KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DAVALILAR TARAFINDAN ÖDEME SAVUNMASINDA BULUNULMUŞ İSE DE BANKA KAYITLARINA GEÇEN BEDEL ÖDEMELERİNİN DE MUVAZAA OLGUSUNU GİZLEMEYE YÖNELİK DANIŞIKLI İŞLEMLER OLDUĞU ANLAŞILMIŞTIR.

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/5412
Karar No      : 2025/5591

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 04.10.2024
SAYISI                                 : 2023/2450 E., 2024/1312 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 02.12.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı Davut A. vekilleri Avukat G.D. ve Avukat M.A. ile temyiz edilen asıl davada davalı Cemal M. vekili Avukat C.T. ve birleştirilen davada davalı Yusuf Ö. vekili Avukat Ş.A.A. geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:         

I. DAVA

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili; davacının murisi Muzaffer A.’ın oldukça değerli olan çok sayıda taşınmazını eş zamanlı olarak ikinci eşinden olma çocuklarının yakınlarına devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu, 439 ada 40 sayılı "arsa" vasfındaki taşınmazdaki 1/4 payını davalı Cemal M.'a temlik ettiğini, davalı Cemal M.'un, murisin oğlu Turgut'un bacanağı olduğunu, murisin birleştirilen davaya konu 661 ada 1 parsel sayılı taşınmazını da aynı amaçla temlik ettiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 4 katlı binanın 2, 3 ve 4. katlarını halen diğer mirasçıların kullandığını, murisin son derece değerli olan taşınmazını satma ihtiyacı olmadığı gibi davalının da bu taşınmazı alacak ekonomik gücünün bulunmadığını, taşınmazların rayiç değeri ile tapuda beyan edilen satış bedeli arasında ciddi farklılık olduğunu, davalıların emanetçi konumunda bulunduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Asıl davada davalı Cemal M. vekili; davanın "aktif husumet" yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, muris adına kayıtlı 48 adet bağımsız bölüm bulunduğunu, murisin Gebze'de hayırseverliği ile tanınan, yaşamı boyunca evlatları arasında ayrım yapmadan tüm evlatlarını ticari işletmelerinde hisse sahibi olarak ortak eden, işletmelerinde aktif bulunmalarını sağlayan bir kişi olduğunu, yaşı itibari ile ölümünden 5 yıl kadar önce, artık aktif olarak çalışmayacağı, hayır işlerine daha fazla zaman ayıracağı gerekçesiyle ticari işletme ve taşınmazlarını davacı ve diğer mirasçıları arasında paylaştırdığını, 2016 yılında murisin tüm çocuklarına bu kararını açıkladığını, olur ve onaylarını aldığını, tüm mirasçıların bu konuda muris huzurunda anlaştıklarını, murisin denkleştirme ve paylaşımların yazılı protokol ile düzenlenmesini istediğini, protokolün yazıldığını ancak yasal işlemler sonrasında davacı tarafından imzalanmadığını, yetiştiği kültür, yaşam tarzı ve Gebze'deki tanınırlığı nedeniyle hayır işlerinde kullanmak üzere birkaç taşınmazını uhdesinde bıraktığını, amacının taşınmaz temlik ederek hayır işi yapmak olduğunu, taşınmaz satış bedelinin banka kanalı ile ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Birleştirilen davada davalı vekili, davanın "aktif husumet" yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, murisin davacıya maddi-manevi her konuda yardımcı olduğunu, daha sonra işlerini büyüttüğünü, her şirkette davacıya ve hatta davacının çocuklarına da hisse verdiğini, hisse dışında sahip olduğu mal varlıklarını sağlığında tüm çocukları arasında denkleştirme yaparak paylaştırdığını, hatta çocukları dışında torunlarını da ayırmadığını, şirketlerinde torunlarına da hisse paylaşımı yaptığını, sanayi bölgesinde maliki olduğu 13 dükkanı çocukları arasında her çocuğuna 4 dükkan düşecek şekilde paylaştırdığını, kalan 1 dükkanı ise 1/3 şeklinde paylaştırdığını, bu durumun da murisin sağlığında davacıyı ve hiçbir çocuğunu birbirinden ayırmadığının, murisin mirası üzerinde bir denkleştirme yaptığının en açık göstergesi olduğunu, murisin şirket hisselerini de (davacı da dahil) çocuklarına devrederek 2016 yılında ticari hayattan aktif olarak çekildiğini, daha sonra kendini hayır işlerine adayan murisin, uhdesinde tuttuğu birkaç taşınmazı da hayır işlerinde kullanmak istediğini, kendisi adına yaptırdığı okula ek bina yapmak isteyen ve Gebze'de bir huzur evi açmak isteyen murisin