MUVAFAKAT İLE YOLA TERK EDİLEN TAŞINMAZIN ESKİ MÂLİKİ TARAFINDAN KARŞILIĞININ İSTENEBİLMESİ İÇİN ŞARTA BAĞLI BAĞIŞLAMANIN YANI SIRA ESKİ MÂLİK EKONOMİK AÇIDAN YARAR SAĞLAMAMASI GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/5-874
Karar No : 2025/409
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 16.03.2023
SAYISI : 2023/65 E., 2023/561 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 13.12.2022 tarihli ve 2022/8117 Esas,
2022/18076 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı idare vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili Bağcılar ilçesi Mahmutbey Mahallesi 1141 parsel (yeni 2175 ada 15 parsel) sayılı taşınmaza davalı idare tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL bedelin davalı idareden yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından taşınmaza el atılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2015/524 Esas, 2018/277 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 10.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, faizin başlangıç tarihi yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 2018/2804 Esas, 2020/1424 Karar sayılı kararıyla; davalı idare vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, ancak imar uygulaması sırasında bedelsiz yola terk edilen ve düzenleme ortaklık payı içerisinde kalan 1.439,30 m2'lik kısmın bedelinin verilmemesi gerektiği gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne ve taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara payları oranında verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28.09.2021 tarihli ve 2021/590 Esas, 2021/10488 Karar sayılı kararı ile;
"… Dava konusu İstanbul İli, Bağcılar İlçesi, Mahmutbey Köyü eski 1141 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11/1-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu 18000,00 metrekare yüzölçümlü eski 1141 parsel sayılı taşınmazda davacılar murisinin 8/30 payı olduğu, 1993 yılında yapılan imar uygulamasıyla pay karşılığı 4800,00 m² alandan 704,00 m²'lik kısmın yola terk edildiği, 86,86 m²'lik kısmın düzenleme ortaklık payı olarak düşüldüğü ve 2174 (855) ada 1, 2175 (856) ada 2 ve 2176 (857) ada 8 parsel sayılı taşınmazların 1/2 paylı olarak davacılar muris Hasan A. adına tescil edildiği, imar uygulaması sonrası oluşan 2175 (856) ada 2 parsel sayılı 6832,00 m² alanlı taşınmazın 1995 yılında ifraz ve terk işlemine tabi tutulduğu, tapuda davacılar murisi ile birlikte dava dışı şirket tarafından 1439,30 m²'lik kısmın bedelsiz yola terk, 3066,60 m² kısmın ise kültürel tesis alanı olarak Bağcılar Belediye Başkanlığına bağışlandığı, kalan kısmın 2332,10 m² alanlı 2175 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payı muris Hasan A. adına tescil edildiği, daha sonra da yol fazlalıkları ile tevhid edilerek 2175 ada 15 parsel olarak 3053,18 m² yüzölçümlü taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği, kültürel tesis alanı olarak bağışlanan kısmın imar planında pazar alanı ve yer altı otoparkı olarak ayrıldığı ve fiilen de bu şekilde kullanıldığı anlaşılmıştır.
1) Her ne kadar, kültürel tesis alanı olarak bağışlanan ve Bağcılar Belediye Başkanlığı adına kayıtlı bulanan 2214 ada 1 parsel sayılı taşınmazın imar planında pazar alanı ve yeraltı otoparkı olarak ayrıldığı ve fiilen de bu şekilde kullanıldığından 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 295/3. maddesi gereğince hibe amacına uygun kullanılmadığından bahisle bedeline hükmedilmiş ise de; dosya içindeki bilgi ve belgelerden bağışın şartlı yapılmadığı, yapı ruhsatı alabilmek için plan şartı gereği kamuya terk edilmeksizin yapı ruhsatı verilemeyeceğinden, insaat istikamet rölevesinde ve imar planında tadilen kültürel tesis alanı olarak ayrılan kısmın hibe edildiği, imar planının davacılarca iptali yoluna gidilmediği halen de imar planındaki konumunun kamuya özgülenmiş olduğu göz önüne alındığında Borçlar Kanunu'nun 295/3 ve 297. maddelerinin uygulama yeri olmadığı gibi, Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca imar düzenlemesi sırasında malikinin muvafakatı ile yol, yeşil alan ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan alan için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı da istenemez.
