KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

HAKARET EDEN, ŞİDDET UYGULAYAN VE BİRLİK GÖREVLERİNİ YAPMAYAN ERKEĞİN KUSURU, EŞİNE TOKAT ATAN, KAYIN VALİDESİNİN BOĞAZINI SIKAN VE YATAĞINI AYIRAN KADIN EŞİN KUSURUNDAN DAHA AĞIRDIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/2-947
Karar No       : 2025/378

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 22.02.2023
SAYISI                          : 2023/28 E., 2023/327 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.11.2022 tarihli ve 2022/7089 Esas,
                                        2022/9624 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası ve tazminat hükümlerine ilişkin kaldırılması suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı kadın dava dilekçesinde; davalı ile 27.01.2001 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının dünyaya geldiğini, evliliğin ilk yıllarından itibaren eşinin kendisine kötü davrandığını, fiziksel şiddet uyguladığını, son senelerde kendisini dövmese de yaşanan her olayda kendisine ağır hakaretler ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, yaşanan olaylara daha fazla dayanamayarak iki ay önce evi terk ettiğini ileri sürerek davalı ile boşanmalarına, velâyetlerin kendisine verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00 TL nafaka ile kendi yararına 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP VE KARŞI DAVA

1. Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine açılan davayı kabul etmediklerini, dilekçede yer verilen tüm kusurlu davranışların kadın eş tarafından gerçekleştirildiğini, davacının eşine ve ailesine hakaret ettiğini, müvekkiline tokat attığını, kayınvalidesinin boğazını sıkmak suretiyle boğmaya kalkıştığını, eşini küçük düşürücü ve güven sarsıcı davranışlar sergilediğini, davacının sosyal medya paylaşımları nedeniyle sorun yaşadıklarını, her tartışmada eşine küfür ettiğini ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin babaya verilmesine, her bir çocuk yararına 300,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