nakit para elde etmek için elinde olan birkaç taşınmazı satmak zorunda kaldığını, murisin 695 ada 2 parselde bulunan 48 adet bağımsız bölümün maliki olduğunu, amacı mal kaçırmak olsa idi bu taşınmazları da elinden çıkarabileceğini, davalının dava konusu taşınmazı 2016 yılında satın aldığını, temlik muvazaalı olsa davalının taşınmazı elinde bulundurmayıp satabileceğini, taşınmaz takyidatlı olduğundan satış bedelinden ipoteğin düşüldüğünü, davalının 16 yaşından beri ticaretle iştigal ettiğini ve dava konusu taşınmazı satın almadan önce yan parselinde ve arka parselinde bulunan 2 taşınmazı daha satın aldığını ve bunlardan birine de alt katı işlettiği marketin şubesi olacak şekilde 3 katlı dükkan ve bağımsız bölüm inşa ettiğini, yıllardır (yaklaşık 26 yıldır) kiracısı olduğu dava konusu taşınmazı da satın alarak üçlü bir market zinciri kurduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile; murisin mal satmaya ihtiyacının olmadığının beyan edilmesinin muvazaanın ispatına elverişli olmadığı, bilakis davalı tarafın tanıklarının beyanlarından murisin evlatları arasında mal paylaşımı yaptığı ve kalan mallardan bazılarını satarak hayır işlerinde kullandığı anlaşılmış olup ticaret sicil gazetesi kayıtları ile tapu kayıtlarından murisin erkek çocukları arasında devirlerin yapıldığı, tarafların beyanlarında yer alan ve dosyada bilgileri bulunan hayır işlerinin yüksek meblağlı işler olduğu, ayrıca murisin ölüm tarihinde adına kayıtlı 48 adet bağımsız bölümün varlığı dikkate alınarak murisin mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunmadığının anlaşıldığı, nitekim mal kaçırma kastının olması durumunda murisin üzerine kayıtlı bu kadar taşınmaz bırakmayacağı gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile; murisin malvarlığını sağlığında çocukları arasında paylaştırmak istediği, davacı ile arasında mal kaçırmasını gerektirecek bir husumetin bulunmadığı, muris ve çocuklarının uzun yıllar boyunca aile şirketlerinde birlikte çalıştıkları, sağlığında dava konusu taşınmazla ilgili yapmış olduğu satış işleminin davacıdan diğer kardeşleri lehine mal kaçırmak amacıyla yapıldığının somut olarak ispat edilemediği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararda tereke ve davacı adına kayıtlı olan dava dışı taşınmazlar yönünden yapılan tespitlerin hatalı olduğunu, 13.07.2017 tarihli davacının imzalamadığı sözleşmenin mal kaçırma kastının en önemli göstergesi olduğunu, 31.08.2016 tarihli protokoldeki taşınmazların ise muris ile ilgisinin bulunmadığını, davalı Cemal’in dava dışı mirasçı Halit’in akrabası, diğer davalının da taşınmazda kiracı olduğunu, murisin hayır işlerinde malvarlığını kullandığının kanıtlanamadığını, taşınmazlara yönelik paylaştırma yapılmadığını, kaldı ki davalı mirasçı olmadığından paylaştırma savunmasında bulunamayacağını, murisin çok sayıda taşınmazını diğer çocuklarının yakınlarına temlik ettiğini, 2016 yılında aile şirketinden tasfiye edilen davacıdan sonrasında taşınmazların kaçırıldığını, davacının mirastan feragat sözleşmesini imzalamaktan imtina etmesi üzerine temliklerin yapıldığını, murisin 695 ada 3 parseldeki bağımsız bölümler dışında terekesinde başka mal varlığı bulunmadığını, kararda geçen 48 adet bağımsız bölümün tamamının murise ait olmadığını, 18 adet bağımsız bölümün murise isabet ettiğini, yine davacıya muristen intikal ettiği belirtilen Sultanorhan Mahallesindeki taşınmazların ise muris ile bir ilgisinin bulunmadığını, 31.08.2016 tarihli protokolün incelenmesi halinde bu hususun anlaşılacağını, murisin eş zamanlı olarak malvarlığının önemli bir kısmını ikinci eşinden olma çocukları lehine çocuklarının yakınlarına devrettiğini, karardaki tespitlerin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Dosya içeriğinden; muris Muzaffer A.’