KARARIN HÜKÜM FIKRASINDA DİĞER DAVALILAR HAKKINDAKİ DAVANIN PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDEDİLDİĞİ BELİRTİLMEKSİZİN DAVANIN REDDİNE ŞEKLİNDE HÜKÜM KURULMASI HATALIDIR.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2024/3375
KARAR NO : 2025/2380
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 10.10.2024
NUMARASI : 2023/1767 E., 2024/1412 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı Ahmet Ramazan Y. ile davalı A. İletişim Hizm. San ve Tic. A.Ş. vekili Avukat A.Ö.'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı A. İletişim San. ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında 27.05.2015 tarihli "İzmir Büyükşehir Belediyesi Tam Adaptif Denetim Yönetim ve Bilgilendirme Sistemi Sinyalizasyon Projesi" içerikli eser sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşmeden kaynaklı davacının tüm yükümlülük ve edimlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, ancak davalının eser sözleşmesini tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini, uzlaşma görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını, tahkim yoluna başvurduğunu, davalıya taraf hakemini seçmesinin noter yolu ile 20.05.2020 tarihinde ihtar edildiğini, ancak 10 ay boyunca davalının hakemini seçmediğini, tahkim yargılamasına katılmadığını, bu nedenle İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/542 Esas sayılı davasını açtığını, mahkemece 04.03.2021 tarih 2020/245 Karar sayılı karar ile M.T., F.Ö. ve M.A.'dan oluşan hakem kurulunun oluşturulduğunu, hakem kurulunun tahkim yargılamasını geciktirdiğini, hakem kurulu ile aralarında husumet bulunduğunu, davalı A. İletişim San. ve Tic. A.Ş.'nin sözleşmede aracı olduğunu, ana yüklenicinin A.D. P. S.R.O - C.Z. A.Ş. iş ortaklığı olduğunu, davalılardan A. İletişim San. ve Tic. A.Ş.'nin aracılığı ile ana yüklenicinin haberi ve onayı ile sözleşme kapsamında bulunan işlerin tamamının davacıya devredildiğini, işveren İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ana yüklenici davalıların uyuşmazlıkta müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacının verdiği yemek hizmeti bedelinden diğer davalıların da sorumlu olduğunu, haksız feshi tercih eden davalıların 2.868,00 TL'lik faturayı ödemediklerini, 27.05.2015 tarihli eser sözleşmesinin haksız fesih nedeni ile müspet zararının, fiili masraflarının ve cari hesap açığının avans faizi oranı üzerinden temerrüt faizi ile birlikte bilirkişi marifeti ile hesaplanması gerektiğini, haksız fesih nedeni ile oluşan güncel ve gerçek müspet zararı kadar da davalılar aleyhine tazminata hükmedilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle davalının ödemediği cari hesap açığı olan noktasal tamirler için kesmiş olduğu 31.08.2015 tarihli 2.868,00 TL'lik faturanın ve sözleşmenin ifa edileceğine güvenerek yapmış olduğu fiili masrafın, denkleştirici adalet ilkesine göre munzam zararının haksız fesih tarihinden itibaren avans faizi oranı üzerinden temerrüt faizi ile birlikte hesaplanmak sureti ile gerçek ve güncel olan miktarlarının tespitine, tespitler ışığında TBK md. 485 hükmü gereğince gerçek ve güncel müspet zarar tazminatının fiili masrafların ve cari hesap açığının müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar C.Z. A.S. İzmir Şubesi ve davalı A.D. P. S.R.O İzmir Şubesi vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketlerin işbu davada taraf sıfatı bulunmadığını, davalı şirketlerin dava dilekçesinde belirtilen işin ana yüklenicisi olmadığı gibi davacı ile diğer davalı A. İletişim Hizmetleri San. ve Tic A.Ş. arasında imza edildiği belirtilen 27.05.2015 tarihli eser sözleşmesinin tarafı da olmadığını, davacıya ait işyerinin davalı şirketlerin işyeri sicil numarası altında hiçbir zaman herhangi bir kayıt oluşturulmadığını, dava konusu işin yapımında ne gibi sorunların meydana geldiğinin, davacı ile diğer davalı Asay arasında imza edilen 27.05.2015 tarihli sözleşmenin haksız olarak feshedilip edilmediğinin, davalı şirketler tarafından bilinmediğini, dolayısıyla davacının dilekçesinde iddia ettiği hususların tamamının, diğer davalı Asay firması ile arasındaki ihtilaftan doğduğunu, davalı şirketlerin bir dahli bulunmadığını, davanın davalı şirketler açısından taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı idare arasında hiçbir sözleşme veya başkaca bir hukuki ilişki bulunmadığından davanın idare yönünden husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davalı idarece 