğrudan ortaklığın mal varlığına gitmeleri yasaklanmış ise de, ortaklığın kendi ticari borcu yönünden böyle bir yasak öngörülmediği, adi ortaklığın borcu nedeniyle ortaklar müteselsilen sorumlu oldukları ve ortaklığın mal varlığı elbirliğiyle idare edildiğine göre, birlikte sorumluluk gereği adi ortaklığın borcu nedeniyle adi ortaklığa ait mal veya alacağa haciz konulabileceği ve alacaklı tarafından ortaklığın mal varlığından tahsilat yapılabileceği gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

23. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

Dosyanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

18.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I  O Y''

İhtilaf, adi ortaklığın yapmış olduğu ticari faaliyet nedeniyle doğan borcun adi ortaklığın malvarlığından doğrudan tahsil edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. Somut olayda, davalı alacaklı şirket Aday Ltd. adi ortaklığın faaliyetinden dolayı davacıların pay sahibi olduğu adi ortaklığa mal satmış, fatura bedeli ödenmediği için ortaklığı oluşturan adi ortaklık ve davacı şirketler aleyhine icra takibi başlatmıştır.

Adi ortaklığın doğrudan bir tüzel kişiliği bulunmasa da, ayrı bir vergi kaydı ve muhasebesi bulunmaktadır. Adi ortaklığın üçüncü kişilerle olan aktif veya pasif husumetinde, adi ortaklığı oluşturan gerçek kişiler davacı veya davalı safında yer alır. İcra takiplerinde de durum böyledir.

Adi ortaklık bir ticari faaliyet yürüttüğünde, ortaklardan biri ortaklık adına borçları öder ve alacakları da tahsil eder. Ancak malvarlığı aktif ve pasifiyle birlikte tasfiye anına kadar adi ortaklığa aittir.

TBK’nın 638/2. maddesinde yer alan “Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.” , adi ortaklardan her hangi birinin şahsi borcu için doğrudan ortaklığın malvarlığına gitmeleri yasaklanmış ise de, ortaklığın kendi ticari borcu yönünden böyle bir yasak öngörülmemiştir.

Nitekim HGK’nın 26.03.2019 tarih ve 2017/763 Esas - 2019/344 Karar sayılı kararında da;

“Adi ortaklığın ticari faaliyette bulunarak, mal tedarik ettiği ve sağladığı mallara karşılık temsilcisi aracılığıyla ortaklık adına çek keşide ettiği görülmektedir. Dolayısıyla bu borç, ortakların şahsi borcu olmayıp, adi ortaklığın borcudur.

O hâlde adi ortaklığın borcu nedeniyle ortaklar müteselsilen sorumlu oldukları ve ortaklığın mal varlığı elbirliğiyle idare edildiğine göre, birlikte sorumluluk gereği adi ortaklığın borcu nedeniyle adi ortaklığa ait mal veya alacağa haciz konulabilir ve alacaklı tarafından ortaklığın mal varlığından tahsilat yapılabilir.

Diğer yandan adi ortaklığın kuruluş sözleşmesine göre yaptığı ticari faaliyet sonucu doğan hak ve alacaklar ile borçlar adi ortaklığa aittir. Bu borçlardan bir kısmının nizasız ödenmesi, henüz ödenmemiş olan ve nizalı hâle gelen adi ortaklık borçları arasında eşitlik yaratır. Ayrıca nizasız ödeme, adi ortaklık tasfiye edilmeden yapıldığından adi ortaklığın borcunun ortakların şahsi borcu olarak nitelendirilmesine imkân vermez. TBK'nın 638. maddesindeki düzenleme ortakların, ortaklık dışında oluşan şahsi borçları için olup ortaklık borçları için uygulama olanağı bulunmamaktadır.”

Şeklindeki kararında da açıkça adi ortaklığın borcu nedeniyle adi ortaklığa doğrudan müracaat olunabileceğine işaret edilmiştir.

Somut olayda, adi ortaklığın borcu nedeniyle, ortaklığın üçüncü kişilerdeki alacakları üzerine haciz konulmasına karşı şikâyet başvurusunun reddine karar veren Bölge Adliye Mahkemesi kararını isabetli bulduğumuzdan direnme kararını bozan Hukuk Genel Kurulu Çoğunluk üyelerinin görüşlerine katılmıyoruz.

Üye                              Üye
Eyüp Sarıcalar             Dr. Adem Aslan