Bu durumda, halen imar planında pazar alanı ve yeraltı otoparkı olarak ayrılan ve fiilen de bu şekilde kullanılan dava konusu taşınmaz için eski maliklerince mülkiyet iddiasında bulunmaları imkanı bulunmadığından 3066,66 m² karşılığı bedel yönünden davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi,
2) 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18/6. maddesi uyarınca, bir parselden birden fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz hükmü ve Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca 1993 yılında Belediyece yapılan imar uygulamasında davacılar murisini payından 704 metrekare bedelsiz terk olarak alındığı halde ikinci kez kesilen 86,86 metrekare düzenleme ortaklık payı karşılığına hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
3) Davacılar murisi tarafından 1995 yılında toplam 1439,30 metrekarede 1/2 payı karşılığının bedelsiz yola terk edilmiş ise de; 24.08.2006 yılında alınan Belediye Encümeni kararı gereği 627,33 m², yine 02.01.2008 tarihli Belediye Encümeni kararı ile 93,75 m² yol fazlalıkları Belediye tarafında yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaza ile tevhid edilerek yüzölçümü 3053,18 m² olarak tapuya tescil edildiği dosya içeriğiyle anlaşılmıştır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca malikin rızasıyla kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere kamuya terk edilen taşınmazın kamu yararı dışında konut alanına dönüştürülmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi'nin 09.03.2017 ve 2014/11994 başvuru nolu kararı da gözönüne alındığında davacıların Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabulu ile muris Hasan A.'ın bedelsiz olarak yola terk ettiği kısımların sonrasında yoldan ihdas edilerek Belediyece satışı yapılan yerlerde kalıp kalmadığı fen bilirkişi marifetiyle keşif yapılmak suretiyle tespit edilerek; bedelsiz terk edilen kısımlar içinde kaldığının tespiti halinde bu kısımlardaki davacılar murisinin payı karşılığına hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ile 1439,30 m² kısımda davacılar payı karşılığına hükmedilmemesi
Doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/1698 Esas, 2022/665 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra, dava konusu arsa niteliğindeki taşınmaza mahallinde yapılan keşif sonucu emsal karşılaştırması yapılarak değerini belirleyen, usul ve yasaya uygun olarak düzenlendiği için hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre el atma bedelinin davalı idareden tahsiline karar verilmesinin doğru olduğu, taşınmazın imar durumu ve konumuna göre belirlenen bedelin uygun olduğu, bu nedenle davalı idare vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, ancak; Yargıtay bozma kararı doğrultusunda fazla kesilen 86,86 m2 düzenleme ortaklık payı alanı ile yoldan ihdas edilen ve yola terk edilen kısım içinde kalan ve davacılar murisi payına isabet eden 360,54 m2 karşılığı olan 1.073.760 TL el atma bedelinin tespiti ile taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL bedele karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne ve taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacılara payları oranında verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme ve işlem yapılarak ikinci kez kesilen 86,86 m² düzenleme ortaklık payı karşılığına taleple bağlı kalınarak hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle davacılar vekilinin tüm, davalı idare vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Şöyle ki;
Her ne kadar uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davacının bedelsiz terk ettiği ve sonrasında yoldan ihdas edilerek davalı Belediye Başkanlığınca satışı yapılan kısımda davacı payı karşılığı tespit edilip taleple bağlı kalınarak karar verilmiş ise de; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35 inci maddesi uyarınca imar düzenlemesi sırasında malikinin muvaffakati ile yol, yeşil alan ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan alan için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı ve karşılığı da istenemeyeceğinden ve Anayasa Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli ve 2017/22268 başvuru numaralı kararı da dikkate alındığında davacıların kendi isteği ile yapılan işlemden elde ettiği menfaat de gözetilerek bu kısma yönelik davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın 1.439,30 metrekaresinin, davacılar murisi tarafından 1/2 payı karşılığının bedelsiz yola terk edildiği, 24.08.2006 yılında alınan Belediye Encümeni kararı gereği 627,33 m2, yine 02.01.2008 tarihli Belediye Encümeni kararı ile 93,75 m2 yol fazlalıklarının davalı belediye tarafından yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz ile tevhid edilerek yüzölçümü 3.053,18 m2 olarak tapuya tescil edildiği, yoldan ihdas edilen ve yola terk edilen kısım içinde kalan ve davacılar murisi payına isabet eden 360,54 m2 yerin davalı idare tarafından terk amacına uygun olarak kullanılmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde; kamuya tahsis edilmesi şartıyla bağışlanan taşınmazın yine kamu yararı gözetilerek farklı amaçla kullanılmasının mülkiyet ihlaline sebebiyet vermediğini, ihdas işlemlerinden davacının da faydalandığını, terk ve ihdas işlemleri neticesinde dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1.105,07 m2 lik bir artışın meydana geldiğini, bu artıştan parsel maliklerinin yararlandığını, davacının herhangi bir hak kaybının olmadığını, eksik inceleme ile düzenlenen raporların hükme esas alındığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu ettikleri alanın DOP dışında kalan 1439,30 m2 olması gerekirken bölge adliye mahkemesince 360,54 m2 olarak değerlendirmesi, ayrıca m2 birim fiyatının 3.800,00 TL yerine inandırıcı gerekçe gösterilmeksizin 2.400,00 TL olarak belirlenmesi şeklindeki aleyhe olan kısımların bozulmasına veya düzelterek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada, davacılar murisinin bedelsiz terk ettiği ve sonrasında yoldan ihdas edilerek davalı belediye başkanlığınca satışı yapılan bölümünün eski maliki tarafından karşılığının istenip istenemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesi,
2. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi,
3. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244. maddesi,
2. Değerlendirme
a) Davacılar vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, bölge adliye mahkemesince direnme kararı öncesinde verilen kararın davacılar vekili ve davalı idare vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece davacılar vekilinin temyiz itirazları reddedilerek davalı idare vekilinin temyiz itirazları yönünden bozma kararı verildiği, direnme kararının ise davacılar vekili ve davalı idare vekili tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davacılar vekilinin direnme kararını temyizinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu tartışılmıştır.
2. Hukuki yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
4. O hâlde davacılar vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
b) Davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
5. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) ilgili bölümlerinin açıklanması gerekmektedir.
6. Öncelikle belirtilmelidir ki, Türk Hukuk Lûgatında "bireylerin bir şey üzerindeki egemenliği" olarak kısaca açıklanan ancak mevzuatta tanımı yapılmayan mülkiyet hakkı, toplum yararı ile sınırlı, sahibine gerek yetki ve gerekse ödevler yükleyen kamu ve özel hukuk karakterli, kendine özgü bir haktır (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s. 828).
7. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesinde;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz" düzenlemesine yer verilerek mülkiyet hakkının varlığı Anayasal bir hak olarak belirlenmiş ve ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
8. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun "İmar mevzuatı uygulanan veya özel parselasyon yapılan yerler" kenar başlıklı 35. maddesi “…İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez…” şeklinde düzenlenmiştir.
9. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Arazi ve arsa düzenlemesi" kenar başlıklı 18. maddesinin ilgili bölümü “…İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.
…
(Değişik fıkra:4/7/2019-7181/9 md.) Bu madde hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır. Ancak, her türlü imar planı kararı ile yapılaşma koşulunda ve nüfusta artış olması hâlinde, artış olan parsellerden, uygulama sonucunda oluşan değerinin önceki değerinden az olmaması kaydıyla, daha önceki imar uygulamalarında yapılan terk veya kesintiler dikkate alınmak suretiyle ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı oranını % 45’e kadar tamamlamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilir...” hükmünü içermektedir. Bu noktada önemle belirtilmelidir ki imar mevzuatı kamu düzenine ilişkindir ve mahkemece resen göz önünde bulundurulması gerekir. Zira sosyal devlet ilkesi gereği kamu sağlığı ve güvenliği, şehirleşme, etkin yerleşme politikası gibi prensipler çerçevesinde kamu yararının sağlanması amacıyla Devletin yapılaşmaya ilişkin faaliyetlere müdahalesi zorunludur.
