KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

KAPALI YAPIDAKİ AİLE ŞİRKETLERİNDE KİŞİSEL VE SOSYAL İLİŞKİLERİN BOZULMASI DURUMUNDA, TTK 531 HÜKMÜ KAPSAMINDA ŞİRKETİN HAKLI NEDENLERLE FESHİ İSTENEBİLİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/11-121
Karar No       : 2025/364

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mah. Sıfatıyla)
TARİHİ                          : 04.04.2024
EK KARAR TARİHİ      : 02.07.2024
SAYISI                          : 2023/532 E., 2024/136 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/4504 Esas,
                                        2015/12980 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki şirket feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen şirketin feshine ilişkin talebin reddine, ancak davacı ve asli müdahil davacının iddiaları sabit olduğundan ortaklık pay bedellerinin ödenmesi sonrasında şirket ortaklıklarının sona erdirilerek hisselerinin iptaline ilişkin karar ile davacı vekilinin talebi sonrasında verilen tavzih kararı, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece, aşağıda detaylı olarak belirtilen yargılama ve kanun yoluna dair aşamalarda verilen kararlar ile usulî eksikliklerin giderilmesi sonrasında Özel Daire bozma kararına karşı kısmen direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili ve ilgili kişi Ömer E. vekili tarafından temyiz edilmiş, ek karar ile ilgili kişi Ömer E. vekilinin direnme kararını temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiş, anılan ek karar ilgili kişi Ömer E. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacılar İstemleri

4. Davacı vekili; müvekkilinin aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kâr dağıtımı yapmadığını, yüksek kazanç elde ettiği hâlde sembolik miktarda kâr payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kâr payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, şirketin yüksek kârlılığının başka yargılamalarda bilirkişi raporları ile tespit edildiğini, dağıtılan bir kısım kâr paylarının ise müvekkilinin şirkete borçlu olduğu iddiasıyla mahsup edilerek cüzi miktarlara indirildiğini, anılan borç iddialarına karşı alınan menfi tespit kararı ile davalı şirketin iyiniyete aykırı tavrının ortaya çıkarıldığını, genel kurul toplantısı öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ile mali durumu hakkında bilgilendirilme yapılmaması ve diğer usulsüzlükler nedeniyle genel kurul kararlarının iptali için davalar açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadığı ve kârın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, müvekkilinin müteveffa babasının ayırt etme gücü bulunmadığı dönemlerde usulsüz işlemler ve tasarrufların yapıldığını, vasi olan müvekkilinin kardeşi Mehmet Ş. tarafından vasilikten doğan yetkilerin kötüye kullanıldığını, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını, diğer ortaklar ile olan ilişkinin düşmanlık boyutuna ulaştığını ileri sürerek 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

5. Asli müdahil vekili; müvekkilinin davalı şirkette %15 oranında pay sahibi olduğunu, 24.07.2013 tarihine kadar iki yıl şirkette yönetim kurulu üyeliği yaptığını, her ne kadar kardeşi davacının haklı olduğunu kabul etse de diğer kardeşleri dava dışı Hasan Saim Ş. ve Mehmet Ş.’in baskı ve tehditleri ile bilgi sahibi olmadığı hususlar hakkında alınan kararları imzaladığını, ailenin dağılmaması adına bir müddet bu duruma karşı sessiz kaldığını, yönetim kurulu üyeliği sembolik olup davacıya karşı Ahmet Ş.’in oyları ile birlikte şirketin ibrası için yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, yönetim kurulu üyeliği öncesinde kendisine anılan kardeşleri tarafından zorla boş senet imzalattırıldığını, kardeşler Mehmet Ş. ve Hasan Saim Ş.’in usulsüz işlemler yaparak şirket giderini artırma hususundaki beyanlarına tanık olduğunu, müvekkiline karşı düşmanca tutumlara girişildiğini, müvekkilinin istifası üzerine zorla alınan senedin icraya konulduğunu, bu hususta suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkili aleyhine gerçek dışı borçlar yaratılarak ihtarnameler gönderildiğini, bu hususların baskı ve tehdit unsuru olarak kullanıldığını, müvekkilinin aile üyelerine karşı fiziksel şiddet uygulandığını, Hasan Saim Ş. ve Mehmet Ş.’in yönetim kurulu üyeliğinden istifalarının ise tamamen ibra amaçlı olduğunu, yerlerine Mehmet Ş.’in eşi Kadriye Şen ile şirket muhasebecisi Ahmet Doğan’ın atandığını, ancak arka planda şirketi yönetmeye devam ettiklerini, anılan kardeşlerin ve aile üyelerinin otel imkânlarını kullanmasına karşın bu imkânın müvekkili ve davacı ile onların aile üyelerine tanınmadığını, şirket işleyişi hakkından müvekkiline hiçbir şekilde bilgi verilmediğini, yıllar boyunca kar dağıtımı yapılmadığını, şirketin mevcut ortaklık yapısı ile devamına dair imkân ve yararın kalmadığını, şirket mali yapısı çok güçlü olmasına rağmen belirli dönemlerde cüzi miktarlarda kâr payı dağıtımlarının yapıldığını, müvekkilinin ortaklık haklarının ihlâl edildiğini ileri sürerek asli müdahale talebinde bulunmuş ve davacının davasına katıldıklarını belirterek davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı

6. Davalı vekili; 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi koşullarının bulunmadığını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaların kendisi tarafından yaratıldığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, kâr payı dağıtımının yapıldığını, şirketin her yıl kâr payı dağıtmamasının fesih gerekçesi olamayacağını, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının kanun hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu, davacı tarafından açılan davaların sonuçlanıp kesinleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuş, asli müdahil davacı yönünden de haklı sebepler bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı

7. Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 17.02.2015 tarihli ve 2012/450 Esas, 2015/96 Karar sayılı kararı ile; 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 3. maddesi hükmüne göre 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, davalı şirketin beş kardeşten oluşan bir aile şirketi olduğu, güçlü bir yapısının bulunduğu, şirkette kardeşler arasında ortaklığın 9007/38600 hissesinin Mehmet Ş., 9007/38600 hissesinin Hasan Saim Ş., 9006/38600 hissesinin Ahmet Ş., 5790/38600 hissesinin davacı Sevgi Ü., 5790/38600 hissesinin asli müdahil Safiye B. şeklinde olduğu, taraflar arasında eski 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) yürürlüğü döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkânlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve asli müdahil davacının bu imkânlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/10 D.iş sayılı dosyasından da bu hususun belgelendiği, ortaklar arasındaki husumetin Manavgat Adliyesinde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, davacı ve asli müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, tarafların sürekli olarak birbirlerine karşı davalar açtığı, beş ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine aykırı olup 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı nedeni oluşturduğu, delil olarak sunulan Prof Dr. Hasan Pulaşlı tarafından verilen hukuki görüşe göre aile şirket ortakları arasındaki sosyal ilişkinin zedelenmiş olmasının İsviçre uygulamasında da 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi anlamında haklı neden teşkil ettiği, Türk sosyal hayatı ve İsviçre sosyal hayatının karşılaştırılması durumunda Türk toplumunun, İsviçre toplumuna göre daha duygusal, fevri ve ailevi olaylarda ceza hukukunu içeren davranışlarla tepki vermesi hususunun daha kuvvetli bir ihtimal olduğu, bu nedenle davaya konu şirketin aile şirketi olması, ortaklar arasında kardeşlik kavramının husumete dönüşmüş olması, tarafların bir birlerine karşı sevgi ve saygıyı barındıran ilişkilerinin bozulmuş olması, bu nedenle taraflar arasındaki uyuşmazlıkların geldiği noktada davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalması durumunda şirket ortakları açısından bu durumun çekilmez bir hâl aldığı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, davacı ve asli müdahil davacı ortağın şirketten yeterli düzeyde yararlanamadığı, diğer ortakların şirket araç ve gereçlerinden yararlandığının Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan 2014/10 D.iş sayılı dosyası ile sabit olduğu, bu hususta yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, tarafların arasındaki sorunların şirket açısından da zarar doğurucu nitelikte olduğu, davacı ve asli müdahil davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/108 Esas, 2013/251 Karar sayılı ilâmı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra Müdürlüğü marifeti ile yerine getirildiği, bu hususun Manavgat 1. İcra Müdürlüğünün 2013/24447 Esas sayılı dosyasında sabit olduğu, bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de dosyaya delil olarak ibraz edilen Yargıtay Onursal Daire Başkanı Gönen Eriş, Prof Dr. Hasan Pulaşlı, Prof Dr. Mehmet Helvacı'dan alınan hukuki görüşlerin ortak fikre sahip olduğu, davalı şirkette hisse sahibi olan davacı iki kardeşin ortak olarak şirkette kalmalarının faydasının bulunmadığı, tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin hâlen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket ana sözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ve asli müdahil davacının ortaklıktan ayrılması durumunda şirket ana sözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amacının da değiştirilebileceğinin sabit olduğu, davacı ve asli müdahil davacının davalı şirketteki paylarının değerine ilişkin yapılan bilirkişi incelemeleri sonrasında davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerine karşılık 93.283.609,62 TL bedelin hesaplanmış olduğu, 18.12.2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanının nakdi olarak davacı ve asli davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığı hususunu belirttiğinden daha uygun bir çözüm yoluna gidildiği, şirketin tasfiye edilmesi durumunda şirketin zarar göreceği, en uygun çözüm yolunun davacı ve asli davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptalinin gerektiği, davalı şirkete ait mal varlığı üzerinde yapılan inceleme sonucunda davacı ve asli müdahil davacının hisseleri oranında paylaştırma yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, davacı ve asli müdahil davacının paylarına kararın kesinleşmesine kadar zarar gelmemesi açısından otellerin yönetiminin kendilerine verilmesinin şirkette kayyum atanmasından daha uygun bir çözüm olduğu gerekçesiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, ancak davacı ve müdahil davacının iddiaları sübuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden davacı Sevgi Ü. için hissesine karşılık Antalya ili Manavgat ilçesi Çolaklı Mahallesi 7.3 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki D.D. Otel işletmesi ve müştemilatının, Side, Selimiye Mahallesi, 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 1.0 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 2.1 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. parsel üzerindeki 1 ila 15 nolu bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2, 6, 7 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı Sevgi Ü.'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, asli müdahil davacı Safiye B.'a Antalya ili Manavgat ilçesi Kısalar Köyü 1.1 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki K. Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side, Selimiye Mahallesi, 1.7 ada 13, 14, 15, 16, 17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 22.7 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile asli müdahil davacı adına tesciline, asli müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve asli müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve asli müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.D. ve K. Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karardan bir suretin Manavgat Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, davacılara verilmesine karar verilen taşınmazlar dışındaki şirket taşınmazlarına konulan tedbirlerin kaldırılmasına, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir.

8. Davacı vekili, hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir.

9. Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) aynı esasa kayıtlı 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.D. ve K. Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İlk Bozma Kararı

10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararı ile tavzih kararına karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/4504 Esas, 2015/12980 Karar sayılı kararı ile; “… 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir.

6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir.

6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce takdir edilecektir.

Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı Sevgi Ü. vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı Sevgi Ü.'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı Sevgi Ü.'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı Sevgi Ü., çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı Sevgi Ü.'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşadığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı Sevgi Ü.'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır.

Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyi niyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı Sevgi Ü.'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur.

