KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

AYIP DIŞINDAKİ ESER SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN ALACAKLAR İÇİN TBK 147/6 HÜKMÜNDEKİ BEŞ YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ UYGULANIR.

T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2024/2700
KARAR NO    : 2025/3216

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L Â M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ              : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TARİHİ                        : 26.06.2024
NUMARASI                : 2024/920 E., 2024/1034 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile aralarında 10 adet Servo Motorlu Medikal Maske üretim makinesinin satışı, kurulumu ve çalışır vaziyette teslimi konusunda 15.10.2020 tarihli eser sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak davalının eseri sözleşmenin 4/d maddesi gereğince en geç 22.10.2020 tarihinde teslim etmesi gerekirken 04.12.2020 tarihinde geç teslim ettiğini, teslim edilen makinelerin sözleşmedeki niteliklere haiz olmadığını, seri üretim yapmadığını ayıplı teslim edildiğini, makinelerin ayıplı olduğunun Gebze 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/68 D. İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini beyan ederek şimdilik 25.000,00 USD bedel indiriminin temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesine göre işleyecek Kamu Bankalarınca USD mevduatına uygulanan En Yüksek Mevduat Faizi İle birlikte tahsili, 100.000,00 TL cezai şart bedeli ile 100.000,00 TL kazanç/kâr (yoksunluğu) kaybının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporu ve ek rapor doğrultusunda sözleşme konusu makinelerin gizli ayıplı olduğu, davacının makinelerin iyileştirilmesi için 65.000,00 USD, 300.000,00 TL cezai şart ve 315.000,00 TL kâr kaybı zararı ortaya çıktığı gerekçesiyle dava dilekçesi ile talep edilen tazminat taleplerinin kabulüne, ıslah dilekçesi ile talep edilen tazminat taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.             

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davalı tarafın süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmaması nedeniyle ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı itirazında bulunamayacağını beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Sonuç

Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklı ayıp nedeniyle bedel indirimi, cezai şart ve kazanç kaybı istemlerine ilişkindir.

1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 478. maddesi uyarınca yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Diğer yandan, ayıp dışındaki eser sözleşmesinden doğan alacaklar için ise TBK’nın 147/6 maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Hiç şüphesiz, TBK’nın 478. maddesindeki zamanaşımına ilişkin özel düzenlemenin uygulanması için talebin münhasıran eserin ayıplı şekilde tesliminden kaynaklı olması gerekir.

Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, TBK'nın 149. maddesi kapsamında, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten itibaren başlayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnızca dava açılmış olan kısım için kesildiğinden bu davanın açıldığı tarih ıslahla artırılan miktar için zamanaşımı başlangıcına esas alınamaz. Bu nedenle ıslahla artırılan miktar için zamanaşımının dolup dolmadığı dava tarihine göre değil, ıslah tarihine göre hesaplanır. Bunun sonucu olarak, alacağın zamanaşımına uğramaması için kısmi davada istenmemiş olan miktar bakımından ıslahın zamanaşımı süresinde yapılması gerekir.

Somut olayda, davacının ayıp oranında bedel indirimine ilişkin talebi, münhasıran eserin ayıplı tesliminden kaynaklı olup, taşınırlar açısından TBK m. 478 gereği 2 yıllık zamanaşımına tâbidir. Ancak, davacının cezai şart ve kazanç kaybı istemlerinde ise TBK m. 147/6 gereği 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır.

Bu itibarla mahkemece, davacının cezai şart ve kazanç kaybı istemleri yönünden, TBK’nın 147/6. maddesi gereği, eserin teslim tarihi olan 04.12.2020 tarihinden başlayarak 5 yıllık zamanaşımı süresinin 26.05.2023 ıslah tarihi itibariyle dolmadığı gözetilerek, bu alacak kalemleri yönünden işin esasına girilip, oluşacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1- Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2- Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3- İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Başkan                   Üye                   Üye                       Üye                Üye 
Mahmut Coşkun      Birol Soner       Bahri Aydoğan       İlhan Kara      Mehmet Özdemir
(Muhalif)                                                                                                (Muhalif)

