KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

KADASTRO TESPİTİ SIRASINDA TAŞINMAZ MALİK SIFATIYLA DAVALI ADINA TESCİL EDİLDİĞİNDEN DAVALININ SAVUNMASINDA MUHDESATIN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNU İLERİ SÜRMEKTE HUKUKÎ YARARI BULUNMAKTADIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/1-729
Karar No       : 2025/290

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 15.02.2023
SAYISI                          : 2022/2139 E., 2023/105 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.09.2022 tarihli ve 2021/4895 Esas,
                                        2022/5466 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; 3972 ve 3974 parsel sayılı taşınmazların müvekkillerinin babasından intikal ettiğini ve eklemeli olarak yaklaşık 50 yıldır nizasız ve fasılasız şekilde kullanılan yerler olduğunu, taksim yapılmamasına rağmen kadastro çalışmaları sırasında 3972 parsel sayılı taşınmazın tamamen, 3974 parsel sayılı taşınmazın ise müvekkilleri Bayram, Osman ve İsmail T. ile birlikte davalı adına haksız ve yolsuz tescil edildiğini, davalının payının miras hissesi kadar olması gerektiği hâlde fazlasını tescil ettirdiğini ileri sürerek sözü edilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkilleri ve davalı adına tesciline bu mümkün olmadığı takdirde ise tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı; 3974 parsel sayılı taşınmaza kadastro tespitinde belirtildiği gibi dört kardeşi ile malik olduğunu, 3972 parseli ise 1975 yılından beridir nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla kullandığını, her iki taşınmazı zilyetlik yoluyla kazandığını, babasından intikal etmediğini, ayrıca dava konusu 3974 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evi kendisinin yaptığını, 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ağaçları da kendisinin diktiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 07.10.2019 tarihli ve 2017/536 Esas, 2019/388 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazların muris Yusuf T.’den intikal ettiğinin dosya kapsamından anlaşıldığı, davacı Fatma T.'in hisselerini davalıya devrettiği ancak devir senedi usulüne uygun düzenlenmediğinden geçerli olmadığı, davalının satış olgusunu da kanıtlayamadığı, ayrıca mirasçılar arasında zamanaşımı ile iktisabın söz konusu olmayacağı gerekçesiyle dava konusu 3974 parsel sayılı taşınmazda davacılar Osman, Bayram ve İsmail T.’in miras payından daha fazla pay ile malik olmaları sebebiyle dava açmakta hukuki yararları olmadığından bu parsel yönünden açtıkları davanın reddine, diğer davacılar Ahmet T. ve Fatma Y. yönünden ise davalının 1/4 hissesinin tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras hisseleri oranında tapuya tesciline, dava konusu 3972 parsel sayılı taşınmazın ise davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacıların miras hisseleri oranında adlarına tapuya tesciline ilişkin olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli ve 2019/1439 Esas, 2020/209 Karar sayılı kararı ile; dava konusu 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatın davalıya, 3974 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın ise tapu kaydında malik gözüken dört kardeş tarafından yapılıp onlara ait olduğunun anlaşılmasına karşın, mahkemece 3972 parsel üzerindeki ağaçların davalıya ait olduğunun, 3974 parsel üzerindeki binanın 1/4'er hisse ile İsmail, Osman, Bayram ve İsmet'e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmemesinin ve ayrıca dava değeri olan 651.520,01 TL üzerinden kabul ve red oranına göre yargılama gideri, harç ve vekâlet ücreti konusunda karar verilmemesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, 3972 ve 3974 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile mirasçılık belgesindeki hisseleri oranında taraflar adına tapuya kayıt ve tesciline, 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ağaçların davalıya ait olduğunun, 3974 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki üç katlı betonarme binanın 1/4'er hisse ile İsmail, Osman, Bayram ve İsmet T.'e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "… Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçelere, delillerin takdirinin yerinde bulunmasına göre davacılar vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazları isabetli değildir.