2. Davacı-karşı davalı kadın vekili karşı davaya sunduğu cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davalının uygunsuz video bağımlısı olduğunu, eşini tehdit ederek bu sapkınlık boyutundaki görüntüleri müvekkiline zorla izlettirdiğini, erkeğin bu eylemlerini iki kız çocuğunun göreceği şekilde gerçekleştirdiğini, buna karşı çıktıkları takdirde eşine ve ortak çocuklara fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığını, eve misafirliğe gelen eşinin akrabalarına dahi cinsel eylemlerde bulunduğunu, sosyal medya üzerinden güven sarsıcı davranışlar sergilediğini, erkeğin eşine özellikle evliliğin ikinci yılından itibaren süreklilik arz eder şekilde fiziksel, sözel, psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığını, müvekkilinin karşı çıkmasına rağmen davalının erkek kardeşinin yedi yıl boyunca tarafların evinde yaşadığını belirterek karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin müvekkiline verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 19.03.2019 tarihli ve 2016/200 Esas, 2019/285 Karar sayılı kararı ile; toplanan delillere göre tarafların 27.01.2001 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının dünyaya geldiği, erkeğin erkek kardeşinin tarafların evinde kalmasının eşler arasında tartışma yarattığı, erkek kardeşin ortak evden ayrılmasından sonra aralarının düzeldiği ve ortak yaşamın sürdürüldüğü ancak olayların devam ettiği, erkeğin eşine şiddet uyguladığı, ailesi ile birlikte kadına hakaret ve küfür ettikleri, evin geçimini yeterince sağlamadığı, buna karşılık kadının da eşine hakaret ettiği, ailesinin yanında küçük düşürdüğü, kayınvalidesinin boğazını sıktığı, erkeğe tokat attığı, eşinin hayatını kısıtladığı, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının az buna karşılık erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle, her iki davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 250,00 TL tedbir-iştirak, kadın yararına 250,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2022 tarihli ve 2019/1165 Esas, 2022/422 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar erkek eşe "erkek kardeşinin tarafların evlerinde kalmasının tarafların arasında tartışma yarattığı" şeklindeki davranış kusur olarak yüklenmişse de şahsın evden ayrılmasından sonra evlilik birliğinin on yıldan fazla devam ettiği anlaşıldığından bu kusurlu davranışın erkeğe yüklenemeyeceği, aynı şekilde erkek eşe yüklenen "fiziksel şiddet" vakıası bakımından ise kadının dava dilekçesinde bu vakıayı "son senelerde beni dövmüyor" şeklinde ifade ettiği, bu anlatım göz önüne alındığında erkeğe fiziksel şiddet vakıasının yüklenmesinin de hatalı olduğu, gerçekleşen olaylara göre eşine anne-babasının yanında tokat atan, kayınvalidesinin boğazını sıkan, eşi ile yatağını ayıran kadının ağır, buna karşılık eşine hakaret eden, evlilik birliğinin yükümlülükleri yerine getirmeyen erkeğin ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle ağır kusurlu kadının tazminat ve nafaka taleplerinin reddine, boşanmaya sebep olan olaylarda az kusurlu bulunan erkek yararına 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1- İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'ilerine karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen bu karara karşı davalı-davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi, tedbir, yoksulluk nafakaları ile tazminatlar ile reddedilen tazminat talepleri yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; erkeğe kusur olarak yüklenilen şiddet vakıasına “dava dilekçesinde son seneler de beni dövmüyor” beyanı nedeniyle kusur olarak yüklenilemeyeceği; yine erkeğin kardeşinin evliliğin ilk yıllarında yanlarında kaldığı, sonrasında birlikte yaşam devam ettiğinden erkeğe kusur olarak yüklenilemeyeceği, mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlara göre de kadının ağır kusurlu olduğu, bu nedenle yoksulluk nafakası talebinin reddi ile erkek yararına tazminata hükmedilmiştir. Bu karara karşı davacı-davalı kadın vekili tarafından yukarıda gösterilen sebeplerle temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. Somut olayda, erkeğin kardeşinin evliliğin ilk yıllarında yanlarında kaldığı, sonrasında birlikte yaşam devam ettiğinden erkeğe kusur olarak yüklenilemeyeceği gerekçesi ile bu kusurun çıkarılması doğru olmuş ise de, davacı-davalı kadın süresi içinde sunduğu cevaba cevap dilekçesi ile “evliliğin ikinci yılında itibaren, değişik bahanelerle değişen zamanlarda, çok defalar fiziki şiddet uygulamıştır” beyanında bulunarak şiddetin sürekli olduğunu ileri sürmüştür. Bu durumda süresi içinde verdiği cevaba cevap dilekçesi ile şiddetin sürekli olduğu şeklinde beyanını serbestçe değiştirdiği gözönüne alınarak tanık beyanları ispatlanan şiddet vakıasının çıkartılarak, kadının daha ağır kusurlu olduğunun tespiti doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

2- Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddi desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51) dikkate alınarak; davacı-davalı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak kadının tazminat taleplerinin reddi ile davalı-davacı erkek yararına tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu tespitine yer verilmişse de dava dilekçesinde yer alan "son senelerde dövmüyor" beyanı dikkate alındığında ifadenin çoğul olarak kullanılmış olmasından erkeğin kadını iki veya daha fazla senedir dövmediğinin açık olduğu, tanık beyanları incelendiğinde ise fiziksel şiddete ilişkin beyanların yer ve zaman bakımından somutlaştırılmadığı, tanık olarak dinlenen Aslıhan'ın beyanlarının eski tarihlere ilişkin olmasının yanında son ayrılığa neden olan olayın erkeğin fiziksel şiddetine dayanmadığı, böyle olunca fiziksel şiddet vakıasına rağmen evlilik birliğinin devam ettiği gözetildiğinde bu kusurlu davranışın kadın tarafından affedildiği ya da en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulü gerektiği gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi ve tazminatlara hatalı gerekçe ile karar verildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddeleri uyarınca boşanmalarına karar verilen eşlerin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur derecelerinin ne olduğu, burada varılacak sonuca göre hangi eş yararına aynı Kanun’un 174. maddesinde yazılı tazminat koşullarının oluştuğu noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ve 174. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.

2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;

"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

 Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.

