KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

MİRASBIRAKAN SADECE SÖZLEŞME TARİHİNDEKİ MİRASÇILARINDAN DEĞİL DAHA SONRA MİRASÇI OLACAK KİŞİLERDEN DE MAL KAÇIRABİLİR.

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2025/775
Karar No      : 2026/86

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 19.11.2024
SAYISI                                 : 2023/655 E., 2024/1171 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.

Davacı; murisi Arif D.'in 130 ada 54 parsel sayılı taşınmazını mirastan mal kaçırma amacıyla davalıya satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı; taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, murisin ihtiyaçlarını 10 sene boyunca babası ile birlikte karşıladığını, temlikte muvazaanın bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; muvazaa iddiasının ispatlanamadığı, satışın gerçek olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin, davacıyı evlat edinmeden önce davalıya yaptığı temlik sırasında başka mirasçısının bulunmadığı, bu hususun veraset ilamı ile sabit olduğu, bu nedenle temlikin mal kaçırma amaçlı olduğuna ilişkin iddianın dinlenemeyeceği, öte yandan temlikten 2 yıl sonra evlat edinilmek suretiyle mirasçılık sıfatını kazanan davacıdan o tarihte mal kaçırıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, murisin gerçek iradesinin davacıdan mal kaçırmak olduğunun kabul edilemeyeceği, kaldı ki tüm dosya kapsamı ile murisin taşınmazını bakım karşılığı, minnet duygusu ile davalıya temlik ettiğinin sabit olduğu, bedeller arasındaki farkın tek başına muvazaayı kanıtlamaya yetmeyeceği, muvazaa iddiasının ispatlanamadığı, belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu, öte yandan davacının terditli tenkis talebine ilişkin bir değerlendirme yapılarak olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamış ise de, davacının temlik tarihinde murisin saklı paylı mirasçısı da olmadığından, murisin davacının saklı payını ihlal kastı ile hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği, davacının tenkis talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken bu hususta bir karar verilmemiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin tenkis isteğine ilişkin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle tapu iptali ve tescil ile terditli tenkis talebinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1934 doğumlu muris Arif D.'in 21.03.2019 tarihinde dul olarak öldüğü, murisin geride tek mirasçısı olarak 08.10.2010 tarihinde kesinleşen mahkeme kararı ile evlat edindiği davacı Nilgün'ün kaldığı, muris ile davacının aynı zamanda amca yeğen oldukları; murisin 839 (yeni 130 ada 54) parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını kendi üzerinde tutarak çıplak mülkiyetini 07.07.2008 tarihinde davacının kardeşi olan davalı Ahmet'e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Muvazaalı sözleşme ile zarar gören bir veya birkaç mirasçı değil, terekedir. Mirasbırakanın muvazaalı işlem ile belirli bir mirasçıdan değil, tüm mirasçılardan (terekeden) mal kaçırması söz konusudur. Mirasbırakanın ölüm tarihinde mirasçılık sıfatı taşıyan her bir mirasçının aslında kendisinin de ortak olduğu terekeye dahil iken muvazaalı olması nedeniyle geçersiz bir sözleşme ile şeklen bir başkasına temlik edilen taşınmazın tapu kaydının iptali için dava açmakta hem hukuki yararı hem de hakkı vardır. Dolayısıyla mirasçının muvazaa sözleşmesinin yapıldığı tarihte mirasçı olmamasının muvazaa davası açma hakkına etkisi olmayıp mirasbırakanın ölümü tarihinde mirasçı olması gerekli ve yeterlidir. (YGK 25.09.1996 tarihli ve 1996/1-440 Esas, 1996/638 Karar sayılı) Mirasbırakan sadece sözleşme tarihindeki mirasçılarından değil daha sonra mirasçı olacak kişilerden de mal kaçırabilir. Murisin asıl amacı ölümünden sonra bir hak talebini önlemektir. Muvazaalı işlemin amacı hiçbir ayırım göstermeksizin sözleşme tarihinde ve daha sonra mirasçı olanların tamamını aldatmaktır. Ayrıca muvazaa nedeniyle yapılan işlem başından itibaren geçersiz olup o hak terekeye ait olduğundan (mirasbırakanın ölüm tarihindeki mirasçı terekede hak sahibi olduğundan) işlem tarihinde mirasçı bulunmamasının sonuca etkisi yoktur.

Öte yandan; TMK'nın 580. maddesi uyarınca “mirasçı olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ olmak şarttır.” Başka bir koşul söz konusu olamaz. Yine aynı Kanun'un 599. maddesinde” mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar” hükmü getirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun değinilen açık hükümleri karşısında bir mirasçının daha önce değil, murisin ölüm tarihinde (mirasın açılma tarihinde) mirasçılığa ehil ve sağ olması esastır. İstikrar kazanmış Yargıtay İçtihatlarında murisin muvazaalı temliki yaptığı tarihteki çocukları ile bundan sonra ana rahmine düşen çocukları arasında dava hakkı yönünden hiç bir fark gözetilmemiştir. TMK'nın 500. maddesinin “evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar “ hükmü gereğince füruu ve evlatlık arasında bir ayırım yapmak da olanaksızdır.

Somut olayda; murisin dosyada mevcut veraset ilamına bakıldığında tek mirasçısı olarak 2010 yılında evlat edindiği davacının kaldığı sabittir. Ne var ki UYAP sistemi üzerinden alınan murise ait aile nüfus kayıt örneğinden, evlat edinme işlemi gerçekleşmeden önce yapılan temlik tarihinde murisin muhtemel mirasçısı olarak sağ kardeşinin bulunduğu görülmektedir.

Yukarıda değinilen ilke ve yasal düzenlemeler ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince, davacının muvazaa iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğrudur. Ancak kararda; "Davacı murisin 2010 tarihindeki evlatlık işlemi ile mirasçı konumunda olup, mirasbırakanın başkaca mirasçılarının bulunmadığı veraset belgesinden anlaşılmaktadır. Bu durumda evlatlık işleminden önce yapılan temlik işlemi sırasında davacının murisin mirasçısı olmadığı açık olup, murisin temliki davacı mirasçısından mal kaçırma kastı ile hareket ettiği iddiası dinlenmez...Öte yandan, murisin gerçek iradesinin davacı mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Zira; kendisinden mal kaçırıldığını iddia eden davalıya yapılan devirden 2 yıl sonra evlat edinilmek suretiyle mirasçılık sıfatını kazanan davacıdan, o tarihte mal kaçırıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu..." şeklinde ek gerekçeye yer verilmesi hatalıdır.

Davacı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir.

Ne var ki, anılan hususun giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370/4. maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

Başkan                    Üye                  Üye                    Üye                 Üye
Öznur Kakillioğlu      Metin Tepe       Yakup Moğul      İsmail Uçar      Hasan Yılmaz