…Dava konusu 3974 parsel sayılı taşınmazın Yusuf T. mirasçılarından davacılar, İsmail, Osman ve Bayram ile davalı İsmet adına 1/4 paylı olarak tespit ve tescil edildiği, davacılar, bu taşınmazın miras bırakanlarından kaldığını ve terekenin paylaşım ya da taksime konu olmadığını, her bir mirasçının payının 1/6 olması gerektiği iddiası ile dava açtıkları, bu taşınmazda davacılardan Fatma ve Ahmet’in pay sahibi olmadığı, pay sahibi olan davacılar ise çekişmeli taşınmazda 1/4 olan paylarının 1/6 olması gerektiğini ileri sürdüğünden taşınmazın toplam değeri üzerinden pay sahibi olmayan davacılar Fatma ve Ahmet'in payı olan 2/6 paya isabet eden değerin davalının 1/4 payına karşılık gelen değer üzerinden davalının sorumlu olduğu yargılama gideri, vekalet ücreti ve harcın hesaplanması gerekirken Mahkemece taşınmazın toplam değeri 715.720.29 TL den davacı Ahmet ve Fatma’nın payı olan 2/6 payına isabet eden değer üzerinden davalının sorumlu olduğu miktar belirlenerek, bu miktar üzerinden, davalı taraf aleyhine yargılama gideri, harç ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması isabetsiz olmuştur.

….Davacılar tarafından kadastro öncesi nedene dayalı olarak 3972 parsel sayılı taşınmaz hakkında tapu iptali ve tescil davası açılmış, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalı adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, davalının istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan kabul edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış ve davanın kısmen kabulüne, çekişmeli 3972 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmaz üzerindeki ağaçların davalı İsmet T.’e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmiş, gerekçe olarak da keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları gösterilmiştir.

Mahkemenin kabulünde olan ve dosyada toplanan delillerden 3972 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak murisinden kaldığı hususu açıktır. Ancak davalı tarafından açılmış tespit davası ya da muhdesatın aidiyetine yönelik bir dava bulunmadığı halde, sadece davalı tarafın dosyadaki savunması ve toplanan deliller doğrultusunda sanki bir tespit davası var gibi kabul edilerek tapu iptali ve tescil kararı ile birlikte taşınmaz üzerindeki ağaçlara yönelik davalıya aidiyatıyla ilgili beyanlar hanesine şerh verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddiyle karar bozulmuştur.

 B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kadastro tespitinden önce tespit maliki İsmet T. tarafından dikilmiş kiraz ve fındık bahçesinin olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca taşınmazın tamamının kadastro tespiti sırasında davalı adına tespit edilmiş olması sebebiyle davalının ayrı bir dava açmadan bu davada hukuki yararı bulunduğu, ayrıca 3974 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacılar Fatma Y. ve Ahmet T.'in muhdesatlara yönelik herhangi bir talepleri olmadığı gibi bu hususta açılmış bir davada bulunmadığından dava değeri belirlenirken taşınmazın toplam değerinden muhdesat değerinin mahsubu ile bakiye zemin değeri üzerinden davacılar Fatma Y. ve Ahmet T.'in talep ettikleri miras payları olan 2/6'nın davalının çekişmeli bu taşınmazdaki 1/4 payının dava konusu edildiği gözetilerek yargılama gideri ve vekâlet ücretinin hesaplanması gerektiği, bozma kararında taşınmazın toplam değeri olarak belirtilen 715.720,29 TL üzerinden değil dava konusu edilmeyen ve muhdesat hakkında verilen kararın kesinleşmesi de göz önüne alındığında muhdesat değerinin taşınmazın toplam değerinden mahsubu ile bakiye 390.730,00 TL üzerinden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davacılar vekili, davalı tarafından açılmış muhdesatın aidiyeti davası bulunmadığı gibi dosyadaki delil durumunun aksine davalının beyanına dayanılarak ağaçların davalıya ait olduğuna ilişkin hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, davalının ağaçların kendisine ait olduğuna dair iddiasını ispatlayamadığından ağaçların tüm mirasçılara ait olduğuna ilişkin hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalı vekili, tapu kaydının iptali kararı verilecek olsa dahi bölge adliye mahkemesi kararının infaz kabiliyetinin bulunmadığını, taşınmazın hâlihazırda malikleri olan ve dosyanın davacılarından olan Osman, Bayram ve İsmail T. için davanın bu parsel açısından reddi gerektiğini, sadece davalı İsmet T.'in 1/4 payı iptal edilerek hak sahibi olan davacılardan Ahmet T. ve Fatma Y.'ün 1/6 miras payları üzerinden hesap edildiğinde 1/24 üzerinden toplam 1/12 hisselerinin olacağı, bu davacıların paylarına düşen miktarın sadece arsa bedeli üzerinden toplam 32.561,08 TL olacağı ve bu miktar üzerinden yargılama giderleri hesaplanması gerektiğini, 3972 parsel sayılı taşınmaza yönelik yapılan kadastro tespitinin doğru olduğunu, bu taşınmaz yönünden de hatalı karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacılar tarafından kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan eldeki tapu iptal ve tescil davasında,

