KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DAVALININ ÖLDÜĞÜ TARİHLE DAVA TARİHİ ARASINDA KISA BİR SÜRE GEÇTİĞİNDEN VE DAVA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYE TABİ OLDUĞUNDAN HMK 124/4 HÜKMÜ UYGULANMALIDIR.

T.C.
YARGITAY
6. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2022/4484
Karar No      : 2023/2544

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       : 
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 05.07.2022
SAYISI                                 : 2022/1417 E., 2022/1547 K.

Taraflar arasındaki kayıt terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı E.C. Linyit Kömür İşletmesi Ltd. Şti.'nin iflasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin ve davalının dava dışı müflis şirketten alacaklı olduklarını, her iki tarafın alacağının iflas masasına kaydedildiğini, sıra cetveli düzenlendiğini, davalının alacağının imtiyazlı alacak olmamasına rağmen sıra cetvelinde 1. sırada yer aldığını, davalının alacağının 1. sıradan terkin edilerek 4. sıraya kaydına karar verilmesini talep etmiştir.

II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı Ayşe B.'nın dava açılmadan önce 20.01.2022 tarihinde vefat ettiği, 04.05.1978 gün, 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında belirtildiği üzere; davadan önce ölen kişiye karşı dava açıldıktan sonra; ölü kişinin mirasçılarına davayı yöneltmek suretiyle davanın yürütülmesi veya ıslah yolu ile dahi davaya devam edilmesi mümkün bulunmadığından davacının, mirasçılara karşı dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

III. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; bu kayıt terkini davalarının iflas sıra cetvelinde alacaklı gözüken kişinin aleyhine açıldığını, sıra cetvelinde bu kişi alacaklı gözüktüğünden bu kişiye karşı dava açılmasının zorunlu olduğunu, bu kişinin başvuru öncesinde ya da sonrasında, dava açılmadan önce ya da sonra vefat etmiş olmasının sonucu değiştirmeyeceğini, sıra cetvelinde alacaklı gözüken kişilerin ölüp ölmediklerini bilemeyeceklerini, bunu araştırma zorunlulukları bulunmadığını, taraflarına yetki ve süre verilerek, ölen kişinin veraset ilamıyla birlikte mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, aksine verilen kararın mahkemeye erişim hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal edici bir karar olacağını, sıra cetveli düzenlenirken kişinin ölüp ölmediğine bakılması gerektiğini, iflas idaresince araştırılmayan hususun, davacı tarafından araştırılmasını beklemenin hem hukuken hem de usulen mümkün olmadığını, davanın niteliği gereği 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiğini, bu sürenin şu an itibariyle geçtiğini, istinaf nedeni olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının dava açılmadan önce 20.01.2022 tarihinde ölmüş olduğu, ölü kişiye karşı dava açılmasının yasal olarak mümkün olmadığı gözetilerek davanın İlk Derece Mahkemesince bu sebeple reddi yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe       

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, kayıt terkin istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddesi, İİK 235, HMK 124

3. Değerlendirme

1- Kayıt kabul, terkin davaları İİK 'nın 235.maddesinde düzenlenmiştir. İİK'nın 235/2. maddesinde, "Muteriz (sıra cetveline itiraz eden) başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bu davalar İİK'nın 235/1. maddesinde düzenlenen 15 günlük dava açma süresine tabi olup bu süre hak düşürücü süredir.

Her ne kadar ölmüş kişiye karşı dava açılamaz ise de; somut olayda iflas sıra cetvelinde alacaklı olarak gösterilen davalının 20.01.2022 tarihinde vefat ettiği, davanın ise yaklaşık 3 ay sonra açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalının vefat ettiği tarih ile dava tarihi arasında kısa bir sürenin geçmiş olduğu, davanın hak düşürücü süreye tabi olması nedeniyle tekrar açılamayacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda, HMK 124/4 maddesi gereğince dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilecektir.