Yine davacı Sevgi Ü.'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı Sevgi Ü.'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur.

Davacı Sevgi Ü. bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır.

Davalı şirkete ait olup davacı Sevgi Ü.'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı Sevgi Ü.'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı Sevgi Ü. olmayıp Ü. Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı Sevgi Ü.'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir.

Davalı şirket davacı Sevgi Ü., Safiye B., Mehmet Ş., Hasan Saim Ş. ve Ahmet Ş. kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir.

Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı Sevgi Ü.'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Aynı şekilde müdahil davacı Safiye B. vekili de davacı Sevgi Ü.'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı Safiye B.'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların retle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı Safiye B. yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı Safiye B. yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.D. ve K. Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olması da nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait D.D. ve K. Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.

3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

4- Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı Sevgi Ü. vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.D. ve K. Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizarlarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

5- Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır.

Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

Bozma Kararı Sonrasındaki Yargılama Süreci

12. Özel Dairenin yukarıda belirtilen 03.12.2015 tarihli ilk bozma kararına karşı davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından karar düzeltme kanun yoluna başvurulması üzerine mahkemece verilen 08.03.2016 tarihli ek karar ile anılan tarafların karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davacı ve asli müdahil vekilinin karar düzeltme talepleri hakkında verilen ek karar sonrasında mahkemece verilen 05.04.2016 tarihli karar ile Özel Dairenin 03.12.2015 tarihli bozma kararına karşı kısmen direnme kararı verilmiştir. Mahkemece verilen kısmî direnme kararının davalı tarafça temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca verilen 17.01.2018 tarihli karar ile mahkemenin 05.04.2016 tarihli kısmî direnme kararı kaldırılarak davacı ve asli müdahil vekilinin karar düzeltme istemlerinin incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir. Dosyanın Özel Daireye gönderilmesi sonrasında Özel Dairece verilen 20.03.2018 tarihli karar ile mahkemece verilen 08.03.2016 tarihli ek kararın kaldırılarak davacı ve asli müdahil davacı vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bu karar sonrasında dosyanın gönderildiği mahkemece Özel Dairenin 03.12.2015 tarihli ilk bozma kararına uyularak verilen davanın reddine ilişkin 12.12.2018 tarihli karar, davacı ve asli müdahil vekillerince temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Özel Dairece verilen 15.10.2020 tarihli karar ile Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararına karşı karar düzeltme yolu açık olmasına rağmen 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 440 ve devamı maddelerinde öngörülen karar düzeltme kanun yoluna dair süreç tamamlanmaksızın Özel Dairece verilen 20.03.2018 tarihli karar ile mahkeme tarafından verilen 12.12.2018 tarihli kararın yok hükmünde olduğundan bahisle Özel Dairece verilen 20.03.2018 tarihli karar ile mahkemece verilen 12.12.2018 tarihli kararın bozularak ortadan kaldırılmasına, Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme istemlerine olanak sağlanmasına, bu yola başvurulması hâlinde karar düzeltme istemlerinin incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi, bu yola başvurulmadığı takdirde ise Özel Dairenin vermiş olduğu 03.12.2015 tarihli ilk bozma kararına karşı davacı ve asli müdahil vekilinin karar düzeltme taleplerinin incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesini teminen dosyanın mahkemeye iadesine karar verilmiştir. Bunun üzerine mahkemece bozma kararına uyularak Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararı taraf vekillerine tebliğ edilmiş, anılan karara karşı davacı vekili ve asli müdahil vekilince karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine verilen 15.04.2021 tarihli karar ile Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararına karşı karar düzeltme talebinin incelenmesi yönünden dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca verilen 21.12.2021 tarihli karar ile davacı ve asli müdahil vekillerinin, yine Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararına karşı ileri sürdükleri karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun bu kararı sonrasında dosyanın gönderildiği mahkemece verilen 24.05.2022 tarihli karar ile Özel Dairenin 03.12.2015 tarihli ilk bozma kararına karşı yeniden kısmî direnme karar verilmiş olup bu kararın, davalı vekili tarafından temyizi üzerine dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca verilen 24.11.2022 tarihli karar ile Özel Dairenin 03.12.2015 tarihli ve karar düzelme kanun yolu aşaması usulüne uygun şekilde tamamlanmayan ilk bozma kararına karşı mahkemece verilmiş olan 24.05.2022 tarihli kısmî direnme kararının yok hükmünde olduğu kabul edilerek hakkındaki karar düzeltme itirazları 21.12.2021 tarihli kararla reddedilerek kesinleşen Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli kararında da belirtildiği şekilde, 03.12.2015 tarihli ilk bozma kararına karşı ileri sürülen karar düzeltme talepleri hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir. Özel Dairece verilen 11.07.2023 tarihli karar ile davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin reddine dair 08.03.2016 tarihli ek kararın kaldırılmasına, davacılar vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