1. 3972 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapuda tespit maliki gözüken davalı tarafından açılmış muhdesatın aidiyetine yönelik bir dava bulunmadığı hâlde Mahkemece tapu iptali ve tescil kararı ile birlikte taşınmaz üzerindeki ağaçlar hakkında davalıya aidiyetiyle ilgili beyanlar hanesine şerh verilmesinin mümkün olup olmadığı,

2. 3974 parsel sayılı taşınmaz yönünden davalının sorumlu olduğu yargılama gideri, vekâlet ücreti ve harcın taşınmazın toplam değeri üzerinden mi yoksa muhdesat değerinin mahsubu ile belirlenen bakiye zemin değeri üzerinden mi hesaplanması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) 19. maddesinin 2. fıkrası.

2. Değerlendirme

A) (1) ve (2) numaralı uyuşmazlıklar yönünden;

1. Kadastro Kanunu'nun "Takyitler, sınırlı ayni haklar ve muhdesat" başlıklı 19. maddesinin 2. fıkrasında "Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir " şeklinde muhdesata ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir.

2. Hükmün gerekçesi ise; “Muhdesat, geçici olmayan bina ve ağaç gibi şeylerdir. Bilindiği üzere eski hukukta, taşınmaz malların zemini ve muhdesatının ayrı ayrı özel mülkiyete konu olabileceği kabul edilmiş ve böylece ayrı ayrı tapu kayıtları tesis olunmuştur. Nitekim Medenî Kanunun Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkındaki Kanunun 39 uncu maddesinde bu husus işaret edilmektedir. Medenî Kanunun yürürlüğünden sonra, muhdesatı vücuda getiren ile zemin sahibi arasındaki münasebeti Medenî Kanunun 649, 650 ve 655 inci maddeleri düzenlenmektedir. Kadastro sırasında zeminin maliki belirtilmekle beraber, muhdesat zemin maliki dışında bir başkası tarafından vücuda getirilmiş ise muhdesatın cinsi, ihdas tarihi ve vücuda getirenin kim olduğu tespit edilerek, muhdesatın sahibi tutanakta ve kütüğün beyanlar hanesinde açıkça gösterilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8.9.1965 tarih 7/153 esas ve 1965/293 sayılı kararında da belirtildiği gibi muhdesatın kadastro tutanağında ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi, eylemli (fiili) durumun belirtilmesi demek olup, muhdesat sahibi yararına sürekli ve aynî bir hak meydana getirmez. Eski hükümde açıklık bulunmadığından müşterek taşınmaz malda paydaşlardan birisine veya birkaçına ait tek veya birden fazla muhdesat bulunduğunda da aynı işlemin yapılacağı esası getirilmiştir” şeklindedir.

3. Söz konusu düzenleme ile başkasına ait veya paydaş olduğu taşınmaz üzerinde muhdesat oluşturan yani yapı yapan ya da ağaç diken kişinin bu muhdesata yönelik talepte bulunabileceğine izin veren özel yasal düzenleme getirilmiştir. Kısaca muhdesat şerhi olarak tanımlanan bu kural sadece kadastro tespit gününden önce taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatlar yönünden uygulanabilir. Aynı Kanun'un 12/3. maddesi gereğince on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması hâlinde muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir (Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2023 tarihli ve 2022/8-450 Esas, 2023/1075 Karar sayılı kararı).