2. Bu açıklamalar ışığında İlk derece Mahkemesince taraf teşkili sağlanarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ve yanılgılı gerekçeyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

V. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

03.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan            Üye                     Üye                       Üye                     Üye
Murat Kıyak      Özcan Turan       Ömer Kızılkaya     Mehmet Aksu      Zeki Gözütok

 

BU DOSYA YARGITAY HUKUK GENEL KURULU GÜNDEMİNE TAŞINMIŞTIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/6-553
Karar No       : 2025/422

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                          : 18.10.2023
SAYISI                          : 2023/441 E., 2023/654 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.07.2023 tarihli ve 2022/4484 Esas,
                                        2023/2544 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki kayıt terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı E.C. Linyit Kömür İşletmesi Ltd. Şti'nin 14.07.2021 tarihinde iflasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, müvekkili şirket ile davalının iflas eden şirketten alacaklı olduğunu, her iki tarafın alacağının iflas masasına kaydedildiğini ve sıra cetveli düzenlendiğini, davalının alacağının imtiyazlı alacak olmamasına rağmen sıra cetvelinde birinci sırada yer aldığını ileri sürerek Konya 1. İcra (İflas) Müdürlüğünün 2021/4 iflas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinin, davalının alacağı yönünden iptali ile davalının alacağının birinci sıradan terkin edilerek dördüncü sıraya kaydına karar verilmesini talep etmiştir.

II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 12.04.2022 tarihli ve 2022/273 Esas, 2022/269 Karar sayılı kararı ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, somut olayda davalı Ayşe Baha'nın dava açılmadan önce 20.01.2022 tarihinde vefat ettiği, 04.05.1978 tarihli ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında belirtildiği üzere, davadan önce ölen kişiye karşı dava açıldıktan sonra ölü kişinin mirasçılarına davayı yöneltmek suretiyle davanın yürütülmesi veya ıslah yolu ile davaya devam edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

III. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2022 tarihli ve 2022/1417 Esas, 2022/1547 Karar sayılı kararı ile; kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamayacağı, ölü kişi aleyhine dava açılması hâlinde davanın mirasçılarına yöneltilmesine de olanak bulunmadığı, ölü kişinin taraf ehliyetinin olmadığı, somut olayda davalının davadan önce 20.01.2022 tarihinde öldüğü, İlk Derece Mahkemesince davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.07.2023 tarihli ve 2022/4484 Esas, 2023/2544 Karar sayılı kararı ile,

".... 1- Kayıt kabul, terkin davaları İİK 'nın 235.maddesinde düzenlenmiştir. İİK'nın 235/2. maddesinde, "Muteriz (sıra cetveline itiraz eden) başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bu davalar İİK'nın 235/1. maddesinde düzenlenen 15 günlük dava açma süresine tabi olup bu süre hak düşürücü süredir.

Her ne kadar ölmüş kişiye karşı dava açılamaz ise de; somut olayda iflas sıra cetvelinde alacaklı olarak gösterilen davalının 20.01.2022 tarihinde vefat ettiği, davanın ise yaklaşık 3 ay sonra açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalının vefat ettiği tarih ile dava tarihi arasında kısa bir sürenin geçmiş olduğu, davanın hak düşürücü süreye tabi olması nedeniyle tekrar açılamayacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda, HMK 124/4 maddesi gereğince dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilecektir.

