KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

VEKALETİN KÖTÜYE KULLANILMASI VE MURİS MUVAZAASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI OLARAK AÇILAN DAVALARDA KURAL OLARAK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE VE ZAMANAŞIMI SÜRESİ YOKTUR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/1-493
Karar No       : 2025/356

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 08.12.2022
SAYISI                          : 2022/251 E., 2022/308 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/3146 Esas,
                                        2022/4303 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda düzeltilerek onanmış, davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babaları olan mirasbırakan Zikri D.’dan kalan 5 parsel sayılı taşınmazın intikal işlemleri için dava dışı dayılarına vekâlet verdiklerini, ancak vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ve kardeşleri olan davalı Harun D.’ın taşınmazın tamamını adına tescil ettirdiğini, ayrıca aynı taşınmazda anneleri Tamaşa’ya ait payın da davalı tarafından muvazaalı olarak devraldığını, kök muris baba Zikri’nin 1997 anne Tamaşa’nın ise 2011 yılında öldüğünü, müvekkillerinin durumu annenin ölümünden çok sonra öğrendiklerini ve davalıdan haklarını talep ettiklerini ancak davalının hakkın teslimi yerine taşınmazı satmaya çalıştığını duyduklarını ileri sürerek, babalarından intikal eden paylar ile anneleri Tamaşa’dan intikal etmesi gereken paylar yönünden tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların dava konusu taşınmazın satışı için dayıları olan dava dışı Yusuf Kalkan'ı vekil tayin ettiklerini, anılan vekâletname uyarınca Yusuf’un davacılardan Azamet ve Hümezet’in miras paylarını müvekkiline, diğer davacı Nezafet’in payını da anneleri Tamaşa'ya satış suretiyle temlik ettiğini, daha sonra Tamaşa’nın payını yine satış yoluyla müvekkiline devrettiğini, satış bedelinin davacılara ödendiğini, devir tarihinden itibaren taşınmazın müvekkilinin kullanımında olduğunu, davacıların on altı yıl sonra kötüniyetli olarak dava açtıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

 6. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2016 tarihli ve 2013/581 Esas, 2016/42 Karar sayılı kararı ile; davacıların vekâlet verdikleri dayıları Yusuf K.'ın sağlığında Yusuf'a da yöneltilmek suretiyle bir dava açmadıkları, asıl muhatapları olması gereken ve hesap vermek zorunda olan vekil Yusuf'a karşı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan haklarını ileri sürmedikleri, aksine devir tarihi olan 1997 yılından 2013 yılına kadar yaklaşık on altı yıl gibi bir süre bekledikleri, davacılarca vekâlet görevini kötüye kullanması için bir neden ileri sürülüp ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2016/12451 Esas, 2019/4874 Karar sayılı kararı ile;

"... taraflarca bildirilen delillerin eksiksiz toplanması ile vekalet görevinin kötüye kullanılması hususunda; taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihindeki rayiç bedelin tespit edilmesi, davalı savunması ile davalı tanıkları beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirilerek vekilin iradesinin saptanması, muris muvazaası hususunda ise mirasbırakan Tamaşa’nın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

9. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli ve 2019/532 Esas, 2021/38 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2021 tarihli ve 2021/6970 Esas, 2021/7965 Karar sayılı kararı ile; “... Hemen belirtilmelidir ki; hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.

..Somut olayda, Mahkemece davanın kabulü ile “davalı adına” olan tapu kaydının iptaline karar verilmesi gerekirken, “davacı adına kayıtlı” tapu kaydının iptaline şeklinde infazda tereddüt yaratacak biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün 1. bendinde yer alan “...Davacı adına kayıtlı...” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine; “...Davalı adına kayıtlı...” ibaresinin yazılmasına, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA...” oy çokluğuyla karar verilmiştir.

12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

13. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/3146 Esas, 2022/4303 Karar sayılı kararıyla;

“... Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nin 190/1. maddesi uyarınca; ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan, 4721 sayılı TMK’nin 6. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.

Somut olayda, davacılar babaları Zikri D.’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen payları yönünden vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, mirasbırakan anneleri Temaşa tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise işlemin muvazaalı olduğu iddialarını öne sürerek tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde bedelin tahsilini talep etmişlerdir.

