KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

MKE, ANONİM ŞİRKETE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ NEDENİYLE ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİSİ HÂLİNE GELDİĞİ ANLAŞILDIĞINDAN ALEYHİNE AÇILACAK DAVALARDA ADLİ YARGI GÖREVLİDİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/4-1004
Karar No       : 2024/495

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 20.04.2022
SAYISI                          : 2022/437 E., 2022/787 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 03.11.2021 tarihli ve 2021/17007 Esas,
                                        2021/8142 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili ve davalı Makine ve Kimya Endüstrisi A.Ş (MKE A.Ş.) tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, MKE A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı Murat D. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Kapsül Fabrikası Müdürlüğünde koruma ve güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, davalı Murat D.’ın da aynı yerde güvenlik görevlisi olduğunu, olay günü taraflar arasında yaşanan tartışma neticesinde müvekkilinin silahla yaralandığını, yapılan ceza yargılaması sonucunda davalı Murat D.'ın cezalandırılmasına, müvekkilinin ise beraatine karar verildiğini, davalı Murat D.'ın silah taşımaması gerektiğine dair düzenlemelere rağmen davalı Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun Murat D.'ı çalıştırmaya devam ettiğini, müvekkilinin işine ise son verildiğini, olaya bağlı olarak işgücü kaybına uğradığını, cinsel performansında düşüklük olduğunu ve engelli hâle geldiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 01.10.2020 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 18.840,36 TL’ye artırmıştır.

