KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ÖNCELİKLİ OLARAK HAKEMLERCE OLMADIĞI TAKDİRDE MAHKEMELERCE ÇÖZÜME BAĞLANACAĞI ŞEKLİNDE KARARLAŞTIRILAN TAHKİM ŞARTI AÇIK VE KAYITSIZ ŞARTSIZ TAHKİM İRADESİNİ İÇERMEDİĞİNDEN GEÇERLİ SAYILAMAZ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/6-382
Karar No       : 2026/262

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 26.12.2024
SAYISI                          : 2024/1699 E., 2024/1378 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 07.10.2024 tarihli ve 2024/2651 Esas,
                                        2024/3204 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında düzenlenen 10.03.2017 tarihli sözleşme ile davalı yüklenicinin süresi içinde ve belirlenen şartlarda taşınmazı yapıp teslim etmeyi üstlendiğini, ancak davalının sözleşmede yer alan mimari proje ve teknik şartnameye aykırı olarak inşaatı yaptığını, müvekkilinin maliki olduğu bağımsız bölümlerin rayiç değer ve kira gelirleri bakımından en değerli bağımsız bölümler olmasına rağmen, davalının sözleşmeye ve projeye aykırı davranması nedeniyle müvekkilinin ciddi bir hak kaybına uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 12.10.2023 tarihinde harçlandırılan dilekçe ile dava değerini 2.396.100,00 TL olarak ıslah etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin “Anlaşmazlıkların Çözümü” başlıklı 25. maddesinde kararlaştırılan hakem heyeti yargılaması/tahkim şartına uyulmadan doğrudan dava açıldığından tahkim itirazının kabulü ile davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 413. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı ile imzalanan sözleşme gereğince müvekkilinin borcun ifasına başlayıp devam ettiğini, mimari projedeki değişikliğin sözleşmedeki madde uyarınca yapıldığını, davacının zarar iddiasına konu borca aykırılığı somutlaştırmadığı gibi niteliği konusunda da bir açıklama yapmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 08.02.2024 tarihli ve 2021/536 Esas, 2024/67 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 25. maddesinin son cümlesinde “...Taraflar sulhen çözüm sağlanamayan anlaşmazlıklar halinde İstanbul Mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olduğunu beyan, kabul ve taahhüt eder” ibaresi kullanılarak uyuşmazlığın çözümünde tek yetkili olarak hakem heyetinin kabul edilmediği, taraflara mahkemede de dava açma yetkisi verildiği, dolayısıyla tahkim iradesi açık ve kesin olmadığından tahkim şartının geçersiz olduğu, yapılan yeni projede yükleniciye yarar sağlanırken, davacının bu yarardan faydalandırılmadığı, kot farkı nedeniyle davacıya verilecek dükkânların değeri ve şerefiyesinin düştüğü, davacı arsa sahibinin asıl ve ek raporda hesaplanan şerefiye bedelini talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne 2.396.100,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 13.06.2024 tarihli ve 2024/781 Esas, 2024/723 Karar sayılı kararıyla; somut olayda sözleşmenin 25. maddesinde düzenlenen tahkim şartının kesin, açık ve net olduğu, bu şekilde alternatif çözüm yolunun kararlaştırıldığı, mahkemece davanın tahkim şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak HMK’nın 413/1. maddesi uyarınca davanın tahkim ilk itirazı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 07.10.2024 tarihli ve 2024/2651 Esas, 2024/3204 Karar sayılı kararı ile,

“… İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesince sözleşmedeki tahkim şartının kesin, açık ve net olduğu, davanın tahkim şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile usul ve yasaya aykırı görülerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın usulden reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmiş ise de,

