KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ORTAK HESAPTAN DAVALININ TALİMATIYLA ÇEKİLEN PARA YÖNÜNDEN DAVALI, KENDİ HAKKINDAN FAZLASINI İLGİLİSİNE YANİ DAVACIYA ÖDEDİĞİNİ İSPAT YÜKÜ ALTINDADIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/3-751
Karar No       : 2025/695

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 28.10.2022
SAYISI                          : 2022/503 E., 2022/549 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.06.2022 tarihli ve 2022/2337 Esas,
                                        2022/5622 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı H. Çelik Döküm San. ve Tic. A.Ş'de fabrika müdürüyken 27.07.2011 tarihinde yönetim kurulu üyesi olduğunu, 04.06.2015 tarihine kadar bu görevine devam ettiğini, hâlen daha aynı şirkette çalıştığını, davalının da aynı zaman zarfında yönetim kurulu üyesi olduğu bu şirketin, yönetim kurulu üyelerine aylık net 33.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verdiğini, davalının, aynı zamanda ortağı olduğu şirketin mali durumunun kötü olduğunu ve huzur haklarını şirket hisselerinin satışı sonrasında verebileceklerini söylediğini, davalının talebi üzerine müvekkili, davalı ve dava dışı diğer yönetim kurulu üyesi adına ortak bir hesap açıldığını, 2012 yılının Ağustos ayından itibaren şirketin yönetim kurulu üyelerine ait huzur haklarını bu hesaba yatırdığını, bu bedellerin tamamının bizzat davalının talimatıyla çekildiğinin öğrenildiğini, davalının hesapta hakkı olmayan üçte bir payı kendi uhdesinde tutarak müşterek banka hesabındaki vekâlet ilişkisini ihlâl ettiğini, bu şekilde tam üç yıl huzur haklarını çeken davalının müvekkiline ait payı ödemediğini ileri sürerek 1.188.000,00 TL alacağın hesaptan çekilme tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili; alacak iddiasının zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin, akrabası olan davacının şirkette hisse sahibi olmasını, fabrika müdürü pozisyonuna gelmesini ve yönetim kuruluna geçebilmesini sağladığını, yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkının dava dışı şirket tarafından her ay düzenli şekilde müşterek hesaba yatırıldığını, bu paranın her ay şirketin banka işlerini yürüten kişi tarafından çekilerek üç yönetim kurulu üyesine eşit olarak paylaştırıldığını, müvekkilinin talimatı ile paraların çekildiği ve davacının bunca zamandır bundan hiç haberi olmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin yalnızca yönetim kurulu üyesi olarak hesaptan para çekilmesi için adı geçen personele yetki verdiğini ve bu işlemin üç ortağın mutabakatıyla yapıldığını, üç yıl boyunca huzur hakkı ödemelerinin akıbetinden haberdar olunmadığı iddiasının hayatın olağan akışıyla örtüşmediğini, davacının her ay buna ilişkin bordroları imzaladığını, müşterek banka hesabı kapatılırken her üç ortağın bankada ibraname imzaladığını, diğer taraftan müvekkilinin şirketteki hisselerini devrederken şirket çalışanlarının tüm ödemelerini yerine getirdiğini ve bu doğrultuda davacı dâhil tüm ilgililerle ibralaşıldığını, davacının tek amacının müvekkilinin şirket devrinden elde ettiği kazançtan menfaat sağlamak olduğunu, dava açmadan önce bu yönde taleplerde bulunduğunu ancak müvekkilinin bunu kabul etmediğini, bu yüzden aralarındaki geçmiş beşeri ilişkileri bir yana bırakan davacının husumet besleyerek eldeki davayı açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.03.2021 tarihli ve 2018/531 Esas, 2021/264 Karar sayılı kararı ile; ortak hesaba yatan huzur hakkı bedellerinden payına düşenin davalı tarafça ödenmediği yönündeki iddiada ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, dosya kapsamındaki ibranamelerin şirketten hak ve alacak kalmadığını göstermek için verildiği kanaatine varıldığı, davalının ortak hesaptan çekilen bedelden davacının payına düşen kısmı ödediğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 10.02.2022 tarihli ve 2021/1333 Esas, 2022/358 Karar sayılı kararı ile davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmeyerek başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Dava, davacıya ait olduğu ileri sürülen huzur hakkı bedellerinin ortak banka hesabından davalı tarafça çekildiği iddiasıyla, davalı tarafından haksız tahsil edilen bu bedellerin davalıdan istirdadı talebine ilişkindir.

