SÖZLEŞMENİN SONUCA KATILMALI ÖDÜNÇ SÖZLEŞMESİ VE TAŞINMAZ DEVİR BORCUNU İÇERDİĞİNDEN RESMÎ ŞEKLE UYULMADAN YAPILDIĞI İÇİN GEÇERSİZ OLDUĞUNA YÖNELİK KABUL DOĞRU OLMAMIŞTIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/6-975
Karar No : 2025/324
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.06.2022
SAYISI : 2022/537 E., 2022/770 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli ve 2021/1168 Esas,
2022/449 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada itirazın iptali isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşme ile bedel karşılığı inşaat yapımı konusunda anlaşmaya varıldığını, sözleşmede müvekkilinin, davalı adına Alanya ilçesi, Mahmutlar Mahallesi, 535 ada 2 nolu parselin maliki dava dışı arsa sahipleriyle %50 paylaşım esasına göre arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenleyeceği, davalının da inşaatın toplam yapım bedeli ile bu bedelin %10’u oranındaki taşeronluk ücretini sözleşmede belirtilen şekilde ödeyeceği, bunun karşılığında ise arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki %50’lik müteahhitlik payının sahibi olacağının kararlaştırıldığı, sözleşmeye göre müvekkilinin üzerine düşeni yaparak dava dışı arsa sahiplerinin bir kısmı ile noterde 09.01.2015 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediğini, ayrıca 09.01.2015 tarihli devir sözleşmesi ile de diğer bir kısım arsa sahiplerinin önceki yüklenici ile düzenlediği arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini devraldığını, sonrasında da inşaatın ruhsatını alıp taşınmaz üzerine kat irtifakı kurduğunu, müvekkilinin önceki yükleniciye devir sözleşmesini yapması, arsa sahiplerine de kendisiyle yeniden arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlemesi için haricen 120.0000,00 Euro ödediğini, bu bedelin ve ruhsat alımında ödenmesi gereken 100.000,00 Euro’nun dava konusu sözleşmenin yapım bedeli başlıklı üçüncü maddesine göre davalı tarafından müvekkiline ödenmesi gerektiğini, ancak toplamda 220.000,00 Euro ödemesi gereken davalının müvekkiline sadece 10.01.2015 tarihinde 85.950,00 Euro ödeme yaptığını, dolayısıyla müvekkilinin davalıdan bakiye 134.050,00 Euro daha alacaklı olduğunu, devam eden süreçte sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak feshedildiğini ve davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu sözleşmenin ifası için yapılan masraflar ve ödemeler ile taşeronluk ücreti hizmet bedeli toplamından davalının yaptığı ödeme mahsup edildikten sonra kalan 454.168,22 TL’nin sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında sözleşme ilişkisi değil sadece ön protokolün mevcut olduğunu, sözleşmenin başlığına ortaklık sözleşmesi yazılmış ise de içeriğinden tarafların mevcut bir inşaatı devralmaya yönelik hareket ettiklerinin anlaşıldığını, protokolün genel şartlar başlıklı birinci maddesinden gayrimenkul satımına ilişkin bir sözleşme mahiyeti taşıdığının görüldüğünü, bu nedenle gayrimenkul satımı sözleşmesi sonucunu doğuracak nitelikteki protokolün adi yazılı şekilde yapıldığından geçerli olmadığını, davacının protokol hükümlerini yerine getiremediğini ve arsa sahiplerinin tamamı ile sözleşme imzalayamadığını, bunun üzerine müvekkilinin haklı olarak ön protokolü feshederek ödediği paranın iadesini istediğini, taraflar arasındaki e-mail yazışmalarında da davacı şirket yetkilisi Mustafa K.’in arsayı ve inşaat iznini alamadığını, protokol hükümlerini yerine getiremediğini, bu projeden vazgeçip başka arsa yatırımlarına bakmak istediğini açıkça ifade ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN ALANYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2016/420 ESAS SAYILI DAVASI
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davaya karşı sunduğu cevap dilekçesini aynen tekrar edip ön protokol gereğince ödenen 85.950,00 Euro’nun iadesi gerektiğini ileri sürerek ödenen tutarın tahsili için K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. aleyhine Alanya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/8133 Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine haksız olarak yapılan itirazın iptaline ve asıl alacağın %20 oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl dava dilekçesini aynen tekrarlamak suretiyle eldeki davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/120 Esas, 2019/194 Karar sayılı kararıyla; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmede davacı-birleşen dosya davalısının 535 ada 2 nolu parselin maliki olan arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağının, davalı-birleşen dosya davacısının ise yatırımcı olarak K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne inşaat yapım ve hizmet bedelini ödeyerek dükkân ve