Geçerli bir tahkim şartı ya da anlaşmasından söz edebilmek için tarafların tahkim iradeleri, karışıklığa yer vermeyecek biçimde açık ve kesin olarak belirtilmelidir. Sözleşmenin tahkim şartının düzenleyen 25.maddesinde “...Hakem heyetinin ilk toplantı yaptığı tarihten itibaren 15 gün içinde anlaşmazlığı çözüme ulaştıran bir kararın ortaya çıkmaması durumunda İstanbul mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olduğu” kararlaştırılmıştır. Bu ifade tahkim iradesinin açık ve kesin olmadığını gösterir. Uyuşmazlığın belirli sürede çözümlenmemesi halinde mahkemeye başvurulacağına dair sözleşme hükmü tahkimi süre koşuluna bağladığından tahkim şartı geçersizdir. Bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik istinaf sebeplerini incelemesi gerekirken, tahkim şartının geçerli olduğu kabul edilerek davanın usulden reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflarca sözleşmenin tahkim şartının düzenleyen 25. maddesinde kararlaştırılan on beş günlük sürenin tahkime başvuru süresi (şartı) olarak değil, hakemin anlaşmazlığı çözüme kavuşturması yani karar verme süresi olarak belirlendiği ve buna engel bir hükmün de bulunmadığı, tahkimin süre koşuluna bağlandığı ileri sürülerek tarafların tahkim iradesini yansıtan bu ifadenin açık ve kesin olmadığından bahisle tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğunun söylenemeyeceği, tam aksine ister koşula bağlanmış olsun isterse sonrasında mahkemeye başvurulacağı öngörülmüş olsun anılan sözleşme maddesindeki metnin bütününden tarafların uyuşmazlığı çözmek için öncelikle tahkime gidecekleri hususunu çok açık bir kesinlikte belirledikleri, madde içeriğinde tarafların tahkim iradelerini açık ve net bir şekilde ortaya koydukları, dolayısıyla sözleşmede kararlaştırılan tahkim şartının geçerli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; sözleşmedeki tahkim şartının geçerli olmadığını, tahkim iradesinin açık ve kesin olarak ortaya konulmadığını belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen 10.03.2017 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 25. maddesinde kararlaştırılan tahkim şartının geçerli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden mi reddedileceği, yoksa tahkim şartının geçersizliği nedeniyle işin esası incelenerek mi karar verileceği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 407 vd. maddeleri

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “tahkim” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler açıklığa kavuşturulmalıdır.

2. Özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler eliyle ve yargısal yolla çözümüne “tahkim” denir. Öğretide ise tahkim, “Kanun’un tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verdiği konular kapsamında olmak koşuluyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların mahkeme yerine, hakem adı verilen kimseler aracılığı ile kesin ve bağlayıcı olarak çözümlenmesi konusunda tarafların anlaşmaları” olarak tanımlanmaktadır (Ziya Akıncı, Milletlerarası Tahkim, İstanbul 2021, s. 5).

3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas, 2018/4 Karar sayılı kararında da;

“…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir…” şeklinde hakem kararlarının bağlayıcı ve kesin olduğu belirtilmiştir.

4. Devlet yargısına göre hızlı olması, öngörülebilir olması, yargılama koşullarını belirli sınırlar içerisinde tarafların belirliyor olması, hakemlerin uzmanlık alanlarına göre taraflarca seçilmesi, arzu edilmesi hâlinde gizliliğin sağlanabilmesi gibi birçok avantajı nedeniyle tahkim, uluslararası alanda olduğu gibi ülkemizde de uygulama alanını giderek genişleten bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi hâline gelmiştir (Doğan Ağırman, Millî & Milletlerarası Tahkim, Ankara 2022, s. 80).

5. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, HMK’da “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır” şeklinde normatif bir düzenlemeye bağlanmıştır (HMK md. 412/1).

6. Özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların mahkemeler dışında tahkim yolu ile çözümü, tarafların yapacağı bir tahkim sözleşmesiyle mümkündür. Başka bir anlatımla tahkim sözleşmesi, tahkim yargılamasının temelini oluşturur ve tahkim sözleşmesi olmadan, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi mümkün değildir.

7. Türk Hukuk Lûgatında da tahkim sözleşmesi, tarafların sözleşme ya da sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bir kısmının çözümünün hakem ya da hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşma olarak ifade edilmiş; tahkim sözleşmesinin taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabileceği belirtilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1048).

8. Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tahkime elverişli olması ve tarafların uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları gerekir. Tahkim, özü itibariyle tarafların seçimine bağlı olarak kullanılan bir yöntemdir (Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2023 tarihli ve 2023/6-688 Esas, 2023/1348 Karar sayılı kararı).

9. Tahkimin üç unsurundan bahsedilebilir. Bunlar:

a) Hakemlerin uyuşmazlığı çözüme kavuşturmakla görevli olması,

b) Hakemlerin yapmış oldukları yargısal faaliyetin taraflar arasında bağıtlanmış bir sözleşmeye dayanması,

c) Tahkimin özel bir yargılama usulü olmasıdır (İbrahim Özbay, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde Tahkim, Ankara 2016, s. 5).