30.03.2012 tarihinde Garanti Bankası Gebze Ticari Şubesi nezdinde açılan 6675744 hesap numaralı müşterek hesaba dair aralarında davalı ve davacı Başkut Ahmet Ö.’in de yer aldığı ortak hesap sahiplerinin imzasına havi 08.07.2015 tarihli “Ortak Hesap Kapatma Talimatı”nda; Ortak hesap ile ilgili hesap sahipliklerinin sona erdirilmesi, hesabın kapatılması talep edilmiş, anılan hesap ve mevcudu ile ilgili olarak hiçbir hak ve alacaklarının bulunmadığını kabul ve beyan etmişlerdir.

H. Çelik Döküm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye hitaben yazılan 04.06.2015 tarihli davacı A.Başkut Ö.’in imzasına havi “İbra Mektubu”nda; 04.06.2015 tarihi itibariyle Yönetim Kurulu üyeliği görevi nedeniyle şirketten hiçbir alacağının ve şirkete karşı hiçbir hak ve talebinin bulunmadığını kabul ve beyan ettiğini, şirketi ibra ettiğini belirtmiştir.

İbra eden olarak davacı Başkut Ahmet Ö.’in imzaladığı tarihsiz “İBRANAME” başlıklı belge incelenecek olursa; H. Çelik Döküm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait işyerlerinde ve bu işyerlerine bağlı diğer eklentilerinde 21/07/2011 tarihinden 31/08/2017 tarihine kadar yönetim kurulu üyeliği yaptığını, geçen tüm çalışma sürelerine ilişkin huzur hakkı ücretlerini aldığını, adı geçen işveren şirkette çalışma sürelerine ilişkin maaş, kıdem, ihbar veya başka herhangi bir alacağının kalmadığını ve bulunmadığını, bu konularla ilişkin başka herhangi bir hak ve istekte bulunmayacağını, işveren H. Çelik Döküm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’den bu konulardan doğan hak ve alacaklarından dolayı her türlü talebini kapsayacak ve geri dönülmeyecek biçimde ibra ve bütün yasal haklarından feragat etmeyi kabul ve ikrar ettiğini bildirmiştir.

İbraname başlıklı belgenin davacı tarafından imzalandığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayıp, davacının söz konusu belgede şirkette geçen tüm çalışma sürelerine ilişkin huzur hakkı ücretlerini aldığına ilişkin bir ibare bulunmaktadır. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme ile ibranameye yanlış anlam yüklenerek, davacının belgedeki imzasını ortadan kaldıracak şekilde davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davalı vekili; imzaladığı belgelerle dava konusu huzur hakları dâhil hiçbir alacağı kalmadığını ikrar eden davacının müvekkiline olan güveni nedeniyle bu belgeleri imzaladığı iddiasını ispat etmesi gerektiğini, iddiaların hayatın olağan akışına uygun olmadığını, bedelleri tahsil edilmemiş olsa her ay düzenlenen bordroların ve sonrasındaki ibranamelerin imzalanmayacağını, mahkemenin şekil kurallarının arkasına sığınarak gerçeği tespit edemediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2. Davacı vekili, davalı tarafın temyiz itirazlarının reddini ve vekâlet ücreti yönünden kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dışı şirket tarafından yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkına ilişkin bedellerin bu kişilerin ortak hesabına yatırıldığı konusunda çekişme bulunmayan ve yönetim kurulu üyesi davacının kendi payının diğer yönetim kurulu üyesi davalı tarafından çekildiği ve fakat kendisine ödenmediği iddiasıyla alacak talebinde bulunduğu somut olayda, davacının dava dışı şirketten huzur hakkı dâhil herhangi bir alacağı kalmadığına dair imzaladığı ibranamenin taraflar arasındaki ihtilâf yönünden değer taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 132. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Özel Daire ve Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın çözülebilmesi için öncelikle ibra ve ibraname kavramları üzerinde durulmalı, sonrasında davaya konu iddia ve savunmanın mahiyeti ortaya konularak bozma kararına esas alınan ibranamenin taraflar arasındaki anlaşmazlıktaki hukuki değeri irdelenmelidir.