10. Bedelsiz terk işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244. maddesinin ilgili kısımları;
“…Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.
...
3 - Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse…” hükmüne amirdir.
11. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başlangıçta mülkiyete ilişkin bir kural içermemekle birlikte, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce mülkiyet hakkının da yer almasına yönelik bir protokol oluşturulmuş ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye Ek Protokol imzalanmıştır. Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” hükmü öngörülmüş olup, protokolün birinci maddesi mülkiyetin korunmasını düzenlemektedir. Bu madde üç kuraldan oluşmaktadır. Bu kuralların ilki, mülkiyet hakkına saygı duyulması biçiminde genel ilkedir. İkincisi, mülkiyet hakkından kamu yararı nedeniyle hukuka uygun olarak yoksun bırakılmasının meşruluğu ilkesi ve nihayet üçüncüsü, mülkiyet hakkının kamu yararına uygun olarak kullanılması düzenlemesinin, meşru bir müdahale sayılacağı ilkesidir.
12. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinde düzenlenen ve uygulamada yola/yeşil alana vs. terk olarak bilinen kamuya bedelsiz devredilen taşınmazlar yönünden mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği meselesi hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hem de Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına konu olmuştur.
13. AİHM; 07.04.2015 tarihli ve 55549/11 Başvuru No.lu Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Tic. Ltd. Şti./Türkiye davasında; "İhtilaf konusu taşınmaz üzerine adalet sarayı inşa edildiği, idare tarafından kamu hizmetine ayrıldığı, mülkün başlangıçta tören alanı olarak kullanılmasının öngörüldüğü doğru olsa da, yerel imar planının sonradan Adalet Bakanlığının ihtiyaçları doğrultusunda değiştirildiği, Belediye tarafından söz konusu taşınmaz ile Hazineye ait bir başka taşınmazın trampa edildiği ve her iki taşınmazın sırasıyla iki idare adına tapuya tescil edildiği, söz konusu trampa işleminin, konuya uygulanabilir kurallara riayet edilerek gerçekleştirildiği, başvuran tarafından devredilen taşınmaz üzerine, adalet sarayı inşa edildiği ve diğer taşınmazın da yine kamunun kullanımına sunulduğu, Mahkeme (AİHM) başvuranın, taşınmazı idare tarafından kamu hizmetine tahsis edilmesi nedeniyle, mülkünün iade edilmesini ya da iade edilmemesi hâlinde, taşınmazının değerine karşılık gelen tutarda tazminat almayı yasal olarak isteyemeyeceği kanısında olduğunu..." açıklamıştır.
14. AİHM’nin 05.12.2017 tarihli ve 49025/06 Başvuru No.lu Kuddusi Bilici/Türkiye davasında; AİHM, "Öncelikle başvuran tarafından devredilen arsanın ortaöğretim okulunun inşa edilmesi için kullanılmasının öngörülmesine rağmen, gözden geçirilen yerel şehircilik planı ardından ihtilaf konusu parselin kamuoyuna açık yeşil alan olarak tahsis edildiği, sözleşmeci devletlerin sahip oldukları takdir yetkisini dikkate alarak, Mahkeme (AİHM) yeşil alan yapılmasının da kamu yararı niteliği taşımasından şüphe etmemek gerektiği kanaatiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna..." karar vermiştir.
15. AYM’nin 07.09.2021 tarihli ve 2017/22268 Başvuru No.lu kararında ise; "...Başvurucunun sahibi olduğu 61.389 m² yüz ölçümündeki taşınmazda yola terk ettiği 21.654 m²lik kısmının sosyal kültürel tesis alanına dönüştürülmesi ve daha sonra bu alanın 3.379 m²lik kısmının Belediye adına avlulu kârgir düğün salonu olarak tapuya tescil edilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Ancak müdahalenin genel bir imar uygulamasının parçası olarak değil söz konusu taşınmazın başvurucunun ifraz talebi üzerine -ekonomik açıdan yarar sağlamak için- parselasyon işleminin yapıldığı dikkate alınmalıdır. Buna göre başvurucu, taşınmazı olduğu gibi kullanmak yerine ifraz ettirerek tasarruf ve devir işlemlerinde bulunmayı tercih etmiştir. Öte yandan söz konusu parselasyonun ancak ifraz edilen parseller için taşınmazın bir kısmının yola terki suretiyle yapılabileceği başvurucu tarafından öngörülebilir bir durum...” olduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Benzer yönde Anayasa Mahkemesi, kamu hizmetine tahsis şartı bulunmaksızın bağışlanan ve belediyece üçüncü kişiye devredilen taşınmaz hissesinin başvurucuya iade edilmemesinin -bu bağışla elde etmeyi amaçladığı tüm yararlara kavuştuğu da dikkate alındığında- başvurucuya olağan dışı, aşırı ve ölçüsüz bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşmıştır (Şahin Tosun, B. No: 2014/10857, 11.01.2017). Buket Baran ve diğerleri kararına konu olayda ise, başvurucuların murisi imar planında yeşil alan vasfıyla yer alan taşınmaza ilişkin olarak belediye ile yapmış olduğu anlaşma uyarınca taşınmazının bir kısmını bedelsiz olarak kamuya terk etmiştir. Belediye söz konusu taşınmazı bir vakfa devretmiştir. Anayasa Mahkemesi taşınmazın şartlı olarak bağışlandığının ortaya konulamadığını vurgulayarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur (Buket Baran ve diğerleri, B.No: 2017/14999, 03.12.2020).