- MUHALEFET ŞERHİ -

Öncelikle kısmi dava açılması halinde ilk açılan davanın alacağın tümü yönünden zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı konusunun değerlendirilmesi gerekir. 818 sayılı BK'nın 133. (TBK 154) maddede dava yoluyla mahkemeye başvurulmuş ise yani dava açılmışsa zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir. Bu maddenin de yorumunun sonucu olarak yerleşik yargısal uygulamalarda dava açılmakla ancak dava dilekçesindeki miktar için zamanaşımının kesileceği ve sadece dava açılan miktar için dava tarihinde temerrüt olgusunun gerçekleşeceği kabul edilmektedir.

Yargısal uygulamalar bu yönde süregelmiş ise de 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararı çıkmış olup yerleşik uygulamadan dönülmesi gerekip gerekmediğinin bu karar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sözünü ettiğimiz 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında "kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceği belirtilmiştir.

Bu karar zamanaşımı ile ilgili değilse de İçtihadı Bileştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesinde de geçerli olacaktır.

Yol göstericilik konusunda kararın tüm gerekçeleri değil; ana sonuçla bağlantılı ve bu sonuca hangi hukuksal nedenlerle varıldığını gösteren temel gerekçeler esas alınmak suretiyle bir sınırlama getirilmesi de içtihadı birleştirme kararlarının mahiyetine uygun bir sonuç olacaktır. Kaldı ki Yargıtay Kanunu 45/5. maddede içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağı düzenlenmiş olduğundan benzer konular için de bu içtihadı birleştirme kararının uygulanması bir zorunluluktur.

24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi olduğudur.

Bu temel gerekçenin varlığı; kararda yer verilen "...Ek dava ile kısmi dava arasında paralellik mevcut ise de ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi kapsamında sonuçlandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan süregelen davanın devamıdır ki yeni bir dava ve ek dava olarak kabul edilemez. Artırılan tutar için harç yatırılması bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz..." biçimindeki açıklamalarda ve "...bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istem ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir. Hal böyle olunca ıslahla artırılan tutar, yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır..." şeklinde yapılan açıklamalarda açıkça görülmektedir. Bu ifadeler kararın; sonuç kısmıyla da uyumlu ana ve en temel gerekçeleridir.

Bu karar temel gerekçesinden soyutlanarak yorumlanıp uygulanamayacağına göre, ıslahla miktarın artırılması halinde, bu miktar değişikliğinin, zamanaşımının kesilmesine neden olup olmadığı, zamanaşımını kesecek bir işlem ise hangi tarihte zamanaşımının kesileceği konusunda da kararın bu ana gerekçesinden yararlanılmalıdır.

Bu yararlanmanın gerekliliği uygulama ve öğretide de kabul edilmekte ve şöyle açıklanmaktadır: İçtihadı birleştirme kararları bakımından her ne kadar sadece sonuç kısmı bağlayıcı olsa da sonuç kısmı ile gerekçenin sıkı irtibatı nedeni ile kararda varılan bağlayıcı sonucun anlamlandırılabilmesi, bağlayıcılığın gerekçeye genişletilmesi ile mümkündür. (Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi (Sevinç 1977), s. 33-34; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü (Demir 2001) C. V, s. 4961. Aynı yönde Yargıtay HGK, 24.11.1965 T., 685/428, Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi, s. 34. Benzer şekilde Yargıtay 4. HD, 06.02.1973 T., 1972/5259 E., 1973/1036 K., Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku (Nesil 2000) s. 65.; Nurbanu Erzurumlu Işık, Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216). İçtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığının kapsamının belirlenmesinde de karara etki eden gerekçenin dikkate alınması gerekir. Zira, içtihadı birleştirme kararları somut bir olayın çözümü bakımından değil; hukuk dünyasında anlamlandırılması ya da uygulanması bakımından soruna yol açan kurala yönelik soyut bir ilkenin ortaya konulmasına hizmet eder (Nurbanu Erzurumlu Işık, Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216).