daireleri satın alacağının kararlaştırıldığı, davalı-birleşen dosya davacısının davacı-birleşen dosya davalısına 85.950,00 Euro ödediği, K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin 02.07.2015 tarihinde inşaat ruhsatını aldığı, sözleşmede yapı ruhsatının hangi tarihe kadar alınacağı konusunda bir hüküm bulunmadığından işin niteliği dikkate alındığında yedi aylık sürenin makul bir süre olduğu, sözleşmede işin yapım süresinin ruhsatın alınmasından itibaren on yedi ay olarak belirlendiği, ancak bu süre henüz sona ermeden davalı-birleşen dosya davacısı şirketin 19.04.2016 tarihinde sözleşmenin feshine dair ihtarname gönderdiği, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından dosyaya sunulan e-maillerde işten vazgeçildiğine dair bir ibare bulunmadığı, yaşanan gecikme nedeniyle durum tespiti yapılarak davalı-birleşen dosya davacısına opsiyon tanındığı ve sonrasında da ruhsatın alındığı, bu nedenle davalı-birleşen dosya davacısı tarafından yapılan feshin haksız olduğu, haksız fesih nedeniyle davacı-birleşen dosya davalısı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin sözleşmenin kurulması ve işin görülmesi için yaptığı masraflar ile sözleşme gereğince B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ödeme planında taahhüt ettiği bedeli talep etmekte haklı olduğu, sözleşmeyi haksız olarak fesheden davalı-birleşen dosya davacısı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ise sözleşme gereğince ödediği bedelin iadesini talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne 454.168,22 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 16.10.2020 tarihli ve 2019/664 Esas, 2020/773 Karar sayılı kararıyla; taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmede arsa sahibi olan kişilerin davada taraf durumunda olmadıkları, bu nedenle davanın dayanağı olan bu sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmede davalı-birleşen dosya davacısının para koyan yatırımcı, diğer şirket K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin ise dava dışı arsa sahipleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenleyen yüklenici konumunda olduğu, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin para yatırıp sonucunda da kâr beklediği, bu hâliyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ödünç sözleşmesinin bir türü olan sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi niteliğinde olduğu, dava konusu sözleşmenin genel şartlar bölümünde yüklenicinin 535 ada 2 nolu parselde inşaat yapımına ilişkin arsa sahibi ile sözleşme imzalayacağı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılacak olan toplam imalatın %50 oranında paylaşıma esas olduğu, yatırımcı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne inşaat yapım bedelini ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede paylaşıma esas olan dükkân ve daireleri satın alacağının düzenlendiği, taraf iradelerinin sözleşmenin feshedildiği konusunda birleştiği, ancak taşınmaz devir borcunu içeren sözleşmenin resmî yazılı geçerlilik koşuluna uygun yapılmadığından geçersiz olduğu, bu nedenle sözleşmenin geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmayacağı ve geçersiz sözleşmeden dolayı tarafların verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebileceği, asıl davada davacı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin sözleşmeden kaynaklanan taleplerini davalıdan isteyemeyeceği, ödediğini iddia ettiği bedelleri ancak arsa sahiplerinden talep edebileceği, birleşen davada ise, her iki tarafın aldığını geri vermesi gerektiğinden davacı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin, K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne ödediği paranın iadesini isteyebileceği gerekçesiyle asıl davada davalı-birleşen davada davacı şirket vekilinin her iki davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne ve borçlu K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin Alanya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/8133 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 280.368,90 TL asıl alacak ve temerrüt tarihinden icra takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş olan 3.022,26 TL faiz üzerinden devamına, şartları oluşmadığından icra inkâr tazminatı ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli ve 2021/1168 Esas, 2022/449 Karar sayılı kararı ile,