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21/e maddesi gereğince 2012/37877 ihale kayıt numaralı “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi Yapılması İşi” ihalesi yapıldığını, ihale konusu işin diğer davalılar A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. yükleniminde kaldığını, A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ile sözleşmenin 29.08.2014 tarihinde imzalandığını, işin geçici kabulünün 18.08.2017 tarihinde, kesin kabulünün ise 36 aylık garanti süresinin bitimini müteakip 09.03.2021 tarihinde yapıldığını, davacının bu sözleşme kapsamında yüklenici tarafından alt yüklenici olarak bildirilmediği gibi davalı idare ile davacı arasında başkaca bir sözleşme de imzalanmadığını, davacı tarafın her ne kadar bu ihale kapsamında işi yapmış olduğunu, bu sebeple davalı idarenin de sorumlu olduğunu iddia etmiş ise de, dava dilekçesinde yalnızca A. İletişim Hiz. San ve Tic. A.Ş. ile sözleşmesi olduğunu belirttiğini, alt yüklenici olarak davalı idare nezdinde çalıştığına ilişkin sözleşme veya herhangi bir bildirimden bahsetmediğini, davacının dilekçesinde oldukça ayrıntılı şekilde davalı A. İletişim Hiz. San ve Tic. A.Ş. ile aralarındaki sözleşme gereği sürmekte olan tahkim sürecini de anlattığını, davalı idarenin tahkim yargılamasında taraf olmadığını, konu ile ilgili herhangi bir bilgilerinin de bulunmadığını, bu sebeplerle davalı idare ile davacı arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığından davanın davalı idare yönünden husumetten reddini talep etmiştir.
3. Davalı A. İletişim Hizmetleri San ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı Ahmet Ramazan Y. ile arasında alt sözleşme olarak 27.05.2015 tarihli “Taşeron Sözleşmesi” imzalandığını, taşeron Ahmet Ramazan Y.'in 29.05.2015 tarihinde işe başladığını, ancak 08.07.2015 tarihinde işçileriyle problem yaşaması sonucu işçilerin işi bıraktığını, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından 09.07.2015 tarihinden 25.07.2015 tarihine kadar gerek davacı taşeron Ahmet Ramazan Y.’in gerekse işçilerin iş sahasına gelmediği tespit edilerek bu tespitlerin tutanak ile imza altına alındığını, bu süreçte taşeron Ahmet Ramazan Y.'in defalarca arandığını, 27.05.2015 tarihli sözleşmeye istinaden yapması gereken edimleri yerine getirmesi için kendisinin uyarıldığını, ancak ilgili edimleri ısrarla yerine getirmeyen davacının işbu haksız eylemleri neticesinde müvekkili şirket tarafından ilgili hakediş ücretleri davacı ve işçilere ödenerek, aynı sözleşmenin 21.1 maddesi ve TBK m. 473 gereğince sözleşmeden dönme iradesi ortaya koyularak haklı nedenle sözleşmenin feshedildiğini, davacının taleplerinin evvela usulden aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davanın 30.11.2022 tarihinde açıldığı, bu tarih itibariyle tahkim sürecinin devam ettiği, hakem heyetinin almış olduğu karar uyarınca sürelerin beklendiği ve bu işlemlerden kural olarak davacının haberdar olduğunun kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Tahkim süreci devam ederken mahkememiz nezdinde tahkim sürecinin sona erdirilmesi ve açılan davanın kabulünün istenebilmesinin mümkün olup olmadığı yönünden yapılan incelemeye göre, tarafların karşılıklı iradeleri ile tahkim yolunun öncelikli olarak kabul edildiği ve bu sürecin henüz sona erdirilmediği hususu dikkate alındığında, iş bu davanın açılabilmesi için gerekli dava şartının oluşmadığının kabulü gerektiği ve davanın aynı konuda devam eden tahkim süreci olduğu dikkate alınarak derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından dava dosyasında davalı olarak gösterilen İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cross Zlın A.S., A.D. P. S.R.O.'nun davacı ile davalı A. İletişim A.Ş. arasında imzalanan taşeron sözleşmesinde herhangi bir taraf sıfatlarının olmadığı, davalıların bu dava dosyası yönünden sorumluluklarına ilişkin olarak taşeron sözleşmesinde herhangi bir hususun tespit edilemediği anlaşılmıştır. Bunun yanında davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşme tarihinin 27.05.2015 tarihli olduğu, davacının İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvuru tarihinin 06.10.2020 olduğu, davalı A. İletişim A.