2. Bu açıklamalar ışığında İlk derece Mahkemesince taraf teşkili sağlanarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ve yanılgılı gerekçeyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 04.05.1978 tarihli ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında belirtildiği üzere, davadan önce ölen kişiye karşı dava açıldıktan sonra, ölü kişinin mirasçılarına yöneltmek suretiyle davanın yürütülmesi veya ıslah yoluyla davaya devam edilmesinin mümkün olmadığı, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Yargıtay Dairelerini ve mahkemeleri bağladığı, davacının kendisinden beklenen tüm çaba ve özene rağmen davalının sağ olup olmadığını tespit edememe durumu bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmiyorsa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi gereğince ölen kişinin mirasçılarına karşı davanın sürdürülmesi mümkündür. Ancak davanın davacı şirket adına vekili tarafından adliye tevzi bürosundan açıldığı, gerek adliye tevzi bürosu aracılığıyla, gerekse avukatların kendilerinin UYAP sistemi üzerinden dava açmaları sırasında, harç alınmadan önce UYAP sisteminin "ilgili kişinin ölüm kaydı bulunmaktadır. Devam etmek istiyor musunuz?" uyarısını verip, "tamam" veya "iptal" seçeneklerini sunduğunun bilindiği, davacı vekilinin bu sistem uyarısına rağmen, ölen kişiye karşı dava açılmasına engel olmaması hâlinde, kendisinden beklenen özen ve çabayı gösterdiğinden ve bu yanılgının haklı sebeplere dayandığından söz edilemeyeceği, kaldı ki davalının ölüm tarihi ile dava tarihi arasında geçen yaklaşık üç aylık sürenin kısa bir süre olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, sıra cetvelinde alacaklı olarak gözüken kişinin sağ olup olmadığını bilemediklerini, iflas dosyasında bulunan belgelere göre dava açıldığını, doğru kişi hakkında dava açılması durumunda davalının davadan önce ölmesi hâlinde kendilerine ölü kişinin mirasçılarını davaya dahil etmek üzere süre verilmesi gerektiğini, aksi durumun mahkemeye erişim hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlâl edeceğini, davanın on beş günlük hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, ancak gelinen aşamada bu sürenin dolduğunu, artık mirasçılarına karşı dava açılmasının da söz konusu olmadığını, dava açılırken tevzi bürosundan davalının öldüğüne dair kendilerine uyarı yapılmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 05.04.2022 tarihinde açılan sıra cetveline itiraz (kayıt terkin) davasında davalının davadan önce 20.01.2022 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca taraf teşkilinin sağlanmasının mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre İlk Derece Mahkemesince davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 235. maddesi

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesi

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36. maddesi

4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.

2. Bir davada taraf ehliyeti medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olmakla mümkündür (HMK md. 50). Medeni haklardan yararlanma yani hak ehliyeti, tam ve sağ doğum koşuluyla ana rahmine düşme anında başlayıp kişinin ölümüne kadar devam eder (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md. 28). Medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK'da taraflardan birinin ölümü hâlinde mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanun'la belirlenen süreler geçinceye kadar davanın erteleneceği, bununla beraber hâkimin, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebileceği öngörülmüştür (HMK md. 55). Ne var ki Kanun’da ölü kişiye karşı dava açılması hâlinde nasıl hareket edileceği konusunda bir hüküm bulunmamaktadır.

3. Kural olarak ölü kişi adına ve ölü kişiye karşı dava açılması olanağı bulunmamaktadır. Aynı şekilde kural olarak ölü kişi aleyhine dava açılması durumunda davanın mirasçılara yöneltilmesi de mümkün değildir. Zira yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Esasen dava açarken davacıdan davalının bu ehliyet durumunu araştırması beklenir. Ne var ki davacının, davalının ölü olduğunu bilmemesi kimi zaman maddi bir hatadan kaynaklanabilir.

4. Nitekim HMK'nın 124. maddesinde; "(1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.

(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.

(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.

(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder" düzenlemesi yer almaktadır.

