KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ÖZEL DAİRENİN BOZMA KARARLARI ARAŞTIRMAYA YÖNELİK OLUP KESİN BOZMA NİTELİĞİ TAŞIMADIĞINDAN HUMK 429/4 HÜKMÜ KOŞULLARI GERÇEKLEŞMEMİŞTİR.

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2020/(15)6-461
KARAR NO   : 2022/1301

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ               :
 Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                         : 07/06/2018
NUMARASI                 : 2017/379 - 2018/218
ASIL DAVADA;
DAVACI                       :
M.Y. vekili Av. S.S.
DAVALILAR                : 1- A.S.2- Ş.G. Mirasçıları:
                                       a) S.G. b) E.G. c) N.G. d) M.G. e) M.A.G. f) A.G.
                                           vekilleri Av. A.D.
DAHİLİ DAVALI           : F.Y. vekili Av. A.T.
BİRLEŞEN DAVADA;
DAVACI                        : M.Y. vekili Av. S.S.
DAVALI                         : A.Y.

1. Taraflar arasındaki “birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair 07.06.2018 tarihli ve 2017/379 E., 2018/218 K. sayılı kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Asıl Davada Davacı İstemi:

2. Asıl davada davacı vekili; müvekkili ile davalı arsa sahibi Ali S. arasında noterde düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmelerine göre tüm yükümlülüklerini yerine getirerek inşaatı bitiren müvekkilinin, davalı arsa sahibine güvendiği için ve tapu masraflarından kaçınmak amacıyla kendisine ait bağımsız bölümlerin tapusunu üzerine almadığını, bu durumu bilmesine rağmen davalı arsa sahibinin müvekkiline ait bir kısım bağımsız bölümleri ve arsayı kardeşi Hasan S. ile davalı Şaban G.’e devrettiğini, yapılan devirlerin haksız olduğunu ileri sürerek davalı Şaban G. adına kayıtlı 3972 nolu parsel üzerinde B blok zemin katta bulunan 3 ve 4, birinci katta bulunan 5 ve 6, üçüncü katta bulunan 9 ve 10, dördüncü katta bulunan 11 nolu bağımsız bölümlerin ve 3888 nolu parseldeki arsanın tapusunun iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Asıl Davada Davalı Cevabı:

3. Asıl davada davalı arsa sahibi Ali S. cevap dilekçesinde; davacıya ait daireleri vermek istediğini, ancak davacının dairelerini satacağını belirterek iki kez masraf yapmamak için tapuları üzerine almaktan kaçındığını, diğer davalı Şaban G.’den bir miktar borç aldığını ve borcun teminatı olarak davacının dairelerini ve iki yüz otuz sekiz metrekarelik arsayı Şaban G.’e verdiğini, davacıya ait taşınmazların en kısa zamanda geri verileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

4. Asıl davada davalı Şaban G. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu bağımsız bölümleri tapu sicilinin aleniyetine güvenerek ve iyi niyetle iktisap ettiğini, davacı ile davalı Ali S. arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi tapuya şerh edilmediğinden, müvekkilinin sözleşmenin ayrıntılarını bilmesinin mümkün olmadığını, davalı arsa sahibinin sözleşmeye aykırı davranarak ve üçüncü şahısları aldatarak hukuken kendisinin üzerinde olan daireleri satması nedeniyle alıcıların sorumlu tutulamayacağını, davacının davalı arsa sahibine güvenerek hakettiği bağımsız bölümleri kendi üzerine almamasının veya üçüncü şahıslara satmamasının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

5. Dahili davalı Feray Y. vekili cevap dilekçesinde; davacının kat karşılığı inşaat sözleşmesini tapuya şerh ettirmediğini, müvekkilinin tapu kaydına güven ilkesi gereğince 4, 5, 6 ve 10 numaralı daireleri bedelini ödeyerek davalı Şaban G.’den satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Birleşen Davada Davacı İstemi:

6. Özel Dairenin birinci bozma kararı üzerine açılan ve birleştirilen Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 E. sayılı davasında davacı vekili; müvekkili ile dava dışı arsa sahibi Ali S. arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesinin ve davanın konusu 3972 nolu parselin kat mülkiyetine 660 ada 4 nolu parsel olarak aktarıldığını, 3888 nolu parselin ise ifraz sonucu 142 ada 1 nolu parsel olduğunu ve kat mülkiyetine de 659 ada 5 nolu parsel olarak aktarıldığını, dava konusu bağımsız bölümlerin bir kısmının dava dışı arsa sahibi tarafından davalı Ali Y.’a, davalı tarafından da dava dışı Şaban G.’e devredildiğini, derdest olan asıl davanın kabulü hâlinde rücu ilişkisi olacağını ileri sürerek eldeki davanın asıl dava ile birleştirmesine, asıl davanın davalısı Şaban G. adına kayıtlı 660 ada 4 nolu parselde B blokta bulunan 3, 4, 5, 6, 9, 10 ve 11 nolu bağımsız bölümlerin ve 659 ada 5 nolu parselde A blokta bulunan 10 ve 12 nolu bağımsız bölümler ile 1 nolu bağımsız bölümün 1/42 hissesinin ve 2 nolu bağımsız bölümün de 1/18 hissesinin tapu kayıtlarının iptal edilerek müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiş; yargılamanın devamı sırasında asıl ve birleşen davada davacı vekili; HUMK’nın 186. maddesi gereğince üçüncü şahıslar Arzu B. ve Hasan Akay’a devredilen bağımsız bölümler yönünden davalılar hakkındaki davayı tazminat davası olarak, üçüncü şahıs Feray Y.’ya devredilen 660 Ada 4 nolu parselde B blokta bulunan 4, 5, 6 ve 10 nolu bağımsız bölümler yönünden ise davayı Feray Y. hakkında tapu iptali ve tescil davası olarak devam ettirmek istediklerini belirterek Feray Y.’nın davaya dahil edilmesini talep etmiştir.