Ş. tarafından taşeron sözleşmesinin tek taraflı feshedildiğine ilişkin ihtarnamenin 04.08.2015 tarihinde düzenlendiği, bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıkların belirtilen tarihten itibaren TBK md. 147/6 hükmü uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve yapılan başvurunun ayrıca mahkememizde açılan davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı görülmekle, davanın süresinde olmadığı, aynı zamanda istemin bu haliyle de incelenemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olayda, davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21/e maddesi gereğince 2012/37877 ihale kayıt numaralı “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi Yapılması İşi” ihalesi yapılmış olup, ihale konusu işin diğer davalılar A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. yükleniminde kaldığı, A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ile 29.08.2014 tarihinde sözleşme imzalandığı anlaşılmaktadır. Davalılardan A. İletişim Hizm. A.Ş.'nin alt yüklenici olarak davacı ile 27.05.2015 tarihli taşeron sözleşmesini imzaladığı, sözleşmenin 22. maddesinde taraflar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın sulhen halledilmediği takdirde Türkiye'deki tahkim mevzuatına göre tahkim yolu ile halledileceği, hakem heyetinin toplantı yerinin İzmir olduğu, hakem kararının tahkim masraflarının kimin tarafından ödeneceğini de içereceği, tahkim süresince taşeron sözleşmesi altındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceği, tahkim yolu ile çözülemeyen durumlarda ve diğer her türlü anlaşmazlık halinde İzmir merkez mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olacağı hususunun kararlaştırıldığı ve söz konusu sözleşmenin varlığı konusunda tarafların herhangi bir uyuşmazlığının olmadığı görülmüştür. Tarafların kendi iradelerinin uyuşması ile imzaladıkları sözleşme ile öncelikle iş bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın tahkim yolu ile incelenmesi ve giderilmesinin söz konusu olabileceği, giderilememesi halinde İzmir mahkemelerinin yetkili olacağı hususu kararlaştırılmıştır. Davacının İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 21.09.2020 tarihli dilekçe ile tahkim yoluna başvuruda bulunduğu, dava tarihi itibariyle de tahkim yargılamasının devam ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar tahkim yargılamasında taraf olmasalar da davalı A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ve davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile davacı arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı, davalı A. İletişim A.Ş. dışındaki diğer davalıların sözleşmede taraf olmadıkları anlaşıldığından davanın bu yönden de reddi gerekeceğinden istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde;
a. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliğinin, kesin hüküm oluşturacak biçimde "gerekçeli kararın gerekçesine ve kısa kararına bağlı kalmaksızın” karar gerekçesinde “hem derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden, hem de esastan” hüküm fıkrasında "davanın reddine” biçiminde hüküm tesis etmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
b. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliğinin, gerekçesinde ve hüküm fıkrasında sadece "derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine” biçiminde açıklama yapmış ve hüküm tesis etmiş olsa idi; davacı olarak istinaf başvurusu yapmayacağını, aksine çelişkili bir karar olunca, istinaf başvurusu yapmak zorunda kaldığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, "aynı konuda devam eden tahkim süreci olduğu dikkate alınarak derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiği ve sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı, davanın süresinde olmadığı, aynı zamanda istemin bu haliyle de incelenemeyeceği" gerekçeleriyle "davanın reddine" karar verilmiş olup, ret sebeplerinden birisi esasa, birisi ise usule ilişkin olduğundan hüküm ve gerekçede çelişki meydana gelmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/1. maddesinde, mahkemelerin önüne gelen uyuşmazlığı usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği üzere, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Başka bir anlatımla; nihai karar (son karar), bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiş ise; buna “nihaî karar (hüküm)” denilmektedir. Uyuşmazlığı usule ilişkin kararlarla sonuçlandıran mahkeme kararları, hüküm teşkil etmeyen usule dair nihaî kararlardır. Bu nedenle “karar” sözcüğünün kapsamına hem maddi hukuka ilişkin “hüküm” adı verilen nihai kararlar hem de usule ilişkin nihaî kararlar girmektedir. Nihaî karar kapsamına da hem hüküm niteliğindeki kararlar hem de usule ilişkin kararlar dâhil bulunmaktadır.
Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şeklî anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddî anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür. Dolayısıyla, kararın ilişkin bulunduğu usulî sorun giderildikten sonra açılan davada kesin hüküm itirazında bulunulamaz. Bu kararlar genelde usulî bir eksikliğin yahut usul kurallarına uyulmamış olmasının sonuçlarını tespit edici nitelik taşırlar. Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (HMK m.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir.
Bir davada usulî ret sebepleri varsa öncelikle davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesi zorunludur. Bir başka ifadeyle, davada hem usulden hem de esastan ret sebeplerine dayanılarak davanın reddine karar verilmesi olanaksızdır. Aksi yönde bir uygulama yukarıda açıklanan hükümlere aykırılık teşkil edecektir.
Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdestlik bulunmaması) dava şartıdır. (HMK 114/1-ı) Dava şartı eksikliği halinde HMK 115. madde gereğince davanın usulden reddi gerekir. Yine, Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre zamanaşımı hukukî niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup, usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır. Zamanaşımı, dava şartlarından olmadığından, esasa ilişkin nihai karar mahiyeti taşıdığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddi halinde davanın usulden değil esastan reddedilmiş olacağı açıktır. Usulden ret kararı ile esastan ret kararının sonuçları ve oluşturulacak hükmün kapsamında farklılıklar vardır. Mahkemenin davayı esastan mı yoksa usulden mi reddettiğinin karardan açıkça anlaşılması gerekir.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas, 2010-108 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. ”Kararın gerekçesinin kendi içinde çelişkili olması ve hüküm kısmı ile gerekçenin bir kısmı arasında çelişki yaratılması da yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Somut olayda mahkemece, davalı A. İletişim Hizmetleri San Ve Tic A.Ş. yönünden kararın gerekçe bölümünde hem usulden red sebebi olan derdestlikten söz edilmesi, hem de esastan ret sebebi olarak zamanaşımından söz edilmesi, hüküm kısmında ise "davanın reddine" yazılarak esastan ret anlamına gelecek şekilde hüküm kurulmak suretiyle çelişki yaratılmış olması nedeniyle yasal gerekçeyi taşıyan hüküm kurulduğundan söz edilemez.
Öte yandan, İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinden, davalılar C.Z. A.Ş., A.D. P. S.R.O ve İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkında açılan davanın, bu davalıların, davacı ile davalı A. İletişim A.Ş. arasında imzalanan taşeron sözleşmesinde taraf sıfatlarının olmaması nedeniyle pasif husumet yokluğundan reddedildiği anlaşılmakta olup, kararın hüküm fıkrasında bu davalılar hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddedildiği belirtilmeksizin "davanın reddine" şeklinde hüküm kurulması da HMK'nın 297.maddesine aykırı olmuştur.