16. Somut olay ve dosya kapsamına göre, dava konusu 18.000 metrekare yüzölçümlü eski 1141 parsel sayılı taşınmazda davacılar murisinin 8/30 payı (4800 m2) olduğu, 1993 yılında yapılan imar uygulamasıyla pay karşılığı 4800 m2 alandan 704,00 m2'lik kısmın yola terk edildiği, 86,86 m2'lik kısmın düzenleme ortaklık payı (%2,12) olarak düşüldüğü ve 2174 (855) ada 1, 2175 (856) ada 2 ve 2176 (857) ada 8 parsel sayılı taşınmazların 1/2 paylı olarak davacılar murisi Hasan A. adına tescil edildiği, imar uygulaması sonrası oluşan 2175 (856) ada 2 parsel sayılı 6832 m2 yüzölçümlü taşınmazın 1995 yılında ifraz ve terk işlemine tabi tutulduğu, tapuda davacılar murisi ile birlikte dava dışı şirket tarafından 1439,30 m2'lik kısmın bedelsiz yola terk, 3066,60 m2 kısmın ise kültürel tesis alanı olarak Bağcılar Belediye Başkanlığına bağışlandığı, kalan 2332,10 m2 alanlı 2175 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının muris Hasan A. adına tescil edildiği, daha sonra da yol fazlalıkları ile tevhid edilerek 2175 ada 15 parsel olarak 3053,18 m2 yüzölçümlü taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği anlaşılmıştır.
17. Mahallinde yapılan keşif sonucu alınan 28.01.2022 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide A1 ile gösterilen 26,58 m2'lik ve C2 ile gösterilen 600,75 m2'lik kısımlarının yoldan ihdası ile 2175 ada 13 parsel (2959,43 m2) sayılı taşınmazın oluştuğu, 2175 ada 13 parsel sayılı taşınmazın 02.01.2008 tarihli encümen kararı gereği yapılan ihdas ve tevhit işlemlerinde ise, "B1 ve C1" ile gösterilen 93,75 m2'lik kısmın yoldan ihdası ile 2175 ada 15 parsel (3053,18 m2) sayılı taşınmazın oluştuğu, 2175 ada 13 ve 15 parsel sayılı taşınmazların oluşumunda (önceden yola terk edilen 1439,30 m2'lik kısım içinde olan) yoldan ihdasen satın alınan toplam alanın (26,58+600,75+93,75) 721,08 m2 olduğu, bu kısımda davacılar murisinin 1/2 payı karşılığı alanının ise 360,54 m2 olduğu açıklanmıştır. Direnme kararına konu uyuşmazlık, 1995 yılında bedelsiz yola terk (1439,30 m2) edilen, 24.08.2006 tarihli ve 02.01.2008 tarihli encümeni kararları ile yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz ile tevhid edilen alan içerisinde kalan ve davacılar murisi hissesi karşılığı 360,54 m2'lik kısma yöneliktir.
18. Dosya içerisinde bulunan 17.04.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, davacılar murisinin de malik olduğu 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 2 adet blok bina bulunduğu, taşınmazların imar durumları gereği uygulama yapmak üzere rızaen yapılan terklerin DOP kesintisi yapılan terkle farklı işlem oldukları, geçmişte %35 oranında yapılan DOP kesintilerinin günümüzde %40'lara ulaştığı, buna karşılık dava konusu taşınmazda DOP oranının çok daha düşük olduğu, ilgili belediyenin proje tasdik edilen plan notlarında %35'ten fazla yapılan bedelsiz terklerde emsal hesabının brüt parsel alanının %65'i dikkate alınarak yapılacağı notu ile inşaat alanının 6832 m2 üzerinden verildiği belirtilmiş olup, bu durumun gerek hibe yapılmış alanın gerekse yola giden alanın karşılığında parselin inşaat alanına ek olarak yansıtıldığı açıklanmıştır.
19. Yine dosya içerisinde mevcut Bağcılar Belediye Başkanlığının 28.02.2022 tarihli yazısına göre, 627,33 m2 ihdas edilen alanın eklenmesi suretiyle 941.00 m2, 93,75 m2 ihdas alanının eklenmesi suretiyle de 164,07 m2 fazladan inşaat alanına katkıda bulunulduğu, sonuç olarak dava konusu yerde muhtelif zamanlarda yapılan terk ve ihdas işlemleri neticesinde, dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1,105.07 m2'lik bir artışın meydana geldiği, bu artışlardan parsel maliklerinin fayda sağladığı bildirilmiştir.
20. Malikinin muvafakati ile yola terk edilen taşınmazın Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca eski maliki tarafından karşılığının istenebilmesi için şarta bağlı bağışlamanın yanı sıra bedelsiz terk nedeniyle eski malikin ekonomik açıdan yarar sağlamaması gerekmektedir. Eğer malik bağışladığı taşınmazın yol dışında başka bir amaç için kullanılmasını istemiyorsa şarta bağlı bağışlama yapma imkânına sahiptir. Somut olayda ise tapu müdürlüğünün 23.11.1995 tarihli ve 11229 yevmiye numaralı resmi senet içeriğine göre yola terk işlemi şarta bağlı yapılmadığı gibi bilirkişi kurulu raporu ve idare yazılarına göre bedelsiz terklerde emsal hesabının brüt parsel alanının %65'i dikkate alınarak yapılacağı notu ile, inşaat alanının bedelsiz yol olarak terk edilen 1439,30 m2'lik kısım ile kültürel tesis alanı olarak bağışlanan 3066,60 m2 kısım da dikkate alınmak suretiyle 2175 ada 2 parsel (6832 m2) üzerinden verildiği, muhtelif zamanlarda yapılan terk ve ihdas işlemleri neticesinde dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1,105.07 m2'lik bir artışın meydana geldiği anlaşılmakla davacıların mağduriyetinin bulunmadığı sonuca varılmıştır.