Nihai Direnme Kararı

13. Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 04.04.2024 tarihli ve 2023/532 Esas, 2024/136 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; taraflar arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı, zorunlu olanlar dışında davacılardan kayıt ve belgelerin gizlendiği, kardeş olan ortaklar arasındaki ilişkinin çekilmez bir hâl aldığı, taraflar arasında cereyan eden birçok dava neticesinde ortaklık ilişkinin geri dönülemeyecek şekilde devamında yarar kalmadığı, bu sebeple ortaklıktan çıkmak için fesih talep etme noktasında haklı nedenlerin oluştuğu, davacılar olmaksızın şirketin devam edebilecek yapıya sahip olduğu, taraflar arasındaki husumetin kişisel kin noktasına vardığı, davacıların genel kurul toplantılarında oy kullanmak dışında bir etki ve yetkilerinin kalmadığı, davalı şirket işleyişinin de davacılarla birlikte devamında zarar göreceği, bozma ilamı sonrasında kardeş olan ortakların babalarının ölümünde dahi bir araya gelmediğinin duruşmadaki beyanlardan anlaşıldığı, davacıların aileden gelen ilişki nedeniyle girdikleri ortaklıkta huzurlarının ve beklenen yararlarının dava tarihi itibariyle kalmadığı ve ortaklıktan çıkmalarının davalı şirkete ortaklıkta kalmaktan daha büyük bir yarar sağlayacağı, ortaklıktan çıkma hâlinde davacıların kendi malvarlığı değerlerini kendileri hukuk ilkeleri çerçevesinde dilediği gibi tasarruf edebilecekleri gibi şirketin diğer ortaklarının da şirket tüzel kişiliğini koruyarak sorunsuz bir şekilde şirketin faaliyetine devam edebilecekleri, bu nedenle şirketin feshi yerine davacıların pay değerlerinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmaları için yeterli haklı nedenin mevcut olduğu gerekçesiyle kısmen direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

14. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili ve ilgili kişi Ömer E. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemenin Ek Kararı

15. Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen 02.07.2024 tarihli ek karar ile ilgili kişi Ömer E. vekilince eksik temyiz harç ve giderlerinin verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığı gerekçesiyle ilgili kişi Ömer E. vekilinin temyiz isteminden vazgeçtiğinin tespiti ile direnme kararının temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiştir.

Ek Kararın Temyizi

16. Ek karar, ilgili kişi Ömer E. vekilince temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan davada davalı şirketin haklı nedenlerle feshine dayanak olarak ileri sürülen iddiaların ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı şirketin haklı nedenlerle feshine dair koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Kişi Ömer E. Vekilinin Ek Karara Yönelik Temyizi Yönünden Yapılan İnceleme

18. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3. maddesi;

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” hükmünü içermekle birlikte, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 47. maddesi ile Geçici 3. maddenin 2. fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilmiştir.

19. Açıklanan düzenlemeye göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 427 ila 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.

20. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 434. maddesinin 3. fıkrasında ise temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödeneceği, bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa kararı veren hâkim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması gerektiği, aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususunun temyiz edene yazılı olarak bildirileceği, verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.

21. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi gereğince uygulanması gereken HUMK’nın 434. maddesi ile ilgili 25.01.1985 tarihli ve 1984/5 E., 1985/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (YİBK) gereğince, temyiz isteği dilekçenin temyiz defterine kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır ve temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamı ödenir. Temyiz harç ve giderlerinin eksik ödenmiş veya hiç ödenmemiş olduğunun sonradan anlaşılmış bulunması hâlinde, kararı veren hâkim tarafından yedi günlük kesin süre tanınarak, bu süre içerisinde tamamlanması veya ödenmesi, aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı temyiz edene yöntemince ve yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi hâlinde HUMK’nın 432. maddesinin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır. Başka bir ifadeyle verilen kesin süreye rağmen temyiz harç ve giderlerinin süresi içinde tamamlanmaması durumunda mahkemece temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılacağına dair bir karar verilmesi gerekir. 05.01.1949 tarihli ve 1944/32 E., 1949/1 K. sayılı YİBK gereğince bu konuda karar verme yetkisi de Yargıtay'a değil, mahkemeye aittir.

22. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2018 tarihli ve 2015/21-143 E., 2018/476 K.; 16.05.2018 tarihli ve 2017/17-2698 tarihli ve 2018/1096 K. ; 15.12.2020 tarihli ve 2017/12-342 E., 2020/1030 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.

23. Somut olayda direnme kararını temyiz eden ilgili kişi Ömer E. vekiline mahkemece 12.06.2024 tarihli muhtıra ile maktu temyiz harç ve giderini yatırması için bir haftalık kesin süre verildiği, muhtıranın davacı vekiline elektronik tebligat ile 17.06.2024 tarihinde tebliğ edildiği, eksik olan maktu temyiz harç ve giderinin anılan muhtıra ile tanınan bir haftalık kesin süreden sonra 02.07.2024 tarihinde yatırıldığı anlaşılmaktadır.

24. Bunun üzerine mahkemece 02.07.2024 tarihli ek karar ile ilgili kişi Ömer E. vekilinin temyiz isteminden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiş, ek karar ilgili kişi Ömer E. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

25. Yapılan bu açıklamalara göre, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılan mahkemenin 02.07.2024 tarihli ek kararının onanması gerekmiştir.

B. Davalı Vekilinin Temyizi Yönünden Yapılan İnceleme

26. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

27. Anonim şirketlerde sona erme hâllerinden biri de 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinde düzenlenen haklı nedenlerle fesihtir. Anılan düzenlemeye göre; “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir”.

28. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yer almayan bu sona erme şekli yürürlükteki 6102 sayılı TTK’da düzenleme altına alınmış olup haklı sebeple fesih kurumu, şirket içinde azınlık pay sahiplerine tanınan en önemli haklardan birisidir. Buna göre anonim şirketlerde sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketin feshine karar verilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu sayede şirkette çoğunluk gücünün kötüye kullanıldığı hâller dolayısıyla ortaklığın devamının çekilmez hâle geldiği ve tanınan diğer yasal yolların bu durumu düzeltmeye yeterli gelmediği durumlarda azınlık pay sahipleri, bu hak sayesinde son çare olarak çekilmez hâle gelen ortaklık ilişkisinin fesih suretiyle sona erdirilmesini isteyebilirler (Nuri Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt III, Ankara, 2023, s. 3578).

