KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

MADDÎ VAKIAYI ETKİLEMEMEK ŞARTIYLA SALT HUKUKÎ SEBEBİN DEĞİŞTİRİLMESİ İDDİA VE SAVUNMAYI DEĞİŞTİRME VEYA GENİŞLETME YASAĞI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/(20)8-70
Karar No       : 2026/108

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 30.06.2022
SAYISI                          : 2022/106 E., 2022/158 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.02.2022 tarihli ve 2021/8691 Esas,
                                        2022/1187 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, tapu kaydındaki kullanıcı şerhinin terkini, el atmanın önlenmesi ve yıkım davasının yapılan yargılaması sonucunda Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair 30.06.2022 tarihli ve 2022/106 Esas, 2022/158 Karar sayılı kararın davacı Orman İdaresi vekili ve davalı Abdil Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

2. Davacı vekili; Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas, 2002/18 Karar sayılı kararıyla Antalya ili, Kemer ilçesi, Beycik Köyünde bulunan 597 sayılı parselin orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verildiğini ve kararın derecaattan geçerek 23.06.2003 tarihinde kesinleştiğini, 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kullanım kadastrosu çalışmaları sırasında 597 sayılı parsel içerisinde kalan alanın 217 ada 1 parsel sayılı taşınmaz olarak davalı Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak davalı Abdil Ş. lehine kullanıcı şerhi verildiğini, daha önce devlet ormanı olarak sınırlandırılan ve mahkeme kararıyla devlet ormanı olarak tesciline karar verilen dava konusu yerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline, tapu kaydındaki kullanıcı şerhinin terkinine, davalıların el atmalarının önlenmesine ve yapıların yıkımına karar verilmesini istemiş, 15.01.2014 tarihli celsede; el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinden vazgeçtiklerini beyan etmiştir.

Davalı Cevabı

3. Davalı Hazine vekili; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, anılan madde gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ancak fiilen orman olduğu tespit edilen yerlerin talep üzerine Orman İdaresine tahsis edildiğini, yasal hasım olan Hazine aleyhine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

4. Davalı Abdil Ş.; dava konusu taşınmaz Hazine adına tescilli olduğundan tapu iptali ve tescil istemi yönünden kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, dayanılan mahkeme kararında sadece (XLI) ve (XLVI) numaralı 2/B parselleri yönünden işlemin iptali ile devlet ormanı olarak tesciline karar verildiğini, lehine kullanıcı şerhi verilen dava konusu taşınmazın ise iptale konu 2/B parselleri içerisinde yer almadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı

5. Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2014 tarihli ve 2013/283 Esas, 2014/161 Karar sayılı kararı ile; dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmaz Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas 2002/18 Karar sayılı dosyasında dava konusu yapılmadığından anılan dosyanın eldeki davada kesin hüküm teşkil etmeyeceği, Kadastro Mahkemesinde dava devam ederken dava konusu taşınmazın 18.04.1990 tarihinde ilan edilen 2/B çalışmaları kapsamında orman sınırları dışına çıkarıldığı, bu işlemin 6831 sayılı Orman Kanununa Göre Yapılacak Orman Kadastrosu ve Aynı Kanunun 2/B maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 26. maddesine aykırı olduğu, 2/B çalışmaları şeklen kesinleşmiş gözükse de anılan maddeye uyulmadığından çalışmaların yok hükmünde olduğu, bu nedenle ilgili taşınmaz yönünden 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi kapsamında yapılan çalışmanın da yok hükmünde olduğu, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları gözetildiğinde çekişmeli taşınmazın 597 sayılı orman parseli içerisinde kaldığının saptandığı, diğer taraftan davacı vekilinin 15.01.2014 tarihli celsede el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinden feragat ettiği gerekçesiyle dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tesciline, beyanlar hanesi ve muhtesat bilgilerindeki kayıtların terkinine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden feragat nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Abdil Ş. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

7. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2014/10415 Esas, 2015/5130 Karar sayılı kararı ile; “… yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Şöyle ki; mahkemenin kararına esas aldığı Kadastro Mahkemesinin 2002/5 – 2002/18 sayılı kararında 597 sayılı parsel ile ilgili olarak orman niteliğiyle tescil kararı verilmiş ise de, kadastro mahkemesine açılan davada 597 sayılı parselin tamamının davalı olmadığı, bir bölümünün davalı olduğu halde, mahkemece 597 sayılı parseldeki davalı olan bölümün eldeki davaya konu yer olup olmadığı belirlenmeden, bu bölümlerin 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunla eklenen Ek-4. madde uyarınca kullanım kadastrosuna konu edilip edilmedikleri araştırılıp, konu edilmiş iseler kadastro tesbit tutanak örnekleri getirtilmeden, kadastro mahkemesine konu taşınmaz bölümleri ile temyize konu davada çekişmeli bulunan taşınmazlar kadastro paftası ve memleket haritası üzerinde denetime elverişli olarak bir arada gösterilmeden karar verilmiştir. Eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek karar verilemez.

O halde 597 sayılı parselin tamamına ilişkin kadastro paftası, Kadastro Mahkemesinin 2002/5 E. – 2002/18 K. sayılı dosyası, anılan dosyada hükme dayanak yapılan bilirkişiler tarafından düzenlenen rapor ve krokiler, eski tarihli memleket haritası ile 31.12.1981 tarihine yakın memleket haritası ve hava fotoğrafları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir fen elemanı yardımıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, aynı iddiayla çekişmeli 597 sayılı parselde orman rejimi dışına çıkarıldığına ilişkin çok sayıda dava olduğundan, tüm taşınmazlar ile Kadastro Mahkemesinin 2002/5 - 2002/18 sayılı dosyasına konu taşınmaz bölümleri kadastro paftası, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin haritalar ile memleket haritası ölçekleri (1/5000, 1/10000 ve 1/25000) eşitlenmek suretiyle denetime elverişli olarak ayrı renkli kalemler ile birbirleri üzerinde denetime elverişli şekilde müşterek imzalı rapor ve eki krokide gösterilmeli, Kadastro Mahkemesinin 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı dosyasına konu taşınmaz bölümlerinin neresi olduğunun, tapuya tescil edilip edilmediklerinin belirlenmesi, varsa tapu kayıt suretleri getirtilmeli, mükerrer tesbit ve tescil olup olmadığı tespit edilmeli, Kadastro Mahkemesinin 2002/5 - 2002/18 sayılı dosyasında dava edilen taşınmaz bölümlerinde 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uygulamasının iptal edilerek orman niteliği ile tescile karar verildiğinden, orman rejimi dışına çıkarılma işleminin yalnız bu bölümler yönünden iptal edildiği düşünülmeli, orman rejimi dışına çıkarma işleminin kesinleştiği bölümlerin eylemli hali tespit edilmeli, Kadastro Mahkemesinin 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı dava dosyasına konu taşınmaz bölümleri dışında kalan çekişmeli 597 parsel sayılı taşınmaz bölümlerine ilişkin olarak 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi uygulaması ile orman rejimi dışına çıkarılma işleminin kesinleştiği ve 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanun ile değişik 11/5 maddesinde, 2/B madde uygulamaları sonucu orman rejimi dışına çıkartılan ancak, fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tesbit edilen yerlerin talep üzerine Maliye Bakanlığınca Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilip orman niteliği ile Hazine adına tescilinin öngörüldüğü, Orman Yönetimi ile Hazine arasındaki uyuşmazlığın, taşınmazın mülkiyetine değil, niteliğine ilişkin olduğu, Orman Yönetiminin bu tür yerlerin Hazineden idarî yolla orman olarak tahsisini talep edebileceği gibi bu talebini dava yolu ile de isteyebileceği gözetilmeli, çekişmeli taşınmazın, halen orman niteliği ile 597 parsel numarasıyla tapuda kayıtlı olan ve 2. madde ile 2/B madde uygulamalarına konu edilmeyen bölümünde kaldığının belirlenmesi halinde tapu kaydının iptaline karar verilmeli, tescil yönünde hüküm kurulmamalıdır” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı

8. Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.01.2016 tarihli ve 2015/233 Esas, 2016/11 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde) dosya kapsamı ve toplanan deliller ile yeniden yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu gözetildiğinde Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas 2002/18 Karar sayılı ilâmının 597 sayılı orman parselinin tamamını kapsamadığı, kararın 597 sayılı parselin (XLI) ve (XLVI) numaralı 2/B parsellerini ilgilendirdiği, dava konusu taşınmazın anılan mahkeme kararının kapsadığı alan içerisinde kalmadığı, çekişmeli yerin 6831 sayılı Kanun’un 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde uygulamasında orman olarak tespit gören yerlerden olduğu, bu tespitin de 24.06.1982 tarihinde kesinleştiği, bu durumda 6831 sayılı Kanun’un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B maddesi gereğince 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini yitirdiğinden bahsedilemeyeceği, eylemli hâline bakıldığında dört tarafının ormanla çevrili olduğu, üzerinde gelişigüzel bir teras bulunduğu, orman ağaçlarının yer aldığı, eğiminin %15 olduğu, dava tarihinde tarım yapılmadığı, hava fotoğrafı ve memleket haritasında orman simgeli alanda göründüğü gerekçesiyle dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapu kaydının vasfının orman olarak tahsisine, beyanlar hanesi ve muhtesat bilgilerindeki kayıtların terkinine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Abdil Ş. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

10. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 11.12.2017 tarihli ve 2016/5230 Esas, 2017/10363 Karar sayılı kararı ile; “… Mahkemece davacının tapu iptale yönelik talebinin kabulü ile tapunun beyanlar hanesindeki kayıtlarının terkini ve kaldırılmasına dair verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır.

Şöyle ki, HMK'nın 26. maddesinde yer alan (eski HUMK'nın 72. md) "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez." hükmü gereğince, eldeki davada Orman Yönetimi; dava konusu taşınmazın temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 gün ve 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı ilâmıyla orman niteliği ile Hazine adına tescile karar verilen 597 parsel sayılı taşınmaz içinde kaldığından özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek tapu kaydının iptal edilip orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescili ve beyanlar hanesindeki şerhlerin silinmesini talep ettiğine göre mahkemece bu yönde bir araştırma yapılarak, talep sonucunu aşmayacak şekilde karar vermelidir.

Hükme esas bilirkişi kurulu tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritası ve orman rejimi dışına çıkarma haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada çekişmeli taşınmazın 1941 yılında 3116 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp kesinleşen orman tahdidinde orman sınırları içine alındığı, daha sonra 18.04.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde uygulaması sırasında XLIV poligon numarasıyla Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 gün ve 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı kararıyla iptal edilen XLI ve XLVI nolu 2/B poligonlarının dışında kaldığı belirtilmiştir. Bu haliyle dava konusu taşınmaz, 2/B niteliğiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış yerlerden olup, çekişmeli taşınmazın 2/B niteliğinin itirazsız kesinleştiğinin kabulü gerekir.

Davacı Orman Yönetimi taşınmaza yönelik eylemli orman iddiasında bulunmayıp sadece temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 gün ve 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı ilâmıyla orman niteliği ile Hazine adına tescile karar verilen 597 parsel sayılı taşınmaz içinde kaldığını ileri sürmüş olup mahkemece talep dışına çıkılarak taşınmazın dört tarafının ormanla çevrili olduğu, üzerinde gelişigüzel bir teras ve Kızılçam fidanları ile Kermes meşesi, tespih, hayıt, çalba gibi bitkilerin bulunduğu, eğiminin yaklaşık yüzde 15 olduğu, üzerinde dava tarihi itibariyle tarımsal faaliyet yapılmadığı; 1963 ve 1983 yılı basımlı haritalarda orman simgeli alanda göründüğü, uçuş yılı 1971 ve 1992 olan çekimlerde münferit ibreli ağaç ve alt tabakada çalı formunda orman alt florasının olduğunun tespit edildiği ve Devlet Ormanı sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davacının tapu iptale yönelik talebinin kabulü ile tapunun beyanlar hanesindeki kayıtlarının terkini ve kaldırılmasına karar verilmiş olması yerinde olmamıştır.

