KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ÖZEL DAİRENİN DİRENME KARARININ ONANMASINA İLİŞKİN KARARINA KARŞI YENİDEN AYNI AMACA HİZMET EDEN KARAR DÜZELTME YOLUNA BAŞVURULMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/1-589
Karar No       : 2025/631

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 12.09.2023
SAYISI                          : 2023/153 E., 2023/315 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/7351 Esas,
                                        2022/8038 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil ile tazminat, mümkün olmazsa tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davacı Zeliha Ü. tarafından açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı T. ve Emine Ü.’nün davalarının kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacı Zeliha Ü. tarafından açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı T. ve Emine Ü.’nün davalarının esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacı Zeliha Ü. tarafından açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı T. ve Emine Ü.’nün davalarının esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda onanmış, karara karşı davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince karar düzeltme isteğinin kabulüne, onama kararının ortadan kaldırılmasına ve kararın bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı, davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda onanmış, karara karşı davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onama kararının kısmen kaldırılmasına, direnme kararının karar düzeltme ret kapsamı dışında kalan kısmı yönünden incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibarıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağından davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

ASIL DAVADA

Davacı İstemi

4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri Emine Ü. ve Aslı T.’nun muris babaları Oğuz Ü. ile birlikte Oğuz Ü. Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketinin ortakları olduğunu, muris Oğuz Ü.’nün anılan şirkete ait Muğla ili Bodrum ilçesi Türkbükü Köyünde kâin 1663 parsel sayılı taşınmazdaki kat irtifakına ayrılan 23 adet bağımsız bölümü şirketi temsilen davalı Etem Ş.’a 29.02.2000 tarihinde satış suretiyle temlik ettiğini, şirket ana sözleşmesine göre şirket adına kayıtlı taşınmazların devredilebilmesi için ortaklar genel kurulu kararı ve devir tarihinde henüz ergin olmayan şirket ortağı müvekkili Emine’ye atanan kayyımın onayı olması gerekirken bu hususlar yerine getirilmeden yapılan temlik ve tescilin yolsuz olduğunu, murisin yaptığı temliklerin şirket aktifinin neredeyse tamamını oluşturduğunu, böyle bir devrin Türk Ticaret Kanunu’nun (mülga) 443. maddesine, süre gelen uygulamaya ve şirket ana sözleşmesine göre ortaklar genel kurulundan karar almaksızın ve bu kararlara Türk Medeni Kanunu hükümlerince kayyım ile Sulh Hukuk Mahkemesi onayı olmaksızın mümkün olmadığını, resmî akitte gösterilen bedel ile taşınmazın rayiç değeri arasında fahiş fark bulunduğunu, esasen muris Oğuz Ü.’nün evlilik dışı birliktelikten çocuk yaptığını, müvekkillerinden mal kaçırmak amacıyla öncelikle şirket mallarını dava dışı Nigar ve ondan olma erkek çocuğuna devretmeye çalıştığını, yakınları tarafından bu durumun ileride sorunlara yol açabileceği konusunda uyarılması üzerine dava konusu taşınmazı ileride Nigar ve ondan olma erkek çocuğuna kazandırmak amacıyla davalıya devrettiğini, mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı bir devir olduğunu ileri sürerek 1663 parsel taşınmazda kat irtifakına ayrılan 23 adet bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile şirket adına tesciline, muris muvazaası iddiasının kabulü hâlinde tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, tapu iptali ve tescil istemlerinin kabul edilmemesi hâlinde müvekkillerinin saklı payları oranında tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabı

5. Davalı Etem Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın müvekkili tarafından 29.02.2000 tarihinde satın alındığını, on yıldan fazla zaman geçtikten sonra dava açıldığından yasada öngörülen zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, müvekkilinin taşınmazı muris Oğuz Ü.’den temlik almadığını, Oğuz Ü. Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketin’den temlik aldığını, muris muvazaasından bahsedilemeyeceğini, davacılar Aslı ve Emine’nin şirket ortağı olması nedeniyle işlemin tarafı olduklarını, anılan şirketin çok sayıda taşınmazını gazeteye ilan vermek suretiyle satışa çıkardığını, müvekkilinin de dava konusu taşınmazı üzerindeki ipotek yükü ile birlikte bedelini ödeyerek satın aldığını, ipotek borcunun da müvekkili tarafından ödendiğini, muvazaalı bir işlemin bulunmadığını, gerçek bir satış olduğunu, şirket alacaklıları tarafından müvekkiline karşı açılan tasarrufun iptali davalarının reddedildiğini ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.

BİRLEŞTİRİLEN BODRUM 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2010/162 ESAS SAYILI DAVADA

Davacı İstemi

6. Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl davadaki iddiaları tekrarla, muris Oğuz Ü.’nün şirkete ait Muğla ili Bodrum ilçesi Türkbükü Köyünde kâin 1665 parsel sayılı taşınmazın kat irtifakına ayrılan 10/92 payını (10 adet kat irtifaklı bağımsız bölüm) 09.05.2000 tarihinde davalı Caner A.’e satış suretiyle temlik ettiğini, davalı Caner A.’in de 3/92 payı 25.05.2000 tarihinde kaynının eşi olan davalı Nurdane K.’ye, 3/92 payı 25.05.2000 tarihinde bacanağı olan davalı Hacı Osman G.’e, kalan 1/92 payı 14.09.2000 tarihinde davalı Hacı Osman K.’a satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek 1665 parsel sayılı taşınmazdaki çekişmeli 8/92 payın tapu kaydının iptali ile şirket adına tesciline, muris muvazaası iddiasının kabulü hâlinde tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, tapu iptali ve tescil istemlerinin kabul edilmemesi hâlinde müvekkillerinin saklı payları oranında tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabı

7. Davalı Caner A. vekili cevap dilekçesinde; iptali istenilen tasarrufların 2000 yılında yapıldığını, on yıl sonra dava açıldığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkiline yapılan satışın gerçek bir satış olduğunu, satış işleminin o tarihte belediyenin belirlediği rayiç üzerinden yapıldığını ve satış bedelinin ödendiğini, muris Oğuz Ü. ile müvekkilinin çok uzaktan akraba olduklarını, davacılar Aslı ve Emine şirket ortağı olduğundan işlemin tarafı olduklarını, muvazaa iddiasını ancak yazılı delil ile kanıtlayabileceklerini, limited şirketlerde şirket temsilcisinin yetkilerinin sınırsız olduğunu, taşınmaz devri için ortaklar kurulu kararı gerekmediğini, muris Oğuz Ü.’nün tüm işlemleri tek başına yapmaya yetkili olduğunu, TTK’nın (mülga) 443. maddesinin tasfiye hâlindeki şirketlerde uygulanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