5. Hükümet tasarısında yer almayan ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonundaki görüşmeler sırasında verilen önerge ile son şeklini alan maddeye ilişkin değişiklik önergesinin gerekçesinde “Hukukumuzda taraflar bakımından esasen şeklî taraf teorisi kabul edilmektedir. Yani, davayı açan davacıdır, kendisine karşı dava açılan ise davalıdır. Dava açıldıktan sonra da sadece dava açanı değil, diğer tarafı da ilgilendiren, mahkemeyi de içine alan bir üçlü ilişki ortaya çıkmakta, uyuşmazlığın çözümü bakımından karşı taraf da söz hakkına sahip bulunmaktadır. Bu sebepledir ki, taraf değişikliğinde karşı tarafın rızası da aranmaktadır. Ancak, bu kuralın çok katı uygulanması, hem şeklî taraf teorisinin özünü zedeleyip, amacı dışında çok katı uygulanması sonucunu doğurarak adeta yargılama ilişkisini, katı bir forma dönüştürmektedir hem de yeni ve aslında gereksiz birtakım yargılamalara yol açarak usûl ekonomisi ilkesini de zedelemektedir. Yargı kararlarında, bazen çerçevesi de geniş tutularak, temsilcide yanılma ya da maddî hatadan kaynaklanan yanılma olarak nitelenen durumlarda, karşı tarafın rızası aranmadan taraf değişikliğine izin verilerek, ortaya çıkan bu sakınca giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak, bu içtihatlar, kanunî düzenleme karşısında sorunu tam olarak çözememekte, sınırlı kalmakta, bazen de kanunî düzenlemeyi zorlamaktadır. Oysa, taraflar gösterilirken bazen maddî hata sebebiyle bir yanılgı ortaya çıkabilir; aslında muhatabı belli olan uyuşmazlık, bu hata sebebiyle mevcut olmayan ya da farklı kişiye karşı yürütülebilir. Böyle bir durumda, mutlaka karşı tarafın rızasını aramak, yargılamanın kaderini gerçekte muhatap olmaması gereken bir kişinin rızasına bağlamak anlamına gelebilir ve yargılama gereksiz yere uzayabilir, hatta yeni dava açılması sonucu ortaya çıkabilir. Bu sebeple, maddî hatadan dolayı muhatabın yanlış gösterilmesi hâlinde, diğer tarafın rızası aranmadan taraf değişikliği kabul edilmiştir. Ayrıca, bazen davacı, tüm özeni göstermiş, tüm araştırmayı yapmış olmasına rağmen dava açacağı kişiyi doğru tespit edememiş olabilir. Nitekim, uygulamada temsilcide yanılma olarak nitelenen durumlarda, bu haklı bir yanılma kabul edilerek, diğer tarafın rızası aranmadan yargılama gerçek muhataba karşı yürütülmektedir. Aynı şekilde, yanılma, diğer tarafın davranış ya da işlemlerinden veya hukukî ilişkinin karmaşık niteliğinden de kaynaklanabilir. Örneğin, holding şeklindeki şirketlerde muhatabın doğru tespitinin tam olarak mümkün olmaması, hukukî ilişkide farklı temsilci ya da vekillerin asıl tarafmış gibi davranması durumlarında, gerçek taraf, verilen cevap ya da yargılama işlemleriyle anlaşılabilecektir. Keza, kısa süre önce işlem yapılmış ya da sadece vekiliyle muhatap olunmuş bir işlemden sonra muhatabın ölmesi hâlinde, mirasçıları değil, ölen kişiye dava açılmasında da benzer bir durum vardır. Böyle durumlarda, tarafın, yargılamayı uzatmak yönünde niyeti olamayacağı gibi bunda hukukî yararı da yoktur. Verilen örneklerdeki gibi, yanlış taraf gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı değilse, ortaya çıkan dava ilişkisi sebebiyle daha üstün bir yarar dikkate alınarak, yargılamaya gerçek tarafla devam etmekte yarar vardır. Böyle bir durumda, karşı tarafın rızası aranmadan hâkimin kabulüyle yeni tarafa karşı davaya devam edilebilecektir. Bu hâllerde hâkimin yapacağı inceleme, sadece hatanın maddî hata olup olmadığı ve taraf değişikliği isteğinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığıdır.

Dördüncü fıkrada, taraf değişikliğinin ne anlama geldiği ve nasıl yapılacağı belirtilmiştir. Taraf değişikliği, hem karşı tarafın yanlış hem de eksik gösterilmesini kapsamaktadır. Eğer bu durum, üçüncü fıkradaki anlamıyla kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim sadece kabul edilebilir yanılgıyı araştıracak, bunun dışında karşı tarafın rızasını aramadan taraf değişikliği talebini kabul edecektir. Bu şekildeki taraf değişikliğinde, davanın tarafı olmaktan çıkarılan kimse, eğer hatalı şekilde kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet vermemişse, lehine yargılama giderlerine hükmedilecektir. Zira, ortaya çıkan durumdan bir kusuru olmadığı gibi, aslında muhatap olmaması gereken bir yargılamayla uğraşmak durumunda kalmıştır” açıklamaları yer almakta olup bu gerekçe doğrultusunda hükümet tasarısında yer almayan 3. ve 4. fıkralar maddeye eklenmiştir.

6. Maddenin gerekçesinde de vurgulandığı üzere taraf değişikliğini mutlak olarak davalının rızasına bağlamak, yargılama ilişkisini katı bir forma bağlayacaktır ki, bu da yargılamaya hâkim olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi (HMK md. 30) ile bağdaşmaz.

7. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesine göre taraf ehliyeti dava şartı olarak düzenlenmiş olup davacıdan, davalının ehliyet durumunu araştırmak suretiyle dava açması beklenir ise de; tarafta iradi değişikliği düzenleyen HMK'nın 124. maddesinde maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği belirtilmiştir.

8. Zira HMK'nın 124. maddesinin gerekçesinde verilen örnekte de "kısa süre önce işlem yapılmış ya da sadece vekiliyle muhatap olunmuş bir işlemden sonra muhatabın ölmesi hâlinde, mirasçıları değil, ölen kişiye dava açılması" durumundan bahsedilmiş olmakla yanlış taraf gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı değilse davacının yanılgıya dayalı olarak davalının ölü olduğunu bilmemesi hâlinde, ortaya çıkan dava ilişkisi sebebiyle daha üstün bir yarar, hak arama hakkı ve aynı işlemlerin tekrar yapılmasına sebebiyet verilmesinin usul ekonomisine aykırı olacağı gözetilerek yargılamaya gerçek tarafla devam edilmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2023 tarihli ve 2022/10-1242 Esas, 2023/1042 Karar sayılı kararı).

9. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkına da değinmekte yarar vardır.

10. Önemle vurgulamak gerekir ki; Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasanın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiyenin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Anayasa Mahkemesi, Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

11. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir (Anayasa Mahkemesi, Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 36).

12. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak veya kanun yoluna başvurmak isteyen kişilerin ilgili mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir (AİHM, Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da kanunlar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar (AİHM, Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye, B.No: 59601/09, 17/9/2013, § 21).

13. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olacaktır (AİHM, Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2024 tarihli ve 2023/11-778 Esas, 2024/523 Karar).

14. Son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir. Mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını aşırı sınırlandıracak şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekmektedir.

15. Öte yandan kayıt terkin davaları İİK'nın 235. maddesinde düzenlenmiş olup, aynı Kanun'un 235/2. maddesine göre, sıra cetveline itiraz eden, başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bu davalar İİK'nın 235/1. maddesinde düzenlenen on beş günlük dava açma süresine tâbi olup, bu süre hak düşürücü süredir.

16. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı Ayşe Baha aleyhine 05.04.2022 tarihinde açılan dava ile, davacı ve davalının iflas eden dava dışı şirketten alacaklı olduğu, her iki tarafın alacağının iflas masasına kaydedildiği ve sıra cetveli düzenlendiği, davalının alacağının imtiyazlı alacak olmamasına rağmen sıra cetvelinde birinci sırada yer aldığı ileri sürülerek sıra cetvelinin, davalının alacağı yönünden iptali ile davalının alacağının birinci sıradan terkin edilerek dördüncü sıraya kaydına karar verilmesininin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davalı Ayşe Baha'nın davadan önce 20.01.2022 tarihinde öldüğü gerekçesiyle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

17. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar kapsamında dava irdelendiğinde; iflas sıra cetvelinde alacaklı olarak gösterilen davalının 20.01.2022 tarihinde öldüğü, davanın ise yaklaşık üç ay sonra 05.04.2022 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan belgeler incelendiğinde, davacı tarafından dava açılırken davalının öldüğüne dair bir kayda rastlanılmadığı, davalının ölüm tarihi ile dava tarihi arasında kısa bir sürenin geçtiği, açılan davanın hak düşürücü süreye tâbi olduğu ve ölenin mirasçılarına karşı tekrar dava açılmasının mümkün olmayacağı da göz önünde bulundurulduğunda, davacı tarafından sıra cetvelinde alacaklı görünen ancak dava tarihinde ölen kişiye karşı dava açılmasının HMK'nın 124. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olduğu kabul edilmelidir.

18. İlk Derece Mahkemesince, usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek ölenin mirasçıları davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilerek karar verilmesi gerekmekte olup, aksi durum hak arama özgürlüğü, mahkemeye erişim hakkı ve bunun doğal sonucu olarak adil yargılanma hakkının ihlâline neden olacaktır.

19. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.