KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DAVALI OĞULLARI İLE KISITLI BABA, AİLE APARTMANINDA FARKLI DAİRELERDE YAŞADIKLARI VE ARALARINDA BİR OTORİTENİN BULUNMADIĞI ANLAŞILDIĞINDAN EV BAŞKANI SIFATINA DAYALI SORUMLULUK DOĞMAZ.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2025/1258
Karar No      : 2025/2597

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 14.12.2022
SAYISI                                 : 2022/2885 E., 2022/3240 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan Osman ve Şenol vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin kısıtlı Temel Ziya B. tarafından vücut bütünlüğünün ihlal edilerek böbreklerinden birini kaybetmesi ile sonuçlanacak şekilde yaralandığını, davalıların aile apartmanında dava dışı ve ceza ehliyeti olmayan Temel Ziya B. ile birlikte yaşadığını, davalıların ev başkanı olarak bakım ve gözetim sorumlulukları olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, sürekli olarak iş gücü kaybına uğramış olması dolayısıyla şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın ve maruz kaldığı acı, elem, keder ve ızdırap dolayısıyla 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, 24.02.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat alacağını 632.162,00 TL'ye arttırmıştır.

II. CEVAP

1. Davalılar Osman, Şener ve Nebiye ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçeleriyle; görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, şahsi sorumluluk gereği taraflarına husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.

2. Davalı Şenol, davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

1. İlk Derece Mahkemesinin 04.04.2019 tarihli kararıyla; olay faili olan Temel Ziya hakkında hakkaniyet sorumluluğuna ilişkin açılmış bir dava bulunmadığı, davalıların ev başkanı sıfatına sahip olmadıkları, bu kapsamında hukuki sorumluluğun mevcut bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş, kararın süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2021 tarihli kararıyla; ev başkanının sadece küçüğün değil, kısıtlı, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı bulunanın kusurundan da kusursuz sorumlu olduğu, o halde dava konusu olayda davacıya karşı bıçaklama eylemini gerçekleştiren Temel Ziya yönünden kusursuz sorumluluk ilkesi gözetilerek ev başkanı olarak kimlerin sorumlu olduğu araştırılarak, gerektiğinde kurtuluş beyinnesi de tartışılarak karar verilmesi gerekirken, davalıların hiçbirinin ev başkanı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden inceleme yapmak üzere dosyanın gönderilmesine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İstanbul da gerçekleşen yaralama olayı esnasında davalılardan vasi Nebiye'nin memleketi olan Trabzon'da bulunduğu, kendisinin ev başkanı olarak sorumlu tutulamayacağı, davalıların oturdukları apartmanın aile apartmanı olduğu, yaralama olayı sırasında Temel Ziya'nın oğulları olan davalılar Osman, Şenol ve Şener'in aynı aile apartmanında kısıtlı ile birlikte yaşadıkları, davalı Nebiye'nin kısıtlıyı oğullarına emanet ettiği, yaralama olayının yaşandığı sırada Temel Ziya'nın oğulları Osman, Şenol ve Şener'in ev başkanı sıfatına haiz oldukları gerekçesiyle; davacının davalılardan Nebiye aleyhine açmış olduğu davanın reddine, davacının davalılar Osman, Şenol ve Şener aleyhine açmış olduğu davanın kabulü ile 632.262,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan Şener ile diğer davalılar Osman ve Şenol vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan Osman ve Şenol vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davalılar Osman ve Şenol vekili; müvekkilleri yönünden ev başkanlığı sıfatının oluşmadığını, davalı Nebiye yönünden istinaf talebinin olmadığını, maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, dava dışı kısıtlı Temel Ziya'nın davacıyı organ kaybına neden olacak şekilde yaralaması nedeniyle uğranılan zararın ev başkanı olduğu ileri sürülen davalılardan tazmini istemine ilişkindir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 367. maddesi uyarınca ev başkanı; aile haline yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğu yönetme yetkisine sahiptir.

Aynı Kanunun 368. maddesine göre; birlikte yaşayan kimseler evin düzenine tabidir.

4721 sayılı Kanunun 369/1 maddesi uyarınca, ev başkanı; ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Açıklanan bu maddelerden anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; aile halinde birlikte yaşayan küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir.

Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul eder. Bu kişiler, küçüklükleri, tecrübesizlikleri, akli yetersizlik ve dengesizlikleri sebebiyle başkaları için tehlike teşkil ettikleri gibi, aynı şekilde başkaları da kendileri için tehlike oluşturabilir.

Ev başkanlığı, aile halinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına hizmet eder. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç, gözetime muhtaç aile üyelerinin eylemi nedeniyle zarara uğramış olan üçüncü kişileri korumaktır. Yani ev başkanlığı; yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur. Ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişiler bir zarara uğramışlarsa, bu zararı tazminle sorumludur. Ev başkanının sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlıdır. Başka bir deyişle ev başkanı, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur.

Kural olan, kusurlu davranıştan sadece failin sorumlu kılınması ve bundan doğacak sonuçlara da bizzat onun katlanmasıdır. Cezai sorumlulukta bu ilke "kusurun şahsileştirilmesi" prensibi ile kabul edilmiştir. Aynı ilke, kural olarak hukuki sorumlulukta da geçerlidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde ifadesini bulan bu ilke gereğince, herkes gerek kasten, gerek ihmal ve teseyyüp veya tedbirsizlikle haksız bir surette başkalarına verdiği zararı tazminle yükümlüdür.

Bununla beraber pozitif hukuk düzenleri bu tabii hukuk kurallarına bazı istisnalar getirmişlerdir. Söz konusu istisnalara, daha çok sorumlu kişilerin zarar verenle belirli veya kişisel bir ilişki içinde bulunduğu hallerde yer verilmiştir. İşte, hukuk sistemimizde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden biri de 4721 sayılı Kanunun 369/1 maddesidir.

