İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ISLAH İLE ALACAK DAVASINA DÖNÜŞTÜRÜLSE BİLE DAVALI İCRA TAKİP TARİHİNDE TEMERRÜDE DÜŞER.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2024/1014
KARAR NO : 2025/1421
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 13.12.2023
NUMARASI : 2023/1340 E., 2023/1230 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilince duruşmasız, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Avukat B.E. ile asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Avukat K.S.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında, kat karşılığı gayrimenkul yapım işi görüşmeleri başlıklı 13.03.2015 tarihli bir ön sözleşme düzenlendiğini, bu sözleşmeye dayalı olarak müvekkilince, davalı arsa sahibine 250.000,00 Euro ödeme yapıldığını, aradan geçen zamana rağmen esas sözleşmenin imzalanamadığını, kendisine ödenen bedeli iade etmemesi üzerine hakkında başlatılan icra takibine, davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla davayı alacak davasına dönüştürerek 250.000,00 Euro’nun davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında, müvekkiline ait taşınmaz üzerinde inşaat yapımına dair 10.03.2015 tarihli bir ön protokol imzalandığını, bu protokol gereği davalının inşaat bitene kadar aylık 50.000,00 USD kira bedeli ödemesi gerektiğini, söz konusu protokol hükümlerinin daha sonra 13.03.2015 tarihli ön sözleşmeye de aktarıldığını, ön sözleşme gereği müvekkiline kapora ödemesi yapılmış ise de kira bedellinin ödenmediğini, bu nedenle altı aylık kira bedeli alacağı olan 300.000,00 USD' nin tahsili için davalı hakkında icra takibine giriştiklerini, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla sözleşme öncesi sorumluluk ilkelerine dayalı olarak davasını tazminat davasına dönüştürdüğünü beyanla 100.000,00 TL maddi tazminat talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cayma akçesinin iadesi koşullarının oluşmadığını, davacının hazırlayarak müvekkiline sunması gereken kat karşılığı inşaat sözleşmesini hazırlamadığını, davacının sözleşmeden cayması ile bu bedelin müvekkiline kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu 10.03.2015 tarihli ön protokol metninde kira bedeli ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığını, bu ibarenin sonradan eklendiğini ve geçerliliği bulunmadığını, nitekim bu hususun 13.03.2015 tarihli ön sözleşmede yer almadığını, resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ön sözleşme olarak isimlendirilen sözleşme ile asıl davada davacının, davalıya kapora olarak 250.000,00 Euro ödeme yaptığı, bu sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, bu durumda, tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri vermekle yükümlü oldukları, aynı nedenle birleşen davada davacının müspet zarar ve menfi zarar taleplerinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile 250.000,00 Euro'nun davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı-birleşen davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki ön sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu, bu nedenle asıl davada, bu sözleşmeye göre ödenen kaporanın davacı-birleşen davalı yükleniciye ödenmesine karar verilmesi doğru ise de yüklenicinin icra takibinde TBK'nın 99/3. maddesi uyarınca seçimlik hakkını Ülke parası üzerinden yaptığından artık ıslah yoluyla yabancı para birimi üzerinden alacak talebinde bulunamayacağı, davalı-birleşen davacı arsa sahibinin bu husustaki istinaf itirazında haklı olduğu gerekçesiyle, davalı-birleşen davacı arsa sahibinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulü ile 830.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde:
a. Taraflar arasındaki 13.03.2015 tarihli sözleşme gereği arsa sahibi müvekkiline gönderilen 250.000,00 Euro kaporanın iadesinin koşullarının oluşmadığını, davacı-birleşen davalı yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, söz konusu sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğunu, bu nedenle resmi şekilde yapılmasına gerek bulunmadığını, ayrıca kapora ödemesi yapılmakla sözleşme ifa edilmeye başlandığından şekil eksikliğinin ileri sürülemeyeceğini asıl davanın tümden reddi gerektiğini,
b. Asıl davada davacının HMK'nın 176. maddesine aykırı olarak davasını ikinci kez ıslah ettiğini, ikinci ıslahın yok kabul edilmesi gerektiğini, ilk ıslah dilekçesinde, davasını alacak davasına dönüştürmediğini sadece müddeabih yönünden ıslah ettiğini, ikinci ıslah dilekçesi ile bu kez alacak davasına dönüştürdüğünü beyan ettiğini, bu nedenle davacının ıslaha ilişkin taleplerinin dikkate alınmaması ve dava dilekçesindeki ilk talebinin haklı olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılması gerektiğini, ikinci ıslah dilekçesine değer verilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu,
c. Asıl davada ıslah edilen dava değeri üzerinden dava kısmen reddedilmiş olmasına rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini,