8. Davalı Hacı Osman K. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, resmî senette gösterilen bedelin düşük olmasının tek başına muvazaa iddiasını kanıtlamayacağını, diğer davalı Caner ile müvekkili arasında iddia edildiği gibi bir ilişki bulunmadığını, akraba ya da aynı köyden olmadıklarını, müvekkilinin dava dışı şirketin çalışanı da olmadığını, dava tarihine kadar taşınmazı elden çıkarmadığını ve iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

9. Davalı Hacı Osman G.; davaya cevap vermemiştir.

10. Davalı Nurdane K.; davaya cevap vermemiştir.

BİRLEŞTİRİLEN BODRUM 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2010/163 ESAS SAYILI DAVADA

Davacı İstemi

11. Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl davadaki iddiaları tekrarla, muris Oğuz Ü.’nün şirkete ait Muğla ili Bodrum ilçesi Türkbükü Köyünde kâin 1662 parsel sayılı taşınmazın kat irtifakına ayrılan 60/66 payını (60 adet kat irtifaklı bağımsız bölüm) 29.02.2000 tarihinde davalı Taner A.’e; geriye kalan 6/66 payını (6 adet kat irtifaklı bağımsız bölüm) ise 09.05.2000 tarihinde davalı Caner A.’e satış suretiyle temlik ettiğini, davalı Taner A.’in de 20/66 payı 31.05.2000 tarihinde davalı Eşref Ş.’e, 20/66 payı 31.05.2000 tarihinde davalı Hasan G.’a satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek 1662 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile şirket adına tesciline, muris muvazaası iddiasının kabulü hâlinde tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, tapu iptali ve tescil istemlerinin kabul edilmemesi hâlinde müvekkillerinin saklı payları oranında tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabı

12. Davalılar Caner A. ve Taner A. vekili cevap dilekçesinde; iptali istenilen tasarrufların 2000 yılında yapıldığını, on yıl sonra dava açıldığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkiline yapılan satışın gerçek bir satış olduğunu, satış işleminin o tarihte belediyenin belirlediği rayiç üzerinden yapıldığını, satış bedelinin ödendiğini, Nurdane K.’nin müvekkilinin kayınbiraderinin eşi olmasının davada haklılığı göstermeyeceğini, muris Oğuz Ü. ile müvekkilinin çok uzaktan akraba olduklarını, davacılar Aslı T. ve Emine Ü. şirket ortağı olduğundan işlemin tarafı olduklarını, muvazaa iddiasını ancak yazılı delil ile kanıtlayabileceklerini, limited şirketlerde şirket temsilcisinin yetkilerinin sınırsız olduğunu, taşınmaz devri için ortaklar kurulu kararı gerekmediğini, muris Oğuz Ü.’nün tüm işlemleri tek başına yapmaya yetkili olduğunu, TTK’nın (mülga) 443. maddesinin tasfiye hâlindeki şirketlerde uygulanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

13. Davalılar Eşref Ş. ve Hasan G. vekili cevap dilekçesinde; davada hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, müvekkillerinin Oğuz Ü. isimli şirketten taşınmaz satın almadıklarını, Taner A. isimli şahıstan satın aldıklarını, mirasçılar ve şirket arasındaki uyuşmazlıkların müvekkillerini ilgilendirmediğini, şirketin o tarihlerde çok sayıda taşınmazını ilan yoluyla sattığını, bir çok kişinin de aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı

14. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.05.2015 tarihli ve 2010/323 Esas, 2015/430 Karar sayılı kararı ile; davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 309, 320 ve 336. maddeleri gereğince şirket ortaklarının şirket yöneticisi tarafından şirket aleyhine yapılan işlemlere karşı iptal davası açma konusunda aktif dava ehliyetlerinin bulunduğu, ayrıca davacıların muris muvazaası nedeniyle miras payları oranında dava açma haklarının da olduğu, ortaklar genel kurulundan yetki alınmadan şirket müdürü tarafından şirketin en önemli varlığı konumundaki taşınmazların satılmasının mümkün olmadığı, davalıların iyiniyet iddiasında bulunamayacağı, taşınmazların bedelsiz devredilmesi, resmî senette gösterilen bedel ile rayiç değer arasında fahiş fark bulunması, murisin mal kaçırma amacı taşıması hususları ile davalıların temlik tarihlerindeki ekonomik durumu ve tanık beyanları gözetildiğinde temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda; davacı Zeliha tarafından açılan davaların aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı ve Emine’nin davalarının kabulü ile dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptaline ve Oğuz Ü. Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi adına tesciline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Caner ve Taner K. vekili, davalı Hacı Osman G. vekili, davalı Hacı Osman K. vekili, davalılar Etem, Eşref ve Hasan vekili, davalı Nurdane K. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

16. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 01.03.2018 tarihli ve 2016/6978 Esas, 2018/1292 Karar sayılı kararı ile; “… Hemen belirtilmelidir ki; dava konusu 1662, 1663 ve 1665 parsel sayılı taşınmazlardaki arsa paylarının Oğuz Ü. İnşaat Turizm Ltd. Şti adlarına kayıtlı iken şirket temsilcisi olarak Oğuz Ü. tarafından temliklerin yapıldığı, bir başka ifadeyle Oğuz Ü.’nün kendi adına kayıtlı olan taşınmazların devrinin söz konusu olmadığı göz önüne alındığında eldeki davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil davası olmadığı açıktır. Her ne kadar, mahkemece bu şekilde nitelendirme ve değerlendirme yapılmış ise de, maddi vakıaları bildirmek taraflara hukuki nitelemeyi yapmak hakime aittir. İddianın içeriğinden ve ileriye sürülüş biçiminden davada yolsuz tescil hukuksal nedenine dayanıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, muris Oğuz Ü.’nün şirket adına kayıtlı dava konusu taşınmazları satışı konusunda yetkisinin bulunup bulunmadığı, dava konusu taşınmazların keşfen belirlenen gerçek bedelleri ile resmi akitlerde gösterilen bedeller arasında fark bulunduğu da görülmekle, şirket kayıtlarında çekişme konusu taşınmazlar için ödenen gerçek bedellerin yer alıp almadığı araştırılmaksızın sonuca gidilmiştir.