21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
22. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1- a bendinde (§1-4) belirtilen gerekçelerle davacılar vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
2- b bendinde (§5-22) belirtilen gerekçelerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
MUVAFAKAT İLE YOLA TERK EDİLEN TAŞINMAZIN ESKİ MÂLİKİ TARAFINDAN KARŞILIĞININ İSTENEBİLMESİ İÇİN ŞARTA BAĞLI BAĞIŞLAMANIN YANI SIRA ESKİ MÂLİK EKONOMİK AÇIDAN YARAR SAĞLAMAMASI GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/5-874
Karar No : 2025/409
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 16.03.2023
SAYISI : 2023/65 E., 2023/561 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 13.12.2022 tarihli ve 2022/8117 Esas,
2022/18076 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı idare vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili Bağcılar ilçesi Mahmutbey Mahallesi 1141 parsel (yeni 2175 ada 15 parsel) sayılı taşınmaza davalı idare tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL bedelin davalı idareden yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından taşınmaza el atılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2015/524 Esas, 2018/277 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 10.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, faizin başlangıç tarihi yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 2018/2804 Esas, 2020/1424 Karar sayılı kararıyla; davalı idare vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, ancak imar uygulaması sırasında bedelsiz yola terk edilen ve düzenleme ortaklık payı içerisinde kalan 1.439,30 m2'lik kısmın bedelinin verilmemesi gerektiği gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne ve taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara payları oranında verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28.09.2021 tarihli ve 2021/590 Esas, 2021/10488 Karar sayılı kararı ile;
"… Dava konusu İstanbul İli, Bağcılar İlçesi, Mahmutbey Köyü eski 1141 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11/1-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu 18000,00 metrekare yüzölçümlü eski 1141 parsel sayılı taşınmazda davacılar murisinin 8/30 payı olduğu, 1993 yılında yapılan imar uygulamasıyla pay karşılığı 4800,00 m² alandan 704,00 m²'lik kısmın yola terk edildiği, 86,86 m²'lik kısmın düzenleme ortaklık payı olarak düşüldüğü ve 2174 (855) ada 1, 2175 (856) ada 2 ve 2176 (857) ada 8 parsel sayılı taşınmazların 1/2 paylı olarak davacılar muris Hasan A. adına tescil edildiği, imar uygulaması sonrası oluşan 2175 (856) ada 2 parsel sayılı 6832,00 m² alanlı taşınmazın 1995 yılında ifraz ve terk işlemine tabi tutulduğu, tapuda davacılar murisi ile birlikte dava dışı şirket tarafından 1439,30 m²'lik kısmın bedelsiz yola terk, 3066,60 m² kısmın ise kültürel tesis alanı olarak Bağcılar Belediye Başkanlığına bağışlandığı, kalan kısmın 2332,10 m² alanlı 2175 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payı muris Hasan A. adına tescil edildiği, daha sonra da yol fazlalıkları ile tevhid edilerek 2175 ada 15 parsel olarak 3053,18 m² yüzölçümlü taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği, kültürel tesis alanı olarak bağışlanan kısmın imar planında pazar alanı ve yer altı otoparkı olarak ayrıldığı ve fiilen de bu şekilde kullanıldığı anlaşılmıştır.
1) Her ne kadar, kültürel tesis alanı olarak bağışlanan ve Bağcılar Belediye Başkanlığı adına kayıtlı bulanan 2214 ada 1 parsel sayılı taşınmazın imar planında pazar alanı ve yeraltı otoparkı olarak ayrıldığı ve fiilen de bu şekilde kullanıldığından 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 295/3. maddesi gereğince hibe amacına uygun kullanılmadığından bahisle bedeline hükmedilmiş ise de; dosya içindeki bilgi ve belgelerden bağışın şartlı yapılmadığı, yapı ruhsatı alabilmek için plan şartı gereği kamuya terk edilmeksizin yapı ruhsatı verilemeyeceğinden, insaat istikamet rölevesinde ve imar planında tadilen kültürel tesis alanı olarak ayrılan kısmın hibe edildiği, imar planının davacılarca iptali yoluna gidilmediği halen de imar planındaki konumunun kamuya özgülenmiş olduğu göz önüne alındığında Borçlar Kanunu'nun 295/3 ve 297. maddelerinin uygulama yeri olmadığı gibi, Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca imar düzenlemesi sırasında malikinin muvafakatı ile yol, yeşil alan ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan alan için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı da istenemez.
Bu durumda, halen imar planında pazar alanı ve yeraltı otoparkı olarak ayrılan ve fiilen de bu şekilde kullanılan dava konusu taşınmaz için eski maliklerince mülkiyet iddiasında bulunmaları imkanı bulunmadığından 3066,66 m² karşılığı bedel yönünden davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi,
2) 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18/6. maddesi uyarınca, bir parselden birden fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz hükmü ve Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca 1993 yılında Belediyece yapılan imar uygulamasında davacılar murisini payından 704 metrekare bedelsiz terk olarak alındığı halde ikinci kez kesilen 86,86 metrekare düzenleme ortaklık payı karşılığına hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
3) Davacılar murisi tarafından 1995 yılında toplam 1439,30 metrekarede 1/2 payı karşılığının bedelsiz yola terk edilmiş ise de; 24.08.2006 yılında alınan Belediye Encümeni kararı gereği 627,33 m², yine 02.01.2008 tarihli Belediye Encümeni kararı ile 93,75 m² yol fazlalıkları Belediye tarafında yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaza ile tevhid edilerek yüzölçümü 3053,18 m² olarak tapuya tescil edildiği dosya içeriğiyle anlaşılmıştır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca malikin rızasıyla kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere kamuya terk edilen taşınmazın kamu yararı dışında konut alanına dönüştürülmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi'nin 09.03.2017 ve 2014/11994 başvuru nolu kararı da gözönüne alındığında davacıların Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabulu ile muris Hasan A.'ın bedelsiz olarak yola terk ettiği kısımların sonrasında yoldan ihdas edilerek Belediyece satışı yapılan yerlerde kalıp kalmadığı fen bilirkişi marifetiyle keşif yapılmak suretiyle tespit edilerek; bedelsiz terk edilen kısımlar içinde kaldığının tespiti halinde bu kısımlardaki davacılar murisinin payı karşılığına hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ile 1439,30 m² kısımda davacılar payı karşılığına hükmedilmemesi
Doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/1698 Esas, 2022/665 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra, dava konusu arsa niteliğindeki taşınmaza mahallinde yapılan keşif sonucu emsal karşılaştırması yapılarak değerini belirleyen, usul ve yasaya uygun olarak düzenlendiği için hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre el atma bedelinin davalı idareden tahsiline karar verilmesinin doğru olduğu, taşınmazın imar durumu ve konumuna göre belirlenen bedelin uygun olduğu, bu nedenle davalı idare vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, ancak; Yargıtay bozma kararı doğrultusunda fazla kesilen 86,86 m2 düzenleme ortaklık payı alanı ile yoldan ihdas edilen ve yola terk edilen kısım içinde kalan ve davacılar murisi payına isabet eden 360,54 m2 karşılığı olan 1.073.760 TL el atma bedelinin tespiti ile taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL bedele karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne ve taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacılara payları oranında verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme ve işlem yapılarak ikinci kez kesilen 86,86 m² düzenleme ortaklık payı karşılığına taleple bağlı kalınarak hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle davacılar vekilinin tüm, davalı idare vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Şöyle ki;
Her ne kadar uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davacının bedelsiz terk ettiği ve sonrasında yoldan ihdas edilerek davalı Belediye Başkanlığınca satışı yapılan kısımda davacı payı karşılığı tespit edilip taleple bağlı kalınarak karar verilmiş ise de; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35 inci maddesi uyarınca imar düzenlemesi sırasında malikinin muvaffakati ile yol, yeşil alan ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan alan için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı ve karşılığı da istenemeyeceğinden ve Anayasa Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli ve 2017/22268 başvuru numaralı kararı da dikkate alındığında davacıların kendi isteği ile yapılan işlemden elde ettiği menfaat de gözetilerek bu kısma yönelik davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın 1.439,30 metrekaresinin, davacılar murisi tarafından 1/2 payı karşılığının bedelsiz yola terk edildiği, 24.08.2006 yılında alınan Belediye Encümeni kararı gereği 627,33 m2, yine 02.01.2008 tarihli Belediye Encümeni kararı ile 93,75 m2 yol fazlalıklarının davalı belediye tarafından yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz ile tevhid edilerek yüzölçümü 3.053,18 m2 olarak tapuya tescil edildiği, yoldan ihdas edilen ve yola terk edilen kısım içinde kalan ve davacılar murisi payına isabet eden 360,54 m2 yerin davalı idare tarafından terk amacına uygun olarak kullanılmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde; kamuya tahsis edilmesi şartıyla bağışlanan taşınmazın yine kamu yararı gözetilerek farklı amaçla kullanılmasının mülkiyet ihlaline sebebiyet vermediğini, ihdas işlemlerinden davacının da faydalandığını, terk ve ihdas işlemleri neticesinde dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1.105,07 m2 lik bir artışın meydana geldiğini, bu artıştan parsel maliklerinin yararlandığını, davacının herhangi bir hak kaybının olmadığını, eksik inceleme ile düzenlenen raporların hükme esas alındığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu ettikleri alanın DOP dışında kalan 1439,30 m2 olması gerekirken bölge adliye mahkemesince 360,54 m2 olarak değerlendirmesi, ayrıca m2 birim fiyatının 3.800,00 TL yerine inandırıcı gerekçe gösterilmeksizin 2.400,00 TL olarak belirlenmesi şeklindeki aleyhe olan kısımların bozulmasına veya düzelterek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada, davacılar murisinin bedelsiz terk ettiği ve sonrasında yoldan ihdas edilerek davalı belediye başkanlığınca satışı yapılan bölümünün eski maliki tarafından karşılığının istenip istenemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesi,
2. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi,
3. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244. maddesi,
2. Değerlendirme
a) Davacılar vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, bölge adliye mahkemesince direnme kararı öncesinde verilen kararın davacılar vekili ve davalı idare vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece davacılar vekilinin temyiz itirazları reddedilerek davalı idare vekilinin temyiz itirazları yönünden bozma kararı verildiği, direnme kararının ise davacılar vekili ve davalı idare vekili tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davacılar vekilinin direnme kararını temyizinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu tartışılmıştır.
2. Hukuki yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
4. O hâlde davacılar vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
b) Davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
5. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) ilgili bölümlerinin açıklanması gerekmektedir.
6. Öncelikle belirtilmelidir ki, Türk Hukuk Lûgatında "bireylerin bir şey üzerindeki egemenliği" olarak kısaca açıklanan ancak mevzuatta tanımı yapılmayan mülkiyet hakkı, toplum yararı ile sınırlı, sahibine gerek yetki ve gerekse ödevler yükleyen kamu ve özel hukuk karakterli, kendine özgü bir haktır (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s. 828).
7. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesinde;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz" düzenlemesine yer verilerek mülkiyet hakkının varlığı Anayasal bir hak olarak belirlenmiş ve ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
8. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun "İmar mevzuatı uygulanan veya özel parselasyon yapılan yerler" kenar başlıklı 35. maddesi “…İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez…” şeklinde düzenlenmiştir.
9. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Arazi ve arsa düzenlemesi" kenar başlıklı 18. maddesinin ilgili bölümü “…İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.
…
(Değişik fıkra:4/7/2019-7181/9 md.) Bu madde hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır. Ancak, her türlü imar planı kararı ile yapılaşma koşulunda ve nüfusta artış olması hâlinde, artış olan parsellerden, uygulama sonucunda oluşan değerinin önceki değerinden az olmaması kaydıyla, daha önceki imar uygulamalarında yapılan terk veya kesintiler dikkate alınmak suretiyle ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı oranını % 45’e kadar tamamlamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilir...” hükmünü içermektedir. Bu noktada önemle belirtilmelidir ki imar mevzuatı kamu düzenine ilişkindir ve mahkemece resen göz önünde bulundurulması gerekir. Zira sosyal devlet ilkesi gereği kamu sağlığı ve güvenliği, şehirleşme, etkin yerleşme politikası gibi prensipler çerçevesinde kamu yararının sağlanması amacıyla Devletin yapılaşmaya ilişkin faaliyetlere müdahalesi zorunludur.