d. Birleşen davadaki tazminat taleplerinin sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) esaslarına dayandığını, mahkemece yanlış yorum yapılarak 10.03.2015 ve 13.03.2015 tarihli protokollere dayalı tazminat talep edilmiş gibi tazminat taleplerinin reddedildiğini, müvekkilinin davacı-birleşen davalı yükleniciye duyduğu güvenin boşa çıkmasından kaynaklanan zararının giderilmesi gerektiğini, bu kapsamda sözleşme konusu arsa üzerindeki kiracısını (Turkcell) tahliye ettiğini, kira ilişkisini erken sonlandırmakla ve yeni kira döneminde kira sözleşmesini yenilememekle kira gelirinden mahrum kaldığını, ayrıca asıl sözleşmenin imzalanmasını beklediği dönemde kendisine gelen sözleşme tekliflerini reddettiğini, sözleşmeye engel olmaması için taşınmaz üzerindeki takyidatları ve şerhleri kaldırdığını, ön sözleşmelere aracılık eden emlak komisyoncusuna ödeme yaptığını, bu husustaki delillerini dosyaya sunduğunu, mahkemece bunlar incelenmeksizin birleşen davadaki tazminat taleplerinin reddedildiğini,
e. Birleşen davadaki vekalet ücretinin de hatalı hesaplandığını, harcını yatırdıkları tutar 100.000,00 TL olmasına rağmen sanki 300.000,00 USD talep edilmiş gibi vekalet ücreti hesap edildiğini beyan etmektedir.
2. Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde:
Asıl davada ıslah yoluyla, itirazın iptali davasını alacak davasına dönüştürerek 250.000,00 Euro'nun tahsilini istediklerini, Bölge Adliye Mahkemesince ıslah dilekçelerinin göz ardı edildiğini, bu şekilde karar verilecek idiyse itiraz iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesi gerektiğini, asıl davada verilen hükmün bu yönden hatalı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına ilişkin ön sözleşmeden kaynaklanmaktadır.
1. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazları yönüden yapılan incelemede;
a) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ön sözleşme başlığı altında düzenenen 29. maddesi “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.” hükmünü içermektedir. Eser sözleşmelerinin bir türü olan "Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri" bedel olarak taşınmaz mal mülkiyetinin geçirimi borcunu içerdiğinden, TMK'nın 706, Borçlar Kanunu'nun 213, Noterlik Kanunu'nun 60 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir. Tapulu taşınmazın satışına devrine ilişkin sözleşmeler resmi şekil şartına tabi olmakla geçerlilik şekline uyulmaksızın yapılan sözleşmeler hukuken geçersiz olacak ve geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, tarafları bakımından hak ve borç doğurmayacak, taraflar ancak geçersiz sözleşmeye dayalı olarak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri isteyebileceklerdir. Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen, ileride arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına dair ön sözleşmeler noterde düzenleme şeklinde yapılmadığından geçersizdir. Bu hususta İlk Derece Mahkemesinin ve İstinaf Dairesinin gerekçesi yerinde olup, asıl davada davacı yüklenici bu nedenle ödediği kaporunun iadesini isteyebilir.
Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin, asıl davaya ilişkin tüm, birleşen davaya ilişkin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b. Birleşen davada davacı arsa sahibi, ön sözleşmeye dayalı olarak kira bedeli talep etmiş olup az yukarıda açıklandığı üzere ön sözleşme geçersiz olduğundan, birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru olmuştur.
Ancak, birleşen dava ilk olarak 9.021,96 TL üzerinden harcı yatırılarak itirazın iptali davası olarak açılmış, davacı yargılama sırasında verdiği 15.10.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını sözleşme öncesi sorumluluk esaslarına dayalı maddi tazminat istemine dönüştürdüğünü beyan ederek 100.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş ve bu tutar üzerinden harcını yatırmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince, birleşen dava değerinin 100.000,00 TL olduğu gözardı edilerek, icra takibindeki 315.038,36 USD üzerinden, davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
2. Asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
a) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 99’uncu maddesi uyarınca; borç ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile de ödenmesini isteyebilir. Diğer bir anlatımla, borcun aslı yabancı para alacağı (döviz) ise alacaklının, borcun fiili ödeme günündeki TL karşılığı döviz veya doğrudan TL olarak talepte bulunma konusunda seçimlik hakkı bulunmaktadır. Seçimlik hakların söz konusu olması halinde seçimlik hak kullanılmak suretiyle edim tayin edilmiş olur ve seçimlik hakkı ortadan kalkar (K.Oğuzman-Öz, Borçlar Hukuku-Genel, s.227). Dolayısıyla, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklıya tanınan seçimlik bir hak sözkonusu olup hakkın kullanılması yenilik doğurucu nitelikte olduğundan talep hakkını kullanan alacaklının artık bu tercihinden dönmesi mümkün değildir. Islahla bu tercihinden dönerek borcun yabancı para üzerinden tahsilini de talep edemez. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.01.2022 tarihli ve 2021/12219 E., 2022/535 K. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2023 tarihli ve 2021/5290 E., 2023/581 K. sayılı ilamı).