Birleşen Davada Davalı Cevabı:

7. Birleşen davada davalı Ali Y., dava dilekçesi ekli usulüne uygun davetiye tebliğ edilmesine rağmen cevap dilekçesi sunmamış; yargılama aşamasında, dava konusu bağımsız bölümlerin bulunduğu binadan iki adet daire satın aldığını ve bedelini davalı Ali S.’a ödediğini, davalı Ali S.’ın bu daireleri kendi adına sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı:

8. Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.09.2004 tarihli ve 1998/307 E., 2004/654 K. sayılı kararı ile; davacının tapu kayıtlarının iptalini istediği arsa ile bağımsız bölümlerin davalı Ali S. tarafından diğer davalı Şaban G.’e danışıklı işlemle devredildiğine dair iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:

9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

10. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 16.10.2006 tarihli ve 2005/4978 E., 2006/5847 K. sayılı birinci bozma kararı ile;

“… Davada 3972 parsel B bloktaki 3,4,5,6,9,10,11 nolu ve 2928 nolu parseller ifraz edilen 142 ada 1 parseldeki A blok 10 ve 12 nolu dairelerin tapularının iptali istenmektedir. Bu bölümlerden bir kısmının tapusu davalı Ali S. tarafından dava dışı Ali Y.’a satılmış olduğundan davanın kabulü halinde rücu ilişkisi bakımından Ali Y.'ın davada yer alması zorunludur. Bu nedenle mahkemece Ali Y. hakkında dava açılarak bu dava ile birleştirilmesi için davacıya uygun bir mehil verilmesi ve delillerin toplandıktan sonra iptal davası hakkında bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili tamamlanmadan davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı:

11. Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.06.2011 tarihli ve 2007/173 E., 2011/758 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu, davacının davalılar Ali S. ile Şaban G. arasında resmî senetle yapılan devirlerin aksini kanıtlayan herhangi bir delil sunamadığı, yargılamanın devamı sırasında Şaban G. tarafından bu dairelerden 4, 5, 6, 10 ve 3 nolu bağımsız bölümlerin dahili davalı Feray Y. ile dava dışı Arzu B.’e satıldığı, satış esnasında taşınmaz kaydında herhangi bir tedbir bulunmadığı, davacının dahili davalı Feray’ın taşınmazları alırken kötü niyetli olduğuna dair hiçbir iddia ve delil ileri sürmediği, Arzu B.’ü de davaya dahil etmediği, dolayısıyla dava konusu bu beş daire yönünden dahili davalı Feray Y. ile dava dışı Arzu B.’ün iktisaplarının korunmasının gerektiği, bunun dışında kalan 9 ve 11 nolu daireler ile arsa bakımından da davacının iddialarını kanıtlayan, muvazaa olgusunun varlığını ispatlayan kesin ve inandırıcı delil sunulamadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:

12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

13. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 26.03.2012 tarihli ve 2011/6576 E., 2012/1878 K. sayılı ikinci bozma kararı ile;

“… Davacı yüklenici ile davalı arsa sahibi Ali S. arasında Alanya 2. Noteriliği'nde 18.01.1994 gün 1643 yevmiye nolu Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Daire Karşılığı İnşaat ve aynı tarih 1651 yevmiye nolu ek Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalanmış, davacı yüklenici davalı arsa sahibine ait Alanya Mahmutlar Cumhuriyet Mahallesi Meydan mevkii 2928 parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşaatı yapımını üstlenmiştir.

Dosya kapsamı ile imzalanan sözleşme ve ek sözleşmelere göre 2928 parselde iki blok halinde inşaat yapılacağı, her blokta 10 daire bulunacağı ve kuzey cepheli blokun tamamı ile güney cepheli bloktan beşinci kat batı cepheli bir dairenin yükleniciye ait olacağı belirtilmiş, bilahare tadilat sözleşme ile 2928 parselden ifraz sonucu artan 238 m2'lik arsanın yükleniciye verileceği ve buna karşılık güney cepheli blok 5. katta yükleniciye kalacak dairenin arsa sahibine bırakılacağı kararlaştırılmıştır. Daha sonra 3888 parsel numarasını alıp tadilat sözleşmesi ile yükleniciye bırakılan 238 m2'lik arsanın başka bir arsa ile tevhidi sonucu oluşan 639 ada 5 parselde yapılan inşaatta 238 m2 karşılığı A blok 10 ve 12 numaralı bağımsız bölümler ile 1 nolu bağımsız bölümün 1/42 2 nolu bağımsız bölümün 1/18 payı verilmiştir.

Yükleniciye isabet eden 2928 parsel iken tevhit ve ifrazlar sonucu oluşup inşaat yapılan ve en son 142 ada 1 ile 143 ada 1 parsel numarasını alan arsalar üzerindeki B blokta 7, 8 ve 12 nolu bağımsız bölümleri dava dışı Zafer K.'e kendisinin sattığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Keza sözleşme ve ek sözleşmeye göre B blok 1, 2, 3, 4, 5, 6, 9, 10 ve 11 bağımsız bölümler ile 3888 parsel iken tevhit sonucu oluşan 639 ada 5 parselde yapılan inşaattaki 10 ve 12 nolu bağımsız bölümler ve 1 nolu bağımsız bölümün 1/42, 2 nolu bağımsız bölümün 1/18 payının yükleniciye kaldığı da uyuşmazlık konusu değildir. Özellikle davacı yüklenici ile davalı Şaban G. ve Ali Y. ile dahili davalı Feray Y. arasındaki ihtilaf bunlara yapılan devirlerin muvazaalı olup olmadığı, davalılar ile dahili davalıların kötüniyetli bulunup bulunmadıkları ve iyiniyet savunmasında bulunup bulunamayacakları noktalarında toplanmaktadır.

Davalı arsa sahibi Ali S. cevap dilekçesinde davacının hakettiği dairelerin tapusunu iki kez masraf yapmamak için üzerine almadığını, Şaban G.'den 1996 yılında aldığı borcun teminatı için önce 3972 parseli kendisine verdiğini, daha sonra inşaata başlanıp karkası bitince Şaban'ın 3972 parseli iade edip inşaat yapılan parsel ile ifraz sonucu olaşan 238 m2'lik arsayı teminat olarak aldığını kendisine ait evin ve davacıya ait 5 dairenin tapusunun da başkasına olan borçları nedeniyle zarar gelmesin diye Şaban G.'e verdiğini ancak önce Ali Y.'a devir yapıldığını, Ali Y. da ortağı olan Sami'nin petrol yatağını verince bu beş dairenin de boşa çıktığını, davacının dairelerini geri vereceklerini beyan etmiştir. Yeminle dinlenilen davacı tanıkları Mehmet Ç., Süleyman K., Metin B., Remzi Y., davacı iddiasını doğrular şekilde beyanda bulunmuşlardır. Davalı Şaban G. tanıklarından Cevat Ç. da davalı Ali S., Şaban G. ve davalı Ali S.'ın ortağı Sami U. arasındaki ilişkiler konusunda beyanda bulunmuştur. Gerek davalı Şaban G.'e doğrudan Ali S. tarafından yapılan devir sırasında gerekse birleşen dosya davalısı Ali Y., dava dışı Merdan A. ve onlarda da Şaban G.'e yapılan devir sırasında dava konusu bağımsız bölümlerin bulunduğu arsada inşaata başlandığı ve kaba inşaatı aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama sürecinde toplanan deliller ile de davacı yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi ve ek sözleşme gereği yapı kullanma izin belgesi alınıp alınmadığı araştırılmamış olmakla birlikte tüm edimlerini yerine getirdiği sözleşme ile ek sözleşmedeki bağımsız bölümlerin adına tescilini istemeye hak kazandığı da saptanmıştır.

Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlendikten ve inşaat yapımına başlanıp kat karşılığı inşaat yapıldığı açıkça belli veya belirlenebilir olduktan sonra, tapuda bağımsız bölüm devri halinde, satın alan ya da bu bağımsız bölümler üzerine haciz ipotek gibi takyidat konulması halinde devralan ya da şerhleri koyduranların iyiniyetli olarak kabul edilmeleri mümkün değildir (Yargıtay 15.H.D'nin 08.03.2012 gün 2011/346 Esas 2012/1403 Karar sayılı ilâmı). Ali Y. ile Şaban G.'e yapılan devirler inşaat başlayıp yapıldığı karkası bittikten ve kat karşılığı inşaat yapıldığı belli olduktan sonra yapıldığından Ali Y. ve Şaban G. ile dahili davalı Feray Y.'nın davalı Şaban G.'in kardeşi olup yakınlığı nedeniyle davalı Şaban'a yapılan devirlerin nedenini ve devraldığı yerlerin yükleniciye ait olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiğinden, onun da iyiniyetli oldukları savunmalarının kabulü mümkün değildir.

Bu durumda sözleşme anahtar teslimi şeklinde yapıldığı, bu halde yapı kullanma izin belgesi alınması mükellefiyeti de yükleniciye ait olduğundan mahkemece öncelikle yapı kullanma izin belgesinin alınıp alınmadığının araştırılması, alınmamış ise bu konuda davacıya yetki ve uygun süre verilerek iskân ruhsatının aldırtılması, davanın açıldığı ve seçimlik hakkı kullanıldığı tarihte yürürlükte bulunan HUMK'nın 186 ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 125. maddeleri gereğince tazminata dönüştürülen bağımsız bölümlerle ilgili devrin yapıldığı tarihler itibariyle bilirkişi kurulundan alınacak ek raporla bunların değerlerinin tesbit ettirilmesi, yapı kullanma izin belgesinin alınması halinde bedele dönüştürülen bağımsız bölümlerden B blok 3 nolu daire yönünden belirlenecek miktarın davalılar Ali S., Ali Y. ve Şaban G. mirasçılarından ifraz ve tevhit sonucu oluşan 639 ada 5 parsel A blok 1 ve 2 nolu dairelerde devredilen hisselerin karşılığı bulunacak miktarın davalı Ali S. ile Şaban G. mirasçılarından tahsiline karar verilmesi, diğer bağımsız bölümlerle ilgili tapu iptâli ve tescil isteminin kabulü, verilen sürede yapı kullanma izin belgesinin alınamaması durumunda aşamalı devirde bir dairenin iskân ruhsatı alındıktan sonra devredileceği öngörüldüğünden, bir daire teminat olarak bırakılıp diğer bağımsız bölümlerle ilgili tapu iptâli ve tescil taleplerinin kabulü gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu asıl ve birleşen davanın tümden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı:

14. Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.02.2014 tarihli ve 2013/165 E., 2014/61 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu, davacı yüklenicinin kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince edimlerini yerine getirerek dava konusu bağımsız bölümlerin adına tescilini istemeye hak kazandığı, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlendikten ve inşaat yapımına başlanıp kat karşılığı inşaat yapıldığı açıkça belli veya belirlenebilir olduktan sonra tapuda bağımsız bölümün devri hâlinde, devralan ya da şerhleri koyduranların iyi niyetli olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığı, davalı Ali Y. ile Şaban G.’e, yine Ali Y., Şaban G. ve Feray Y.’ya yapılan devirlerin, devralınan yerlerin yükleniciye ait olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğinden iyi niyetli olduklarının kabul edilemeyeceği ve devir tarihlerindeki bedellerden sorumlu olmaları gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, dava konusu 660 ada 4 nolu parsel üzerinde bulunan B blok 4, 5, 6, 9, 10 ve 11 nolu bağımsız bölümler ile aynı yerdeki 659 ada 5 nolu parsel üzerinde bulunan A blok 10 ve 12 nolu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, dava konusu 660 ada 4 nolu parsel üzerinde bulunan B blok 3 nolu bağımsız bölüm ile 659 ada 5 nolu parsel üzerinde bulunan A blok 1 nolu bağımsız bölümün 1/42 hissesine ve A blok 2 nolu bağımsız bölümün 1/18 hissesine yönelik tazmin talebinin kabulü ile 41.000 TL’nin davalılar Ali S. ve Ali Y. ile Şaban G. mirasçılarından devir tarihi olan 27.06.2005 tarihinden, 390 TL’nin de davalılar Ali S. ile Şaban G. mirasçılarından 12.04.2000 devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı:

15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı Şaban G. mirasçıları vekili ile dahili davalı Feray Y. vekili ve birleşen davada davalı Ali Y. temyiz isteminde bulunmuştur.

16. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 03.04.2015 tarihli ve 2014/5507 E., 2015/2224 K. sayılı üçüncü bozma kararı ile;

“… 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı Şaban G. mirasçıları ve dahili davalı Feray Y. vekilleri ile davalı Ali Y.'ın aşağıdaki bent dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Mahkemece, bozma ilamına uyulmuşsa da bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeksizin karar verilmiştir. Hükmüne uyulan bozma ilamında, davacının tescil talebi yönünden açıkça; yükleniciye uygun süre verilerek iskân ruhsatının aldırtılması, iskân alınması halinde bedele dönüştürülmeyen diğer bağımsız bölümlerle ilgili tapu iptâli ve tescil isteminin kabulü gerektiği, verilen sürede yapı kullanma izin belgesinin alınamaması durumunda bir dairenin teminat olarak bırakılıp diğer bağımsız bölümlerle ilgili tapu iptâli ve tescil taleplerinin kabulü gerektiği belirtilmiştir. Buna rağmen mahkemece, bozma ilamı öncesinde alınmış bir kısım bağımsız bölümlere ait yapı kullanma izin belgeleri ile "ön izin belgesi"ne dayanılarak, yapı kullanma izin belgesinin alınmış olduğu çıkarımıyla tescil talebinin aynen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, anılan belgeler bozma ilam tarihinden evvel alınmış olduğu gibi "ön izin belgesi"nin iskân belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Bu durumda mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı gereği, yüklenici tarafından henüz tüm esere ilişkin iskân belgesinin alınmadığı gözetilerek, sözleşme gereğince, temyiz eden üçüncü kişiler adına olan bağımsız bölüm hakkındaki tescil isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Dördüncü Kararı:

17. Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.06.2018 tarihli ve 2017/379 E., 2018/218 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği şekilde, yüklenici tarafından henüz tüm inşaat için iskân belgesi alınmadığından, üçüncü kişiler adına olan bağımsız bölümler hakkındaki tapu iptali ve tescil isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davacının dava konusu 660 ada 4 nolu parsel üzerinde bulunan B blok 4, 5, 6, 9, 10 ve 11 nolu bağımsız bölümler ile aynı yer 659 ada 5 nolu parsel üzerinde bulunan A blok 10 ve 12 nolu bağımsız bölümlere yönelik tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat talebinin ise bir önceki karardaki gibi kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairenin Dördüncü Kararı:

18. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

19. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 09.07.2020 tarihli ve 2020/1434 E., 2020/2210 K. sayılı kararı ile;

“… Zaman bakımından uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK'nın 429/4. maddesinde "Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi herhalde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca yapılır." hükmü bulunmaktadır.