10. Tahkim sözleşmesi Usul Hukuku sözleşmesi olmakla beraber, aynı zamanda Borçlar Hukuku anlamında bir sözleşmedir. Bu nedenle, bir sözleşme için gerekli genel şartların tahkim sözleşmesinde bulunması gerekir. Tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekir. Yazılı şekil, tahkim sözleşmesi için geçerlilik şartıdır; yazılı olmayan tahkim sözleşmesi geçersizdir. Tahkim sözleşmesi, yalnız tarafların arzularına tâbi olan uyuşmazlıklar hakkında mümkündür. Bundan maksat, tarafların konusu üzerinde serbestçe tasarruf yetkilerinin bulunduğu uyuşmazlıklardır. Ancak belirli bir uyuşmazlık hakkında tahkim sözleşmesi yapılabilir. Taraflar, tahkim sözleşmesi yaparken hangi uyuşmazlık hakkında bu sözleşmeyi imzaladıklarını (yaptıklarını) bilmelidirler. Belli bir hukuki ilişkiden (meselâ bir satış sözleşmesinden) doğacak uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözüleceğinin kararlaştırılmış olması hâlinde, uyuşmazlık belirli sayılır. Tahkim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, tarafların bir tahkim sözleşmesi yapmak veya bir sözleşmeye tahkim şartı koymak istediklerinin, başka bir deyimle aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülmesini istediklerinin, tahkim sözleşmesinde veya şartında açıkça ve kesin biçimde belirtilmesi gerekir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. VI, İstanbul 2001, s. 5944- 5954).

11. Uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklaması tahkim sözleşmesinin temel kurucu unsurudur. Geçerli bir tahkim sözleşmesinden bahsedilebilmesi için tarafların tahkim iradelerini yazılı olarak yaptıkları sözleşmede ihtilafa yer vermeyecek şekilde açıkça belirtmeleri gerekir. Açık ve kesin irade açıklaması tahkim sözleşmesi ister ayrı bir tahkim sözleşmesi şeklinde, isterse tahkim şartı şeklinde yapılsın sözleşmenin geçerliliği için aranan esaslı unsurlardandır. Başka bir deyişle tahkim sözleşmesinde tahkim iradesi açık, kesin ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede ortaya konulmalıdır. Zira uyuşmazlığın genel yol olan devlet yargılamasının dışına çıkarılarak taraf iradeleri ile tahkimin kapsamına alınması ve hakemde çözüleceğinin kabul edilmesi istisnaî bir durum olduğundan, tahkim sözleşmesinin geçerliliği de açık ve kesin bir tahkim iradesinin varlığını gerektirmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2023 tarihli ve 2023/11-103 Esas, 2023/1185 Karar sayılı kararı).

12. Tahkim iradesinin açık ve belirli olmasını engelleyen durumlardan biri, tarafların tahkim sözleşmesinde ya da asıl sözleşmeye dercettikleri tahkim şartında, uyuşmazlıkların çözümünde hakem yetkisini kabul etmekle birlikte mahkemelere de yetki tanımaları veyahut bu anlamda yorumlanmaya müsait kesin olmayan ifadeler kullanmaları durumudur. Başka bir ifadeyle, uyuşmazlıkların çözümünde tahkim yolunu tercih ettikleri hususundaki iradelerini hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya koyamamaları hâlinde tarafların devlet yargılaması yerine uyuşmazlığın çözümünde tahkimi kabul ettiklerinden bahsedilemeyecektir (Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 2024/11-653 Esas, 2025/584 Karar sayılı kararı).

13. Aralarında tahkim sözleşmesi olmasına rağmen, taraflardan birinin devlet yargısında dava açması durumunda diğer taraf, uyuşmazlığın tahkimde görülmesi gerektiğini ileri sürebilir. HMK'da tahkim itirazı, ilk itiraz olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle tahkim itirazının, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde cevap dilekçesi ile birlikte ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak incelemede; tahkim ilk itirazının yerinde olduğu sonucuna varılır ise, davanın tahkimde görülmesi gerekeceğinden yargılama sonlandırılarak davanın usulden reddine karar verilir. Aksi hâlde, tahkim ilk itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılır ise, bir ara kararla ilk itirazın reddine karar verilerek davaya devam edilir (Tülin Kurtoğlu, Uygulamada Tahkim, Ankara 2025, s. 70).

14. Nitekim tahkim ilk itirazına ilişkin olarak HMK'nın 413/1. maddesinde;

"Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder" düzenlemesine yer verilmiştir.

15. Gelinen aşamada "hakemlerin sayısı" ile ilgili düzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır.

16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hakem sayısı" başlıklı 415. maddesinde;

"(1) Taraflar, hakemin sayısını belirlemekte serbesttir. Ancak, bu sayı tek olmalıdır.