Bölge Adliye Mahkemesince, asıl davada davacının seçimlik hakkını icra takip talebiyle birlikte Ülke Parası üzerinden kullandığı, ıslah yoluyla bunu değiştiremeyeceği gerekçesiyle, takip tarihindeki miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmuştur.
Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b) Asıl davada davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Asıl dava, itirazın iptali davası olarak açılmış, ıslah ile alacak davasına dönüştürülmüştür. Davalının icra takip tarihi olan 24.05.2016 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü gözetilerek, asıl davadaki alacağa bu tarihten itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda (1-a) nolu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davalı-birleşen davada davacı Ali T. vekilinin, asıl davaya ilişkin tüm, birleşen davaya ilişkin diğer temyiz itirazlarının reddine,
(2-a) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davacı Mustafa D. vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
(1-b) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, birleşen davada davacı Ali T. vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının “B” bendinin “Birleşen Dava Yönünden” bölümünün 2. bendinde yer alan “131.600,80” ibaresinin çıkarılmasına, yerine “17.900,00” ibaresinin yazılmasına, (2-b) nolu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davacı Mustafa D. vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının “A-4” no'lu bentte yer alan “21.10.2021” ibaresinin çıkarılmasına, yerine “24.05.2016” yazılmasına, sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrası bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, asıl ve birleşen davada her iki taraftan ayrı ayrı tahsili ile karşı tarafa ödenmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı-birleşen davada davalı Mustafa D.'ya iadesine,
Aşağıda yazılı harcın temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacı Ali T.'dan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Belkıs Karakaş Özcan Turan Mehmet Özdemir Doğan Ağırman
İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ISLAH İLE ALACAK DAVASINA DÖNÜŞTÜRÜLSE BİLE DAVALI İCRA TAKİP TARİHİNDE TEMERRÜDE DÜŞER.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2024/1014
KARAR NO : 2025/1421
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 13.12.2023
NUMARASI : 2023/1340 E., 2023/1230 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilince duruşmasız, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Avukat B.E. ile asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Avukat K.S.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında, kat karşılığı gayrimenkul yapım işi görüşmeleri başlıklı 13.03.2015 tarihli bir ön sözleşme düzenlendiğini, bu sözleşmeye dayalı olarak müvekkilince, davalı arsa sahibine 250.000,00 Euro ödeme yapıldığını, aradan geçen zamana rağmen esas sözleşmenin imzalanamadığını, kendisine ödenen bedeli iade etmemesi üzerine hakkında başlatılan icra takibine, davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla davayı alacak davasına dönüştürerek 250.000,00 Euro’nun davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında, müvekkiline ait taşınmaz üzerinde inşaat yapımına dair 10.03.2015 tarihli bir ön protokol imzalandığını, bu protokol gereği davalının inşaat bitene kadar aylık 50.000,00 USD kira bedeli ödemesi gerektiğini, söz konusu protokol hükümlerinin daha sonra 13.03.2015 tarihli ön sözleşmeye de aktarıldığını, ön sözleşme gereği müvekkiline kapora ödemesi yapılmış ise de kira bedellinin ödenmediğini, bu nedenle altı aylık kira bedeli alacağı olan 300.000,00 USD' nin tahsili için davalı hakkında icra takibine giriştiklerini, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla sözleşme öncesi sorumluluk ilkelerine dayalı olarak davasını tazminat davasına dönüştürdüğünü beyanla 100.000,00 TL maddi tazminat talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cayma akçesinin iadesi koşullarının oluşmadığını, davacının hazırlayarak müvekkiline sunması gereken kat karşılığı inşaat sözleşmesini hazırlamadığını, davacının sözleşmeden cayması ile bu bedelin müvekkiline kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu 10.03.2015 tarihli ön protokol metninde kira bedeli ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığını, bu ibarenin sonradan eklendiğini ve