Hal böyle olunca, öncelikle muris Oğuz Ü.'nün dava konusu taşınmazları satma yetkisi olup olmadığının saptanması, dava konusu taşınmazların gerçek bedellerinin şirket kayıtlarında yer alıp almadığı hususunun araştırılması, şirket kayıtlarında bu bedellerin yer almadığının belirlenmesi halinde ilk el olarak taşınmazları edinen davalılar Etem Ş., Taner ve Caner A.’e yapılan satışların geçersiz olacağı hususunun değerlendirilmesi, daha sonra ilk el olan davalılardan taşınmazları alan diğer davalılar Hacı Osman G., Hacı Osman K., Nurdane Y., Hasan G. ve Eşref Ş.’in yukarıdaki ilkeler de gözetilerek iyiniyetli olup olmadıkları hususunun araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuş, davacılar vekili ile davalılar Caner ve Taner K. vekili, davalı Hacı Osman K. vekili, davalılar Etem, Eşref ve Hasan vekilinin karar düzeltme istemleri Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli ve 2018/3851 Esas 2018/15820 Karar sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Mahkemenin İkinci Kararı

17. Bu aşamada, dava konusu 1662 parsel sayılı taşınmazda kat irtifakına ayrılan 61, 62, 63, 64, 65 ve 66 numaralı bağımsız bölümler ile dava konusu 1665 parsel sayılı taşınmazda kat irtifakına ayrılan 58 numaralı bağımsız bölümün icrai satış ile 05.06.2017 tarihinde dava dışı İsmail Y. adına tescil edilmesi üzerine davacılar vekili 19.09.2019 tarihli dilekçesi ile; anılan bağımsız bölümler yönünden taleplerini 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 125. maddesi gereğince tazminata dönüştürdüklerini, toplam 550.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı Caner’den tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

18. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.09.2019 tarihli ve 2019/6 Esas, 2019/242 Karar sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra), şirket ortaklarının Kayseri 4. Noterliği’nin 30.12.1998 tarihli ve 35149 yevmiye numaralı işlemiyle onaylanan 30.12.1998 tarihli ve 52 numaralı kararıyla muris Oğuz Ü.’yü münferiden tek imza ile her türlü işlemi yapmak üzere on yıl süreyle temsile oy birliğiyle yetkili kıldığı, dava konusu taşınmazların temlik tarihlerinde muris Oğuz Ü.’nün yetkili olduğu, 2016 yılından önceki ticari defter ve kayıtlara ulaşılamadığı, davacılar Aslı ve Emine’nin şirket ortağı olması ve bu sıfatla eldeki davaları açtıkları gözetildiğinde ticari defter ve kayıtları sunarak iddialarını ispat külfetinin anılan davacılarda olduğu, davalılardan bu hususun beklenemeyeceği, temlik tarihinden dava tarihine kadar murisin birlikte yaşadığı Nigar ve ondan olma çocuklarına bir devir yapılmadığı, yolsuz tescil ve muvazaa iddialarının kanıtlanamadığı, ayrıca davacı Zeliha yönünden verilen kararın daha önce temyiz edilmeksizin kesinleştiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda; davacı Zeliha tarafından açılan davaların aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı ve Emine tarafından açılan davaların esastan reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

19. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

20. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2019/4779 Esas, 2020/3553 Karar sayılı kararı ile; “… Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “üçüncü kişinin belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 221. maddesinin 1. fıkrasında; “ Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse, bu belgenin ibrazı emreder”, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek; belgeyi ibraz edememesi halinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır. Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık olarak dinleyebilir” düzenlemelerine yer verilmiş, 222. maddesinde ise ticari defterlerin ibrazı hususu düzenlenmiştir.

Somut olaya gelince, davacılar tarafından istenilen ticari defterlerin davacıların elinde bulunmaması nedeniyle ibrazı mümkün olmayıp, özellikle HMK 221/2 maddesi göz önüne alınarak, öncelikle mahkemece ticari defterlerin ibrazı için usulünce dava dışı Oğuz Ü. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne müzekkere yazılarak şirketten istenmesi, ibraz edilememesi halinde sebebinin açıklanmasının istenmesi, bundan sonra da yine ibraz edilememesi halinde davacılar aleyhine değerlendirme yapmak mümkün olmadığından bu hususun davacılar lehine değerlendirilmesi suretiyle sonuca gidilmesi, öte yandan uyulmasına karar verilen önceki bozma ilamında belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, ilk el olan davalılar Etem Ş., Caner ve Taner A.’den, taşınmazları alan diğer davalılar Hacı Osman G., Hacı Osman K., Nurdane Y., Hasan G. ve Eşref Ş.’in iyiniyetli olup olmadıklarının araştırılması varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuş, davalılar Caner ve Taner K. vekili, davalı Hacı Osman K. vekili, davalılar Etem, Eşref ve Hasan vekilinin karar düzeltme istemleri Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.11.2020 tarihli ve 2020/3018 Esas 2020/5972 Karar sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Mahkemenin Üçüncü Kararı

21. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.11.2021 tarihli ve 2020/261 Esas, 2021/314 Karar sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra), dava dışı Oğuz Ü. isimli şirkete 6100 sayılı Kanun’un 221. maddesi gereğince müzekkere yazılarak ticari defter ve kayıtların sunulmasının istendiği, ancak verilen cevabi yazıda ticari defter ve kayıtlara ulaşılamadığının bildirildiği, dava dışı şirket ya da davacılar tarafından istenilen ticari defter ve kayıtlara ilişkin zayi belgesi veya imha tutanağının da ibraz edilmediği, 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesi gözetildiğinde eldeki davada ticari defter ve kayıtların bulunamaması hususunun davacı taraf lehine delil teşkil etmeyeceği, aynı Kanun’un 190. maddesi gereğince ispat külfetinin davacı tarafa ait olduğu, celp edilen kayıtlardan temlik tarihlerinde muris Oğuz Ü.’nün şirket adına münferiden tek imza ile her türlü işlemi yapmak üzere yetkili olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmazların davalılar adına yapılan tescillerin yolsuz olduğu iddiasının kanıtlanamadığı, öte yandan temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduklarının da ispatlanamadığı, yasal koşulları oluşmadığından tenkis iddiasının da dinlenemeyeceği, davacı Zeliha Ü.’nün mirası reddettiği gibi onun yönünden verilen kararın daha önce temyiz edilmeksizin kesinleştiği, aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda; davacı Zeliha tarafından açılan davaların aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davacılar Aslı ve Emine tarafından açılan davaların esastan reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Onama ve Bozma Kararları

22. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

23. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.05.2022 tarihli ve 2022/555 Esas, 2022/4092 Karar sayılı kararı ile; “… Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı (IV.10.2.) no.lu paragrafta yer verilen yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, (IV/6.) no.lu paragrafta yer verilen ve hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak (IV.7.) no.lu paragrafta belirtilen şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur’’ gerekçesiyle kararın onanmasına karar verilmiştir.

24. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

25. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/7351 Esas, 2022/8038 Karar sayılı kararı ile; ‘’… Bozma kararına uyan Mahkemenin bozma kararında belirtildiği şekilde işlem yapmak ve orada gösterilen doğrultuda hareket etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan Mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir. Bu hususun kamu düzeniyle ilgili olduğu da belirtilmelidir.

Somut olaya gelince; asıl davanın davalısı Etem Ş.’ın birleştirilen davalarda davalılar Caner ve Taner A.’in eniştesi, birleştirilen davalarda davalı Nurdane K.’nin Caner’in baldızı, Hacı Osman G.’in ise kayınbiraderi, birleştirilen davalarda davalılar Caner ve Taner A.’in kardeş oldukları, birleştirilen davada davalı Hasan G.’ın Caner’in halasının eşi olduğu, birleştirilen davada davalı Eşref Ş.’in şirketin sigortalı çalışanı, diğer davalı Hacı Osman K.’ın ise tarafların köylüsü olduğu, ayrıca dava konusu taşınmazların devre konu edildiği tarihlerde birleştirilen davada davalı Caner A.’in şirketin Bodrum ve Kayseri şube müdürü olarak görev yaptığı, asıl ve birleştirilen davalarda davalıların sosyal ekonomik durum araştırma raporlarında dava konusu dubleks mesken vasfındaki taşınmazları satın alabilecek durumda olmadığının rapor edildiği, devre konu resmi akitlerde gösterilen bedeller ile Mahkemece keşfen saptanan dava konusu taşınmazların satış tarihlerindeki gerçek değerleri arasında aşırı oransızlık olduğu, mirasbırakan Oğuz Ü. tarafından şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati öneme sahip oranda taşınmazların satış işlemine konu edildiği, mirasbırakan Oğuz Ü.’nün şirkete ait sermayenin %80’nine sahip olduğu, dava konusu taşınmazlar dışında şirket adına mirasbırakan tarafından bir takım taşınmazların da satışa konu edildiği, bir çok satış işleminin ise şirket müdürü Caner A.’e vekaleten Ömer K. tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece bozma kararlarına uyulduğu halde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiği ve hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, ticari defterler ibraz edilmemekle birlikte devirlerin yapıldığı 2000 yılına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporu, denetim kurulu raporu ve bilanço ile kâr-zarar hesapları ve mizan kaydının Ticaret Sicili Müdürlüğüne bildirilmesi gerektiğinden, anılan belgelerin Ticaret Sicili Müdürlüğünden istenilmesi, gelen belgelerden çekişme konusu taşınmazların devrine şirket kayıtlarında yer verilip verilmediği, satış bedellerinin tahsil edilip edilmediği hususunda Mahkemece bilirkişi raporu aldırılması yukarıda değinilen ilkeler ve açıklamalar ile tüm tanık beyanları da bir arada değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir…’’ gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulüne, onama kararının ortadan kaldırılmasına ve kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Mahkemenin Dördüncü (Direnme) Kararı

26. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2023 tarihli ve 2023/153 Esas, 2023/315 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçesine ek olarak, 2000 yılına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporu, denetim kurulu raporu ve bilanço ile kâr-zarar hesapları ve mizan kaydının ticaret sicil müdürlüğünden istenilmesi bozma sebebi yapılmış ise de anılan belgelerin yargılamaya yenilik katmayacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Özel Dairenin Onama ve Gönderme Kararları

27. Direnme kararı süresi içinde davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

28. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.01.2024 tarihli ve 2023/5793 Esas, 2024/546 Karar sayılı kararı ile; “… Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/6 ncı maddesinde; "Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır." düzenlemesi mevcuttur. Daire bozma kararları arasında hukuken önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeni bir bozma kararı mevcut olmayıp dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine gerek bulunmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/5 inci maddesi gereğince temyiz incelenmesi Dairece yapılmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki; ayni haklar tapu siciline tescil ile doğar ve tescilin hukuki netice doğurabilmesi için de geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur. Bu hususun tapunun illilik prensibinden kaynaklandığı açıktır. Oysa, oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi bulunmadığı takdirde, tescilin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı ve sicilin iptali gerekeceğinde kuşku yoktur.

Somut olayda; davacıların mirasbırakanı Oğuz Ü.'nün, Oğuz Ü. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.’nin 30.12.1998 tarihli ve 52 sayılı oy birliğiyle alınan ortaklar kurulu kararı ile 03.11.1992 tarih ve 27730 yevmiye numaralı şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesine istinaden 10 yıl süre ile münferiden tek imza ile şirketi temsile yetkili kılındığı, Şirketin 2016 yılında ihya edildiği, ortaklarının Oğuz Ü.'nün mirasçıları olan çocukları olduğu, Şirketin 20.04.2021 tarihli cevabı ile defterlerin bulunamadığı, herhangi bir imha tutanağı veya zayi belgesinin de sunulmadığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222 nci maddesinde, ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı, düzenlenmiştir.

Her ne kadar Dairenin 08.12.2022 tarihli ve 2022/7351 Esas, 2022/8038 Karar sayılı kararıyla, bozma kararına uyulmasına rağmen gereklerinin yerine getirilmediği, ticari defterler ibraz edilmemekle birlikte devirlerin yapıldığı 2000 yılına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporu, denetim kurulu raporu ve bilanço ile kâr-zarar hesapları ve mizan kaydının Ticaret Sicili Müdürlüğüne bildirilmesi gerektiğinden, anılan belgelerin Ticaret Sicili Müdürlüğünden istenilmesi, gelen belgelerden çekişme konusu taşınmazların devrine şirket kayıtlarında yer verilip verilmediği, satış bedellerinin tahsil edilip edilmediği hususunda Mahkemece bilirkişi raporu aldırılması istenmişse de, bozma kararının yargılamaya yenilik getirmeyeceği, zira yargılama süresince yapılan araştırmalarda şirket defter ve kayıtlarının bulunamadığı sabittir. Kaldı ki Dairenin; 07.07.2020 tarihli ve 2019/4779 Esas, 2020/3553 Karar sayılı kararına Mahkemece uyulmakla davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.