2. Bu kapsamda yapılacak incelemede öncelikle ibra kavramına değinilecek olursa; borç ilişkisinin tarafları arasında yapılan bir sözleşme ile alacaklının alacağından vazgeçerek borçluyu borcundan kurtarması olarak tanımlanabilecek ibra/aklama (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Lûgatı, s. 37, 519) borcu sona erdiren sebeplerdendir.

3. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda ibra ile ilgili açık düzenleme bulunmamaktaysa da doktrin ve uygulamada ibra, borcu sona erdiren sebepler arasında kabul edilmiştir. Sonrasında İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesini temel alarak şekillendirilen ve yürürlük tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken TBK'nın 132. maddesiyle konuyla ilgili açık bir düzenleme getirilmiş ve kanun koyucu, borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borcun tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabileceğini hükme bağlamıştır.

4. İbra alacaklı tarafından yapılan tek taraflı bir hukuki işlem olmayıp alacaklı ile borçlu arasında mevcut olan bir borcu kısmen veya tamamen ortadan kaldırarak borçlunun borçtan kurtulmasına yönelik iki taraflı bir hukuki işlemdir.

5. Geçerli bir ibranın varlığı hâlinde aynı ilişkiye dayalı olarak aynı kapsamda bir hak talebi mümkün değildir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s. 1300; Hukuk Genel Kurulunun 04.02.2020 tarihli, 2018/17-24 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararı).

6. Borcu sona erdirme yönündeki bu anlaşma mukabil bir eda ya da bedel karşılığında yapılmışsa ivazlı ibra, aksi takdirde ivazsız ibra olarak adlandırılır. Bu noktada şu husus gözden kaçırılmamalıdır: Borcun tamamının ödenmesi ya da tamamını karşılayan bir edimde bulunulması durumunda ortada ibra değil bir ifa söz konusu olacaktır. Çünkü verilen ibra belgesi ibra değil ifa yerine geçer.

7. Bu açıklamalardan sonra somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlıkla ilgili süreç ortaya konulmalıdır.

8. Davacı kendisi ve davalı dâhil üç kişinin dava dışı H. Çelik Döküm San. ve Tic. A.Ş'de yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, şirketin yönetim kurulu üyelerine aylık 33.000,00 TL huzur hakkı ödediğini, bu ödemelerin üç yönetim kurulu üyesi adına açılan ortak hesaba her ay düzenli olarak yatırıldığını, davalının yönetim kurulu üyesi ve ortak hesapta hak sahibi olarak bu paraları çektiğini ve fakat kendisine düşen kısmı ödemediğini ileri sürmüştür. Davalı ise davacının iddialarının hayatın olağan akışıma uymadığını, şirketteki payını devrederken davacı dâhil tüm çalışanların ibraname vererek şirketten huzur hakkı da dâhil hiçbir hak ve borcunun kalmadığını bildirdiklerini, diğer yönetim kurulu üyelerinin de bilgisi dâhilinde şirket çalışanı tarafından ortak hesaptan çekilen huzur haklarının ilgililerine ödendiğini savunmuştur.

9. Bu iddia ve savunma karşısında Mahkemece ortak hesaptan davalının talimatıyla çekilen para yönünden davalının, kendi hakkından fazlasını ilgilisine yani davacıya ödediğini ispat yükü altında olduğu sonucuna varılmış ve bu husus ispatlanamadığından dava kabul edilmiştir. Özel Daire ise davacının imzaladığı ibranamelerde şirketten huzur hakkı dâhil hiçbir hak ve alacağının kalmadığını beyan ettiği gözetildiğinde davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.

10. Davacı tarafça delil olarak dayanılan 04.06.2015 tarihli "İbra Mektubu" başlıklı belge, dava dışı şirkete hitaben yönetim kurulu üyeliğinden istifası sırasında davacı tarafça verilmiş tarihsiz yazı, yine davalı tarafça sunulan tarihsiz "İbraname" başlıklı belgeler incelendiğinde tamamının davacının şirketten herhangi bir alacağının kalmadığına ilişkin olarak tanzim edildiği, bu hâliyle amacının dava dışı şirketi ibra etmek olduğu anlaşılmaktadır. Yine ortak banka hesabı kapatılırken bankaya karşı verilmiş ibranamenin de davalı ile ilgisi bulunmamaktadır. Eldeki dava, şirketin huzur hakkını ödemediği yahut bankanın borcunu ifa etmediği ileri sürülerek açılmamış, tam tersine şirket tarafından ödenen huzur haklarının ortak hesaptan davalı tarafça kendi payından fazlasını da içerecek şekilde çekildiği ve fakat davalının davacıya ait kısmı ödemediği iddia edilmiştir.