II. CEVAP

1. Davalı Murat D. vekili cevap dilekçesinde; meydana gelen olayın davacının müvekkiline küfür etmesi ve yumrukla vurması ile başladığını, davacının da müvekkiline silahla ateş ettiğini, olayın davacının kusurlu hareketlerinden kaynaklandığını, müvekkilinin davranışının meşru savunma kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, öncelikle ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacının işten çıkarılmasına kendi disiplinsiz davranışlarının sebep olduğunu, bu nedenle uğradığı maddi zararlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, manevi tazminat isteminin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı MKE A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu olayda müvekkili idarenin kusurunun veya ihmalinin olmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının beyanlarının gerçeğe uygun olmadığını, yürütülen disiplin soruşturması sonucunda işten çıkarıldığını, işten çıkarılan davacı tarafından Ankara 13. İdare Mahkemesinin 2006/138 Esas sayılı dosyası ile açılan davanın reddine karar verildiğini, davacının davalı kurumdan ilişiği kesilene kadar tedavi masraflarının karşılandığını, manevi tazminat talebinin dayanaksız ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 03.12.2020 tarihli ve 2008/70 Esas, 2020/290 Karar sayılı kararıyla; davalı Murat D.'ın haksız tahrik altında davacıyı silahla kasten basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve organ işlevinin sürekli zayıflamasına neden olacak şekilde yaraladığı, yaralama nedeniyle davalı hakkında ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının kesinleştiği, davacı hakkında ise beraat kararı verildiği, davacının yaralanması olayına bağlı olarak uğradığı zararları nedeniyle davalı Murat D.'ın haksız fiili ikâ eden kişi olarak, davalı Murat D.'ın çalışma saatleri içerisinde iş yerinde suç işlemiş olması nedeniyle davalı MKE kurumunun ise adam çalıştıran sıfatı ile davacıya karşı sorumlu tutulmaları gerektiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 27.08.2010 tarihli heyet raporuna göre davacının %4.2 nispetinde meslekte kazanma gücünü kaybettiği ve on sekiz aylık iyileşme sonucunda %100 malûl hâle geldiği, davacının maluliyet durumuna bağlı olarak geçici maluliyeti nedeniyle 11.578,88 TL, sürekli maluliyeti nedeniyle ise 44.942,22 TL tazminat talep edebileceği, ıslah dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerektiği, davacının dava dilekçesinde hastane ve tedavi giderleri karşılığı 480,00 TL alacak talep ettiği görülmüş ise de tedavi süresince davacının masraflarının davalı kurum tarafından karşılandığı, davacının ayrıca masraf yaptığına dair belge sunmadığı, bu nedenle bu konudaki istemin reddedilmesi gerektiği, davalının eylemi ile davacının bedensel bütünlüğünün zarar gördüğü, dolayısıyla manevi tazminat isteminin kabulünün gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 18.840,36 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı MKE A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 15.03.2021 tarihli ve 2021/308 Esas, 2021/484 Karar sayılı kararıyla; davalılardan MKE Kurumu Genel Müdürlüğü Milli Savunma Bakanlığına bağlı bir kamu iktisadi teşebbüsü olup kamu kurum ve kuruluşu niteliğinde olduğu, bu kurumun işlem ve eylemlerinin kural olarak idari nitelik taşıdığı, eldeki davanın konusunun da bu davalı yönünden kurum bünyesinde çalışan görevlinin kusurundan kaynaklanan zararın ödetilmesi istemi olduğu, İdarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasının b bendi gereğince idareye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiği, dava şartlarının davanın her aşamasında ve resen incelenebileceği, bu nedenle davalı MKE Kurumu Genel Müdürlüğü yönünden yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği, ceza mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalının davacıyı haksız tahrik altında kasten organ zaafı meydana gelecek şekilde yaraladığı, davalıya verilen cezadan ¾ tahrik indirimi yapılarak bir yıl on beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine karar verildiği, hükmün Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, davalının, davacıyı ¾ oranında haksız tahrikin etkisi altında silahla %4,2 malul kalacak şekilde yaraladığının sabit olduğu, her ne kadar ilk derece mahkemesince bilirkişi raporunda hesaplanan tazminatlardan ¼ indirim yapılması gerektiği ve davacının daha fazla tazminat alacağı olduğu yönünde tespit yapılıp ancak taleple bağlı kalarak hüküm kurulmuşsa da bu hususun maddi hatadan kaynaklandığı, bilirkişi raporunda da benimsendiği üzere ¾ kusurun davacıya ait olduğu, bu nedenle davalının ancak ¼ kusuruna isabet eden ve bilirkişi raporunda da bu şekilde belirlenen miktarda maddi tazminattan sorumlu olduğunun sonucuna varıldığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı MKE Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulü ile hükmün kaldırılmasına, davalı Murat D. aleyhine açılan maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile, 18.840,36 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte adı geçen davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hastane ve tedavi giderleri karşılığı talep edilen maddi tazminat talebinin reddine, davalı Murat D. aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte adı geçen davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı MKE Kurumu Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Murat D. vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

''... 1- Davalılardan Murat D.’ın temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Dosya kapsamından, ilk derece mahkemesince verilen kararın davalının genel vekâletnameyle vekil kıldığı vekile tebliğ edildiği, kararın istinaf edilmediği, istinaf başvuru dilekçesine cevap dilekçesinde ise sadece davacının istinaf isteminin reddinin talep edildiği anlaşılmakla; adı geçen bakımından bölge adliye mahkemesince aynı miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verildiğinden, Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca vekiline usulüne uygun olarak yapılan tebligatlara rağmen istinaf etmediği kararı adı geçen davalının temyiz hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle temyiz isteminin reddi gerekir.

2- Davacının davalılardan Murat D.’a yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerekçeye ve özellikle HMK'nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık hâlleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre temyiz itirazları reddedilmelidir.