Bilindiği üzere, bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usulü kazanılmış hak denilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu) “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

O halde usuli kazanılmış hakkın istisnaları olan; mahkemenin görevi, bozma sonrası yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili bir kanunun yürürlüğe girmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yeni bir karar verilmesi, bozma kararının açıkça maddi hataya dayanması, usuli kazanılmış hakkın kesin hüküm ile çelişmesi ve son olarak kamu düzenine aykırılığın somut olayda bulunduğundan söz edilemeyeceği açıktır.

Sonuç itibariyle; davacılar tarafından, mirasbırakan Oğuz Ü.'nün Şirketi temsilen yaptığı temlik ve tescillerin yolsuz olduğu iddiası 6100 sayılı HMK'nın 190 ıncı ve 4721 sayılı TMK'nın 6 ncı maddeleri gereği ispatlanamamıştır. Hal böyle olunca ikinci el konumundaki maliklerin iyiniyetli olmadıkları iddiası dinlenemeyeceğinden Yerel Mahkemece verilen direnme kararı doğrudur.

Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2 nci maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un uygulanacağı davalar yönünden HUMK'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin direnme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, direnme kararının doğru olduğu anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir’’ gerekçesiyle kararın onanmasına karar verilmiştir.

29. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

30. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.06.2024 tarihli ve 2024/2098 Esas, 2024/4079 Karar sayılı kararı ile; ‘’… Somut olayda, davacıların mirasbırakanı Oğuz Ü.'nün, Oğuz Ü. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'nin 30.12.1998 tarihli ve 52 sayılı oy birliğiyle alınan ortaklar kurulu kararı ile 03.11.1992 tarih ve 27730 yevmiyeli numaralı şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesine istinaden 10 yıl süre ile münferiden tek imza ile şirketi temsile yetkili kılındığı, şirketi temsile yetkili olduğu, davacıların muris muvazaası ve tenkise yönelik iddialarının mirasbıran tarafından yapılan bir temlik ya da kazandırım olmaması, şirket varlığının devredilmiş olması nedeniyle asıl ve birleştirilen davalarda davacılar Emine E. ve Aslı T. vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine,

Davacılar Emine E. ve Aslı T. vekilinin, temlikin yolsuz ve muvazaalı olduğuna yönelik diğer itirazlarının incelenmesine gelince; davacıların dava dilekçelerinde yolsuz tescil iddialarını, ortaklardan küçük olan Emine için kayyım atanması ve Sulh Hukuk Mahkemesinden izin alınması gerektiği, ana sözleşmede yazılı olduğu ve şirket uygulamasında da taşınmaz satışlarının genel kurulu kararıyla yapıldığı için genel kurul kararı alınması gerektiği ve TTK'nın 443 üncü maddesi uyarınca şirket aktifinin neredeyse tamamının devri nedeniyle ortaklar kurulundan karar alınması gerektiği şeklinde temelde üç nedene dayandırdıkları görülmüştür. Şirket ana sözleşmesinde taşınmaz satışının genel kurulu kararı ile yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle yetkili müdürün şirket taşınmazını satması için ortaklardan Emine'ye kayyım tayinin gerekmediği gibi Sulh Hukuk Mahkemesinden izin alınmasının da gerekmediği anlaşılmıştır. Ancak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin içtihatları uyarınca şirketi temsile yetkili müdürün şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin ilke olarak kabulü gerekirse de bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, anılan devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için ortaklar kurulundan karar alınması gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 2022/11-1004 Esas, 2023/860 Karar sayılı kararında da; "... Neticelen limited şirketin üzerinde faaliyette bulunduğu ve devredilmesi hâlinde şirketin faaliyetini sona erip fiilen tasfiye sürecine girmesine neden olacak düzeyde hayati önemi haiz bir mal varlığı değeri olan tek taşınmazının şirketin müdürü tarafından bu yönde bir ortaklar kurulu kararı olmaksızın devrine dair hukuki işlem, yukarıda sayılan emredici düzenlemeler gereğince batıldır. Bu sebeple anılan taşınmazın devri sonucunda yapılan tescil geçersiz olup taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişiye intikal ettiği söylenemez. Bu anlamda devralan kişinin iyiniyetli olup olmadığı hususu, devir işleminin geçersizliği ve mülkiyetin muhafazası yönünden herhangi bir önem arz etmemektedir." şeklinde vurgulandığı üzere hayati önemi haiz mal varlığı değerinin ortaklar kurulu kararı alınmaksızın devredilmesi işlemin batıl olması sonucunu doğuracağından öncelikli olarak davacıların dava dilekçelerinde ileri sürdükleri 6762 sayılı TTK'nın 443 üncü maddesi uyarınca şirket aktifinin neredeyse tamamının devri nedeniyle ortaklar kurulundan karar alınması gerektiği iddiası yönünden bilirkişi heyeti kurularak araştırma yapılması sonrasında ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18 inci maddesi yönünden araştırma ve değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekmektedir. Ne var ki, değinilen yönlerden yeterince araştırma ve değerlendirme yapıldığı söylenemeyeceği hususu karar düzeltme başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda anlaşılmıştır’’ gerekçesiyle onama kararının değinilen yön itibarıyla kısmen kaldırılmasına, direnme kararının karar düzeltme ret kapsamı dışında kalan kısmı yönünden değişik gerekçeyle bozulması için incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

31. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yolsuz tescil ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı asıl ve birleştirilen davalarda, dava dışı Oğuz Ü. Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi adına kayıtlı dava konusu taşınmazların muris Oğuz Ü. tarafından anılan şirketi temsilen davalılara satış suretiyle temlik edildiği, murisin adına kayıtlı bir taşınmazı temlik etmemesi nedeniyle muris muvazaası hukuksal nedeninin eldeki davada uygulanamayacağı konularında uyuşmazlık bulunmadığı, iddianın ileri sürülüş biçimi ve dayanılan maddi vakıalar gözetildiğinde çekişmeli temliklerin dava dışı Oğuz Ü. isimli şirketin varlığını sona erdirecek niteliğe haiz önemli miktarda bir mal varlığı devri olup olmadığı konusunda İlk Derece Mahkemesince araştırma ve inceleme yapılmasının gerekip gerekmediği, temlik tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 443. maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunup bulunmadığı, Özel Dairenin 07.07.2020 tarihli bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuçlara göre ilk temlikler yönünden davalılar adına yapılan tescillerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1024/2. fıkrası uyarınca yolsuz olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

32. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; 6100 sayılı HMK’nın Geçici 4. maddesi uyarınca direnme kararını inceleyen Özel Dairenin 23.01.2024 tarihli kararı ile hükmün onanmasına karar verdiği gözetildiğinde, bu aşamada Özel Daire onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulup başvurulamayacağı, başvurulamayacağının kabul edilmesi hâlinde Özel Dairenin 04.06.2024 tarihli gönderme kararının kaldırılarak davacılar vekilinin 19.03.2024 tarihli talebinin değerlendirilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.

33. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında; ''Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez’’ düzenlemesine yer verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden (20.07.2016) önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) temyiz ve karar düzeltme kanun yollarının düzenlendiği 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam edilmektedir.

34. Anılan düzenleme ve eldeki davadaki ilk kararın 21.05.2015 tarihinde verildiği gözetildiğinde somut olayda HUMK’un temyiz ve karar düzeltme kanun yollarına ilişkin 427 ilâ 444. madde hükümlerinin değerlendirileceği ortadadır.

35. Bu noktada, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373/5. fıkrasında yapılan değişiklik ile aynı Kanun’un 45. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 4. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.

36. 6763 sayılı Kanun ile HMK’nın 373/5. fıkrasında yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” ibaresi “kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca Geçici 4. madde olarak; ‘’(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir.

(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir.

(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan ve 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ilgili daire tarafından incelenen dosyalar, kararına direnilen daireye yeniden gönderilmez.

(4) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmü eklenmiştir.

37. Kanun koyucu tarafından HMK’nın 373/5. fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde kendi kararını düzeltebileceği ve böylece hatasından dönebileceği, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderebileceği ortaya konulmuştur. Kanun koyucunun Geçici 4. madde ile aynı amaç doğrultusunda 1086 sayılı Kanun’un 427 ilâ 444. madde hükümlerine tâbi dosyalar yönünden de düzenlemeye gittiği, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyaların dahi kararına direnilen daireye gönderileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.

38. İlgili Kanun maddelerini ve değişiklikleri bir bütün hâlinde değerlendirmek maksadıyla karar düzeltme müessesine kısaca değinilmesi gerekmektedir.

39. Karar düzeltme (tashihi karar), Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bazı kararlarına karşı tanınmış olan (kendine özgü) bir normal kanun yoludur. Yani, bir hüküm hakkında Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı karar düzeltme yolu açık ise, o hüküm, ancak karar düzeltme yolunun tükenmesi ile şeklî anlamda kesinleşebilir.

40. Kanun yolu denince, kural olarak, bir kararın üst mahkeme tarafından incelenmesi anlaşılır; meselâ temyiz yolunda olduğu gibi. Oysa karar düzeltme yolunda, karar düzeltme talebi, bu kararı vermiş olan Yargıtay dairesinde veya aleyhine karar düzeltme yoluna başvurulan karar Hukuk Genel Kurulu kararı ise Hukuk Genel Kurulunda incelenip karara bağlanır. Bu nedenle, karar düzeltme yolu, Yargıtayın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğinde) kendine özgü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.5, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 4851-4852).

41. HMK’nın “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 440/I maddesi; “Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir:

1– (Değişik: 16/7/1981 - 2494/31 md.) Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle - karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,

2– Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,

3– Yargıtay incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.

4– Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması” şeklinde düzenlenmiş olup, 440/III maddesinde hangi kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilemeyeceği, 442. maddesinde ise aynı ilâm aleyhine bir defadan ziyade karar düzeltme talebinin dinlenilebilir olmadığı belirtilmiştir.

42. Gelinen aşamada, adil yargılanma hakkını (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md. 6; Anayasa md. 36/1) karakterize eden ana öge konumundaki hakkaniyete uygun yargılamanın gerçekleşebilmesinin ayrılmaz parçası olan silahların eşitliği ilkesi üzerinde de durulmasında yarar vardır.

43. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tâbi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16.05.2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlâl edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No; 2013/1793, 18.09.2014, § 37).

44. Devletin -kendisi taraf olsun ya da olmasın- davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit konumda olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir (Zelaye Şanlı, B. No: 2012/931, 26.06.2014, § 72).

45. Zira aynı durumdaki kişiler yönünden benzer bir olay nedeniyle farklı sonuçlara varılması eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaştırılamaz.

46. Yukarıda yer verilen yasal düzenleme ve açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Mahkemece, davanın reddine ilişkin karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairenin 24.05.2022 tarihli kararı ile onanmış, davacılar vekilinin karar düzeltme yoluna başvurusu üzerine ise Özel Dairenin 08.12.2022 tarihli kararıyla onama kararının kaldırılmasına ve hükmün eksik araştırma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine Mahkemece gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, HMK’nın Geçici 4. maddesi kapsamında kararına direnilen Özel Daireye gönderilmiştir. Özel Daire 23.01.2024 tarihli kararı ile, HMK’nın 373/5 ve 6. fıkralarına değindikten sonra temyiz incelemesinin Dairece yapılacağını, Dairenin 08.12.2022 tarihli bozma kararının yargılamaya yenilik getirmeyeceğini, direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kararı onamıştır. Davacılar vekilinin, direnme kararının onanmasına ilişkin ilâma karşı 19.03.2024 tarihli dilekçe ile karar düzeltme yoluna başvurması üzerine Özel Daire bu kez 04.06.2024 tarihli kararı ile; yolsuz tescil iddiasının üç temel nedene dayandırıldığı tespitinden sonra nedenlerden ikisi yönünden davacı tarafın iddiasının yersiz olduğunu, ancak birisi yönünden eksik inceleme ve araştırma yapıldığından bahisle değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi talebiyle dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndermiştir.