Bu hükme göre temyize konu Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 07.06.2018 tarihli 2017/379 Esas 2018/218 Karar sayılı kararının temyiz incelemesini yapma görevi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na ait olduğundan, dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

II. ÖZÜ

20. Davanın özü; asıl davada davalı muris Şaban G. ile dahili davalı Feray Y. ve birleşen davanın davalısı Ali Y. arasında yapılan tapu devirlerinin muvazaalı olup olmadığı, bu şahısların iyi niyetli üçüncü kişi olduklarına yönelik savunmada bulunup bulunamayacakları noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce ilk derece mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

22. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesinin beşinci fıkrasından ve HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra:

“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmüne amirdir.

23. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir.

24. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür (Hukuk Genel Kurulunun 02.07.2019 tarihli ve 2017/16-3073 E., 2019/844 K. sayılı kararı).

25. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.

26. Bu nedenle “nihai karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.

27. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihaî kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662).

28. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şeklî anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddî anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Pekcanıtez Hakan/Özekes Muhammet/Akkan Mine/Korkmaz Taş Hülya.: Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihaî kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (HMK m.115/2) da, usule ilişkin nihaî kararlardır.

29. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir.

30. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece Özel Dairenin birinci bozma kararına uyularak asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen karar, asıl ve birleşen davada davacı yüklenici vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece verilen 26.03.2012 tarihli karar ile, mahkemece öncelikle yapı kullanma izin belgesinin alınıp alınmadığının araştırılması ve iskân ruhsatının alınması ya da alınmaması durumuna göre inceleme yapılması için araştırmaya yönelik olarak ikinci kez bozulmuş, bozma kararından sonra verilen üçüncü karar ise Özel Dairece, hükmüne uyulan bozma kararı gereklerinin yerine getirilmediği belirtilerek asıl ve birleşen davada davacı yüklenici tarafından henüz tüm inşaatla ilgili iskân ruhsatı alınmadığından davalı ve dahili davalı üçüncü kişiler adına kayıtlı bağımsız bölümler hakkındaki tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

31. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.

32. Öte yandan madde gerekçesinde “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini ön gören bozma” olduğu belirtilmiştir.

33. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HUMK’nın 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır.

34. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen bozma kararları araştırmaya yönelik olup kesin bozma niteliğinde olmadığı gibi birbirleriyle çelişen iki ayrı bozma kararı da bulunmamaktadır. HUMK’nın 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin üçüncü bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.

35. Hâl böyle olunca mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/4. maddesi gereğince temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

AYNI YÖNDE KARAR:

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/11-708
Karar No       : 2025/628

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 28.02.2024
SAYISI                          : 2023/1668 E., 2024/365 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.06.2023 tarihli ve 2022/1448 Esas,
                                        2023/3813 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada alacak ve teminat senetlerinin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı-birleşen davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı-birleşen davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı birleşen davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. ASIL DAVA

1. Davacı vekili; müvekkili ile davalı şirketler arasında 02.10.2007 tarihli Rüzgâr Elektrik Santrali Projesi satışına ilişkin sözleşme ve bu sözleşmeye istinaden 08.10.2009 tarihli Rüzgâr Elektrik Santrali Projesi satışına ilişkin sözleşmede avans ödenmesine ilişkin protokol imzalandığını, müvekkilinin sözleşme kapsamında rüzgar elektrik santrali projelerine ilişkin iş fikrinin müvekkili veya müvekkilinin belirleyeceği iştirakine devredilmesi karşılığında 3.750.000,00 USD + KDV olmak üzere toplamda 4.425.000,00 USD ve 1.000.000,00 TL'yi davalılara ödediğini, bu kapsamda açılan ihalede müvekkili tarafından maliyetler de gözetilerek makul bir fiyat verilmesine rağmen ihalenin müvekkili aleyhine sonuçlandığını ve bu sebeple EPDK tarafından lisans ve TEİAŞ tarafından bağlantı uygunluğu yazısı verilmemesiyle sözleşmede ön görülen bozucu şartın gerçekleştiğini, talebe rağmen davalıların ödenen bedeli iade etmediğini ileri sürerek davalılara ödenen bedelin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2. Davalı D. Mobilya Grubu İmalat San. ve Tic. A.Ş. vekili; müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve müvekkiline ayrıca sorumluluk yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

3. Davalı M. Turizm Teks. İnş. Tic. Yat. A.Ş. vekili; müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve müvekkiline ayrıca sorumluluk yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

II. BİRLEŞEN DAVA

1. Davacılar vekili; asıl davaya cevaplarındaki vakıaları tekrarla müvekkillerinin taraflar arasında imzalanmış olan 02.10.2007 tarihli sözleşme gereğince tüm yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ancak bakiye alacakları ödenmediği gibi teminat olarak verilen bonoların da iade edilmediğini, ihalede davalının basiretli tacir gibi azami gayret göstermeyip düşük teklifte bulunması nedeniyle ihaleyi kazanamadığını ileri sürerek davalı tarafından ödenmeyen ikinci kısım bakiye alacağın faizi ile birlikte tahsiline ve teminat amaçlı verilen senetlerin davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.