29. Bu sayede azınlık hak sahiplerine, çoğunluk pay sahiplerinin sahip oldukları hak ve yetkilerini kötüye kullanarak dürüstlük kuralına aykırı şekilde avantaj sağlamalarının veya çoğunluk olmanın sağladığı yetkiler kötüye kullanılarak ve keyfi olarak azınlık pay sahiplerinin haklarının ihlalini önleyici yahut bu gibi durumları sona erdirici imkân sunulmuştur. Ayrıca bu dava ile mevcut ortaklık yapısı içerisinde işlemez hâle gelen ve amacını gerçekleştirmekte zorlanan şirket ortaklığının sonlandırılması yahut başka yollarla devamlılığının sağlanması mümkün hâle gelmiştir.

30. Anonim şirketlerin feshine ilişkin talepte bulunabilmek için gerekli olan koşullardan biri de talepte bulunan taraf yönünden haklı sebeplerin mevcudiyetidir. Haklı sebep kanunda tanımlanmadığı gibi hangi hâllerin haklı sebep teşkil edeceğine dair örneklendirme de yapılmamıştır. Anılan kavramın tanımlanması, kapsamı ve niteliklerinin tayini yargı kararlarına ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesine dair gerekçede bu husus açıkça ifade edilmiştir.

31. Haklı sebep, ortaklık ilişkilerinin de dâhil olduğu sürekli borç ilişkilerinin tadilinde yahut feshinde nazara alınan bir kavramdır. Bu anlamda haklı sebep doktrinde, taraflar arasındaki sürekli borç ilişkisinin devamını, dürüstlük kuralı gereğince çekilmez hâle getirdiği kabul edilen hâller olarak tanımlanmıştır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3572; Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Nedenlerle Feshi, 2. Bası, İstanbul 2019, s. 73). Anonim şirketler feshinde ise haklı sebep olarak kabul edilebilecek olgular, TMK’nın 4. maddesi anlamında hâkimin takdir yetkisi dâhilinde yer almakta olup haklı sebepler somut olayın koşulları dâhilinde belirlenmelidir. Nitekim kanunda da, her hukuki ilişkiyi kapsayacak niteliği haiz bir haklı sebep tanımlamasının güçlüğü de göz önüne alınarak, haklı sebep kavramı tanımlanmamış, haklı sebeplere dair örnekseme yöntemi kullanılmamış, anonim şirketin feshi için kabul edilebilecek haklı sebeplerin tayini, her somut olayın koşulları dâhilinde hâkimin takdirine bırakılmıştır. Bu durumlarda hâkim de durumun gereklerini nazara alıp hukuka ve hakkaniyete uygun olarak yapacağı değerlendirme neticesinde haklı nedene ve ispatına ilişkin bir belirlemeyle hüküm tesis edecektir.

32. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi kapsamında şirketin feshini isteyen ortak bakımından, ortaklık ilişkisinin devamının dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereğince objektif olarak beklenemeyecek olması, haklı neden olarak kabul edilmelidir. Zira böyle bir durumda anonim şirketin feshi talebi bakımından haklı nedenlerin varlığı sebebiyle ortaklığın devamındaki umulan fayda, nesnel anlamda ve süreklilik arz edecek düzeyde ortadan kalkmıştır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3580, Mehmet Emin Bilge, “Anonim Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XVI, 2012, Sayı 3-4, sayfa 261-94, s. 272).

33. Haklı nedenlerle anonim şirketin feshi davasının bir başka özelliği ise hâkime tanınan fesih talebiyle bağlı olmaksızın karar verme yetkisidir. 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan fesih davasında hâkim, haklı nedenlerin mevcudiyeti hâlinde şirketin feshi yerine davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına yahut duruma uygun ve kabul edilebilir başka bir çözüm yoluna karar verebilir. Doktrinde bu husus, şirketin feshinin tali (ikincil) niteliği yahut şirketin feshinin son çare (ultima ratio) olması prensibi olarak adlandırılmakla bu ilke; kanundaki düzenlemenin tarzı itibariyle bu tür bir davada taraflar arasındaki uyuşmazlığın fesih dışında başka bir yol ile çözümlenmesi imkânı mevcut ise bu yolun kullanılması, ancak başka bir yolla uyuşmazlığın sona erdirilmesinin mümkün olmaması durumunda son çare olarak şirketin feshine karar verilmesi şeklinde ifade edilebilir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Hukuku, İstanbul 2015, s. 333, 334; Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s.3596, 3598).

34. Davanın bu niteliği sayesinde kanunda hâkime tanınan takdir yetkisi ile haklı sebeplerin mevcudiyetine rağmen feshi isteyen pay sahibi dışında şirketin işleyişi, çalışanları, davacı taraf dışındaki pay sahipleri yahut şirketle ilişki içerisinde olan diğer menfaat grupları gibi şirketin devamında menfaati bulunan üçüncü kişiler ya da mevcut piyasa koşullarını etkileyebilecek ekonomik ve sosyal sonuçlar da göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılıp, şirketin davacı pay sahibi ile olan uyuşmazlıklarının çözümü sonrasında işleyişine devam edebileceğine dair kanaate ulaşılması hâlinde menfaat dengeleri de gözetilerek fesih yerine duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilebilir (Ayşe Sümer, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısında Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi”, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 28, 2015, S. 1, 176; Bilge, s.273, 274; Erdem, s. 201 vd.). Zira bu tür davalarda esas amaç, durumun koşullarına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık dolayısıyla şirket içinde ortaya çıkan olumsuzlukları ve/veya haksızlıkları düzelten, hem azınlık pay sahibi/sahipleri hem de şirketin menfaatlerini gözeten bir kararın tesis edilmesidir (Tekinalp, s. 340).