4. Somut olayda, davacıların dava konusu 3972 ve 3974 parsel sayılı taşınmazların muris babalarından kaldığından bahisle tapuda malik gözüken kardeşleri İsmet Taşdemir aleyhine miras payları oranında adlarına tescili istemiyle açtıkları kadastro öncesine nedene dayalı tapu iptali ve tescil talepli davada; davalı 3974 parsel sayılı taşınmazı dört kardeşi ile 3972 parseli ise tek başına malik sıfatıyla kullandığını, her iki taşınmazı zilyetlik yoluyla kazandığını, ayrıca dava konusu 3974 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evi kendisinin yaptığını, 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ağaçları da kendisinin diktiğini savunduğu ve Bölge Adliye Mahkemesince taşınmazların taraflara muris babalarından kaldığının sabit olduğu gerekçesiyle tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında tapuya kayıt ve tescili ile 3972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ağaçların davalı İsmet T.'e, 3974 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki üç katlı betonarme binanın ise 1/4'er pay ile davalı İsmet T., davacılar İsmail T., Osman T. ve Bayram T.'e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince temyizi üzerine 3972 parsel yönünden davacılar vekilince temyiz konusu edilen muhdesatlar nedeniyle davalı tarafından aidiyet iddiası ile ilgili olarak açılmış bir dava olmadığı gerekçesiyle Özel Dairece bozma kararı verilmiştir.

5. Söz konusu 3972 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağında taşınmazın niteliği kiraz ve fındık bahçesi olarak belirtilmiş olup bu kiraz ve fındık ağaçlarının kadastro tespitinden önce taşınmaz üzerinde bulunduğu tutanaktan anlaşılmaktadır. Kadastro tespiti sırasında taşınmazın tamamı malik sıfatıyla davalı adına tescil edilmiş olması sebebiyle davalının savunmasında muhdesatın kendisine ait olduğunu ileri sürmekte hukuki yararı bulunmakta olup bu savunma uyarınca araştırma ve inceleme yapılması zorunludur. Zira kadastro tespiti sırasında taşınmaz üzerindeki muhdesatın davalı adına tespit edilmiş olması sebebiyle bu tespite karşı bir dava açmasında hukuki yararı da yoktur.

6. O hâlde Bölge Adliye Mahkemesince tapu iptali ve tescil yönünde verilen karar ile paylı hâle gelen 3972 parsel sayılı taşınmaza yönelik davalının savunması uyarınca muhdesata yönelik hüküm kurulması usul ve yasaya uygundur.

7. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 3402 sayılı Kanun'un eldeki davaya uygulanma olanağı olmadığı, davalı tarafından muhdesatın aidiyetine ilişkin açılmış bir dava olmaksızın sadece davalının savunması kapsamında sanki bir tespit davası var gibi kabul edilerek taşınmaz üzerindeki ağaçların aidiyetine yönelik karar verilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

8. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince (1) numaralı uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

9. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre muhdesat yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. Bununla birlikte direnmenin uygun bulunması sebebiyle Özel Dairece yargılama gideri, vekâlet ücreti ve harç hususunda yeniden değerlendirme yapılması gerektiğinden bu kapsamda (2) numaralı uyuşmazlığın incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

(1) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme uygun bulunduğundan taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy çokluğuyla,

(2) numaralı uyuşmazlığın bu aşamada incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle,

14.05.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I  O Y"

3402 sayılı Kadastro Kanun'u 33/3. madde hükmünde; “Bu Kanun'un uygulandığı yerler dışında bulunan taşınmaz mallar hakkında da 14, 15, 17, 18, 20, 21. maddeler uygulanır” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro öncesi sebebe dayalı genel mahkemelerde açılacak davalara da uygulanacak bir hükümdür. Bu hükmün olumsuz anlamıyla bunun dışında kalan hükümlerin genel mahkemelere açılacak davalarda uygulanamayacak olmasıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.1998 tarihli 1998/1-692 Esas, 1998/741 Karar sayılı kararında da genel mahkemelerde Kadastro Kanun'u hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak;

3402 sayılı Kadastro Kanun'u da önceki Tapulama Kanun'ları gibi genel olarak kadastro mahkemelerine hitap eden geçici bir kanun niteliği taşımaktadır. 28 ve 29. maddelerinde kadastro davalarında uygulanacak usul hükümleri düzenlenmiştir. Bu Kanun'un uygulandığı yerler dışında bulunan taşınmaz mallar hakkında, başka bir anlatımla genel mahkemelerde uygulanacak maddeler ise 33. maddenin 3. fıkrasında teker, teker sayılmış, bunları tamamlayan hükümler ise 12/3, 13, 46/son ve geçici 4. madde gibi öteki maddelerde yer almıştır. Esasen genel mahkemeler de uygulanacak usul hükümlerinin düzenlenmesi kadastro kanunun konusu ve amacı ile de bağdaşmaz. “...” Aksinin kabulü hâlinde on yıllık hak düşürücü süre içerisinde genel mahkemelerde açılacak davalarda, basit yargılama usulünün uygulanması, bu tür davaların adli tatilde görülmesi, menfaatleri zıt olmayan karı kocanın bu davalarda birbirlerini temsil etmeleri, maktu vekâlet ücretinin tayin edilmesi, bu davalara bakan hâkimin gerektiğinde veraset belgesi verebilmesi gibi kuralların da uygulaması sonucunu doğurur ki, bu husus Kadastro Kanun'u, Medeni Kanun ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun açık hükümlerine, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına da ters düşer.