2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl davadaki vakıaları tekrarla davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 29.12.2016 tarihli ve 2012/326 Esas, 2016/712 Karar sayılı kararı ile; davalı-birleşen davacıların projelere bağlantı uygunluğu ve lisans alınmasını üstlenmediği, sadece yeterli nitelikteki projeleri hazırlayıp devretmeyi yüklendiği, bu nedenle davalı-birleşen davacıların lisans alınamamasından sorumlu tutulamayacağı, davacı-birleşen davalının ikinci dilim ödemeye mahsuben 1.000.000,00 TL ödemesi ve davalıların birinci dilime ilişkin yükümlülüklerini ifa etmeleri karşısında ikinci dilim ödemeye hak kazandıkları yönünde kanaat oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine; birleşen davanın kabulü ile toplam 6.237.124,00 TL'nin 3.118.562,00 TL’si D.-T. D. Mobilya İmalat Ener. Ür. San. A.Ş'ye, 3.118.562,00 TL’si M. Tur. Tek. İnş. Tic. Yatırım A.Ş’ye ait olmak üzere 22.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte birleşen dosya davacılarına verilmesine, sözleşme kapsamında davacı birleşen davalıya verilen teminat senetlerinin davalı birleşen davacılara iadesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 05.02.2020 tarihli ve 2017/3925 Esas, 2020/267 Karar sayılı kararı ile; sözleşmenin 4. maddesine göre toplam satış bedelinin birinci kısmına ilişkin ödemenin projenin teslimi ve 4.1. maddesindeki edimin yerine getirilmesi şartına bağlandığı ve ödemenin de yapıldığı, ikinci kısım ödeme koşullarının oluşup oluşmadığı yönündeki hususun aynı zamanda ilk kısım ödemenin davacı-birleşen davalıya iadesinin gerekip gerekmediği yönündeki uyuşmazlığın da kaynağı olduğu, bozucu yenilik doğuracak durumun ise 10. maddede satıcının tüm haklarını devrettiği projeye TEİAŞ tarafından hiçbir şekilde bağlantı uygunluğu verilmemesi ve EPDK tarafından lisans verilmemesi koşulu olduğu, bedel iadesi için hem uygun olmayan bir proje hem de lisans alamama şartının getirildiği, projenin teknik yeterliliği ile ilgili incelemeyi geçtiği ve yeterli bulunduğu, bozucu yenilik doğurucu hakkın projenin uygunluğu söz konusu olmasa bile EPDK lisansının alınamamış olması şeklinde yorumlanması hâlinde, bu defa tarafların yükümlülüklerini dürüstlük çerçevesinde yerine getirip getirmediklerinin önem arz edeceği, bu noktada ise mevcut şartlarda verilen teklifin alınan bilirkişi raporlarına göre yarışmayı kazanmaya yetmeyecek düzeyde olduğunun anlaşıldığı, öte yandan davalı-birleşen davada davacıların döviz alacağı talep etmesi karşısında bu yönde hüküm kurulmasının gerektiği, yine birleşen davada davacı M. A.Ş'nin dava öncesi temerrüt ihtarının bulunmadığı ve bu davacı açısından temerrüdün dava tarihinde başladığı gerekçesiyle davacı-birleşen davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı birleşen davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile 1.615.919,22 USD’nin davacı M. Tur. Tek. İnş. Tic. Yatırım A.Ş’ye birleşen dava tarihinden itibaren faiziyle, 1.615.919,22 USD’nin ise davacı D.-T. D. Mobilya İmalat Ener. Ür. San. A.Ş’ye temerrüt tarihi olan 24.11.2011 tarihinden itibaren faiziyle birlikte ödenmesine, 1.875.000,00 USD bedelli emre yazılı kambiyo senetlerinin davalı birleşen davacılara iade edilmesine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.04.2021 tarihli ve 2020/8274 Esas, 2021/3378 Karar sayılı kararı ile ''... 1- Dava, rüzgar elektrik santrali projesi satışına ilişkin sözleşmedeki şartın gerçekleşmemesi nedeniyle avans olarak ödenen tutarların iadesi; birleşen dava ise edimlerin yerine getirilmiş olması nedeniyle bakiye bedelin tahsili ve teminat olarak verilen senetlerin iadesi istemine ilişkindir.

Taraflar arasında 02.10.2007 tarihli “Rüzgar Elektrik Santralı Projesi Satışına İlişkin Sözleşme” başlıklı toplam 12 maddeden ibaret sözleşme ile 08.10.2009 tarihinde “02.10.2007 tarihli Rüzgar Elektrik Santralı Projesi Satışına İlişkin Sözleşmeye İşin Devamı Esnasında Alıcı Tarafından Satıcıya Avans Ödenmesine İlişkin Protokoldür” başlıklı protokol düzenlenmiştir. 02.10.2007 tarihli sözleşmenin 2. maddesinde satıcıların Çamlıca ve Salihler rüzgar elektrik santralı projelerini geliştirdikleri ve madde 4’te tanımlanan sözleşme bedeli karşılığında tüm mali ve hukuki haklarının alıcı A. Enerji’ye veya A. Enerji’nin belirleyeceği bir iştirakine devredecekleri; 3. maddesinde, bu maddede sayılan tüm hususları satıcıların beyan ve tekeffül ettikleri; 4. maddesinde ise alıcının satış bedelini ne suretle ödeyeceği belirtilmiştir. Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin davalılar tarafından yerine getirildiği, buna mukabil davacının 1. dilim ödeme olarak 3.750.000 USD ile 2. dilim ödemeye mahsuben 1.000.000 TL avans ödemesi yaptığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının TEİAŞ’ın açtığı yarışmaya girmesine rağmen yarışmayı kazanamaması ve EPDK’dan lisans alamaması nedeniyle 2. dilim ödemeyi yapma yükümlülüğü altında bulunup bulunmadığı ve ödenen 1. dilim ödemenin geri istenip istenemeyeceği hususunda toplanmaktadır.

Taraflar arasında düzenlenen 02.10.2007 tarihli sözleşme 12 maddeden ibaret olup, sözleşmenin 4. maddesinde satış bedeli toplam 7.500.000 USD + KDV olarak gösterilmiş, 4.1 maddesinde, "projelere ilişkin EPDK tarafından açıklanan koordinatların ilan edilip itiraz süresinin tamamlanmasından itibaren o paftada yer alan alanın rüzgar enerjisi üretmesi için alıcıya tahsis edildiği belgelenmiş olur ve bu sürecin sonunda projelerin devri tamamlanmış olup, satıcı sözleşmedeki yükümlülüklerinin 1. kısmını yerine getirmiş sayılır." hükmü düzenlenmiştir. 4.3 maddesinde ise, satıcının 4.1 maddedeki yükümlülüğünü yerine getirmesi ve alıcı ile satıcı arasında danışmanlık hizmetine ilişkin bir sözleşmenin imzalanmasını takiben 1. dilim olan 3.750.000 USD+KDV ödemesinin satıcılara yapılacağı ve satıcılarında buna mukabil A. Enerji lehine 1.875.000 USD tutarında iki ayrı senet verecekleri, 2. dilim ödemenin ise TEİAŞ tarafından verilecek olan bağlantı uygunluk yazısı kapsamında EPDK’nın lisans verilmesinin uygun bulunduğuna dair olumlu yazısının firmaya ulaşmasını mütakip yapılacağı ve ödeme ile birlikte alınan her iki senedin de satıcılara iade edileceği kararlaştırılmıştır.

Aynı sözleşmenin 10. maddesi ise “Sona Erme” başlıklı olup 1. fıkrada, sözleşmenin imza tarihinden itibaren başladığı, EPDK tarafından proje koordinatlarının ilan edilip itiraz süresinin sona ermesi ile satıcıların ilk yükümlülüklerini yerine getirmeleriyle birlikte ilk kısmın sona ereceği; 2. kısımda ise TEİAŞ’ın bağlantı uygunluk yazısını vermesi veya alıcı tarafından iletim hattının kurulmasını talep ederek uygunluğa onay vermesi halinde EPDK’nın alıcıya lisans uygunluk yazısını göndermesi kaydıyla sözleşme şartlarının yerine getirilmiş olacağı kararlaştırılmıştır. 2. fıkrada ise TEİAŞ tarafından bağlantı uygunluk izni verilmez ve EPDK tarafından lisans verilmez ise satıcının ilk ödeme dilimi olan 3.750.000 USD’yi geri ödeyeceği ve buna mukabil alıcınında 1. dilim ödeme nedeniyle aldığı senetleri satıcıya iade edeceği kararlaştırılmıştır.