(2) Hakemlerin sayısı taraflarca kararlaştırılmamışsa üç hakem seçilir" denilmektedir.

17. Görüldüğü üzere taraflar hakem sayısını belirlemekte serbesttir, ancak sayı tek olmalıdır. Hakem sayısının tek olarak belirlenmesi zorunluluğu hakemlerin karara ulaşmasında güçlük yaşanmaması içindir. Hakem sayısı taraflarca kararlaştırılmamış ise üç hakem seçilir. Hakem sayısının tek sayıda olması emredici bir hükümdür. Bu durum hükmün lafzından anlaşılmaktadır. HMK'nın 415. maddesinde tarafların iradesine bırakılan husus tek sayıda olmak şartıyla hakem sayısıdır. Bu maddeye aykırı olarak çift sayıda hakem seçimi geçersiz olmalıdır (Hakan Pekcanıtez v.d., Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, İstanbul 2025, s. 4653-4654).

18. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan 10.03.2017 tarihli sözleşmenin "Anlaşmazlıkların Çözümü" başlıklı 25. maddesinde; "İşbu sözleşmenin yürütülmesiyle ilgili olarak taraflar arasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların, öncelikle sulhen çözüme kavuşturulması için taraflarca hakem heyeti teşkil edilecektir. Hakem heyeti YÜKLENİCİ'nin iki, ARSA SAHİPLERİ'nin iki kişi olmak üzere belirleyeceği toplam dört kişiden teşkil edilecektir. Taraflar kendi hakemlerini karşı tarafa bildirdikten sonra hakemler en geç iki gün içinde toplanarak anlaşmazlığı sulhen çözmeye çalışacaktır. Hakem heyeti yaptığı toplantılarda görüşülen konuları tutanak ile tespit ederek altını birlikte imzalayacaklardır. Hakem heyetinin ilk toplantıyı yaptığı tarihten itibaren 15 gün içinde anlaşmazlığı çözüme ulaştıran bir kararın ortaya çıkmaması durumunda anlaşmazlık sulhen çözümlenememiş sayılacaktır. Taraflar sulhen çözüm sağlanamayan anlaşmazlıklar halinde İstanbul mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olduğunu beyan, kabul ve taahhüt eder" şeklinde tahkim şartının düzenlendiği görülmektedir.

19. Bilindiği gibi ve az yukarıda da değinildiği üzere HMK'nın 415. maddesi gereğince hakem sayısının tek sayıda belirlenmesi gerekir. Oysa taraflarca imzalanan sözleşmenin 25. maddesinde, hakem heyetinin yüklenicinin iki, arsa sahiplerinin iki kişi olmak üzere belirleyeceği toplam dört kişiden teşkil edeceği kararlaştırılmak suretiyle HMK'nın 415. maddesinde hakem sayısının tek sayıda olması şeklinde düzenlenen emredici hükme aykırı davranılmıştır. Dolayısıyla tarafların çift sayıda belirlediği hakem seçimi geçersizdir.

20. Diğer taraftan sözleşmenin 25. maddesinde uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesi kararlaştırıldıktan sonra aynı maddenin son cümlesinde taraflar arasında sulhen çözüm sağlanamayan anlaşmazlıklar hâlinde İstanbul mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğu kabul edilerek uyuşmazlığın çözümünde tek yetkili olarak hakem heyetinin kararlaştırılmadığı, taraflara mahkemede de dava açma yetkisi verildiği anlaşılmaktadır.

21. Bu durumda sözleşmenin 25. maddesindeki uyuşmazlıkların öncelikli olarak hakemlerce, olmadığı takdirde mahkemelerce çözüme bağlanacağı biçiminde kararlaştırılan tahkim şartı açık ve kayıtsız şartsız (kesin) tahkim iradesini içermediğinden geçerli sayılamaz.

22. Netice itibariyle sözleşmenin 25. maddesinde anlaşmazlığın çözümü için hem mahkemeden hem de tahkimden söz eden tahkim şartı geçersiz olduğundan, mahkemece davalı tarafından yapılan tahkim ilk itirazının HMK'nın 413/1. maddesi uyarınca reddi ile işin esası incelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

23. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan değiştirilmiş ve genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.

24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değiştirilmiş ve genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

15.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : “Tahkim sözleşmesinin varlığı, tarafların açık tahkim iradelerinin mevcut bulunmasına bağlıdır” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Kasım 2023 tarihli kararı için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/tahkim-sozlesmesinin-varligi-taraflarin-acik-tahkim-iradelerinin-mevcut-bulunmasina-baglidir