“… 1- Dava taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olmadığı, katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu ve taşınmaz satış vaadi içeren bir sözleşme olduğu için resmi şekilde yapılması gerektiği belirtilmiş ise de taraflar arasındaki 29.12.2014 tarihli sözleşme komisyon sözleşmesi ve eser ( taşeronluk) sözleşmesini içeren karma bir sözleşmedir ve bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmış olması yeterli olduğundan geçerli bir sözleşme olduğu dikkate alınarak sözleşme geçerli kabul edilip, gerekli inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında taraflar arasındaki uyuşmazlıkta arsa sahiplerinin davanın tarafı olmadığı, arsa sahiplerinin K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. ile sözleşme düzenlediği, yatırımcı konumunda bulunan B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile arsa sahipleri arasında herhangi bir sözleşme ya da hukuki ilişki bulunmadığı gibi davanın tarafı olan şirketler arasında da eser sözleşmesinin bulunmadığı, nitekim arsa sahipleri ile sözleşme düzenleyen davacı-birleşen dosya davalısı şirketin, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ne taşere ettiği herhangi bir işin bulunmadığı, başka bir ifadeyle B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin sadece para yatıran ve kâr bekleyen yatırımcı konumda olduğu, yüklenici, alt yüklenici veya iş sahibi sıfatının bulunmadığı, bozma kararının aksine taraflar arasındaki 29.12.2014 tarihli sözleşmenin komisyon sözleşmesi olarak da kabul edilemeyeceği, zira komisyon sözleşmesinde komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım satımını üstlendiği, oysa eldeki uyuşmazlıkta kıymetli evrak ya da taşınır alım satımının söz konusu olmadığı, netice itibarıyla taraflar arasındaki sözleşme ve hukuki ilişkinin eser (taşeron) ve komisyon sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili asıl temyiz dilekçesinde; dava konusu sözleşmenin Bölge Adliye Mahkemesi kararının aksine gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi değil açıkça eser sözleşmesinin bir türü olan bedel karşılığı inşaat yapım sözleşmesi olduğunu, mahkemenin inşaatın yapılacağı arsanın maliklerinin dava konusu sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğine dair gerekçesinin mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla verilen kararın doğru olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiş; ek temyiz dilekçesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararında önceki karar gerekçesinden farklı olarak bozma kararına cevap verilmek suretiyle yeni bir gerekçe üretildiğini, direnmeye yönelik kararın usulüne uygun olmadığını ve yeni bir karar niteliğinde olduğunu, temyiz incelemesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olduğunu belirterek dosyanın Özel Daireye gönderilmesini talep etmiştir.
2. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili; birleşen davada talep edilen alacağın likid olduğunu, bu nedenle davacı-birleşen dosya davalısı şirket aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının icra inkâr tazminatı yönünden düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz satış vaadini içeren bir sözleşme niteliğinde mi olduğu, yoksa komisyon sözleşmesi ve eser (taşeronluk) sözleşmesini içeren karma bir sözleşme mi olduğu, buradan varılacak sonuca göre mahkemece sözleşmenin resmî yazılı şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu gerekçesiyle mi karar verileceği, yoksa sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılmasının geçerlilik koşulu için yeterli olduğu kabul edilerek gerekli incelemenin yapılıp sonucuna göre mi hüküm kurulacağı noktasında toplanmaktadır.
D. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; Bölge Adliye Mahkemesince bozma gereğinin yerine getirilip getirilmediği, ilk kararda bahsedilmeyen yeni hususlara yer verilip verilmediği, direnme adı altında verilen kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre incelemenin Özel Daire tarafından mı, yoksa Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış olup, Bölge Adliye Mahkemesince, Özel Dairenin bozma kararından sonra verilen direnme kararında gerekçenin güçlendirildiği ve kararın yeni hüküm niteliğinde olmadığı, usulüne uygun direnme kararının bulunduğu ve incelemenin Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği sonucuna varılarak 14.05.2025 tarihinde yapılan birinci görüşmede ön sorun oy çokluğu ile aşılmak suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
E. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ilâ 188. maddeleri, 470, 532 ve 620. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Bilindiği üzere hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukuki ilişki meydana getirir, bu ilişkiye sözleşmeye dayalı=akdî ilişki denir. Doktrin ve uygulamada sözleşme yerine akit, mukavele veya bağıt kelimeleri de kullanılmaktadır.
2. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Borç doğuran sözleşmelerden birisi de tam iki tarafa borç yükleyen eser sözleşmesidir.
3. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 470. maddesinde;
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde tanımlanmış; sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak nitelendirilmiştir.
4. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, eser ve bedel olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.
5. Türk Hukuk Lûgatında da eser sözleşmesi kısaca;
Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 353).
6. Eser sözleşmesinin konusu meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, değiştirilmesine, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle eser sözleşmesi, sıfırdan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi, mevcut bir eserin yapılacak değişiklikler ve ilâveler ile farklı bir hâle getirilmesine ilişkin de olabilir. Yapılmış bir şeyin, kişinin kullanımına özel biçimde kurulum ve montajının yapılması için yapılan sözleşme de eser sözleşmesidir.
7. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü için komisyon sözleşmesi, adi ortaklık ve sonuca (kâra) katılmalı ödünç sözleşmesi ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
8. Türk Borçlar Kanunu'nun 532. maddesinde;
Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde düzenlenmiştir.
9. Alım ya da satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli kağıt ve taşınırların alım ya da satımını üstlendiği sözleşmedir. Yasanın ilgili bölüm hükümleri saklı kalmak üzere komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 707).
10. Türk Borçlar Kanunu'nun 620. maddesinde adi ortaklık;
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Başka bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
11. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir.
12. Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, karşılıklı borç doğuran sözleşme olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır. Adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir (Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 2022/(15)6-725 Esas, 2023/868 Karar; 25.10.2022 tarihli ve 2020/11-696 Esas, 2022/1385 Karar sayılı kararları).
13. Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK md. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (TBK md. 622) yükümlüdür.
14. Adi ortaklıkta müşterek amaç iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaştırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirliği yaparak onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak şu veya bu şekilde amacın gerçekleşmesine katkıda bulunmak zorundadır. Birlikte çaba yükümlülüğü bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklığın sürekli borç ilişkisi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir.
15. Adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle sonuca katılmalı sözleşmelerden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler; müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören TBK'nın 623. maddesinin 3. fıkrası hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Ayrıca, ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır (Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul 2016, s. 25-40).
16. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde ise; ödünç veren, ödünç verdiği kuruluşa ortak olmaksızın, faiz yerine bu kuruluşun kârından belirli bir pay alır. Bu sözleşme ile ödünç veren, bir miktar paranın veya diğer bir misli şeyin mülkiyetini belirli bir amaçla kullanılmak üzere ödünç alana devretmeyi; ödünç alan da ödünç verene bu kullanımdan elde edeceği kazanımdan bir pay vermeyi ve süre sonunda aynı nevi ve miktardaki şeyi geri vermeyi yüklenir. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde, ödüncün gelir/kâr getiren bir faaliyette kullanılması kararlaştırılır. Ödünç alanın, karşılık olarak sonuçtan pay vermeyi yüklenmiş olması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin karakteristik bir özelliğidir. Sonuca katılmalı ödünçte, ödünç alan aldığı parayı belirli bir amaçta, gelir getiren bir faaliyette kullanmak zorundadır. Ortak amaca ulaşmak için birlikte çaba gösterme iradesi sonuca katılmalı sözleşmelerde bulunmamaktadır.
17. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi; ivazlı bir sözleşmedir ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, niteliği gereği karma bir sözleşme değil, ödünç sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu sözleşmeyi diğer ödünç sözleşmelerinden ayırt eden temel esaslardan ilki, amaç unsurudur. Bu işlemde ödünç alan aldığı parayı işletmek, bir başka deyişle kâr getiren bir faaliyette kullanmakla yükümlüdür. Oysa, ödünçte böyle bir zorunluluk yoktur. İkinci farklılık ise, kârdan pay alma unsurudur. Diğer bir anlatımla, ödünç alan giriştiği faaliyetten elde ettiği kârın bir kısmını ödünç verene vermelidir.
18. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesi, özellikle müşterek amaç unsuru noktasında birbirinden ayrılır. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde, müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Gerçekten de ödünç veren şahsi bir amacı, yani kendi sermayesine iyi bir geliri amaçlamaktadır, tarafların müşterek bir amacı bulunmamaktadır.
19. Bundan başka, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesini birbirinden ayırmada bazı emareler de söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, hukuksal ilişkiye nakdi edimi ile katılan kişinin zarara katılıp katılmamasıdır. Şayet, bir zarara katılma söz konusu ise adi ortaklık, aksi takdirde sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığından sözedilir.