35. Öte yandan bahse konu fesih dışındaki çözüm yöntemlerinin yarar sağlamayacağının anlaşılması ve ortaklık ilişkisinin geri dönülemeyecek düzeyde bozulup bu ilişkinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereği çekilmez hâle geldiğinin anlaşılması hâlinde şirketin feshine karar verilebilecektir. Önemle belirtilmelidir ki; yargılama sırasında haklı nedenlerin ispat edildiğinin kabul edilmesi nedeniyle şirketin feshine karar verilmesi zorunlu değildir. Açılan fesih davasında resen alınabilecek bu kararlar için taraflarca ayrıca bir talepte bulunulması gerekmez. Başka bir ifadeyle davacı, fesih dışında bir talepte bulunmamış olsa dahi mahkemece fesih yerine uyuşmazlığı sona erdirecek nitelikte fesih dışında başka çözüm yollarına resen hükmedilebilir.

36. Feshin tali niteliğinin somut uyuşmazlık bağlamında önemi, sınırları kanunda belirtilmeyip içeriğini mahkemenin ve uygulamanın doldurması beklenen haklı sebep kavramının tayininde ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede açılan bir fesih davasında; verilecek karar neticesinde ortaya çıkacak hukuki sonuçların göz ardı edilmemesi gerekir. Dolayısıyla yargılama sonrasında ve belirtilen hususlar nazara alınarak yapılan değerlendirme neticesinde haklı sebebin mevcudiyeti ile alakalı somut olaya uygun olarak bir karar verilmelidir. Bu anlamda bir olgunun haklı sebep teşkil edip etmediği hususuyla alakalı olarak haklı sebep kavramının amacına uygun şekilde somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3601).

37. Buradan hareketle, bir anonim şirkete ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan fesih davasında yapılan yargılama neticesinde; şirketin mevcut ortaklık yapısı ile ticari hayata devam etmesinde davacı pay sahibi/sahipleri yanında diğer menfaat grupları bakımından herhangi bir yararın kalmadığının, ortalık ilişkisinin devamının nesnel anlamda ve dürüstlük kuralı gereğince tüm pay sahipleri bakımından çekilmez bir hâl aldığının, bu sebeple şirketin feshinden başka herhangi bir çare ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözülerek şirketin ticari hayatına devam etmesinin mümkün olmadığından şirketin feshine karar verilmesi gerektiğinin anlaşılması hâlinde davacı pay sahibi tarafından ileri sürülen haklı nedenlerin, şirketin feshini gerektirecek niteliği haiz olduğunun ortaya konulması gerekir. Başka bir anlatımla şirketin feshinden başka bir çare ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın nihayete erdirilmesinin mümkün olmadığı durumlarda ispatı gereken haklı nedenler, somut olayın özelliğine göre dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereğince şirketin feshini gerektirecek nitelikte ve ağırlıkta olmalıdır (Bilge, s. 273).

38. Öte yandan somut olayın koşulları çerçevesinde yapılan yargılama ile yapılacak olan değerlendirme neticesinde davacı pay sahibi/sahipleri dışındaki menfaat grupları yönünden şirketin ticari hayata devamında yarar bulunduğu, bu sebeple şirketin feshi dışında belirlenecek başka yöntemlerle davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığın çözümünün mümkün olduğu, bununla birlikte feshi isteyen davacı pay sahibi/sahipleri bakımından şirketteki haklarının süreklilik arz edecek şekilde ihlali sebebiyle ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereği çekilmez hâle geldiği durumlarda ispatı aranacak haklı sebeplerin, niteliği itibariyle şirketin feshini gerektirecek düzeyde ve ağırlıkta olduğunun ortaya konulması gerekmez (Bilge, s. 278).

39. Başka bir ifadeyle şirketin feshini gerektirmeyecek düzeyde olmakla birlikte azınlık pay sahibinin ortaklık ilişkisine devam etmesinin objektif olarak ve hakkaniyet gereği çekilmez hale geldiği, bu sebeple anılan hukuki ilişkinin devamında davacı pay sahibi/sahipleri yönünden bir yararın kalmadığı durumlarda ispatı gereken haklı nedenlerin, azınlık pay sahibinin/sahiplerinin bu durumunu ortaya koyacak düzeyde ve nitelikte olması yeterlidir. Bu anlamda haklı nedenlere dair yapılacak değerlendirmede, 6102 sayılı TTK’nın 531. madde hükmünün sadece şirketin feshini öngörmediği, somut olayın koşulları çerçevesinde şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan yararlı olduğuna ilişkin kanaatin mevcudiyeti hâlinde hâkime en uygun çözümü bulması anlamında geniş bir takdir hakkı tanıdığı da göz önüne alınmalıdır. (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3601).

40. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile asli müdahil davacı tarafından feshi istenen davalı şirketin anılan davacılar da dâhil tüm ortaklarının kardeş oldukları, bu anlamda davalı şirketin aile şirketi niteliğini haiz bir anonim şirket olduğu, davacı ve asli müdahil davacının ise sahip oldukları paylar itibariyle şirkette azınlık konumunda oldukları anlaşılmaktadır.

41. Davacı ve asli müdahil davacı tarafından haklı sebep olarak kardeş olan ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerin düşmanlık düzeyine ulaşacak düzeyde bozulduğu, bu sebeple davacı ve asli müdahil davacı aleyhine eşit işlem ilkesine aykırı uygulamalara gidildiği, azınlık paya sahip davacı ve asli müdahil davacının ortaklıktan doğan haklarının kullanımlarının sürekli engellendiği, davacılar ile ortaklar arasında güven sarsıcı olayların yaşandığı, davacıların aile üyelerine karşı tehdit ve hakaret gibi olumsuz tavırların sergilendiği, davalı şirket hakkında bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiği, şirketin ekonomik durumu ve kârlılığı müsait olmasına rağmen kâr payı dağıtılmadığı veya yetersiz kâr payı dağıtıldığı, şirketin işlettiği işletmelerdeki imkânlardan, dava dışı diğer ortaklar ve aile üyeleri yararlanırken davacı ve asli müdahil davacının aile üyelerinin yararlandırılmasının haksız olarak engellendiği, taraflar arasında birçok davanın açıldığı, karşılıklı suç duyurusunda bulunulduğu bu sebeplerle ortaklık ilişkisinin devamının çekilmez bir hal aldığı ileri sürülmüştür.