10. Bedelsiz terk işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244. maddesinin ilgili kısımları;
“…Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.
...
3 - Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse…” hükmüne amirdir.
11. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başlangıçta mülkiyete ilişkin bir kural içermemekle birlikte, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce mülkiyet hakkının da yer almasına yönelik bir protokol oluşturulmuş ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye Ek Protokol imzalanmıştır. Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” hükmü öngörülmüş olup, protokolün birinci maddesi mülkiyetin korunmasını düzenlemektedir. Bu madde üç kuraldan oluşmaktadır. Bu kuralların ilki, mülkiyet hakkına saygı duyulması biçiminde genel ilkedir. İkincisi, mülkiyet hakkından kamu yararı nedeniyle hukuka uygun olarak yoksun bırakılmasının meşruluğu ilkesi ve nihayet üçüncüsü, mülkiyet hakkının kamu yararına uygun olarak kullanılması düzenlemesinin, meşru bir müdahale sayılacağı ilkesidir.
12. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinde düzenlenen ve uygulamada yola/yeşil alana vs. terk olarak bilinen kamuya bedelsiz devredilen taşınmazlar yönünden mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği meselesi hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hem de Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına konu olmuştur.
13. AİHM; 07.04.2015 tarihli ve 55549/11 Başvuru No.lu Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Tic. Ltd. Şti./Türkiye davasında; "İhtilaf konusu taşınmaz üzerine adalet sarayı inşa edildiği, idare tarafından kamu hizmetine ayrıldığı, mülkün başlangıçta tören alanı olarak kullanılmasının öngörüldüğü doğru olsa da, yerel imar planının sonradan Adalet Bakanlığının ihtiyaçları doğrultusunda değiştirildiği, Belediye tarafından söz konusu taşınmaz ile Hazineye ait bir başka taşınmazın trampa edildiği ve her iki taşınmazın sırasıyla iki idare adına tapuya tescil edildiği, söz konusu trampa işleminin, konuya uygulanabilir kurallara riayet edilerek gerçekleştirildiği, başvuran tarafından devredilen taşınmaz üzerine, adalet sarayı inşa edildiği ve diğer taşınmazın da yine kamunun kullanımına sunulduğu, Mahkeme (AİHM) başvuranın, taşınmazı idare tarafından kamu hizmetine tahsis edilmesi nedeniyle, mülkünün iade edilmesini ya da iade edilmemesi hâlinde, taşınmazının değerine karşılık gelen tutarda tazminat almayı yasal olarak isteyemeyeceği kanısında olduğunu..." açıklamıştır.
14. AİHM’nin 05.12.2017 tarihli ve 49025/06 Başvuru No.lu Kuddusi Bilici/Türkiye davasında; AİHM, "Öncelikle başvuran tarafından devredilen arsanın ortaöğretim okulunun inşa edilmesi için kullanılmasının öngörülmesine rağmen, gözden geçirilen yerel şehircilik planı ardından ihtilaf konusu parselin kamuoyuna açık yeşil alan olarak tahsis edildiği, sözleşmeci devletlerin sahip oldukları takdir yetkisini dikkate alarak, Mahkeme (AİHM) yeşil alan yapılmasının da kamu yararı niteliği taşımasından şüphe etmemek gerektiği kanaatiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna..." karar vermiştir.
15. AYM’nin 07.09.2021 tarihli ve 2017/22268 Başvuru No.lu kararında ise; "...Başvurucunun sahibi olduğu 61.389 m² yüz ölçümündeki taşınmazda yola terk ettiği 21.654 m²lik kısmının sosyal kültürel tesis alanına dönüştürülmesi ve daha sonra bu alanın 3.379 m²lik kısmının Belediye adına avlulu kârgir düğün salonu olarak tapuya tescil edilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Ancak müdahalenin genel bir imar uygulamasının parçası olarak değil söz konusu taşınmazın başvurucunun ifraz talebi üzerine -ekonomik açıdan yarar sağlamak için- parselasyon işleminin yapıldığı dikkate alınmalıdır. Buna göre başvurucu, taşınmazı olduğu gibi kullanmak yerine ifraz ettirerek tasarruf ve devir işlemlerinde bulunmayı tercih etmiştir. Öte yandan söz konusu parselasyonun ancak ifraz edilen parseller için taşınmazın bir kısmının yola terki suretiyle yapılabileceği başvurucu tarafından öngörülebilir bir durum...” olduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Benzer yönde Anayasa Mahkemesi, kamu hizmetine tahsis şartı bulunmaksızın bağışlanan ve belediyece üçüncü kişiye devredilen taşınmaz hissesinin başvurucuya iade edilmemesinin -bu bağışla elde etmeyi amaçladığı tüm yararlara kavuştuğu da dikkate alındığında- başvurucuya olağan dışı, aşırı ve ölçüsüz bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşmıştır (Şahin Tosun, B. No: 2014/10857, 11.01.2017). Buket Baran ve diğerleri kararına konu olayda ise, başvurucuların murisi imar planında yeşil alan vasfıyla yer alan taşınmaza ilişkin olarak belediye ile yapmış olduğu anlaşma uyarınca taşınmazının bir kısmını bedelsiz olarak kamuya terk etmiştir. Belediye söz konusu taşınmazı bir vakfa devretmiştir. Anayasa Mahkemesi taşınmazın şartlı olarak bağışlandığının ortaya konulamadığını vurgulayarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur (Buket Baran ve diğerleri, B.No: 2017/14999, 03.12.2020).