3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken "ortak hayatın sürdürülmesi" olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak "temelden sarsılmanın" karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.

4. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.

5. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'ileri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.

6. Diğer yandan boşanma; bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mâli olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mâli sonuçlarındandır.

7. Türk Medeni Kanunu’nun "Maddi ve manevi tazminat" başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.

8. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.

9. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen manevi tazminata ise boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak 4721 sayılı Kanun'un 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlal edilen eşe "uygun bir tazminat" verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.

10. Eldeki davaya gelince; tarafların 27.01.2001 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında uyuşmazlık bulunmayan olaylara göre evlilik birliğinin devamında erkeğin eşine hakaret ettiği ve birlik görevlerini yerine getirmediği, buna karşılık kadının da kayın validesinin boğazını sıktığı, eşine tokat attığı ve eşi ile yatağını ayırdığı şeklinde gerçekleşen tarafların kusurlu davranışları sabittir. Toplanan delillere göre İlk Derece Mahkemesince erkeğe yüklenen "fiziksel şiddet" vakıasının da ispatlandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki fiziksel şiddet vakıasının dava dilekçesinde ileri sürülüş biçiminden hareket eden Bölge Adliye Mahkemesi, dilekçede yer alan "son senelerde beni dövmüyor" beyanını gözeterek bu vakıanın erkeğe kusur olarak yüklenmesinin mümkün olmadığına karar vermiş ve gerçekleşen olaylara göre kadın eşi ağır kusurlu bulmuştur. Özel Daire ise davacının karşı davaya cevap dilekçesinde açıkça fiziksel şiddet vakıasına dayandığını ve iddianın tanık beyanları ile ispatlandığına işaret ederek boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile hükmü bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesi önceki kararında direnmiştir. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümü için "fiziksel şiddet" vakıasının erkeğe kusur olarak yüklenmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapılması gerekmektedir.

11. Bölge Adliye Mahkemesi; kadının dava dilekçesinde ileri sürdüğü "fiziksel şiddet" vakıası hakkında "son senelerde beni dövmüyor" beyanını dikkate alarak erkeğe bu kusurlu davranışın yüklenemeyeceğini kabul etmiştir. Oysaki Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi davacı-karşı davalı kadın eş vekilinin süresi içerisinde sunmuş olduğu karşı davaya cevap dilekçesine bakıldığında, erkeğin eşine ve çocuklarına karşı süregelen şekilde fiziksel şiddet uyguladığının ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Belirtmek gerekir ki kadına yönelik şiddet ve özellikle aile içi şiddet, hukuk sistemleri tarafından göz ardı edilmemesi gereken bir insan hakkı ihlalidir. Taraflar 27.01.2001 tarihinde evlenmişler ve kadın eş 01.03.2016 tarihli dava dilekçesinde "ilk yıllarda bana bir çok defalar şiddet uyguladı, son senelerde beni dövmüyor" şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu ifadeden bir an için "erkeğin en az iki yıldır fiziksel şiddet uygulamadığı" sonucu akla gelse dahi; geri kalan on yılı aşkın süre boyunca uygulandığı iddia edilen fiziksel şiddetin, evlilik birliğinin sona ermesinde kusurlu davranış olarak kabul edilmemesi, aile içi şiddeti kabullenici bir tutumun göstergesi niteliğindedir. Unutulmamalıdır ki hâkim tabiata, olağana, gerçeğe uygun bir biçimde; katı kalpler ve katı kalıplar içerisinde sıkışıp kalmadan, uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31.12.1976 tarihli ve 1976/9370 Esas, 976/13138 Karar). Somut olayda olduğu gibi süregelen şekilde fiziksel şiddete rağmen evlilik birliğinin devam etmesi ve son iki yıldır dövme olayının gerçekleşmemiş olduğunun belirtilmiş olması nedeniyle fiziksel şiddetin affedildiği veya hoşgörü ile karşılandığına ilişkin direnme gerekçesine katılmak mümkün değildir.