42. Bu aşamada anonim şirketin haklı nedenlerle feshine ilişkin davalarda, ortaklar arasındaki olumsuz kişisel ilişkilerin haklı neden teşkil edip etmeyeceği hususu uyuşmazlık konusu olan somut olay çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda her ne kadar ortaklar arasındaki kişisel ilişkilerdeki bozulma, sermaye şirketi olan anonim şirketin feshi yönünden başlı başına bir fesih sebebi olarak kabul edilemeyecek ise de; ortaklarının tamamının aynı aile üyelerinden oluştuğu ve kişisel unsurların ön planda olduğu aile şirketlerinde ortaklar arasındaki kişisel ilişkilerin önemi göz ardı edilemez. Zira bu tür kapalı yapıdaki şirketlerde aile üyesi ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerde ortaya çıkacak sorunlar, şirketin işleyişi üzerinde maddi anlamda etki etmeye muktedir olabilir (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3583).

43. Dolayısıyla kapalı yapıdaki aile şirketlerinde yine aile üyeleri olan ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerin önemli düzeyde bozulmuş olması ve bu bozulmanın şirketin işleyişine olumsuz anlamda maddi etkilerinin bulunması, haklı nedenlerin tayininde göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda davacı pay sahibi/sahipleri yönünden aile üyeleri olan diğer ortaklarlarla kişisel ve sosyal ilişkilerin bozulması, ortaklık ilişkisinin devamının çekilmez hale getirip ortaklık işleyişini olumsuz anlamda etki edecek düzeyde olup bu durum, somut olarak ispatlanmış ise ortaklıktan çıkarma yahut başka bir alternatif çözümün uygulanabilirliğinin ihtimal dâhilinde olduğu somut olayın koşulları içerisinde haklı neden olarak değerlendirilebilir (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3584).

44. Bu çerçevede yapılan incelemede; davacı ve asli müdahil davacı ile kardeşleri olan diğer ortaklar arasında birçok davanın açıldığı, tarafların birbirleri hakkında suç duyurularında bulunduğu, olumsuz ithamlarla çok sayıda ihtarnamelerin keşide edildiği, ortakların müteveffa babalarının vesayet ilişkisi hakkında da uyuşmazlık içerisinde bulundukları, yine şirketin almış olduğu genel kurul toplantı kararları, kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkı, eşit işlem ilkesine aykırı olduğu iddia edilen diğer bir takım uygulamalar hakkında davaların açıldığı sabittir.

45. Bu belirlemeler ışığında; davacı ve asli müdahil davacı ile davalı şirketin aynı zamanda kardeşleri olan diğer ortakları arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerin bozulduğu ve bu durumun, taraflar arasında açılan çok sayıdaki davalar, girişilen uygulamalar ve suç duyurularından da anlaşılacağı üzerine şirket işleyişi üzerinde olumsuz bir etki yarattığı ve süreklilik arz edecek mahiyete ulaştığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu durum sebebiyle davacı taraf ile diğer ortaklar arasındaki güven ilişkisi ortadan kalktığından zorunlu bilgi ve belgeler dışında anılan davacıların şirket hakkında bilgi alma haklarının engellendiği de mahkeme kararları ile sabittir. Kardeş olan ortaklar arasındaki bu sorunlar, genel anlamda davacı ve asli müdahil davacının ortaklık işleyişinden dışlanmasına sebep olduğu gibi şirket bünyesindeki tesislerin dava dışı ortaklar ve aile üyelerinin kullanımına açık olmakla beraber davacı ve asli müdahil davacıların kendileri ve aile üyeleri, eşitliğe aykırı olacak şekilde bu imkânlardan mahrum bırakılmıştır.

46. Bu sebeple her ne kadar Özel Dairece, davacı ve asli müdahil davacının iddialarına dayanak olarak açmış olduğu diğer davaların aleyhine sonuçlanmasından hareketle yapılan yorumlarla haklı nedenlerin ispat edilemediği kabul edilmiş ise de; 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan eldeki davada haklı nedenlerin ispatı, davacıların önceki davaların lehine sonuçlandırma koşuluna bağlanamaz. Başka bir deyişle; 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılacak dava, haklı neden olarak ileri sürülen olgulara dair dava öncesi lehe hüküm elde etme yahut bunlara ilişkin kanun yollarının tüketilmesi koşuluna bağlı olmaksızın açılabilir. Zira aksinin kabulü, 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinden beklenen faydayı anlamsız hale getirecek süreç sonrasında şirketin feshini istemek yükümlülüğünü, madde amacına aykırı olarak azınlık pay sahibine yüklemek anlamına geleceğinden bu durum, 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesini uygulanamaz hale getirecektir (Tekinalp, s. 334). Bu anlamda haklı nedenle fesih davası öncesinde davacılar tarafından davalı şirket ve diğer ortakları hakkında başvurulan kanun yollarına ilişkin olarak her olayın kendi içerisindeki koşullar dâhilinde yapılan değerlendirmeler neticesinde kararlar tesis edilmiştir. Dolayısıyla eldeki davaya ilişkin olarak haklı nedenlerin tayinine dair yapılacak değerlendirmede, başvurulan kanun yollarının salt sonuçlarından ziyade bu uyuşmazlıkların dava tarihi itibariyle şirket işleyişi üzerindeki olumsuz etkilerinin göz önünde bulundurulması önem arz eder.