ın 30.12.2020 tarihinde öldüğü, geride ilk eşinden olma oğlu davacı Davut, 01.06.2007 tarihinde ölen ikinci eşinden olma dava dışı çocukları Halit, Turgut ve Gülay ile 01.04.2008 tarihinde evlendiği üçüncü eşi Bilge Ercan’ın mirasçı olarak kaldığı, murisin asıl davaya konu 439 ada 40 parseldeki 1/4 payını 12.09.2017 tarihinde asıl davada davalıya, birleştirilen davaya konu 661 ada 1 parseli 28.12.2018 tarihinde birleştirilen davada davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanun'un 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup-olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; murisin uzun yıllardır ticaretle iştigal ettiği, kurduğu limited şirkette davacı ile dava dışı oğullarını da hissedar yaptığı, ileriki yıllarda davacı, dava dışı oğulları ve bir kısım dava dışı torunlarının hissedar olduğu farklı şirketlerin de kurulduğu, murisin 1993 yılında kurduğu ve hissedarı olduğu şirketteki hisselerini davacı ile dava dışı iki oğluna devrettiği, 2016 yılında ise davacı ile dava dışı erkek kardeşlerinin anılan şirketlerdeki hisselerini ayırma kararı aldıkları ve bu yöne ilişkin olarak aralarında protokol düzenledikleri, dosyadaki belgelerden ve dinlenen tanıkların beyanlarından bu işlemlerin yapılması sırasında davacı ile dava dışı erkek kardeşleri arasında şirket hisselerinin ve dükkanların paylaşımı ile ilgili anlaşmazlık çıktığı, bu aşamadan sonra 13.04.2017 tarihli sözleşmenin hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu sözleşmede muris ile tüm mirasçılarının isimlerine yer verildiği, davacının "mirastan feragat eden" olarak sözleşmeye yazıldığı, anılan sözleşmede muris adına kayıtlı asıl ve birleştirilen davaya konu taşınmazlar ile farklı dosyalarda dava konusu edilen 6721 ve 311 ada 2 (eski 518) parsellerin dava dışı mirasçılar Halit ve Turgut’a bırakılacağı ve karşılığında Halit ve Turgut adına kayıtlı bir kısım taşınmazın davacıya devredileceğinin belirtildiği, davacının itirazı üzerine sözleşmenin imzalanmadığı, bunun üzerine murisin, imzalanmayan sözleşmede Turgut ve Halit’e bırakacağını belirttiği 6721 parseldeki 11/48 payının tamamını terekeye 3. kişi konumunda olan Engin İ.’e 12.09.2017 tarihinde, 311 ada 2 parsel sayılı taşınmazını terekeye 3. kişi konumunda olan Cevdet A.’a 14.06.2017 tarihinde, dava konusu 661 ada 1 parsel sayılı taşınmazını terekeye 3. kişi konumunda olan davalı Yusuf’a Ö.’e 28.12.2018 tarihinde ve dava konusu 439 ada 40 parseldeki 1/4 payının tamamını terekeye 3. kişi konumunda olan davalı Cemal M.’a 12.09.2017 tarihinde satış suretiyle devrettiği; dava konusu 661 ada 1 parsel sayılı taşınmazın temlik tarihinde arsa vasfında olduğu, üzerinde bulunan apartmanda diğer mirasçıların ve ailelerinin ikamet ettikleri, zemin katta ise kiraya verilen bir dükkan olduğu, davalı Yusuf’un bu dükkanda uzun yıllar kiracı olarak market işlettiği, dava konusu 439 ada 40 parsel sayılı taşınmazın da arsa vasıflı olduğu, üzerinde dava dışı mirasçılar Halit ve Turgut’un işlettiği otel ile kiraya verilen bir dükkan bulunduğu, davacının anılan taşınmazdaki 1/4 payını 12.04.2017 tarihinde Halit’e temlik ettiği ve böylece Halit ve Turgut’un taşınmazda toplam 3/4 oranında paydaş oldukları, murisin, oğullarının 3/4 paydaşı olduğu taşınmazdaki 1/4 payını 12.09.2017 tarihinde oğlu Turgut’un eşinin akrabası olan davalı Cemal’e devrettiği, taşınmazların gerçek değeri ile satış değerleri arasında aşırı fark bulunduğu, davalılar tarafından ödeme savunmasında bulunulmuş ise de banka kayıtlarına geçen bedel ödemelerinin de muvazaa olgusunu gizlemeye yönelik danışıklı işlemler olduğu, murisin mirastan feragat sözleşmesiyle davacıya bırakmama, dava dışı oğullarına bırakma iradesinin gereği olarak Hadiye Cemre isimli eşinden olma dava dışı oğulları Turgut ve Halit yararına, mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak dava konusu taşınmazları emanetçi konumunda olan asıl ve birleştirilen davada davalılara temliki ettiği sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca; asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddedilmesi doğru değildir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacıya iadesine,

04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı vekilleri için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen asıl davada davalı Cemal M.’tan ve asıl ve birleştirilen davada davacı vekilleri için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen birleştirilen davada davalı Yusuf Ö.’ten alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan V.                    Üye                  Üye                   Üye                 Üye
Tümer Türkeş Genç     İsmail Aysal      Fikret Demir      Metin Tepe      Hasan Yılmaz