20. Keza adi ortaklıkta, ortakların ortaklık işlerini denetlemesi ve yönetmesi söz konusu olur. Denetleme ve yönetme özellikle müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis) ile yakın bağlantı içerisindedir. Oysa sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde; ödünç verenin, yönetme ve denetleme yetkisi kural olarak bulunmaz. Ancak ödünç verene denetleme yetkisi tanınması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin hukuksal yapısına ters düşmez. Bu nedenle, sadece denetleme yetkisi tanınan hâllerde, bu yetki sınırlı ise sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığı düşünülebilir. Buna karşılık denetleme yetkisi geniş ise, özellikle bu yetki yanında yönetim yetkisi de tanınmış ise, bu durumda adi ortaklık lehine bir belirtiden söz edilebilir.
21. Öte yandan uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve alacağın temliki ile ilgili açıklama yapılmasında da fayda bulunmaktadır.
22. Türk Hukuk Lûgatında hukuki niteliği itibariyle taşınmaz satış sözleşmesi ile eser sözleşmesinden oluşan bir sözleşme türü olarak vurgulanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 669) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bir yönüyle arsa sahibinin koşullar gerçekleştiğinde sahibi olduğu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmını yükleniciye devretmesini öngörürken, diğer yönüyle de, yüklenicinin yapacağı inşaat bakımından arsa sahibine karşı yükümlülüklerini gösteren, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren, iki tipli-karma bir sözleşmedir.
23. Başka bir anlatımla yüklenici yönünden inşaat yapma yükümlülüğünü, arsa sahibi yönünden ise tapuda pay intikal ettirme yükümlülüğünü içeren arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, hem inşaat yapma hem de satış vaadi sözleşmesini bünyesinde birleştiren özel bir sözleşme türüdür.
24. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusu, arsa sahibinin maliki olduğu arsa üzerine yapılacak bina inşaatıdır. Yüklenici, finansmanını sağlayarak, lüzumunda sanat, beceri ve emek sarfıyla bir bina (inşaat) meydana getirmeyi üstlenirken, arsa sahibi de buna karşılık arsa payı devri suretiyle bir bedel ödemeyi borçlanmaktadır. Bu sözleşmede ücret (bedel) arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir.
25. Arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında Yargıtay'ın yerleşik uygulama ve içtihatları gereğince tapulu taşınmaza ilişkin satış sözleşmesi hükümleri değil, 6098 sayılı Kanun'un 183 ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki hükümleri uygulanmaktadır.
26. Alacağın temliki (devri), alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Turgut Uygur : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 1096).
27. Başka bir ifadeyle alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacağın devri ile alacaklı, bir borç ilişkisinden doğan bir veya birden çok alacağını borçlunun rızasına gerek olmaksızın üçüncü bir kişiye devretmekte, üçüncü kişi de bu suretle alacaklı sıfatını kazanmakta ve eski alacaklının yerine geçmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2024, s.1384-1385). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararı).
28. Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinin 1. fıkrasında da;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir” şeklinde kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek olmadığı, sadece alacağı talep hakkının devredildiği, borcun özünün muhafaza edildiği belirtilmiştir.
29. Alacağın iradî devrinin (sözleşmeye dayanan devir) geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında TBK'nın 184. maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 Esas, 2021/1464 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararları).
30. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde ise; yüklenici arsa paylarının maliki olmamakta, buna karşılık arsa paylarının ya da bağımsız bölümlerin kendisine devredilmesi konusunda şahsî bir alacak hakkına sahip olmaktadır. Yüklenici arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan hakkına dayanarak arsa sahibinden kendi payına düşen bağımsız bölümlere ait arsa paylarının mülkiyetinin adına tescilini talep edebileceği gibi, bu hakkını yazılı olması koşuluyla arsa sahibinin onayına gerek olmaksızın üçüncü kişiye de devredebilir. Başka bir anlatımla böyle durumlarda yüklenici sözleşme uyarınca arsa sahibinden talep edebileceği bağımsız bölüm ve buna bağlı arsa payının devrini talep etme hakkını üçüncü kişiye temlik etmiş sayılır ve yüklenici ile üçüncü kişi arasında alacağın temliki sözleşmesi bulunduğu kabul edilir.