Tüm bu nedenlerle; temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 gün ve 2002/5 E. - 2002/18 K. sayılı ilâmıyla orman niteliği ile Hazine adına tescile karar verilen 597 parsel sayılı taşınmaz içinde kalmadığı anlaşılan dava konusu taşınmaz hakkında davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle delillerin yanlış taktiri ile yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin Üçüncü Kararı

11. Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.05.2018 tarihli ve 2018/59 Esas, 2018/146 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde) bozma ilâmında belirtilen gerekçeler tekrar edilmek suretiyle tapu iptali ve tescil istemi yönünden davanın reddine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı

12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

13. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.02.2022 tarihli ve 2021/8691 Esas, 2022/1187 Karar sayılı kararı ile; “… Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda; çekişmeli 207 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 18.04.1990 tarihinde ilan edilen 2/B uygulaması sırasında P XLIV nolu poligon numarası ile Hazine lehine orman sınırları dışına çıkartılan alanda kaldığı anlaşılmaktadır. Kemer Kadastro Mahkemesi’nin 2002/5-18 sayılı kararı ile iptal edilen 2/B poligonları ise P XLI ve P XLVI nolu poligonlardır. Taşınmaz, 2011 yılında yapılan kullanım kadastrosu sonucunda davalı gerçek kişi lehine kullanıcı şerhi verilerek Hazine adına tespit ve tescil edilmiş, davacı Orman İdaresi 01.06.2012 tarihinde tapu iptali ve tescil istemli eldeki davayı açmıştır. Her ne kadar bozma ilamında, davacı Orman İdaresinin “eylemli orman” iddiası bulunmadığına ve taleple bağlı kalınarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğine işaret edilmiş ve mahkemece de davanın reddine karar verilmiş, kesin bozma ilamına uyulmakla davalılar lehine usulü kazanılmış hakkın oluştuğu söylenebilirse de, dava dilekçesi içeriğinde davacı Orman İdaresinin, çekişmeli taşınmazın mahkeme kararı ile hükmen orman olarak tescil edilen 597 sayılı parsel sınırları içerisinde kaldığını, devlet ormanı vasfında olduğunu ve devlet ormanlarının kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği, tapu ve vergi kaydı vb. yollarla özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek tapusunun iptali ve orman olarak tescilini istediği anlaşılmaktadır. HMK'nin 33. maddesine göre, olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir. Dava dilekçesindeki anlatımdan davacı Orman İdaresinin eylemli orman iddiasına da dayandığı şeklinde hukuki niteleme yapılabileceği halde maddi hataya dayalı nitelendirme yapılması, usulü kazanılmış hakkın istisnaları arasında yer alan kamu düzeni ile ilgili bir konu olup artık burada usulü kazanılmış haktan söz edilemez.

Dosyadaki 14.12.2015 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda, dava konusu taşınmazın klizimetre ile ölçülen eğiminin %15 olduğu, bitki örtüsü olarak üzerinde kızılçam fidanları ile çalılık türü bitkilerin olduğu, tarımsal faaliyet yapılmadığı, hali arazi görünümünde olduğu, dört tarafının ormanla çevrili orman içi açıklık niteliğinde orman sayılan yerlerden olduğu tespit edilmiştir. 08.07.2013 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda da taşınmazın taşlık kayalık yapıda olduğu belirtilmiş ve rapor ekinde taşınmazın 2013 tarihli keşfinde çekilen fotoğrafları ile uydu fotoğrafındaki görüntüsüne yer verilmiştir. Bilirkişi raporlarının içeriği ve fotoğraflardan çekişmeli 2.715,98 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın dört tarafının ormanla çevrili ve 6831 sayılı Kanun’un 1/j bendi gereğince eğimi %12 den yüksek çalılık niteliğindeki orman sayılan yerlerden olduğu anlaşılmaktadır.

O halde; Mahkemece maddi hataya dayalı kesin bozma ilamının davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek eylemli orman niteliğinde bulunan çekişmeli taşınmaza ilişkin Ormanın İdaresinin tapu iptali ve tescil istemine yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin Dördüncü Kararı

14. Kemer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.06.2022 tarihli ve 2022/106 Esas, 2022/158 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde), bozma ilâmında belirtilen gerekçeler tekrar edilmek suretiyle dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapu kaydının vasfının orman olarak tahsisine, beyanlar hanesi ve muhtesat bilgilerindeki kayıtların terkinine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

15. Kararın davacı Orman İdaresi vekili ve davalı Abdil Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın niteliğine göre, dosyanın temyiz incelemesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373/6. maddesi gereğince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği gerekçesiyle dava dosyası Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

II. ÖZÜ

16. Davanın özü; iddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamı gözetildiğinde, dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın eylemli orman olduğu iddiasına dayanılıp dayanılmadığı, dayanıldığının kabulü hâlinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ek 4. maddesine dayalı yapılan kullanım kadastrosu sonucu oluşan Antalya ili Kemer ilçesi Beycik Köyünde bulunan 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce mahkemenin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.