Mahkemece; bir davanın hem esastan hem usulden reddinin mümkün olamayacağı da gözetilmek suretiyle yapılması gereken iş; öncelikle davanın esastan mı usulden mi reddedildiğini belirlemek, buna göre kararın gerekçesi içindeki çelişkiyi ortadan kaldırmak ve çelişkisi giderilmiş gerekçeye ve HMK 297. maddeye uygun biçimde yeniden hüküm kurmaktır. Bu nedenle işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin salt bu usulü eksikliğe dayalı olarak hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu aşamada davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmadığından davacı Ahmet Ramazan Y. yararına duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Ahmet Tuncay Bahri Aydoğan Özcan Turan Zeki Gözütok
KARARIN HÜKÜM FIKRASINDA DİĞER DAVALILAR HAKKINDAKİ DAVANIN PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDEDİLDİĞİ BELİRTİLMEKSİZİN DAVANIN REDDİNE ŞEKLİNDE HÜKÜM KURULMASI HATALIDIR.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2024/3375
KARAR NO : 2025/2380
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 10.10.2024
NUMARASI : 2023/1767 E., 2024/1412 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı Ahmet Ramazan Y. ile davalı A. İletişim Hizm. San ve Tic. A.Ş. vekili Avukat A.Ö.'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı A. İletişim San. ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında 27.05.2015 tarihli "İzmir Büyükşehir Belediyesi Tam Adaptif Denetim Yönetim ve Bilgilendirme Sistemi Sinyalizasyon Projesi" içerikli eser sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşmeden kaynaklı davacının tüm yükümlülük ve edimlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, ancak davalının eser sözleşmesini tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini, uzlaşma görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını, tahkim yoluna başvurduğunu, davalıya taraf hakemini seçmesinin noter yolu ile 20.05.2020 tarihinde ihtar edildiğini, ancak 10 ay boyunca davalının hakemini seçmediğini, tahkim yargılamasına katılmadığını, bu nedenle İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/542 Esas sayılı davasını açtığını, mahkemece 04.03.2021 tarih 2020/245 Karar sayılı karar ile M.T., F.Ö. ve M.A.'dan oluşan hakem kurulunun oluşturulduğunu, hakem kurulunun tahkim yargılamasını geciktirdiğini, hakem kurulu ile aralarında husumet bulunduğunu, davalı A. İletişim San. ve Tic. A.Ş.'nin sözleşmede aracı olduğunu, ana yüklenicinin A.D. P. S.R.O - C.Z. A.Ş. iş ortaklığı olduğunu, davalılardan A. İletişim San. ve Tic. A.Ş.'nin aracılığı ile ana yüklenicinin haberi ve onayı ile sözleşme kapsamında bulunan işlerin tamamının davacıya devredildiğini, işveren İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ana yüklenici davalıların uyuşmazlıkta müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacının verdiği yemek hizmeti bedelinden diğer davalıların da sorumlu olduğunu, haksız feshi tercih eden davalıların 2.868,00 TL'lik faturayı ödemediklerini, 27.05.2015 tarihli eser sözleşmesinin haksız fesih nedeni ile müspet zararının, fiili masraflarının ve cari hesap açığının avans faizi oranı üzerinden temerrüt faizi ile birlikte bilirkişi marifeti ile hesaplanması gerektiğini, haksız fesih nedeni ile oluşan güncel ve gerçek müspet zararı kadar da davalılar aleyhine tazminata hükmedilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle davalının ödemediği cari hesap açığı olan noktasal tamirler için kesmiş olduğu 31.08.2015 tarihli 2.868,00 TL'lik faturanın ve sözleşmenin ifa edileceğine güvenerek yapmış olduğu fiili masrafın, denkleştirici adalet ilkesine göre munzam zararının haksız fesih tarihinden itibaren avans faizi oranı üzerinden temerrüt faizi ile birlikte hesaplanmak sureti ile gerçek ve güncel olan miktarlarının tespitine, tespitler ışığında TBK md. 485 hükmü gereğince gerçek ve güncel müspet zarar tazminatının fiili masrafların ve cari hesap açığının müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar C.Z. A.S. İzmir Şubesi ve davalı A.D. P. S.R.O İzmir Şubesi vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketlerin işbu davada taraf sıfatı bulunmadığını, davalı şirketlerin dava dilekçesinde belirtilen işin ana yüklenicisi olmadığı gibi davacı ile diğer davalı A. İletişim Hizmetleri San. ve Tic A.