Sözleşmenin bu 2 maddesinde taraflar, açıkça sözleşmenin iki kısım olduğunu ve ancak ilk kısımdan sonra 2. kısımda TEİAŞ’ın bağlantı uygunluk yazısı vermesi ve EPDK’nın da lisans uygunluk yazısı vermesi kaydıyla sözleşme şartlarının yerine getirilmiş olacağını kararlaştırmışlardır. Ayrıca, sözleşme 2 kısım olarak kabul edildiği gibi buna bağlı olarak ilk dilim ödemenin 1. kısım sonunda; 2. dilim ödemenin ise 2. kısım sonunda yapılacağı kabul edilmiştir. Gerek 4.3 maddede, gerekse 10/2 maddede TEİAŞ’ın bağlantı uygunluk yazısı vermesi ve EPDK’nın da alıcıya lisans uygunluk yazısı vermesi koşuluyla sözleşmenin yerine getirilmiş olacağı kararlaştırılmış olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi’nin ancak projelerin yetersiz olması nedeniyle lisans alamama halinde bozucu şartın gerçekleşeceği, oysa projenin uygun ve yeterli olduğu ve bu suretle davalının tüm edimini yerine getirdiğine dair gerekçesi sözleşmenin bu hükümleri karşısında doğru görülmemiştir. 1. dilim ödeme yapılırken ödeme miktarınca senet alınması, 2. kısımda öngörülen şartın gerçekleşmesi halinde 1. dilim ödemenin iadesinin yapılacağı ve senetlerin bunun teminatı olduğunu göstermektedir. Her ne kadar lisans alma konusunda satıcıların sözleşme gereğince yükümlendikleri bir edim bulunmamakta ise de, bu hususun sözleşme hükümlerine göre bir önemi bulunmamaktadır. “EPDK’dan lisans alınması” sözleşmede 2. dilim ödemenin yapılması için şart olarak kabul edilmiş olup, lisans alınamadığı hususu da uyuşmazlık dışı bulunduğundan davacı alıcının ödeme yükümlülüğü doğmadığı gibi sözleşmenin 10/2 maddesi gereğince lisansın alınmamış olması nedeniyle de bozucu şart gerçekleşmiş olup 1. dilim ödemenin de iade edilmesi gerekmektedir.

Ancak, hiç kuşkusuz TBK’nın 175. maddesi gereğince alıcı, dürüstlük kuralına aykırı olarak şartın gerçekleşmesine engel olmuş ise şartın gerçekleştiğini kabul etmek gerekecektir. Bu konuda ispat külfetide bu hususu ileri sürene ait bulunmaktadır. Gerek ilk derece mahkemesince gerekse Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta raporlar alnmıştır. 30.12.2014 tarihli raporda, “teklif verilen 11. paket fiyatları ve o tarihte elektrik piyasasında oluşan fiyatlar birlikte değerlendirildiğinde alıcı tarafından yapılan tekliflerin ortalama değerler içerdiği ancak önceki yarışmalarda ortaya çıkan fiyatın altında bir teklif olduğu"; 04.09.2015 tarihli ek raporun çoğunluk görüşünde “A.enerji tarafından verilen teklifin diğer teklifler dikkate alındığında aşırı düşük değil ortalama bir teklif olduğu, ancak bu tür bir yarışmayı kazanmak isteyen basiretli bir tacirin teklif edeceği fiyat olmaktan uzak bulunduğu”, bu raporun ayrık görüşünde ise “A.enerji tarafından verilen tekliflerin uygun, makul, ortalama teklifler olduğu, A.enerji şirketinin bilinçli olarak düşük teklif verdiği yönünde bir saptamanın doğru bir değerlendirme olmayacağı”; 07.09.2016 tarihli 2. heyet raporunda “A.enerji şirketinin yarışmada düşük fiyat verdiği tespitini yapmanın mümkün olmadığı” 02.10.2018 tarihli raporda ise “A.enerji tarafından verilen teklifin normal koşullarda makul olduğu, A.enerji tarafından verilen tekliflerin ihaleyi almamak için verilmiş makul olmayan teklifler olduğunu söylemenin mümkün olmadığı” tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda alınan tüm raporlarda, genel olarak davacı yanca verilen teklifin makul-ortalama teklifler olduğu belirtilmiş olmakla davacının şartın gerçekleşmesini engellemek amacıyla davrandığı, iyiniyetli olmadığı, dürüstlük kuralına aykırı davrandığı söylenemeyecektir. Her ne kadar 01.10.2019 tarihli raporda, davacının yarışmayı kazanabilir nitelikte olmayan teklif vermesi nedeniyle yarışmayı kaybetmekteki tüm kusur ve sorumluluğun A.enerji’ye ait olduğuna yönelik belirlemeler yapılmış ise de, zaten A.enerji’nin verdiği teklifin yeterli olmaması nedeniyle yarışmayı kazanamadığı açık olduğundan ve ayrıca bu konudaki kusur ve sorumluluğun A.enerji’ye ait olduğu yönündeki değerlendirmenin de davaya katkısı bulunmayıp, verilen teklifin makul olup olmadığı yönünde bir görüş bildirilmediğinden rapordaki görüş, farklı kanaate varmayı gerektirmemektedir. Kaideten ticaret hayatında amaç, her ne olursa olsun yarışma kazanmak/ihale almak değil, yapılacak yatırımdan/ girişilen işten kâr elde etmektir. Alıcının, ticari menfaatini gözeterek teklif vermesi ticari hayatın gereği olup, kendi menfaatini gözardı etmesi kendisinden beklenemeyeceğinden ve somut olayda alınan raporlara göre de alıcının dürüstlük kuralına aykırı davrandığı söylenemeyeceğinden Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu konudaki kabulü de doğru olmamış; kararın davacı-davalı A. Enerji A.Ş. yararına bozulması gerekmiştir.

2- Kabule göre de, birleşen davada davacılar dava dilekçesinin netice ve talep kısmında “… ödenmeyen 2. dilim bakiye alacağımızdan kalan 3.750.000 USD (3.750.000*1.9299=7.237.125 TL) – 1.000.000 TL, toplam 6.237.125 TL’nin...” demek suretiyle TL cinsinden talepte bulunmuş olmalarına rağmen mahkemece, birleşen davada döviz üzerinden kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır.

3- Yine kabule göre, birleşen davada davacılar keşide ve vade tarihi boş 2 adet 500.000 TL tutarında senedin de iadesini talep etmelerine rağmen mahkemece bu hususta olumlu/olumsuz bir karar verilmemesi dahi doğru değildir.