11. Dolayısıyla iddianın niteliği ve ileri sürüldüğü muhatabı itibariyle tümüyle farklı bir hukuki dayanakla açılmış olan davada dava dışı şirketin ibrasına ilişkin davacı imzasını taşıyan belgeler tarafların ibralaştıkları yönünde bir delil olarak kabul edilemeyeceğinden Özel Dairenin değer atfettiği bu ibranamelerin yalnızca dava dışı şirketi borcundan kurtarma mahiyeti taşıdığı ve somut olayda savunmayı ispata elverişli olmadığı yönündeki direnme gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde bozma kararının yerine olduğu, direnme kararının Özel Daire kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ile dosya kapsamındaki ibranamelerin davalının savunmasını ispata elverişli olmadıkları kabul edilmekle beraber bu evrak davacının aşamalardaki beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde davacının üç yıl boyunca ortak hesaptan para çekildiği ve çekilen paraların akıbeti konusunda bilgisinin olmadığı yönündeki iddialarının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve ispat yükünün yer değiştirdiği, kararın bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler yukarıda açıklanan nedenler ve Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın kapsam ve mahiyeti gözetilerek Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

13. Hâl böyle olunca uyuşmazlık noktası bakımından direnme uygun ve yerindedir.

14. Ne var ki tarafların aşamalardaki iddia ve savunmalarına göre ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu, dosya kapsamında sunulan delillere göre ispatın sağlanıp sağlanamadığı konusu ile sair hususlarda taraf itirazları yönünden temyiz incelemesi yapılabilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Direnme uygun bulunduğundan, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

12.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I  O Y"

Birlikte imza ile para çekilebileceği talimatı verilmiş olmadıkça, banka ortak hesabı, birden fazla kişi adına açtırılan ve her birinin tek başına hesaptan para çekme yetkisine sahip olduğu hesaptır. Adlarına açtırılan hesabın sahibi kişiler bankaya karşı TBK. 169. maddesi hükmü uyarınca müteselsil alacaklı durumunda olup hesap sahiplerinden birine ödemede bulunan banka, diğer hesap sahibine de ödemede bulunmuş sayılır. Teselsüllü Müşterek Hesap adı verilen bu tür mevduat hesabında, hesap sahiplerinden herbiri hesaptaki para üzerinde eşit olarak pay sahibidirler. Biri, hesaptan para çekerken, payına göre kendi adına ancak payından fazlası için diğer hesap sahibi adına vekil olarak hareket ettiği sonucuna varılmalıdır.

Vekâlet hükümleri uygulandığında vekil müvekkiline hesap vermek zorunda olup vekâleten aldığı parayı vekil eden kişiye ödediğini ispatlamak zorundadır. İspatı gereken ödeme olgusu senetle ispat sınırının üzerinde bir miktara ilişkin ise ispatın da yazılı veya diğer kesin delillerle yerine getirilmesi mümkün olabilecektir.

Senet bir kimsenin meydana getirdiği (veya temsilcisi ya da vekili aracılığıyla getirttiği) ve kendi aleyhine delil teşkil eden belgedir. Hukuk Genel Kurulunun 18.09.1963 tarih 10/27 sayılı kararında da belirtildiği üzere usulün senede bağlı olan her türlü iddiaya karşı ileri sürülecek savunmaların tanıkla ispatını yasaklayan maddesinde belirtilen senetler, davacı ile davalı arasında bir hukuki ilişkiyi belgelendirmek üzere düzenlenmiş ve sözü edilenlerden biri tarafından öbürüne yöneltilmiş yahut sözü edilenlerce birbirlerine karşılıklı olarak yöneltilmiş irade beyanlarını kapsayan kağıtlardır.