Şeklinde açıklama yapılmıştır.

Bu hüküm (md. 33/3) nedeniyle burada sayılmayan Kanun'un 19/2. maddesi hükmü ancak kadastro mahkemesine açılacak davalarda uygulanabilecek, askı ilan süresi geçtikten sonra genel mahkemeye açılacak davalarda uygulanamayacaktır. Diğer bir ifadeyle bu düzenlemede (md. 19/2) yer alan, “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir” hükmüne dayalı olarak genel mahkemede bir karar verilebilmesi mümkün değildir.

Yerleşik Yargıtay uygulamasında da Kadastro Kanun'u 19/2. maddesinin genel mahkemelerde açılan davalarda uygulanmayacağı kabul edilmektedir. (Örnekler: Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 15.05.2008 tarihli 2008/5387 Esas 2008/6321 Karar sayılı, 27.03.2008 tarihli 2008/2090 Esas 2008/3186 Karar sayılı, 21.03.2008 tarihli 2008/2338 Esas 2008/3669 Karar sayılı, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 22.04.1994 tarihli 1993/2775 Esas 1994/4555 Karar sayılı, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.05.2008 tarihli 2008/2098 Esas 2008/2776 Karar sayılı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.02.2008 tarihli 2007/10557 Esas 2008/1226 Karar sayılı kararları).

Kadastro Kanun'un geçici 4/1. maddesinin 2. cümlesinde yer alan; “Tapulama mahkemeleri ile kadastro mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye mahkemelerinde hâlen görülmekte olan davalar ile 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacak davalara bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmü de buna cevaz vermez. Zira bu hüküm 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki Kanun'lara göre yapılmış tespitlerle ilgili olup, önceki Kanun'lara göre tespitleri yapılmış olsa da eldeki davalarda ya da 10 yıllık süre içinde açılacak davalarda yeni kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlama amaçlı bir geçiş hükmü niteliğindedir. Geçici madde olarak getirilen Kanun hükümleri zaten yürürlüğünden önceki olayları düzenleyen hükümler içerir. Geçici kanunların ileriye etkili olarak sonraki olaylara uygulanabileceği de düşünülemez. Yasa koyucunun amacı bu hükmün ileriye etkili olarak da uygulanması olsaydı bunu geçici olmayan genel hüküm olarak düzenlemesi gerekirdi. Kaldı ki yasa koyucu böyle bir amacı olmadığını 33/3. maddeyi getirerek sınır çizmek suretiyle zaten ortaya koymuştur.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri de muhdesatın kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesine cevaz vermemektedir. Zira Kanun'un 1008 vd. maddelerinde taşınmaz siciline ne suretle ve hangi hususlarla ilgili şerh konulacağı düzenlenmiş olup bunlar arasında 19/2 madde hükmünde belirtilen şekilde muhdesat şerhi verilebileceği düzenlenmemiştir. Bu nedenle uygulamada muhdesatın kütüğe işlenmesi için dava açılamamakta ancak hukuki yararın bulunması hâlinde muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğine dair tespit davası açılabileceği kabul edilmektedir.

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; 3972 parsel yönünden tapu iptali ve tescil kararıyla birlikte üzerindeki ağaçların davalıya aidiyetine karar verilmiş ise de gerek ayrı dava açılarak gerekse tapu iptali davasında savunma olarak ileri sürülsün bu muhdesatın kime ait olduğunun tapu kütüğüne yazılması konusunda genel mahkemede karar verilmesi mümkün değildir. Mahkemece bu açıklananlara aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirir

Belirttiğim neden ve gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Kanun'un 19/2. madde hükmünün uygulanması mümkün olduğu kabul edilerek buna ilişkin direnmenin uygun olduğu yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Üye
Zeki Gözütok