3- Davacının davalılardan MKE A.Ş.’ye yönelik temyiz itirazlarına gelince:

Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Temyiz aşamasında 03/07/2021 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ve aynı gün yürürlüğe giren 7330 sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun ile MKE A.Ş’ye dönüşmüş olup özel hukuk tüzel kişisi hâline geldiğinden aleyhine açılacak davalarda adli yargı görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Şu durumda bölge adliye mahkemesince, MKE A.Ş. yönünden de işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir...'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesine ilaveten; Danıştay 13. Dairesinin 23.03.2022 tarihli ve 2021/5140 Esas, 2022/1168 Karar sayılı kararı ile Danıştay 10. Dairesinin 10.03.2022 tarihli ve 2021/6784 Esas sayılı kararlarının kanun değişikliğinden sonra olduğu ve yargı yoluna ilişkin bozma yapılmadığı, bu nedenle eldeki davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; davalı MKE A.Ş’nin dava tarihinde özel hukuka tâbi kamu iktisadi teşebbüsü niteliğine haiz olduğunu, kuruma karşı adam çalıştıranın sorumluluğu esasları çerçevesinde adli yargıda dava açılabileceğini, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalı MKE yönünden verilen usulden ret kararının bozulması gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli eldeki davada, davalı MKE A.Ş. yönünden görevli yargı yerinin adli yargı mı yoksa idari yargı mı olduğu, buradan varılacak sonuca göre mahkemece işin esasının incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 ve 109 uncu maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

2. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukukî anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir.

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (Anayasa) “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesinin birinci fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.

4. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (2577 sayılı Kanun), bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri, idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir. 2577 sayılı Kanun'un “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2 nci maddesi;

"İdari dava türleri şunlardır:

a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.

3. (Mülga: 2/7/2018 - KHK-703/185 md.)" şeklinde düzenlenmiştir.

5. Yargı yolu kavramı, açılan bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Adli yargı ile idari yargı, başka bir anlatımla hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisidir. Bu münasebet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında resen araştırılmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının b bendi uyarınca da yargı yolunun caiz olması hususu dava şartı olarak sayılmıştır.

6. Mahkemelerin görev ve yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir (Anayasa md. 142, 6100 sayılı Kanun md. 1). Adli yargı kolu kapsamına girip, hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak 6100 sayılı Kanun ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı Kanun) yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi, görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup resen araştırılır.

7. 30/06/2021 tarihli ve 7330 sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un (7330 sayılı Kanun) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında bu Kanun’un amacının, MKE A.Ş’nin kuruluşunu, yönetimini, denetimini, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiştir.

8. 7330 sayılı Kanun'un "Kuruluş" başlıklı 3 üncü maddesinde;

"(1) Bu Kanunla belirlenen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak üzere; kuruluş ve tescile ilişkin hükümleri hariç 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa ve özel hukuk hükümlerine tabi, başlangıç sermayesi bir milyar iki yüz milyon Türk lirası olan Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi (MKE A.Ş.) unvanı altında bir anonim şirket kurulmuştur. Şirketin ilgili olduğu Bakanlık, Millî Savunma Bakanlığıdır.

(2) Şirket, 6102 sayılı Kanuna göre Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak hazırlanan esas sözleşmesinin imzalanmasını müteakip yapılacak tescil ve ilan ile faaliyete geçer.

(3) Şirketin sermayesinin tamamı Hazineye aittir. Ancak, mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkına halel gelmemek ve pay sahipliğinden kaynaklanan bütün mali haklar Hazine ve Maliye Bakanlığında kalmak kaydıyla Hazinenin Şirketteki pay sahipliğine dayanan oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkileri Bakanlık tarafından kullanılır. Şirket işletme bütçesi ile ilgili olarak her yıl Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınır" düzenlemesi mevcuttur.

9. Bu maddede; MKE A.Ş’nin kuruluş ve tescile ilişkin hükümleri hariç 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Kanunla ve özel hukuk hükümlerine tâbi bir anonim şirket olarak kurulduğu, şirketin sermayesinin tamamının Hazineye ait olduğu ve şirketin ilgili olduğu Bakanlığın Millî Savunma Bakanlığı (MSB) olduğu hükme bağlanmıştır.