Bozma kararında belirtilen belgeler davalıya yöneltilmiş irade beyanını içeren belgeler değildir. Bu belgelerde davacı parayı aldığını kabul etmiş ise de şirketin ödeme yaptığına ilişkin şirkete ve bankanın ödeme yaptığına ilişkin bankaya yöneltilen irade beyanlarını içermekte olup davalının ödeme yaptığını kabul eden davalıya yöneltilmiş irade beyanını içermemektedir. Bu nedenle dayanılan belgeler senetle ispat kuralı kapsamında davalının ödeme yaptığını ispatlayan belgelerden değildir.

Bu belgeler ödeme yapıldığını ispatlayan kesin delil niteliğini taşımasa da ispat yükünün yer değiştirip değiştirmediği üzerinde de durulması gerekir. İspat yükü aksini gerektiren karine bulunması gibi bazı hâllerde yer değiştirebilir.

Davacı hem fabrika müdürü hem de yönetim kurulu üyesi olarak çalışmakta iken ortak hesaba huzur hakı olarak her bir üye için aylık 33.000,00 TL olmak üzere toplam 99.000,00 TL yatmıştır. Davalı da adına para yatırılan yönetim kurulu başkanıdır. Hesaba ilk paranın yattığı Ağustos 2012 tarihinde net asgari ücret miktarı 940,50 TL olup davacı adına yatırılan 33.000,00 TL o tarihteki net asgari ücret miktarının 33 katından fazla bir miktara karşılık gelmektedir. Bu kadar yüksek bir miktarla çalışan kişinin 36 ay boyunca hesaptan para çekilmiş olmasına rağmen bundan haberi olmaması ve buna ses çıkarmaması ve bu ücreti almaksızın çalışmaya devam etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

Öte yandan davacı hem kendisinin hem de davalının yönetim kurulunda görev yaptığı şirkete karşı parayı aldığına dair ibraname verirken parayı bankadan çeken yönetim kurulu başkanı olan kişinin kendisine hiç para ödemediğine dair bir itirazda bulunmaksızın bu belgeyi imzalaması da hayatın olağan akışına aykırıdır. Bir diğer husus ise bankaya verilen ibranamede de davacının parayı aldığını kabul etmiş olmasıdır. Bu beyan bankaya yönelik olsa da düzenlenen belgede hesap sahibi dava dışı kişi ile birlikte hem davacı hem davalının imzaları vardır. Davacının davalıdan ayrıca yazılı bir belge almaksızın kendisinin hiç para çekmediği hesaptaki parasını aldığını davalı ile ortak belge imzalayarak verebilecekleri de düşünülemez. Bu husus da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Hayatın olağan akışına aykırı davranışların varlığı hâlinde ispat yükü yer değiştirecek ve ispat yükü karşı yana geçecektir. Hayatın olağan akışı karinesiyle bakıldığında davacı bu paraların davalı tarafından bilgisi dışında çekildiği ve kendisine ödeme yapılmadığını ispatlayamamıştır.

Öte yandan davacı dava dilekçesinde, davalının kendisine; şirketin mali durumun kötü olduğunu şirket hisselerini satıp devretmeyi düşündüğünü, paraya ihtiyacı oluğunu, belirlenen huzur haklarını daha sonra toplu olarak satıp devrettiğinde ödeyeceğini beyan ettiğini belirtmiştir. Davacının bu beyanı, davalının kendisinin bilgisi dahilinde paraları çektiğini ikrâr niteliğinde olduğu kadar ikrâra eklenen vakıa olarak bu paraları borç olarak geri verdiği için almadığı ancak sonra geri ödenmediği yönünde bir iddiayı da içermektedir. Bu şekilde gerçekleşen ikrâr ile de ispat yükü yer değiştirmiştir. Kendisine para ödenmemesinin sebebi olarak gösterilen borç olarak vermek vakıası, ayrı bir hukuki ilişki olup davacı tarafından yazılı delille ispatlanması gerekirken davacının böyle bir delili de yoktur.

Bozma kararında belirtilen belgeler senetle ispatı sağlayan karşı yana yöneltilmiş irade beyanını içeren belgeler sayılmaz ve ise de yukarıda açıklanan nedenlerle ispat yükü yer değiştirmiş olduğundan davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından değişik nedenle bozma kararı verilmesi gerekir.

Yukarıda açıkladığım nedenlerle değişik bozma görüşünde olduğumdan hükmün onanması yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Üye
Zeki Gözütok