geçerliliği bulunmadığını, nitekim bu hususun 13.03.2015 tarihli ön sözleşmede yer almadığını, resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ön sözleşme olarak isimlendirilen sözleşme ile asıl davada davacının, davalıya kapora olarak 250.000,00 Euro ödeme yaptığı, bu sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, bu durumda, tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri vermekle yükümlü oldukları, aynı nedenle birleşen davada davacının müspet zarar ve menfi zarar taleplerinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile 250.000,00 Euro'nun davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı-birleşen davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki ön sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu, bu nedenle asıl davada, bu sözleşmeye göre ödenen kaporanın davacı-birleşen davalı yükleniciye ödenmesine karar verilmesi doğru ise de yüklenicinin icra takibinde TBK'nın 99/3. maddesi uyarınca seçimlik hakkını Ülke parası üzerinden yaptığından artık ıslah yoluyla yabancı para birimi üzerinden alacak talebinde bulunamayacağı, davalı-birleşen davacı arsa sahibinin bu husustaki istinaf itirazında haklı olduğu gerekçesiyle, davalı-birleşen davacı arsa sahibinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulü ile 830.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde:
a. Taraflar arasındaki 13.03.2015 tarihli sözleşme gereği arsa sahibi müvekkiline gönderilen 250.000,00 Euro kaporanın iadesinin koşullarının oluşmadığını, davacı-birleşen davalı yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, söz konusu sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğunu, bu nedenle resmi şekilde yapılmasına gerek bulunmadığını, ayrıca kapora ödemesi yapılmakla sözleşme ifa edilmeye başlandığından şekil eksikliğinin ileri sürülemeyeceğini asıl davanın tümden reddi gerektiğini,
b. Asıl davada davacının HMK'nın 176. maddesine aykırı olarak davasını ikinci kez ıslah ettiğini, ikinci ıslahın yok kabul edilmesi gerektiğini, ilk ıslah dilekçesinde, davasını alacak davasına dönüştürmediğini sadece müddeabih yönünden ıslah ettiğini, ikinci ıslah dilekçesi ile bu kez alacak davasına dönüştürdüğünü beyan ettiğini, bu nedenle davacının ıslaha ilişkin taleplerinin dikkate alınmaması ve dava dilekçesindeki ilk talebinin haklı olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılması gerektiğini, ikinci ıslah dilekçesine değer verilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu,
c. Asıl davada ıslah edilen dava değeri üzerinden dava kısmen reddedilmiş olmasına rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini,
d. Birleşen davadaki tazminat taleplerinin sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) esaslarına dayandığını, mahkemece yanlış yorum yapılarak 10.03.2015 ve 13.03.2015 tarihli protokollere dayalı tazminat talep edilmiş gibi tazminat taleplerinin reddedildiğini, müvekkilinin davacı-birleşen davalı yükleniciye duyduğu güvenin boşa çıkmasından kaynaklanan zararının giderilmesi gerektiğini, bu kapsamda sözleşme konusu arsa üzerindeki kiracısını (Turkcell) tahliye ettiğini, kira ilişkisini erken sonlandırmakla ve yeni kira döneminde kira sözleşmesini yenilememekle kira gelirinden mahrum kaldığını, ayrıca asıl sözleşmenin imzalanmasını beklediği dönemde kendisine gelen sözleşme tekliflerini reddettiğini, sözleşmeye engel olmaması için taşınmaz üzerindeki takyidatları ve şerhleri kaldırdığını, ön sözleşmelere aracılık eden emlak komisyoncusuna ödeme yaptığını, bu husustaki delillerini dosyaya sunduğunu, mahkemece bunlar incelenmeksizin birleşen davadaki tazminat taleplerinin reddedildiğini,
e. Birleşen davadaki vekalet ücretinin de hatalı hesaplandığını, harcını yatırdıkları tutar 100.000,00 TL olmasına rağmen sanki 300.000,00 USD talep edilmiş gibi vekalet ücreti hesap edildiğini beyan etmektedir.
2. Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde:
Asıl davada ıslah yoluyla, itirazın iptali davasını alacak davasına dönüştürerek 250.000,00 Euro'nun tahsilini istediklerini, Bölge Adliye Mahkemesince ıslah dilekçelerinin göz ardı edildiğini, bu şekilde karar verilecek idiyse itiraz iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesi gerektiğini, asıl davada verilen hükmün bu yönden hatalı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına ilişkin ön sözleşmeden kaynaklanmaktadır.
1. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazları yönüden yapılan incelemede;
a) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ön sözleşme başlığı altında düzenenen 29. maddesi “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.” hükmünü içermektedir. Eser sözleşmelerinin bir türü olan "Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri" bedel olarak taşınmaz mal mülkiyetinin geçirimi borcunu içerdiğinden, TMK'nın 706, Borçlar Kanunu'nun 213, Noterlik Kanunu'nun 60 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir. Tapulu taşınmazın satışına devrine ilişkin sözleşmeler resmi şekil şartına tabi olmakla geçerlilik şekline uyulmaksızın yapılan sözleşmeler hukuken geçersiz olacak ve geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, tarafları bakımından hak ve borç doğurmayacak, taraflar ancak geçersiz sözleşmeye dayalı olarak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri isteyebileceklerdir. Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen, ileride arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına dair ön sözleşmeler noterde düzenleme şeklinde yapılmadığından geçersizdir. Bu hususta İlk Derece Mahkemesinin ve İstinaf Dairesinin gerekçesi yerinde olup, asıl davada davacı yüklenici bu nedenle ödediği kaporunun iadesini isteyebilir.
Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin, asıl davaya ilişkin tüm, birleşen davaya ilişkin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b. Birleşen davada davacı arsa sahibi, ön sözleşmeye dayalı olarak kira bedeli talep etmiş olup az yukarıda açıklandığı üzere ön sözleşme geçersiz olduğundan, birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru olmuştur.
Ancak, birleşen dava ilk olarak 9.021,96 TL üzerinden harcı yatırılarak itirazın iptali davası olarak açılmış, davacı yargılama sırasında verdiği 15.10.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını sözleşme öncesi sorumluluk esaslarına dayalı maddi tazminat istemine dönüştürdüğünü beyan ederek 100.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş ve bu tutar üzerinden harcını yatırmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince, birleşen dava değerinin 100.000,00 TL olduğu gözardı edilerek, icra takibindeki 315.038,36 USD üzerinden, davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
2. Asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
a) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 99’uncu maddesi uyarınca; borç ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile de ödenmesini isteyebilir. Diğer bir anlatımla, borcun aslı yabancı para alacağı (döviz) ise alacaklının, borcun fiili ödeme günündeki TL karşılığı döviz veya doğrudan TL olarak talepte bulunma konusunda seçimlik hakkı bulunmaktadır. Seçimlik hakların söz konusu olması halinde seçimlik hak kullanılmak suretiyle edim tayin edilmiş olur ve seçimlik hakkı ortadan kalkar (K.Oğuzman-Öz, Borçlar Hukuku-Genel, s.227). Dolayısıyla, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklıya tanınan seçimlik bir hak sözkonusu olup hakkın kullanılması yenilik doğurucu nitelikte olduğundan talep hakkını kullanan alacaklının artık bu tercihinden dönmesi mümkün değildir. Islahla bu tercihinden dönerek borcun yabancı para üzerinden tahsilini de talep edemez. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.01.2022 tarihli ve 2021/12219 E., 2022/535 K. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2023 tarihli ve 2021/5290 E., 2023/581 K. sayılı ilamı).
Bölge Adliye Mahkemesince, asıl davada davacının seçimlik hakkını icra takip talebiyle birlikte Ülke Parası üzerinden kullandığı, ıslah yoluyla bunu değiştiremeyeceği gerekçesiyle, takip tarihindeki miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmuştur.
Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b) Asıl davada davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Asıl dava, itirazın iptali davası olarak açılmış, ıslah ile alacak davasına dönüştürülmüştür. Davalının icra takip tarihi olan 24.05.2016 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü gözetilerek, asıl davadaki alacağa bu tarihten itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda (1-a) nolu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davalı-birleşen davada davacı Ali T. vekilinin, asıl davaya ilişkin tüm, birleşen davaya ilişkin diğer temyiz itirazlarının reddine,
(2-a) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davacı Mustafa D. vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
(1-b) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, birleşen davada davacı Ali T. vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının “B” bendinin “Birleşen Dava Yönünden” bölümünün 2. bendinde yer alan “131.600,80” ibaresinin çıkarılmasına, yerine “17.900,00” ibaresinin yazılmasına, (2-b) nolu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davacı Mustafa D. vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının “A-4” no'lu bentte yer alan “21.10.2021” ibaresinin çıkarılmasına, yerine “24.05.2016” yazılmasına, sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrası bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, asıl ve birleşen davada her iki taraftan ayrı ayrı tahsili ile karşı tarafa ödenmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı-birleşen davada davalı Mustafa D.'ya iadesine,
Aşağıda yazılı harcın temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacı Ali T.'dan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Belkıs Karakaş Özcan Turan Mehmet Özdemir Doğan Ağırman