47. Öncelikle, her ne kadar Özel Daire 23.01.2024 tarihli kararında HMK’nın 373/5 ve 6. fıkralarına değinmiş ise de, Özel Daireye direnme kararını öncelikle inceleme yetkisi veren kuralın HMK’nın Geçici 4. maddesi olduğu, maddi hata ile anılan maddelere yer verildiği açıktır.

48. Değinildiği üzere, karar düzeltme yolu Yargıtayın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğinde) kendine özgü bir kanun yoludur. Kanun koyucu, karar düzeltme yolunun caiz olduğu davalar bakımından da 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile HMK’ya eklenen Geçici 4/4. fıkrasındaki ‘’Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir…’’ düzenleme ile Özel Daireye kararını düzeltme ve böylece hatasından dönme hakkı tanımıştır. Bu şekilde Anayasanın 141. maddesinde düzenlenmiş olan usul ekonomisi ilkesi gereğince davaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilerek tarafların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı güçlendirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere karar düzeltme yolu ile de Özel Daire daha önce verdiği ve hatalı bulduğu kararından dönebilmektedir. Kanun koyucu bu durumu bilerek ve yukarıda yer verilen amaca uygun olarak HMK’nın Geçici 4. maddesi ile Özel Daireye direnme kararını öncelikle inceleyip gerekirse onayabilme imkânı tanıyarak o aşamada uyuşmazlığı sona erdirmek istemiştir. Özel Dairenin direnme kararını onanmasına -hatasından dönerek- ilişkin kararına karşı yeniden aynı amaca hizmet eden karar düzeltme yoluna başvurulması mümkün değildir.

49. Öte yandan, Özel Daire HMK’nın Geçici 4/4. fıkrası kapsamında direnme kararını yerinde görmeyerek dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine (gönderme kararı) ilişkin kararı ile direnilmesine karar verilen bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmekle bir taraf aleyhine görüş ortaya koymaktadır. Ancak Yargıtayın yerleşmiş uygulamasında gönderme kararlarına karşı taraflara karar düzeltme hakkı tanınmamaktadır. O hâlde, direnme kararı üzerine verilen onama kararına karşı bir taraf yararına karar düzeltme hakkı tanınması davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getireceğinden bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırı düşmektedir. Aksi düşünce, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tâbi tutulmaması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmesi sonucuna yol açacaktır.

50. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; eldeki davada 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) yürürlükte olan 440 vd. maddelerinin uygulanması gerektiği, HUMK’un 440 vd. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373/5. ve Geçici 4. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde direnme kararının onanmasına ilişkin kararın kesin olduğuna dair bir yasal düzenleme bulunmadığı, direnme kararının incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi hâlinde Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen karara karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu, bu durumda Özel Dairenin direnme kararının onanmasına ilişkin kararına karşı da karar düzeltme yolunun açık olması gerektiği, HUMK’un 440. maddesinde karar düzeltme yoluna başvurulamayacak kararların tahdidi olarak sayıldığı ve 6743 sayılı Kanun ile bu hususta bir değişiklik yapılmadığı, direnme kararının onanmasına ilişkin karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulabilmesinin Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu, ayrıca HUMK’un 440. maddesinde düzenlenen karar düzeltmenin olağan bir kanun yolu olduğu, HUMK’un sistematiğinde karar düzeltmenin kabil olmasının asıl, bu yola başvurulamamasının ise istisna olarak düzenlendiği, somut olayda direnme kararının onanmasına dair kararın yorum yoluyla kesin olduğu sonucuna varılmasının kişilerin mahkemeye erişim haklarının kanuni bir dayanak olmaksızın kısıtlanması sonucunu doğuracağı, netice olarak birinci ön sorunun bulunmadığı görüşü belirtilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.

51. Hâl böyle olunca, Özel Dairenin direnme kararının onanmasına ilişkin kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı, ön sorunun bulunduğu gözetildiğinde Özel Dairenin karar düzeltme başvurusu üzerine verdiği 04.06.2024 tarihli gönderme kararının kaldırılması ile davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekilinin 19.03.2024 tarihli karar düzeltme başvuru dilekçesi yönünden bir karar vermek üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekmiştir.

IV. SONUÇ

Açıklanan sebeplerle;

Özel Dairenin 04.06.2024 tarihli ve 2024/2098 Esas, 2024/4079 Karar sayılı gönderme kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

Davacılar Aslı T. ve Emine Ü. vekilinin 19.03.2024 tarihli karar düzeltme başvuru dilekçesi yönünden bir karar vermek üzere dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

15.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

 ''K A R Ş I  O Y''

Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen olayda uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme hükmünün onanmasına dair Yargıtay 1. Hukuk Dairesi kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olup olmadığına ilişkindir.

Sayın Çoğunluk, eldeki davada, direnme hükmünün onanmasına ilişkin Daire kararının kesin olduğunu ve bu karara karşı taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulamayacağını kabul etmiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır:

6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HMUK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kapsamda karar düzeltmeye ilişkin HUMK 440. maddesinin eldeki dava bakımından uygulanamaya devam olunacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

HMUK'un 440. maddesinde düzenlenen karar düzeltme (tashihi karar), Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bazı kararlarına karşı tanınmış olan (kendine özgü) normal bir kanun yoludur. Yani, bir hüküm hakkında Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı karar düzeltme yolu açık ise o hüküm, ancak karar düzeltme yolunun tükenmesi ile (şekli anlamda) kesinleşebilir. Öte yandan karar düzeltme yolu, Yargıtayın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğindeki) kendine özgü bir kanun yoludur. Karar düzeltme yolu ile Yargıtay hukuk dairesinin veya direnme kararının temyizinden sonra inceleme yaparak karar veren Hukuk Genel Kurulunun verdiği kararı tekrar incelemesi sağlanmak istenmektedir (HGK'nın 06.11.2018 tarihli ve 2016/22-393 Esas, 2018/1612 Karar sayılı kararı).

Diğer taraftan 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373. maddesinin (5) numaralı fıkrasında değişilik yapılmıştır. Maddenin ilk hâlinde ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen direnme kararlarının temyiz edilmesi hâlinde incelemenin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmüşken, söz konusu değişiklik ile direnme kararının temyiz edilmesi durumunda incelemenin kararına direnilen dairece yapılacağı, dairenin direnme kararını yerinde görürse kararını düzelteceği, görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göndereceği hüküm altına alınmıştır.