Bu içtihadı birleştirme kararı ile ıslahla miktar artırımı ek dava olarak görülmemiş ve sadece dava dilekçesinde yazan miktarın değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle bu miktarın düzeltilmesi olarak görülmüştür. Bu kararın sonucu olarak miktar artırımına ilişkin yapılan ıslahın da artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Düzeltilen dava dilekçesi olduğuna göre davacı tarafından ıslahın teşmil edildiği tarih de ilk dava tarihi olacaktır.

Dava tarihine teşmil edilecek şekilde bir ıslah gerçekleştiğine göre, ıslahla artırılan miktar için de dava tarihinin artık ilk dava tarihi kabul edilmesi ve dava açılmakla zamanaşımının kesileceğine dair BK'nın 133/1 bent 2 (TBK 154/1-bent 2) hükmünün ıslah edilen miktar için de ilk dava tarihi esas alınarak uygulanması gerekir.

Islahla miktar artırımı dava veya ek dava sayılmadığı için BK'nın 133/1 bent 2. madde gereğince zamanaşımı kesilmez ise de yukarıda da belirttiğimiz üzere bu ıslah dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi ve düzeltilmesi olduğundan ıslahla artırılan yeni istem için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.

Dava konusunun tümüyle değiştiği tam ıslahta zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplanacağı doktrin ve uygulamada tümüyle kabul edilir iken dava konusunun dahi değişmediği ek dava dahi sayılmadığı konusunda açık gerekçe içeren ve bu gerekçeyle sonuca giden içtihadı birleştirme kararına rağmen, ıslahla miktar artırımında zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplanmaması da çelişkili bir uygulama ve yorum olacaktır.

Diğer yandan aynı usul işlemi olan ıslahla miktar artırımı temerrüt faizi yönünden ek dava sayılmaz iken diğer yandan zamanaşımı için ek dava sayılmış olacaktır. Bu ise aynı usul kurallarının değişik maddi hukuk taleplerinde farklı uygulanması, farklı yorumlara tabi tutularak farklı sonuçlara varılması anlamını taşıyacak ve başka bir boyutta olmak üzere ayrı bir çelişki oluşturacaktır.

Açıkladığımız nedenlerle ıslahla artırılan kısım için zamanaşımının ıslah tarihine göre hesaplanması gerektiği şeklindeki yerleşik uygulamadan 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir İçtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesini oluşturan medeni usul yorumları karşısında artık dönülmesi ve zamanaşımının dava veya ek dava sayılmayan ıslahla miktar artırım tarihine göre değil, davanın açıldığı ilk tarihe göre hesaplanması gerekir.

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; 02.02.2022 tarihinde açılan ilk davada şimdilik 100.000 tl kazanç (kâr kaybı) yoksunluğu talep edilmek suretiyle kısmi dava açıldığı fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu, eserin 04.12.2020 tarihinde teslim edildiği, ıslah dilekçesinin 26.05.2023 tarihinde verildiği anlaşılmıştır.

Dairemizin sayın çoğunluğu özetle ‘’kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnızca dava açılmış olan kısım için kesildiğinden bu davanın açıldığı tarih ıslahla artırılan miktar için zamanaşımı başlangıcına esas alınamaz bu nedenle ıslahla artırılan miktar için zamanaşımının dolup dolmadığı dava tarihine göre değil ıslah tarihine göre hesaplanır. Alacağın zamanaşımına uğramaması için kısmi davada istenmemiş miktar bakımından ıslahın zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir.’’ görüşündedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle ıslah ile artırılan miktar yönünden zamanaşımının ilk dava tarihine göre değerlendirilmesi ve açılan ilk dava ile zamanaşımı kesilmiş olacağından zamanaşımı süresini eserin teslim tarihi ile ilk dava tarihi esas alınarak belirlenmesi gerektiği somut uyuşmazlıkta taşınır niteliğindeki eserin 04.12.2020 tarihinde teslim edildiği, ilk davanın ise 02.02.2022 tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresinde açıldığı, zamanaşımı süresinin ıslah ile artırılan miktar yönünden ilk dava tarihinde kesildiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Başkan                            Üye      
Mahmut COŞKUN          Mehmet ÖZDEMİR