4- Bozma sebep ve şekline göre, birleşen davada davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir...'' gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/1138 Esas, 2021/2005 Karar sayılı kararı ile davacı birleşen davalının, davalı-birleşen davacılar tarafından hazırlanan projeyle ihaleye davet edildiği ancak yarışmayı kazanamadığı, alınan tüm bilirkişi raporlarında ihalede verilen tekliflerin makul teklifler olduğu sonucuna varıldığı, davacı-birleşen davalının şartın gerçekleşmesini engellemek amacıyla düşük teklif verdiği ve iyiniyetli olmayıp dürüstlük kuralına aykırı davrandığına dair iddianın ispatlanamadığı, lisans alınması konusunda davalı-birleşen davacıların yükümlendikleri bir edim bulunmuyorsa da sözleşmede EPDK'dan lisans alınmasının ikinci dilim ödemenin yapılması için şart olarak kabul edildiği ve 10/2. maddesinde de lisansın alınmamasının bozucu şart olarak öngörüldüğü, EPDK'dan lisans alınamadığı konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı gibi lisans alınamamasında davacı-birleşen davalıya yüklenecek bir kusur da bulunmadığından bozucu şartın gerçekleştiği gerekçesiyle davacı-birleşen davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü; davalı-birleşen davacılar vekillerinin istinaf başvurularının reddi ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; asıl davanın kısmen kabulü ile 3.750.000,00 USD+KDV toplamı olan 4.425.000,00 USD ile 1.000.000,00 TL’nin 22.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı-birleşen davacılardan tahsiline, davalı birleşen davacıların teminat senetlerinin iadesi isteminin kabulüne, davalı-birleşen davada davacılar vekillerinin diğer tüm istemlerinin reddine karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı

1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.06.2023 tarihli ve 2022/1448 Esas, 2023/3813 Karar sayılı kararı ile; “… Asıl dava, rüzgar elektrik santrali projesi satışına ilişkin sözleşmedeki şartın gerçekleşmediği iddiası ile avans olarak ödenen tutarların iadesi talebine ilişkin olup; birleşen dava ise edimlerin yerine getirildiği iddiası ile bakiye bedelin tahsili ve teminat olarak verilen senetlerin iadesi istemine ilişkindir.

Taraflar arasında, 02.10.2007 tarihli “Rüzgar Elektrik Santralı Projesi Satışına İlişkin Sözleşme” başlıklı toplam 12 maddeden ibaret sözleşme ile 08.10.2009 tarihinde “02.10.2007 tarihli Rüzgar Elektrik Santralı Projesi Satışına İlişkin Sözleşmeye İşin Devamı Esnasında Alıcı Tarafından Satıcıya Avans Ödenmesine İlişkin Protokoldür” başlıklı protokol düzenlenmiştir. 02.10.2007 tarihli sözleşmenin maddeleri incelendiğinde asıl davada davalı yanlar satıcı olarak anıldıktan sonra sözleşmenin konusu "satıcılar, sözleşme EK-2 de detaylı bilgileri verilen Çamlıca ve Salihler rüzgar elektrik santralı projelerini geliştirmiş olup, madde 4.1 de tanımlanan Toplam Sözleşme Bedeli karşılığında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Kanunu ve ilgili diğer mevzuattan kaynaklanan ve Projeler'e ilişkin mali, hukuki, fikri ve sinai haklar ve know-how da dahil olmak üzere tüm hakları A.enerji'ye veya A.enerji'nin belirleyeceği bir iştirakine devredecektir." şeklinde belirlenmiştir.

02.10.2007 tarihli sözleşmenin 4 üncü ve 10 uncu maddeleri ise projelerin devri ve satış bedelini belirledikten sonra ödemenin nasıl yapılacağına ve sözleşmenin sona ermesi hükümlerine ilişkindir. Buna göre asıl davada davalılar yani satıcıların edimini tek seferde ifa edeceği kararlaştırılmıştır. Davacının yani alıcının edimi ise; Sözleşmenin 10 uncu maddesinde iki aşamada ifa edileceği kararlaştırılmış olup bu husus alıcının ödeme takvimine ilişkindir. Her ne kadar aynı maddede şartların gerçekleşmemesi halinde tarafların verdiklerini geri alabilecekleri kararlaştırılmış ise de sözleşmenin imzalandığı tarihte RES alanlarının yarışma usulü ihale ile verileceğine dair EPDK tarafından yayımlanan 23.07.2004 tarihli tebliğin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiş olup, sözleşmede de yarışma usulüne ilişkin her hangi bir belirlememe yoktur. Anılan maddeden yararlanılabilmesi ancak davalı satıcılar tarafından yapılan projenin yeterlilik şartlarını taşımaması nedeniyle TEİAŞ tarafından bağlantı uygunluk yazısının verilmemesi ve EPDK tarafından lisans verilmemesi hallerinde mümkündür. Nitekim davacı ihale katılma yeterlilik şartlarına haiz olmakla ihaleye katılmış ve fakat düşük teklif vermesi nedeniyle elenmiştir. Bu durumda işin tamamlanmasında davalıya atfedilecek her hangi bir kusur bulunmamasına göre ve mevcut delil durumuna göre asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

D. Bölge Adliye Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Bölge Adliye Mahkemesinin 28.02.2024 tarihli ve 2023/1668 Esas, 2024/365 Karar sayılı kararı ile 02.10.2007 tarihli sözleşmenin 4 ve 10. maddelerinin projelerin devri ve satış bedelini belirledikten sonra ödemenin nasıl yapılacağına ve sözleşmenin sona ermesi hükümlerine ilişkin olduğu, asıl davada davalıların edimini tek seferde ifa edeceğinin, alıcının ediminin ise sözleşmenin 10. maddesinde iki aşamada ifa edileceğinin kararlaştırıldığı, bu hususun alıcının ödeme takvimine ilişkin olduğu, sözleşme tarihinde ilgili alt mevzuatın yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiş olup sözleşmede de yarışma usulüne ilişkin her hangi bir belirleme olmadığı, somut olayda davacı-birleşen davalının ihale katılma yeterlilik şartlarına haiz olmakla ihaleye katıldığı ve fakat düşük teklif vermesi nedeniyle elendiği, bu durumda işin tamamlanmasında davalı-birleşen davacılara atfedilecek her hangi bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davacı-birleşen davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı-birleşen davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile 3.118.562,00 TL'nin birleşen davada davacı M. Tur. Tek. İnş. Tic. Yatırım A.Ş’ye faiziyle birlikte verilmesine, 3.118.562,00 TL'nin birleşen davada davacı D.-T. D. Mobilya İmalat Ener. Ür. San. A.Ş'ye faiziyle birlikte verilmesine, sözleşme kapsamında verilen senetlerin birleşen dosya davacılarına iadesine karar verilmiştir.

E. Gönderme Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.09.2024 tarihli ve 2024/2993 Esas, 2024/6392 Karar sayılı kararı ile “… 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin altıncı fıkrasında; “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” denilmektedir.