4721 sayılı Kanunun 369/1 maddesi, toplumsal hayatta büyük bir pratik ve hukuki ihtiyaca cevap vermektedir. Çocukların ve kısıtlıların, bilerek veya bilmeyerek başkalarının beden bütünlüğüne ve şahsiyet haklarına saldırıda bulunmaları rastlanılan olaylardandır. Bütün bu durumlarda, küçük veya kısıtlı temyiz kudretine sahip ise verdiği zarardan bizzat sorumludur. Ancak, birçok durumda mal varlığı olmadığı için fiilen, birçok durumda ise hem mal varlığı, hem de haksız fiil ehliyeti olmadığı için gerek fiilen, gerekse hukuken sorumlu tutulmaları söz konusu olamamaktadır. Kaldı ki, özen ve gözetime muhtaç kimseleri şahsen sorumlu tutmak mümkün olsa bile, zararın tamamını tazmin ettirmek olanağı her zaman bulunmayabilir. Çünkü temyiz kudretleri yoksa, zarar veren aile üyeleri ancak hakkaniyet gereğince sorumlu tutulabilirler (6098 sayılı Kanun'un 65. maddesi). Oysa, hakkaniyet ölçüsü bazı hallerde uğranılan zararın tamamının tazminine imkan vermez. Zira, hakkaniyet sorumluluğunda zarar verenin ekonomik durumu elverdiği ölçüde zarar tazmin edilir. İşte bu tür fiili ve hukuki imkansızlıklar küçük, kısıtlı akıl hastası veya akıl zayıfı aile üyelerinin davranışlarından zarar gören kimselere karşı başka bir şahsın sorumlu kılınması ihtiyacını doğurmuştur. Gerçekten, çok sık meydana gelen bu olaylarda, toplumu savunmasız bırakmamak; onu, küçüklere, kısıtlılara, akıl hastası ve akıl zayıflarına karşı korumak gerekir. İşte toplum yaran ve işlerin güvenle yürütülmesi ilkesi, zarar veren bu kimselerin yanında, başka birinin de sorumlu tutulmasını zorunlu kılmıştır.

Türk Hukuk sisteminde, ev başkanının sorumluluğu kusura dayanmaz. Diğer bir anlatımla bu sorumluluk kusursuz sorumluluktur. 4721 sayılı Kanunun sözü edilen maddesinde öngörülen ana ilke, ev başkanının gözetimindeki özen ödevini yapmamasıdır.

Ev başkanının sorumluluğunun ilk şartı, gözetime muhtaç bir aile üyesinin zararlı bir davranışta bulunmasıdır. Zararlı davranış olumlu hareketlerle olabileceği gibi olumsuz hareketlerle de yaratılır. Olumsuz davranış, başkasını zarardan korumak için bir harekette bulunmak yükümlülüğünün mevcut olmasına rağmen böyle bir davranışta bulunulmadığı zaman söz konusu olur. Bununla birlikte, zararlı davranışlar içinde en çok görüleni olumsuz davranışlardır.

4721 sayılı Kanunun 369/1 maddesinin uygulanabilmesi için, herşeyden önce ortada bir zararın bulunması gerekir. Gözetime muhtaç aile üyelerinin sebep oldukları zararın çeşidi, ev başkanının sorumluluğu bakımından önemli değildir. Zira, ev başkanı gözetimi altındaki kişilerin üçüncü kişilere verdikleri her türlü zarardan sorumludur.

Ev başkanının kendine düşen özen ve gözetim görevini yerine getirip getirmediği, zarar verici olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Her olayın gerektirdiği tedbirler, herşeyden önce, kendi şartları içinde düşünülmelidir. Bu bakımdan, ev başkanının alması gereken tedbirler olaydan olaya göre değişebilir. Örneğin, zarar verici olayın gerekli kıldığı tedbirler duruma göre sadece eğitmek, öğüt ve talimat vermek, uyarı, ihtar ve yasaklamak şeklinde olabileceği gibi, bunların izlenmesi ve kontrol edilmesi şeklinde de olabilir. Bununla beraber, zarar verici olay ve tehlikeye dikkat çekmek, bilgi vermek ve aydınlatmak, duruma göre tehlikeli şeyleri ortadan kaldırmak, atmak veya muhafaza altına almak da somut olayın gerektirdiği tedbirler çerçevesinde düşünülebilir. Tüm zarar verici eylemlerde ev başkanına düşen tedbirler, genel ilkeler içinde düşünülmelidir.

4721 sayılı Kanunun 369/1 maddesinde; ev başkanının alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe, ev halkından olan küçüğün ve sayılan diğer kişilerin verdiği zarardan sorumlu olacağı benimsenmiştir. Bu benimsemenin nedeni, hukuk düzeninin, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi, küçüğü ise, korunmaya ve gözetime muhtaç kimse olarak kabul etmesidir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalılardan Osman, Şenol ve Şener'in babası Nebiye'nin eşi olan dava dışı kısıtlı Ziya Temel'in davacının organ kaybına neden olacak şekilde yaralamasından kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, oğulları ile dava dışı Temel Ziya B.'nın aile apartmanında farklı dairelerde yaşadıkları, aile halinde ortak bir yaşamın sürdüğünün ispat edilemediği, davalı oğulları ile baba Temel Ziya arasında bir otoritenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; davalılar Osman ve Şenol'un ev başkanı sıfatına haiz olmadığı gözetilerek davanın bu davalılar yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca temyiz eden davalılar Osman ve Şenol yararına BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan              Üye                      Üye                             Üye               Üye 
Battal Yılmaz      Halil Özdemir      Adviye Füsun Ayaz      Emir Ateş      Muzaffer Gürkanlı