Dosya kapsamından; davaya konu taşınmazda davalı Harun’un oturduğu, mirasbırakan Zikri adına kayıtlı taşınmazın 20/10/1997 tarihinde vekil Yusuf, davalı Harun ve mirasbırakan Temaşa huzurunda tüm mirasçılara intikal ettiği ve aynı işlemle davacı Azamet ve Hümzete ile dava dışı Davut paylarının vekil aracılığıyla davalıya devredildiği, davacı Nezafet payının ise mirasbırakan Temaşa’ya devredildiği, Temaşa’nın ise aynı tarihte bir sonraki işlemle maliki bulunduğu payı davalıya devrettiği, davalının taşınmazda murisin ölümünden sonra da oturmaya devam ettiği, davanın 17/09/2013 tarihinde açıldığı, bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar yaklaşık 16 yıl boyunca davacılar tarafından herhangi bir hak talebinde bulunulmadığı, bu nedenle davacıların da bu durumu bildiklerinin anlaşıldığı, aksi yöndeki kabulün hayatın olağan akışına uygun düşmediği, tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde vekaletlerin davacılar tarafından taşınmazı kullanan kardeşleri olan davalıya devir amacıyla verildiği kanaatinin oluştuğu, böyle olmasa dahi en azından aradan geçen zaman nedeniyle vekilin işlemine onay verildiğinin kabulünün gerektiği, bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı davanın haklı olmadığı anlaşılmaktadır.

Davacıların muris muvazaasına dayalı iddialarına gelince, davacı Hümezet’in payını diğer davacılarla aynı tarihte kardeşine değil annesine temlik ettiği, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırdığından bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Zira diğer mirasçıların da amacı davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmektir. Rızaya dayalı temliklerden 16 yıl sonra dava açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme yoksa da Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır.

Açıklanan bu nedenlerle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönündeki kararın isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.

Kabule göre de, davaya konu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden davacıların miras payına isabet eden miktar belirlenerek bu değer üzerinden karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken usul ve yasaya uymaksızın daha düşük karar ve ilam harcına hükmedilmiş olması hatalıdır...” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulü ile düzelterek onama kararı kaldırılarak hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Direnme Kararı

14. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/251 Esas, 2022/308 Karar sayılı kararıyla; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

15. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan babaları Zikri D.’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan anneleri Tamaşa tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada; davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatlanıp ispatlanamadığı, somut olayda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından temlik tarihinden dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında öne sürülen iddiaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2 ve 3. maddeleri kapsamında değerlendirilerek reddinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmıştır.

III. GEREKÇE

17. Vekâlet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502 ilâ 514. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, TBK’nın gerek temsile gerekse vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca vekilin, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. TBK’nın 506/2. maddesinde yer alan “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” şeklindeki açık hüküm gereğince, vekilin sadakat ve özen borcu, vekil edene karşı en önde gelen borçlarındandır. Bu borcun bir gereği olarak vekil, vekil edenin daima yararına hareket etme, vekil edeni zararlandırıcı, onun iradesine aykırı eylem ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır.

18. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekâlet sözleşmesi temelinde güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması TBK’nın vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümleri yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.

19. Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. Vekil, kendisi veya üçüncü kişinin çıkarı için kasten vekil edenin zararına hareket edebileceği gibi, vekâlet görevini kötüye kullanırken, kendisini veya üçüncü kişiyi faydalandırmayı düşünmeyerek sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da bir eylem veya işlem yapabilir.

20. Diğer taraftan, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet veren arasında bir iç sorun olarak kalmakta, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmemektedir.

21. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise ya da kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.; 18.02.2021 tarih ve 2017/1-1243E., 2021/113 K).

22. Görüleceği üzere, vekilin vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yetkilerini müvekkilini zarara uğratmak amacıyla kullanarak onu zararlandıran sonuçlara sebebiyet vermesi durumunda vekâletin kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Vekilin vekâlet görevini kötüye kullanmak suretiyle başka bir kişi ile bir sözleşme yapması ve söz konusu kişinin de bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde, vekâlet veren yapılan işlemle bağlı tutulamayacak ve işlemin iptalini talep edebilecektir. Çünkü bu durumda vekil vekâlet yetkisini TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı olarak, vekil ile işlem yapan üçüncü kişi ise hakkını kötüye kullanmaktadır.

 23. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir. Zira, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.

24. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal sebebine ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra muris muvazaası hukuksal sebebine de dayanılmış olduğundan uyuşmazlığın çözümü bakımından bu konu ilgili kavram ve yasal mevzuatın da incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

25. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).

26. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19. [BK'nın 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında;

"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.

27. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.

28. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.

29. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.

30. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.

31. Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.

32. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.

33. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.

34. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.

35. Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.

36. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.

37. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.

38. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.

39. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.

40. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

41. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

42. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. Burada hemen belirtmek gerekir ki muris muvazaasına ilişkin davalarda mirasbırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır. Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ise de somut olayda olduğu gibi tanık delili dışında dayanılan başka delillerin bulunması durumunda dayanılan bu delillerin değerlendirilmesi sırasında da gözetileceği kuşkusuzdur.

43. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan Zikri D.’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan Tamaşa tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılmıştır.

44. Mirasbırakan Zikri D.'ın 25.03.1997 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak geriye eşi Tamaşa ile davacı çocukları Azamet, Hümezet, Nezafet ve davalı oğlu Harun ile dava dışı oğlu Davut kalmış, eş Tamaşa ise 07.03.2011 tarihinde ölmüştür.

45. Dosya kapsamında bulunan kayıtlardan 168 ada 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki haklarının satışı yetkisini de içerir şekilde davacı Hümezet’in Torbalı 2. Noterliğinin 09.10.1997 tarih ve 14071 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile, davacı Azamet’in de Bursa 11. Noterliğinin 08.10.1997 tarih ve 30055 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı Yusuf Kalkan'ı vekil tayin ettikleri, davacı Nezafet’in ise 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki hakkının Tamaşa'ya satılması yetkisini de içeren Altındağ 3. Noterliğinin 10.10.1997 tarih ve 23397 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı Yusuf Kalkan'ı vekil tayin ettiği, 20.10.1997 tarihli ve 5566 yevmiye numaralı resmi senet ile 4 ve 27 parsellerde Azamet, Davut, Hümezet payların vekil Yusuf tarafından davalı Harun'a, davacı Nezafet'e ait payın ise vekil Yusuf aracılığıyla Tamaşa'ya temlik edildiği anlaşılmaktadır. 20.10.1997 tarihli ve 5567 yevmiye numaralı resmi senet ile de anne Tamaşa’nın 4 ve 27 parsellerdeki 8/20 payını Harun'a devrettiği, 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazların imar uygulaması sonucu 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın 317/319 payının davalı Harun adına, 2/319 payının ise Çayırova Belediyesi adına kayıtlı olduğu, davacılar Azamet ve Hümezet’in vermiş olduğu vekâletnamenin genel yetki içeren vekâletname, davacı Nezafet tarafından verilen vekâletnamenin ise ise özel yetkili vekâletname olduğu anlaşılmaktadır.

46. Diğer yandan vekâletin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yoktur. Her iki dava bakımından da ispat yükü davacı tarafta olup, uyuşmazlığın ispat hukukuna ilişkin kurallar çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dinlenen tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının mirasbırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, zira annenin ve diğer mirasçıların amacının davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki sebebe dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerekmektedir.

47. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, dosya kapsamına göre vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ispatlandığından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile; vekâlet görevinin kötüye kullanılması davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre uygulanması mümkün değil ise de, iradeye aykırı davranışın öğrenilmesine rağmen uzunca sayılacak sürede dava açılmamış olması işlemin iradi olduğu ve vekâletnamenin iradeye uygun olarak kullanıldığı yönünde delil niteliğinde bulunduğu, somut olaya uygun alan ve bozma kararında yer verilen gerekçe değiştirilmeden hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

48. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I  O Y"

Tarafların iddia ve savunmalarına, uyuşmazlığın niteliğine, taraflarca sunulup incelenen delillere uygun bir gerekçe ve sonuç içeren Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, hukuki nitelemeye ilişkin bir farklılık dahi olmadığı hâlde Özel Dairenin delil değerlendirmesi yönündeki gerekçeleri değiştirilmek suretiyle değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Birinci Başkanvekili        Üye
Adem Albayrak                  Zeki Gözütok

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 20’si DEĞİŞİK GEREKÇELİ BOZMA, 4’ü BOZMA, 1’i ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.

BİLGİ : “Muris muvazaasına dayalı dava her zaman açılabilir” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06 Mayıs 2015 ve 29 Eylül 2022 tarihli kararları için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/muvazaa-sureye-bagli-degil-durustluk-kurali