10. 7330 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin birinci fıkrasıyla 08/06/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye ekli listenin “A- İKTİSADİ DEVLET TEŞEKÜLLERİ (İDT)” başlıklı bölümünün “İlgili Bakanlık: MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI” başlığı altında yer alan “Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK)” satırı listeden çıkarılmış olup bu Kanunla kurulan MKE A.Ş. ise listeye eklenmemiştir. Nitekim Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrasında da MKE A.Ş’nin 233 sayılı KHK hükümlerine tâbi olmadığı belirtilmiştir.

11. Kanun’un genel gerekçesinde yapılan bu değişikliğe ilişkin olarak “Bu Kanun Teklifi ile Kurumun Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi Millî Savunma Bakanlığına bağlı bir kamu şirketi statüsünde yapılanması, yoğun teknoloji kullanımı gerektiren bir sektörde faaliyet gösteren Kurum için kritik ve nitelikli personel istihdamının sağlanması, uluslararası ve yerli savunma sanayi firmalarıyla ortaklık ve işbirliği yapılması, Ar-Ge’ye ağırlık verilerek ürün çeşitliliğinin sağlanması ve ihracatın artırılması adına Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi olarak devletin koruma ve denetimi altında daha esnek, etkin, verimli, modern ve dinamik bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır” ifadelerine yer verilmiştir.

12. Yapılan değişikliklerle MKEK, MKE A.Ş. unvanı altında anonim şirket olarak yeni bir hukuki statüye kavuşturulmakla birlikte bu tüzel kişiliğin niteliği konusunda Kanun’da açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle hukuki niteliğin belirlenmesi konusunda MKE A.Ş’nin kuruluşu, yükümlülükleri, yetki ve ayrıcalıkları gibi özelliklerinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Bu çerçevede yukarıda da belirtildiği üzere MKE A.Ş’nin Kanun’la anonim şirket statüsünde bir tüzel kişi olarak kurulmasının yanı sıra Kanun’un 8 inci maddesinde MKE A.Ş’nin ve sermayesinin yüzde elliden fazlası MKE A.Ş’ye ait olan iştiraklerin muaf olduğu mevzuatın belirtildiği görülmektedir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasıyla MKE A.Ş’nin esasen kamu tüzel kişilerinin tâbi olduğu bazı kanunlar ve KHK’lardan muaf tutulduğu, ikinci ve dördüncü fıkralarında düzenlenen muafiyetlerle ise MKE A.Ş’ye diğer anonim şirketlere nazaran özel hukuk alanında ayrıcalık sağlandığı, üçüncü fıkrasıyla kamu idarelerinin MKE A.Ş’den mal veya hizmet alımları ile savunma ve güvenlik alanlarına ilişkin yapım işleri yönünden 08/09/1983 tarihli ve 2886 Devlet İhale Kanunu ile 04/01/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tâbi olmadıkları belirtilerek MKE A.Ş’nin diğer şirketlere nazaran imtiyazlı duruma getirildiği, beşinci fıkrasıyla da özel hukuka tâbi diğer şirketlerden farklı olarak MKE A.Ş. ve hisseleri için devir yasağının getirildiği görülmektedir.

13. Somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesince davalı MKE Kurumu Genel Müdürlüğünün Milli Savunma Bakanlığına bağlı bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğu, bu nedenle kamu kurumu ve kuruluşu niteliği taşıdığından eldeki davanın 2577 sayılı Kanun gereği idari yargı yerinde tam yargı davası şeklinde açılması gerektiği gerekçesiyle anılan davalı yönünden yargı yolunun caiz olmaması gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

14. Ancak yargılama devam ederken 03.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan ve aynı gün yürürlüğe giren 7330 sayılı Kanun ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğünün Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi'ne dönüştürüldüğü ve bu nedenle özel hukuk tüzel kişisi hâline geldiği anlaşıldığından aleyhine açılacak davalarda adli yargı görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetileceğinden Bölge Adliye Mahkemesince, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi yönünden de işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan doğru görülmemiştir.

15. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2 nci maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.