18. Belirtmek gerekir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 439. maddesinin 5. fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin 3. fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır" şeklinde düzenleme yapılmıştır.

19. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir…” denilmektedir.

20. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması öngörülmüştür.

21. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.

22. 6100 sayılı Kanun’un 294. maddesinin 1. fıkrasında mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da, usule ilişkin nihai kararlardır.

23. Esasa ilişkin kararlar ise hâkimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK md. 303) (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C: 3, s. 3005).

24. Somut olayda, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen mahkemenin 05.01.2016 tarihli kararın, Özel Dairenin 11.12.2017 tarihli ikinci bozma kararı ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu açıktır. Mahkemece, ikinci bozma kararına uyularak davanın reddine dair verilen 24.05.2018 tarihli karar ise Özel Dairenin 14.02.2022 tarihli üçüncü bozma kararı ile bu kez davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken maddi hataya dayalı bozma kararına göre davanın reddedilmiş olmasının doğru görülmediği gerekçesiyle bozulmuştur.

25. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Özel Dairenin 14.02.2022 tarihli üçüncü bozma kararı 11.12.2017 tarihli ikinci bozma kararını ortadan kaldıracak niteliktedir. Böyle olunca, mahkemece verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

IV. GEREKÇE

26. Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ek 4. maddesi kapsamında yapılan kullanım kadastrosu sonucu oluşan tapu kaydının iptali ve tescil, tapu kaydındaki kullanıcı şerhinin terkini, el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.

27. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 23.06.1981 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde uygulaması ile 18.04.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması vardır.

28. Celp edilen tapu kayıtları incelendiğinde; Antalya ili, Kemer ilçesi, Beycik Köyünde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları neticesinde dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca P.44 (P.XLIV) numarasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığından davalı Abdil Ş. lehine kullanıcı şerhi verilerek 2.715,98 m2’lik tarla vasfıyla davalı Hazine adına tespit gördüğü, tespitin itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine 03.05.2011 tarihinde Hazine adına tescil edildiği kayden sabittir.

29. Davacı Orman İdaresi tarafından dava konusu taşınmazın içerisinde yer aldığı iddia edilen Antalya ili Kemer ilçesi, Beycik Köyünde bulunan 597 sayılı parselin tapu kaydı incelendiğinde ise 41.347.666 m2’lik orman vasfıyla hükmen 08.08.2003 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi kapsamında yapılan çalışmalar neticesinde yüzölçümünde azalma meydana geldiği anlaşılmaktadır.

30. Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas 2002/18 Karar sayılı dosyası incelendiğinde; Keziban C. mirasçıları ve Abdullah D. mirasçıları tarafından Orman Genel Müdürlüğü ve Hazine’ye husumet yöneltilerek 597 sayılı orman parseli içerisinde kullandıkları yerin adlarına tescili istemiyle dava açtıkları, davacıların talep ettiği yerlerin orman parselinin P.41 (P.XLI) ve P.46 (P.XLVI) numaralı orman sınırları dışına çıkarılan kısım içerisinde kaldığı tespit edildikten sonra yapılan yargılama neticesinde P.41 (P.XLI) ve P.46 (P.XLVI) numarasıyla orman dışına çıkarılan yerlerin orman olduğu gerekçesiyle davanın reddi ile 597 sayılı parselin tespit gibi orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 23.06.2003 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir.

31. Her ne kadar davacı Orman İdaresi tarafından dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas 2002/18 Karar sayılı kararıyla orman olarak tesciline karar verilen 597 sayılı parsel içerisinde kaldığı iddia edilmiş ise de, 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın anılan mahkeme kararıyla iptaline karar verilen P.41 (P.XLI) ve P.46 (P.XLVI) numaralarıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kalmadığı, yukarıda yer verildiği üzere 18.04.1990 tarihinde ilan edilen 2/B uygulaması sırasında P.44 (P.XLIV) numaralı poligon numarasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı, bu hususun gerek Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 11.12.2017 tarihli bozma kararında gerekse Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.02.2022 tarihli bozma kararında kabul edildiği ortadadır. Bu hâliyle dava konusu taşınmaz 2/B niteliğiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerdendir.