12. Aile kurumunun varlığı ve devamlılığı bakımından çok büyük önem taşıyan mahremiyet; ailenin iç durum ve dinamikleri hakkında doğru bilgi edinilmesini engeller nitelikte olduğundan, Yargıtay kararlarında yakın akrabalığın veya diğer bir yakınlığın, başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamayacağına işaret edilmiştir. Zira bir evliliğin mahremiyeti hakkında edinilebilecek bilgilerin büyük ölçüde, ailenin bir parçası sayılan yakın akrabaların bilgisi dâhilinde kaldığı varsayılmaktadır. Dolayısıyla tanıkların hayatın olağan akışına uygun ve samimi beyanları; aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar ileri sürülmedikçe veya tanığın olmamışı olmuş gibi ifade ettiğini kabule dair yeterli delil bulunmadıkça, asıl olan tanığın gerçeği söylemiş olduğudur. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığı altında İlk Derece Mahkemesince hükme esas alındığı anlaşılan fiziksel şiddet vakıası; tanık olarak dinlenen Aslıhan tarafından bizzat görgüye, diğer tanıklar Hatip ve Yeşim'in ise fiziksel şiddet sonucu oluşan morlukların görülmesine dayalı ifadeleri ile ispatlanmıştır.

13. Diğer yandan, İlk Derece ve özellikle Bölge Adliye Mahkemesince kadın eşe yüklenen -kayın validesinin boğazını sıkması ve eşine tokat atması- şeklindeki kusurlu davranışın; yaşanan son olayda tarafların evinde olduğu anlaşılan erkeğin anne ve babası olan Osman ve Gülseren'in beyanlarına itibar edilerek hükme esas alındığı, tanıkların olayla ilgili birbirleri ile uyumlu şekilde "yaşanan bir tartışma sonrasında dünürleri olan Hatip A.'nın -ben kızımı biraz alıp kendi evime götüreyim bir iki ay içerisinde düzelsin, galiba psikolojisi bozulmuş- diyerek kızını ve torunlarını alıp evine götürdüğü, üç gün sonra telefon ederek -biz eşyaları almaya geleceğiz dünürüm- dediği, eşyaların neden alındığını ve tekrar gelmeyecekler mi diye sorulması üzerine -düzelmesi altı ay sürer torunların eşyalarını alacağız- şeklinde beyanda bulunduğu, eşyaların alımı sırasında gelinin kayın validesine saldırıp boğazını sıktığı, ne yapıyorsun diye soran eşine tokat attığı, bu olaydan sonra tarafların bir araya gelmedikleri" ifade edilmiştir. Tanıklar tarafından eşyaların alımı sırasında gerçekleşen olay anında, kadın eşin babası Hatip A.'nın da orada olduğu belirtilmiştir. Aynı olay hakkında tanık olarak dinlenen Hatip A. ise "kızı ile birlikte çocukların eşyalarını almak için eve gittikleri sırada orada bulunan kayın validenin -siz köpeksiniz- demesi üzerine tartışmanın çıktığını" beyan ettiği anlaşılmaktadır. Tanık beyanlarının bir bütün olduğu ve bir bölümü esas alınan tanık beyanlarının aynı konuya ilişkin devam eden tüm bölümlerinin de hükme esas alınması gerektiğinden, esasen kadına yüklenen kusurlu davranışların süreklilik arzetmediği, kayın validenin -siz köpeksiniz- şeklindeki söylemi üzerine gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Böyle olunca evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında, kadının daha ağır kusurlu sayılması gerektiğine dair görüşe de katılmak mümkün değildir.

14. Gerçekleşen olaylara göre eşine hakaret eden, fiziksel şiddet uygulayan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen erkek karşısında kadının da son yaşanan tartışma anında eşine tokat attığı ve kayın validesinin boğazını sıktığı, ayrıca eşi ile yatağını ayırdığı sabittir. Tespit edilen bu kusurlu davranışlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkek ağır, buna karşılık kadın az kusurludur. Öyle ise mahkemece yapılması gereken iş, 4721 sayılı Kanun'un 174. maddesi uyarınca az kusurlu kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi ve ağır kusurlu erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinden ibarettir.

15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olduğu, böyle olunca direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

16. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

17. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

18.06.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 24’ü BOZMA, 1’i ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.