47. Bunun yanında Özel Dairece, kardeş olan ortaklar arasındaki manevi bağların koptuğu tespit edilmekle birlikte bu durumun, davalı şirketin sermaye şirketi olduğundan bahisle haklı nedenle feshe dayanak olmayacağı kabul edilmiş ise de; yukarıda detaylı olarak da izah edildiği aile şirketi olarak ticari faaliyetine devam eden davalı şirketin, ortaklar ile ortakların ilgili olduğu gerçek ve tüzel kişiler arasında ortaya çıktığı sabit olan çok sayıdaki davaya konu olan uyuşmazlıklar nazara alındığında, kardeş olan ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerdeki bozulmadan şirketin olumsuz etkilenmediği söylenemez. Bu sebeple kardeş olan ortakları arasında ciddi boyutlara varan, hem hukuki hem de cezai birçok uyuşmazlığa konu olan ve süreklilik arz eden olumsuz kişisel ve sosyal ilişkiler, işbu davada haklı nedenlerin mevcudiyetine dair yapılacak olan değerlendirmede göz ardı edilemez.

48. Bu kapsamda davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğine dair ihtarları sonrasında açılan ve buna dair hüküm içeren mahkeme kararının gereğinin yetkili icra müdürlüğü ve kolluk marifetiyle icra edilmiş olması, davacı ve asli müdahil davacı tarafından birçok hukuk davası açılarak şirketin aldığı kararların ve yapmış olduğu uygulamaların uyuşmazlık konusu haline gelmesi, davacının ortağı olduğu sabit olan şirketin işletmelerinin işleyişine, davalı şirket imkânları dâhilinde engel olunduğunun mahkeme kararıyla sabit olması, davacı, asli müdahil davacı ile şirket çalışanları ve aile üyeleri arasında fiziksel şiddete varan hususlarda yapılan ceza soruşturmalarının yoğunluğu, kar dağıtımının şirket ortaklığından beklenen faydanın altına kalması, davacı ve asli müdahil davacının diğer ortaklar aleyhine açmış olduğu davalar ile davacı ve asli müdahil davacı ile aile üyelerinin diğer ortaklarınkine nazaran şirket imkânlarından mahrum bırakılması şeklinde cereyan eden eşitliğe aykırı uygulamalar nazara alındığında; davacı ve asli müdahil davacı ile kardeşleri olan diğer ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerindeki bozulmanın şirket işleyişine olumsuz anlamda etki ettiği açıktır.

49. Mahkemece alınan bilirkişi raporları dâhilinde yapılan araştırma ve inceleme neticesinde; davacı ve asli müdahil davacının mevcut koşullar itibariyle davalı şirkette ortak olarak kalmalarının beklenemeyeceği, ortaklık ilişkisinin devamının anılan davacılar bakımından çekilmez hale geldiği, öte yandan davalı şirketin mevcut mali yapısı nedeniyle davacı ve asli müdahil davacı olmaksızın ticari hayatına devam etmesinin mümkün olduğu, davacı ve asli müdahil davacının bu ortaklık ilişkisine devam etmesinin davalı şirket açısından zarar doğrucu etkiye sahip olduğu, davalı şirketin fesih yerine davacı ve asli müdahil davacının kendi malvarlığı ayrılıp davalı şirketin ise kendi tüzel kişiliğini koruyarak faaliyetlerine devamında rasyonel ve ekonomik anlamda diğer menfaat sahipleri yönünden de yarar bulunduğu belirlenmiştir. Bu durumda davacı ve asli müdahil davacı yönünden haklı nedenlerin ispatına ilişkin olarak yapılacak değerlendirmede; feshin son çare olması (taliliği) prensibi çerçevesinde, davalı şirketin anılan davacı pay sahipleri olmaksızın faaliyetlerine devam edebileceği nazara alınarak şirketin feshini gerektirecek düzeyde ve ağırlıkta olması aranmamalıdır.

50. Buradan hareketle ve dosya kapsamında tüm bilgi ve belgeler ışığında; davacı ve asli müdahil davacı yönünden davacı şirket nezdindeki ortaklık ilişkisinin devamının dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereğince çekilmez hâle geldiği, mevcut durum itibariyle ortaklık ilişkisinden beklenen faydanın ortadan kalktığı, davacı ve asli müdahil davacı yönünden ortaklık ilişkisinin süreklilik arz eden ve geri dönülemeyecek düzeyle bozulduğuna dair haklı nedenlerin eldeki davanın koşulları içerisinde ispatlandığının kabulü zorunludur. Bu kabul, aynı zamanda 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi çerçevesinde hâkime tanınan takdir yetkisi ile davalı şirketin menfaat dengeleri ve somut olayın koşulları nazara alınarak duruma uygun düşen çözümün bulunması ile tüm taraflar bakımından hakkaniyete en uygun ve rasyonel çarelerin tesisine dair madde hükmünün amacına da uygun olacaktır.

51. Netice itibariyle somut olayda, feshi isteyen davacı ve asli müdahil davacı bakımından, davalı şirket nezdindeki ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereği çekilmez hâle geldiğine, ortaklık ilişkisi içerisindeki güven ortamının ortadan kalktığına, kardeş olan ortaklar arasındaki husumetin şirketin işleyişine olumsuz anlamda etki ettiğine ve bu sebeple anılan davacıların, davalı şirketteki ortaklık ilişkisine devamında beklenen faydalarının ortadan kalkmış olduğuna dair haklı nedenlerin somut olayda ispat edildiği kabul edilmelidir.

52. Hâl böyle olunca mahkemece, yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.

53. Ne var ki davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

I- A bendinde (§18-25) belirtilen gerekçeyle ilgili kişi Ömer E. vekilinin temyizi yönünden mahkemece verilen temyiz başvuru talebinin reddine dair EK KARARIN ONANMASINA,

II- B bendinde (§26-53) belirtilen gerekçeyle direnme uygun olduğundan davalı vekilinin temyizi yönünden diğer temyiz itirazlarına ilişkin olarak inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

28.05.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.