16. Somut olay ve dosya kapsamına göre, dava konusu 18.000 metrekare yüzölçümlü eski 1141 parsel sayılı taşınmazda davacılar murisinin 8/30 payı (4800 m2) olduğu, 1993 yılında yapılan imar uygulamasıyla pay karşılığı 4800 m2 alandan 704,00 m2'lik kısmın yola terk edildiği, 86,86 m2'lik kısmın düzenleme ortaklık payı (%2,12) olarak düşüldüğü ve 2174 (855) ada 1, 2175 (856) ada 2 ve 2176 (857) ada 8 parsel sayılı taşınmazların 1/2 paylı olarak davacılar murisi Hasan A. adına tescil edildiği, imar uygulaması sonrası oluşan 2175 (856) ada 2 parsel sayılı 6832 m2 yüzölçümlü taşınmazın 1995 yılında ifraz ve terk işlemine tabi tutulduğu, tapuda davacılar murisi ile birlikte dava dışı şirket tarafından 1439,30 m2'lik kısmın bedelsiz yola terk, 3066,60 m2 kısmın ise kültürel tesis alanı olarak Bağcılar Belediye Başkanlığına bağışlandığı, kalan 2332,10 m2 alanlı 2175 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının muris Hasan A. adına tescil edildiği, daha sonra da yol fazlalıkları ile tevhid edilerek 2175 ada 15 parsel olarak 3053,18 m2 yüzölçümlü taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği anlaşılmıştır.
17. Mahallinde yapılan keşif sonucu alınan 28.01.2022 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide A1 ile gösterilen 26,58 m2'lik ve C2 ile gösterilen 600,75 m2'lik kısımlarının yoldan ihdası ile 2175 ada 13 parsel (2959,43 m2) sayılı taşınmazın oluştuğu, 2175 ada 13 parsel sayılı taşınmazın 02.01.2008 tarihli encümen kararı gereği yapılan ihdas ve tevhit işlemlerinde ise, "B1 ve C1" ile gösterilen 93,75 m2'lik kısmın yoldan ihdası ile 2175 ada 15 parsel (3053,18 m2) sayılı taşınmazın oluştuğu, 2175 ada 13 ve 15 parsel sayılı taşınmazların oluşumunda (önceden yola terk edilen 1439,30 m2'lik kısım içinde olan) yoldan ihdasen satın alınan toplam alanın (26,58+600,75+93,75) 721,08 m2 olduğu, bu kısımda davacılar murisinin 1/2 payı karşılığı alanının ise 360,54 m2 olduğu açıklanmıştır. Direnme kararına konu uyuşmazlık, 1995 yılında bedelsiz yola terk (1439,30 m2) edilen, 24.08.2006 tarihli ve 02.01.2008 tarihli encümeni kararları ile yoldan ihdas edilerek davacılar murisinin de paydaş olduğu 2175 ada 13 parsel ile sonrasında 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz ile tevhid edilen alan içerisinde kalan ve davacılar murisi hissesi karşılığı 360,54 m2'lik kısma yöneliktir.
18. Dosya içerisinde bulunan 17.04.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, davacılar murisinin de malik olduğu 2175 ada 15 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 2 adet blok bina bulunduğu, taşınmazların imar durumları gereği uygulama yapmak üzere rızaen yapılan terklerin DOP kesintisi yapılan terkle farklı işlem oldukları, geçmişte %35 oranında yapılan DOP kesintilerinin günümüzde %40'lara ulaştığı, buna karşılık dava konusu taşınmazda DOP oranının çok daha düşük olduğu, ilgili belediyenin proje tasdik edilen plan notlarında %35'ten fazla yapılan bedelsiz terklerde emsal hesabının brüt parsel alanının %65'i dikkate alınarak yapılacağı notu ile inşaat alanının 6832 m2 üzerinden verildiği belirtilmiş olup, bu durumun gerek hibe yapılmış alanın gerekse yola giden alanın karşılığında parselin inşaat alanına ek olarak yansıtıldığı açıklanmıştır.
19. Yine dosya içerisinde mevcut Bağcılar Belediye Başkanlığının 28.02.2022 tarihli yazısına göre, 627,33 m2 ihdas edilen alanın eklenmesi suretiyle 941.00 m2, 93,75 m2 ihdas alanının eklenmesi suretiyle de 164,07 m2 fazladan inşaat alanına katkıda bulunulduğu, sonuç olarak dava konusu yerde muhtelif zamanlarda yapılan terk ve ihdas işlemleri neticesinde, dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1,105.07 m2'lik bir artışın meydana geldiği, bu artışlardan parsel maliklerinin fayda sağladığı bildirilmiştir.
20. Malikinin muvafakati ile yola terk edilen taşınmazın Kamulaştırma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca eski maliki tarafından karşılığının istenebilmesi için şarta bağlı bağışlamanın yanı sıra bedelsiz terk nedeniyle eski malikin ekonomik açıdan yarar sağlamaması gerekmektedir. Eğer malik bağışladığı taşınmazın yol dışında başka bir amaç için kullanılmasını istemiyorsa şarta bağlı bağışlama yapma imkânına sahiptir. Somut olayda ise tapu müdürlüğünün 23.11.1995 tarihli ve 11229 yevmiye numaralı resmi senet içeriğine göre yola terk işlemi şarta bağlı yapılmadığı gibi bilirkişi kurulu raporu ve idare yazılarına göre bedelsiz terklerde emsal hesabının brüt parsel alanının %65'i dikkate alınarak yapılacağı notu ile, inşaat alanının bedelsiz yol olarak terk edilen 1439,30 m2'lik kısım ile kültürel tesis alanı olarak bağışlanan 3066,60 m2 kısım da dikkate alınmak suretiyle 2175 ada 2 parsel (6832 m2) üzerinden verildiği, muhtelif zamanlarda yapılan terk ve ihdas işlemleri neticesinde dava konusu parselin inşaat alanlarında toplam 1,105.07 m2'lik bir artışın meydana geldiği anlaşılmakla davacıların mağduriyetinin bulunmadığı sonuca varılmıştır.
21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
22. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1- a bendinde (§1-4) belirtilen gerekçelerle davacılar vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
2- b bendinde (§5-22) belirtilen gerekçelerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