6743 sayılı Kanun'un 45. maddesiyle HMK'ya eknenen Geçici 4. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla da bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararlarının kararına direnilen daireye gönderileceği ifade edilmiştir.

Buna göre anılan yasal düzenlemeler gerek HUMK'a gerekse HMK'ya göre verilen direnme kararlarının temyizi hâlinde incelemenin ilk olarak kararına direnilen daire tarafından yapılmasını, dairenin direnme kararını uygun görmesi hâlinde kararını düzelteceğini (direnme hükmünü onayacağını), aksi taktirde direnme hükmüne ilişkin temyiz incelemesi için dosyayı HGK'ya göndereceğini öngörmektedir. Bu kapsamda söz konusu yasa hükümlerinde HUMK'a göre karar düzeltme yolu açık olan ilk derece mahkemesi kararları yönünden herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Esasında HUMK'un 440. maddesinde karar düzeltme yoluna başvurulamayacak kararlar tahdidi olarak sayılmıştır ve 6743 sayılı Kanun ile buna ilişkin bir değişiklik yapılması söz konusu değildir.

Dolayısıyla direnme kararlarının temyizi hâlinde temyiz incelemesinin ilk olarak kararına direnilen daire tarafından yapılacağı yönündeki yasal düzenlemenin HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra - 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunla- yapılmasının direnme kararlarının onanmasına ilişkin hükümlere karşı karar düzeltme yolunun açık olup olmadığının tespiti bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Esasında direnme kararının daire tarafından onanması ile HGK tarafından onanması arasında bir netice farkı da söz konusu değildir.

Bu çerçevede Sayın Çoğunluğun direnme hükmünün Daire tarafından onanması hâlinde bu karara karşı karar düzeltmek yolunun açık olmadığı ve fakat aynı hükmün HGK tarafından onanması durumunda bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulabileceği yönündeki değerlendirmesinin yasal bir temele sahip olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Yerel mahkeme tarafından verilen bir hükmün temyiz incelemesinin Hukuk Genel kurulu tarafından yapılması, bu incelemenin hükmü veren daire tarafından yapılmasına göre taraflar bakımından daha güvenceli bir durumdur. Zira Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay Başkanvekilinin başkanlığında her bir hukuk dairesinden başkan ve/veya üyelerin katılımıyla teşekkül eden ve hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin son ve bağlayıcı kararı vermekle görevli üst bir kuruldur. Bu tür bir üst kurul tarafından verilen direnmenin onanması kararına karşı karar düzeltme yolu açık olmasına karşın Daire Başkanı ve dört üyenin katılımıyla teşekkül eden Hukuk Dairesi tarafından verilen aynı nitelikteki kararın kesin olduğunu kabul etmenin kendi içinde çelişkili bir yaklaşım olduğunun da altı çizilmelidir.

Diğer taraftan yargılama faaliyetinde yapılan hataların giderilmesi amacıyla yargı mercileri tarafından verilen kararların bir başka -çoğu zaman daha üst derecede bulunan- yargı makamı tarafından incelenmesi ihtiyacının bir yansıması olarak kanun yoluna başvuru şeklinde kavramsallaştırılabilecek hak arama yolları ortaya çıkmıştır. Bu anlamda kanun yoluna başvurmadaki temel amaç, başvuruya konu olan yargı kararındaki maddi ya da hukuki hata ve yanlışlıkların düzeltilmesinin sağlanması; bir bakıma somut olay adaletinin tesis edilmesidir. Elbette kanun yollarının öngörülmüş olması, bu yola başvuran kişinin aleyhine olan kararın düzeltilmesine imkân tanımasının yanında ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve böylelikle hukukun yeknesak bir şekilde uygulanması suretiyle hukuk güvenliğinin tesis edilebilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır.

Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 07.11.2013, § 52). Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20.03.2014, § 49).

Ayrıca Anayasanın 154. maddesinin 1. fıkrasında “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.” denilmek suretiyle kanun yolu incelemesi, anayasal bir güvence olarak düzenleme altına alınmıştır.

HUMK'un 440. maddesi karar düzeltmeyi olağan bir kanun yolu olarak düzenleme altına almış ve bu yola başvurulamayacak karar türlerini tahdidi olarak ifade etmiştir. Buna göre HUMK'un sistematiğinde karar düzeltmenin kabil olmasının asıl, bu yola başvurulamamasının ise istisna olarak düzenlendiği gözardı edilmemelidir. Esasen kanun hükümlerinin yorumlanmasında dikkate alınacak temel prensiplerden biri istisna hükümlerinin dar yorumlanmasıdır. Latince "singularia non sunt extenda" olarak ifade edilen ve Roma hukukunda da kabul edilmiş olan bu ilke Mecelle'nin 9. maddesinde de "Sıfat-ı arızada aslolan ademdir" şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre eldeki uyuşmazlık bakımından asıl olan bir kararın karar düzeltmeye tâbi olması, istisna ise kesinliktir.

Somut olayda direnme hükmünün temyiz incelemesinin öncelikle daire tarafından yapılacağına ilişkin yasal düzenlemenin sonradan yapılmasından çıkarım yapılarak HUMK'da ve/veya HMK'da kesin olduğu ifade edilmeyen bir kararın (somut olayda İlk Derece Mahkemesinin direnme hükmünün onanmasına dair Daire kararının) yorum yoluyla kesin olduğu sonucuna varılması kişilerin mahkemeye erişim haklarının kanuni bir dayanak olmaksızın kısıtlanması sonucu doğurur. Kanunda sınırlı olarak sayılan karar düzeltmeye başvurulamayacak kararlara ilişkin istisna alanının yargı mercilerince yorum ya da kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. İstisnayı belirleme yetkisi, kural koyna merci olarak yasama organına aittir. Eldeki davada verilen direnmenin onanması yönündeki Daire hükmünün HMUK'un 440. maddesinde sayılan karar düzeltme yolu kapalı kararlar arasında olmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Bu itibarla eldeki davada; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından verilen direnmenin onanmasına ilişkin kararın kesin olmadığı, bu karara karşı karar düzeltme isteminin Daire tarafından kabul edilmesi ve dosyanın Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesi sebebiyle Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme hükmünün isabetli olup olmadığı konusunda inceleme yapılması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.

Üye                          Üye                     Üye
Erdem Şimşek         Ahmet Sezer       Aydın Şimşek

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 18’i ÖNSORUN VAR, 7’si ise ÖNSORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.