32. Öte yandan, davacı Orman İdaresinin eylemli orman iddiasında da bulunup bulunmadığının tespiti uyuşmazlığın çözümü için zorunludur.

33. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca; hâkim Türk hukukunu resen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir. Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olması karşısında uyuşmazlığın çözümüne dair hukuki nitelendirmeyi de yine hâkim yapacaktır. Bu nedenle maddi vakıayı etkilememek kaydıyla salt hukuki sebebin değiştirilmesi iddia ve savunmayı değiştirme veya genişletme yasağı kapsamında değerlendirilemez.

34. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın Kemer Kadastro Mahkemesinin 04.09.2002 tarihli ve 2002/5 Esas 2002/18 Karar sayılı kararıyla orman olarak tesciline karar verilen 597 sayılı parselin içerisinde kaldığını, daha önce devlet ormanı olarak sınırlandırılan ve mahkeme kararıyla devlet ormanı olarak tesciline karar verilen dava konusu yerin özel mülkiyete konu olamayacağını, devlet ormanlarının kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle kazanılamayacağını ileri sürmüştür.

35. İddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazın evvelinden beri devlet ormanı olduğu, bir başka ifadeyle eylemli orman olduğu iddiasına da dayanıldığı ortadadır. Bu tespitten sonra dava konusu taşınmazın eylemli orman olup olmadığının çözümlenmesi gerekmektedir.

36. Mahallinde yapılan keşif neticesinde alınan 14.12.2015 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda; dava konusu taşınmazın klizimetre ile ölçülen eğiminin %15 olduğu, bitki örtüsü olarak üzerinde kızılçam fidanları ile kermes meşesi, tespih, hayıt, çalba gibi bitkilerin yer aldığı, tarımsal faaliyet yapılmadığı, hâli arazi görünümünde olduğu, dört tarafının ormanla çevrili orman içi açıklık niteliğinde orman sayılan yerlerden olduğu, 1971 ve 1992 tarihli hava fotoğraflarında münferit ibreli ağaç ve alt tabakada çalı formunda orman alt florası bulunduğu, 1963 ve 1983 yılı basımlı memleket haritalarında orman ağacı simgesi bulunan yeşil renkli alanda kaldığı tespit edilmiştir. Birinci bozma kararı öncesinde aldırılan 08.07.2013 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda da taşınmazın taşlık kayalık yapıda olduğu belirtilmiş ve rapor ekinde taşınmazın 2013 tarihli keşfinde çekilen fotoğrafları ile uydu fotoğrafındaki görüntüsüne yer verilmiştir. Bilirkişi raporlarının içeriği ve fotoğraflardan dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın dört tarafının ormanla çevrili ve 6831 sayılı Kanun’un 1/j bendi gereğince eğimi %12'den yüksek çalılık niteliğindeki orman sayılan yerlerden olduğu anlaşılmaktadır.

37. Bu nedenle, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğuna ilişkin olarak verilen 30.06.2022 tarihli ve 2022/106 Esas 2022/158 Karar sayılı kararı yukarıda açıklanan gerekçeyle usul ve yasaya uygun olup yerindedir.

38. Ancak, İlk Derece Mahkemesince hüküm kurulurken dava konusu taşınmazın tapu kaydının vasfının orman olarak tahsisine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesi uyarınca, hüküm sonucu kısmında; istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Bu şekilde infazda tereddüt yaratmayacak biçimde hüküm oluşturulması amaçlanmıştır. Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğünde, "Tahsis" kelimesi "Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma"; "Tashih Etmek" fiili ise "düzeltmek" şeklinde açıklanmaktadır (https://sozluk.gov.tr/,2026). Dava konusu 217 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tarla olan niteliğinin orman olarak düzeltilmesi gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince hükmün 1. fıkrasında "TAHSİSİNE" şeklinde hüküm kurulmuş olması yukarıda anılan madde ve göreve aykırılık teşkil etmekte ise de; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca düzelterek onanması gerekmiştir.

V. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı Orman İdaresi vekili ve davalı Abdil Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın yukarıda açıklanan gerekçelerle, gerekçeli kararın hüküm fıkrasındaki "TAHSİSİNE" ibaresi çıkartılarak, yerine "TASHİHİNE" ibaresi yazılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.