Ş. arasında imza edildiği belirtilen 27.05.2015 tarihli eser sözleşmesinin tarafı da olmadığını, davacıya ait işyerinin davalı şirketlerin işyeri sicil numarası altında hiçbir zaman herhangi bir kayıt oluşturulmadığını, dava konusu işin yapımında ne gibi sorunların meydana geldiğinin, davacı ile diğer davalı Asay arasında imza edilen 27.05.2015 tarihli sözleşmenin haksız olarak feshedilip edilmediğinin, davalı şirketler tarafından bilinmediğini, dolayısıyla davacının dilekçesinde iddia ettiği hususların tamamının, diğer davalı Asay firması ile arasındaki ihtilaftan doğduğunu, davalı şirketlerin bir dahli bulunmadığını, davanın davalı şirketler açısından taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı idare arasında hiçbir sözleşme veya başkaca bir hukuki ilişki bulunmadığından davanın idare yönünden husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davalı idarece 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21/e maddesi gereğince 2012/37877 ihale kayıt numaralı “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi Yapılması İşi” ihalesi yapıldığını, ihale konusu işin diğer davalılar A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. yükleniminde kaldığını, A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ile sözleşmenin 29.08.2014 tarihinde imzalandığını, işin geçici kabulünün 18.08.2017 tarihinde, kesin kabulünün ise 36 aylık garanti süresinin bitimini müteakip 09.03.2021 tarihinde yapıldığını, davacının bu sözleşme kapsamında yüklenici tarafından alt yüklenici olarak bildirilmediği gibi davalı idare ile davacı arasında başkaca bir sözleşme de imzalanmadığını, davacı tarafın her ne kadar bu ihale kapsamında işi yapmış olduğunu, bu sebeple davalı idarenin de sorumlu olduğunu iddia etmiş ise de, dava dilekçesinde yalnızca A. İletişim Hiz. San ve Tic. A.Ş. ile sözleşmesi olduğunu belirttiğini, alt yüklenici olarak davalı idare nezdinde çalıştığına ilişkin sözleşme veya herhangi bir bildirimden bahsetmediğini, davacının dilekçesinde oldukça ayrıntılı şekilde davalı A. İletişim Hiz. San ve Tic. A.Ş. ile aralarındaki sözleşme gereği sürmekte olan tahkim sürecini de anlattığını, davalı idarenin tahkim yargılamasında taraf olmadığını, konu ile ilgili herhangi bir bilgilerinin de bulunmadığını, bu sebeplerle davalı idare ile davacı arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığından davanın davalı idare yönünden husumetten reddini talep etmiştir.
3. Davalı A. İletişim Hizmetleri San ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı Ahmet Ramazan Y. ile arasında alt sözleşme olarak 27.05.2015 tarihli “Taşeron Sözleşmesi” imzalandığını, taşeron Ahmet Ramazan Y.'in 29.05.2015 tarihinde işe başladığını, ancak 08.07.2015 tarihinde işçileriyle problem yaşaması sonucu işçilerin işi bıraktığını, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından 09.07.2015 tarihinden 25.07.2015 tarihine kadar gerek davacı taşeron Ahmet Ramazan Y.’in gerekse işçilerin iş sahasına gelmediği tespit edilerek bu tespitlerin tutanak ile imza altına alındığını, bu süreçte taşeron Ahmet Ramazan Y.'in defalarca arandığını, 27.05.2015 tarihli sözleşmeye istinaden yapması gereken edimleri yerine getirmesi için kendisinin uyarıldığını, ancak ilgili edimleri ısrarla yerine getirmeyen davacının işbu haksız eylemleri neticesinde müvekkili şirket tarafından ilgili hakediş ücretleri davacı ve işçilere ödenerek, aynı sözleşmenin 21.1 maddesi ve TBK m. 473 gereğince sözleşmeden dönme iradesi ortaya koyularak haklı nedenle sözleşmenin feshedildiğini, davacının taleplerinin evvela usulden aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davanın 30.11.2022 tarihinde açıldığı, bu tarih itibariyle tahkim sürecinin devam ettiği, hakem heyetinin almış olduğu karar uyarınca sürelerin beklendiği ve bu işlemlerden kural olarak davacının haberdar olduğunun kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Tahkim süreci devam ederken mahkememiz nezdinde tahkim sürecinin sona erdirilmesi ve açılan davanın kabulünün istenebilmesinin mümkün olup olmadığı yönünden yapılan incelemeye göre, tarafların karşılıklı iradeleri ile tahkim yolunun öncelikli olarak kabul edildiği ve bu sürecin henüz sona erdirilmediği hususu dikkate alındığında, iş bu davanın açılabilmesi için gerekli dava şartının oluşmadığının kabulü gerektiği ve davanın aynı konuda devam eden tahkim süreci olduğu dikkate alınarak derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından dava dosyasında davalı olarak gösterilen İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cross Zlın A.S., A.D. P. S.R.O.'nun davacı ile davalı A. İletişim A.Ş. arasında imzalanan taşeron sözleşmesinde herhangi bir taraf sıfatlarının olmadığı, davalıların bu dava dosyası yönünden sorumluluklarına ilişkin olarak taşeron sözleşmesinde herhangi bir hususun tespit edilemediği anlaşılmıştır. Bunun yanında davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşme tarihinin 27.05.2015 tarihli olduğu, davacının İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvuru tarihinin 06.10.2020 olduğu, davalı A. İletişim A.