Bu madde uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.

Belirtilen nedenle dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.” gerekçesiyle dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davacı-birleşen davalı vekili, sözleşme tarihinde mevzuatta yarışma ihalesinin mevcut olmadığını, ilk ödeme kadar teminat senedi verilmesi ve ikinci ödemenin müvekkiline lisans verilmesi şartına bağlanması ile davalı-birleşen davacıların ilk ödeme tutarını iade yükümlülükleri gözetildiğinde sözleşmenin 4.1. maddesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmesinin tek başına anlam ifade etmediğini, asıl olanın müvekkilinin lisans alması olduğunu, ikinci ödemenin avans mahiyetinde olduğunu, ikinci kısım ödeme için geciktirici şartın gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması yanında birinci kısım ödeme için bozucu şartın gerçekleştiğini, müvekkilinin dürüstlük kuralına aykırı davranışının bulunduğuna dair de herhangi bir delil sunulmadığını, 08.10.2009 tarihli protokolde işin sözleşme hükümlerine tamamen uygun tamamlanması hâlinde toplam sözleşme bedelinden mahsup edilecek ayrıca bir avans daha alındığına işaret edildiğini, bu protokolde kullanılan “ayrıca bir avans daha alınmıştır” ifadesinin önceki ödemenin de avans mahiyetinde olduğunu ortaya koyduğunu, davalı birleşen davacıların rüzgar santrallerinin müvekkili tarafından kurulması ve işletilmesi için lisans almasının sağlanmasını taahhüt ettiklerini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalı-birleşen davacılar vekili, birleşen davanın USD olarak kabulü ile bu bedelin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesince faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek USD cinsinden karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Özü

Davanın özü asıl davada; taraflar arasında 02.10.2007 tarihinde akdedilmiş olan sözleşmede geciktirici ve/veya bozucu koşula yer verilip verilmediği, bozucu koşul kabul edilirse somut olayda gerekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmişse davacı-birleşen davalının dürüstlük kuralına aykırı davranışının sebep olup olmadığı ve buradan varılacak sonuca göre davacı-birleşen davalının yapmış olduğu ödemelerin iadesini isteyip isteyemeyeceği, birleşen davada teminat olarak verildiği sabit olan senetlerin iadesinin gerekip gerekmediği, bakiye sözleşme bedeline hükmedilip hükmedilmeyeceği ile bu bedelin USD mi yoksa TL üzerinden mi hüküm altına alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

D. Ön Sorun

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, Özel Dairenin 15.06.2023 tarihli bozma kararının 06.04.2021 tarihli bozma kararını ortadan kaldırır nitelikte olup olmadığı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373/6. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.

E. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/6. maddesi

2. Değerlendirme

1. 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, HMK'nın 373. maddesine "Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır." şeklindeki 6. fıkra eklenmiştir.

2. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir.

3. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde ve yine kesin mahiyette yeniden bozulması üzerine verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.

4. Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere kesin bozma içeren kararlar, denetimle görevli Yargıtay ilgili özel dairesinin denetlediği davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının reddedilmek üzere veyahut davanın reddine ilişkin kararın kabul edilmek üzere açıkça bozularak ortadan kaldırılmasını sağlayan kararlarıdır.

5. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı olmakla birlikte bu görev dahi her iki bozma kararının da verildiği sırada aynı mevzuat hükümlerinin uygulanıyor olması, eş anlatımla mevzuatta değişiklik bulunmaması ve inceleme kapsamındaki verilerde herhangi bir değişiklik bulunmaması ön koşullarına bağlıdır.

6. Bu noktada “nihaî karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. HMK'nın 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihaî kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662).

7. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez vd., Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihaî kararlar olduğu gibi dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da, usule ilişkin nihaî kararlardır.

8. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır. Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa kesin hükümden dolayı reddedilir.

9. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesinin asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair kararını taraf vekillerinin istinaf etmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı-birleşen davalı yanın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı-birleşen davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen birinci karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairenin 06.04.2021 tarihli birinci bozma kararıyla, sözleşmenin gerek 4.3 ve gerekse de 10/2. maddesinde TEİAŞ’ın bağlantı uygunluk ve EPDK’nın da alıcıya lisans uygunluk yazısı vermesi koşuluyla sözleşmenin yerine getirilmiş olacağının kararlaştırıldığı, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinin sözleşmenin bu hükümleri karşısında doğru görülmediği, birinci kısım ödeme yapılırken ödeme miktarınca senet alınmasının, ikinci kısımda öngörülen şartın gerçekleşmesi hâlinde birinci dilim ödemenin iadesinin yapılacağını ve senetlerin bunun teminatı olduğunu gösterdiği, her ne kadar lisans alma konusunda satıcıların sözleşme gereğince yükümlendikleri bir edim bulunmamakta ise de, bu hususun sözleşme hükümlerine göre bir önemi olmadığı, EPDK’dan lisans alınmasının sözleşmede ikinci kısım ödemenin yapılması için şart olarak kabul edildiği, lisans alınamadığı hususu da uyuşmazlık dışı bulunduğundan davacı-birleşen davalının ödeme yükümlülüğü doğmadığı gibi sözleşmenin 10/2. maddesi gereğince lisansın alınmamış olması nedeniyle de bozucu şartın gerçekleştiği ve birinci kısım ödemenin de iade edilmesi gerektiği, somut olayda alınan raporlara göre de alıcının dürüstlük kuralına aykırı davrandığının söylenemeyeceği bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin bu konudaki kabulünün doğru olmadığı kararın davacı-birleşen davalı A. Enerji A.Ş. yararına bozulması gerektiği bozma sebep ve şekline göre davalı birleşen davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

10. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine, Özel Dairenin 15.06.2023 tarihli kararıyla "...asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması" doğru görülmeyerek kararın bozulmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak, asıl davanın reddine ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

11. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle HMK'ya eklenen 373/6. fıkra uyarınca mevzuatta veya dosya kapsamında bir değişiklik olmadan davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin mahiyette bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için; mevzuatta ya da dosya kapsamında bir değişiklik olmaksızın davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.

12. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HMK'nın 373/6. maddesinin ruhuna aykırıdır.

13. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen ikinci bozma kararı asıl davanın reddi ve birleşen davanın kabulü yönünde kanunun aradığı şekilde kesin mahiyette bir bozma ise de ilk bozma kararı anılan mahiyette davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bir kesin bozma olarak kabul edilemeyeceğinden yukarıda açıklandığı şekilde çelişen iki ayrı kesin bozma kararı bulunduğundan söz edilemez.

14. Bu nedenle, HMK'nın 373/6. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin ikinci bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olup dosyanın Bölge Adliye Mahkemesince verilen son kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi gereklidir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

15.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si ÖN SORUN VAR, 3’ü ise ÖN SORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.