Ş. tarafından taşeron sözleşmesinin tek taraflı feshedildiğine ilişkin ihtarnamenin 04.08.2015 tarihinde düzenlendiği, bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıkların belirtilen tarihten itibaren TBK md. 147/6 hükmü uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve yapılan başvurunun ayrıca mahkememizde açılan davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı görülmekle, davanın süresinde olmadığı, aynı zamanda istemin bu haliyle de incelenemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olayda, davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21/e maddesi gereğince 2012/37877 ihale kayıt numaralı “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi Yapılması İşi” ihalesi yapılmış olup, ihale konusu işin diğer davalılar A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. yükleniminde kaldığı, A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ile 29.08.2014 tarihinde sözleşme imzalandığı anlaşılmaktadır. Davalılardan A. İletişim Hizm. A.Ş.'nin alt yüklenici olarak davacı ile 27.05.2015 tarihli taşeron sözleşmesini imzaladığı, sözleşmenin 22. maddesinde taraflar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın sulhen halledilmediği takdirde Türkiye'deki tahkim mevzuatına göre tahkim yolu ile halledileceği, hakem heyetinin toplantı yerinin İzmir olduğu, hakem kararının tahkim masraflarının kimin tarafından ödeneceğini de içereceği, tahkim süresince taşeron sözleşmesi altındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceği, tahkim yolu ile çözülemeyen durumlarda ve diğer her türlü anlaşmazlık halinde İzmir merkez mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olacağı hususunun kararlaştırıldığı ve söz konusu sözleşmenin varlığı konusunda tarafların herhangi bir uyuşmazlığının olmadığı görülmüştür. Tarafların kendi iradelerinin uyuşması ile imzaladıkları sözleşme ile öncelikle iş bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın tahkim yolu ile incelenmesi ve giderilmesinin söz konusu olabileceği, giderilememesi halinde İzmir mahkemelerinin yetkili olacağı hususu kararlaştırılmıştır. Davacının İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 21.09.2020 tarihli dilekçe ile tahkim yoluna başvuruda bulunduğu, dava tarihi itibariyle de tahkim yargılamasının devam ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar tahkim yargılamasında taraf olmasalar da davalı A.D. P. S.R.O – C.Z. A.Ş. ve davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile davacı arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı, davalı A. İletişim A.Ş. dışındaki diğer davalıların sözleşmede taraf olmadıkları anlaşıldığından davanın bu yönden de reddi gerekeceğinden istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde;
a. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliğinin, kesin hüküm oluşturacak biçimde "gerekçeli kararın gerekçesine ve kısa kararına bağlı kalmaksızın” karar gerekçesinde “hem derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden, hem de esastan” hüküm fıkrasında "davanın reddine” biçiminde hüküm tesis etmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
b. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliğinin, gerekçesinde ve hüküm fıkrasında sadece "derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine” biçiminde açıklama yapmış ve hüküm tesis etmiş olsa idi; davacı olarak istinaf başvurusu yapmayacağını, aksine çelişkili bir karar olunca, istinaf başvurusu yapmak zorunda kaldığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, "aynı konuda devam eden tahkim süreci olduğu dikkate alınarak derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiği ve sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı, davanın süresinde olmadığı, aynı zamanda istemin bu haliyle de incelenemeyeceği" gerekçeleriyle "davanın reddine" karar verilmiş olup, ret sebeplerinden birisi esasa, birisi ise usule ilişkin olduğundan hüküm ve gerekçede çelişki meydana gelmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/1. maddesinde, mahkemelerin önüne gelen uyuşmazlığı usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği üzere, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Başka bir anlatımla; nihai karar (son karar), bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiş ise; buna “nihaî karar (hüküm)” denilmektedir. Uyuşmazlığı usule ilişkin kararlarla sonuçlandıran mahkeme kararları, hüküm teşkil etmeyen usule dair nihaî kararlardır. Bu nedenle “karar” sözcüğünün kapsamına hem maddi hukuka ilişkin “hüküm” adı verilen nihai kararlar hem de usule ilişkin nihaî kararlar girmektedir. Nihaî karar kapsamına da hem hüküm niteliğindeki kararlar hem de usule ilişkin kararlar dâhil bulunmaktadır.
Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şeklî anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddî anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür. Dolayısıyla, kararın ilişkin bulunduğu usulî sorun giderildikten sonra açılan davada kesin hüküm itirazında bulunulamaz. Bu kararlar genelde usulî bir eksikliğin yahut usul kurallarına uyulmamış olmasının sonuçlarını tespit edici nitelik taşırlar. Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (HMK m.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir.
Bir davada usulî ret sebepleri varsa öncelikle davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesi zorunludur. Bir başka ifadeyle, davada hem usulden hem de esastan ret sebeplerine dayanılarak davanın reddine karar verilmesi olanaksızdır. Aksi yönde bir uygulama yukarıda açıklanan hükümlere aykırılık teşkil edecektir.
Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdestlik bulunmaması) dava şartıdır. (HMK 114/1-ı) Dava şartı eksikliği halinde HMK 115. madde gereğince davanın usulden reddi gerekir. Yine, Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre zamanaşımı hukukî niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup, usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır. Zamanaşımı, dava şartlarından olmadığından, esasa ilişkin nihai karar mahiyeti taşıdığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddi halinde davanın usulden değil esastan reddedilmiş olacağı açıktır. Usulden ret kararı ile esastan ret kararının sonuçları ve oluşturulacak hükmün kapsamında farklılıklar vardır. Mahkemenin davayı esastan mı yoksa usulden mi reddettiğinin karardan açıkça anlaşılması gerekir.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas, 2010-108 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. ”Kararın gerekçesinin kendi içinde çelişkili olması ve hüküm kısmı ile gerekçenin bir kısmı arasında çelişki yaratılması da yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Somut olayda mahkemece, davalı A. İletişim Hizmetleri San Ve Tic A.Ş. yönünden kararın gerekçe bölümünde hem usulden red sebebi olan derdestlikten söz edilmesi, hem de esastan ret sebebi olarak zamanaşımından söz edilmesi, hüküm kısmında ise "davanın reddine" yazılarak esastan ret anlamına gelecek şekilde hüküm kurulmak suretiyle çelişki yaratılmış olması nedeniyle yasal gerekçeyi taşıyan hüküm kurulduğundan söz edilemez.
Öte yandan, İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinden, davalılar C.Z. A.Ş., A.D. P. S.R.O ve İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkında açılan davanın, bu davalıların, davacı ile davalı A. İletişim A.Ş. arasında imzalanan taşeron sözleşmesinde taraf sıfatlarının olmaması nedeniyle pasif husumet yokluğundan reddedildiği anlaşılmakta olup, kararın hüküm fıkrasında bu davalılar hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddedildiği belirtilmeksizin "davanın reddine" şeklinde hüküm kurulması da HMK'nın 297.maddesine aykırı olmuştur.
Mahkemece; bir davanın hem esastan hem usulden reddinin mümkün olamayacağı da gözetilmek suretiyle yapılması gereken iş; öncelikle davanın esastan mı usulden mi reddedildiğini belirlemek, buna göre kararın gerekçesi içindeki çelişkiyi ortadan kaldırmak ve çelişkisi giderilmiş gerekçeye ve HMK 297. maddeye uygun biçimde yeniden hüküm kurmaktır. Bu nedenle işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin salt bu usulü eksikliğe dayalı olarak hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu aşamada davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmadığından davacı Ahmet Ramazan Y. yararına duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Ahmet Tuncay Bahri Aydoğan Özcan Turan Zeki Gözütok