31. Temliken tescil olarak da adlandırılan bu tür davalarda mahkemece öncelikle yüklenicinin edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirip getirmediğinin, ardından sözleşme hükümlerindeki iskân koşulu (oturma izni) vs. diğer borçlarını ifa edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bunun için de davaya konu temlik işleminin geçerli olup olmadığının, arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin borçlarının neler olduğunun sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.
32. Üçüncü kişinin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması hâlinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. TBK'nın 188. maddesi gereğince; "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir." Buna göre temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir. Temlikin konusu, yüklenicinin arsa sahibi ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden yüklenicinin arsa sahibinden kazanmadığı hakkı üçüncü kişiye temlik etmesinin arsa sahibi bakımından bir önemi bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2024 tarihli ve 2023/6-293 Esas, 2024/107 Karar sayılı kararı).
33. Tüm bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu 29.12.2014 tarihli sözleşmede asıl davada davacı-birleşen davada davalı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti'nin müteahhit, asıl davada davalı-birleşen davada davacı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin ise yatırımcı sıfatını taşımakta olduğu ve sözleşmenin genel şartlar bölümünde tarafların edimlerinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Buna göre sözleşmede müteahhidin (K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.) Mahmutlar Mahallesi 535 Ada 2 nolu parselde dava dışı arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağı, yatırımcının (B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.) müteahhit firmaya inşaat yapım bedeli ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede belirtilen dükkân ve daireleri satın alacağı, tarafların anlaştığı tahmini toplam inşaat alanının m2 maliyet bedelinin 300,00 Euro olduğu, inşaat bedeli dışında olan hizmet bedelinin ise oluşacak maliyetin %10 olduğu ve müteahhide ayrıca ödeneceği düzenlenmiştir.
34. Görüldüğü üzere asıl ve birleşen davanın taraflarından K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti'nin yüklenici konumunda olmasına rağmen, diğer taraf B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin sözleşmeyi iş sahibi ya da arsa sahibi sıfatıyla değil yatırımcı olarak imzaladığı ve davada taraf olan şirketler arasında eser sözleşmesi ilişkisinin bulunmadığı, asıl davanın davalısı-birleşen davanın davacısı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin sadece para yatıran ve kâr bekleyen yatırımcı konumunda olup, yüklenici, alt yüklenici veya iş sahibi sıfatının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
35. Diğer taraftan yanlar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmenin komisyon sözleşmesi olarak da kabul edilmesi mümkün değildir, zira komisyon sözleşmesinde komisyoncu ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlenir, oysa eldeki davaya konu sözleşmede kıymetli evrak ya da taşınırların alım veya satımı bulunmamaktadır ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin komisyon sözleşmesi olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir.
36. Taraflar arasında düzenlenen 29.12.2014 tarihli sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi olup olmadığı konusuna gelince, sözleşmeye göre yatırımcı sıfatına sahip olan B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. inşaat maliyetinin ve hizmet bedelinin tamamını karşılamasının karşılığı olarak dava dışı arsa sahipleriyle düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ne isabet edecek olan otuz altı adet bağımsız bölümün sahibi olacaktır. Burada ödünç verenin, ödünç verdiği kuruluşa ortak olmaksızın, faiz yerine bu kuruluşun kârından belirli bir pay alması, ödüncün gelir/kâr getiren bir faaliyette kullanılması ve ödünç alanın, karşılık olarak sonuçtan pay vermeyi yüklenmiş olması gibi bir durum söz konusu olmayıp, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin unsurları 29.12.2014 tarihli sözleşmede yer almamaktadır.
37. Az yukarıda kapsamlı biçimde açıklandığı üzere adi ortaklık sözleşmesinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlü olup, somut olayda taraflar arasında müşterek amaç bulunmadığı gibi ortaklığa ait bütün kazançların kendi aralarında paylaşılması ya da zarara katılma gibi bir durum da söz konusu değildir. Dolayısıyla taraflar arasında imzalanan sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğundan da bahsedilemez.
38. Somut olaydaki sözleşmede yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. dava dışı arsa sahipleri ile imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine kalacak olan bağımsız bölümleri yatırımcı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ne satmayı üstlenmiş olup, 29.12.2014 tarihli sözleşme ile yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan şahsi hakkını temlik etmektedir. Bu hâliyle taraflar arasında alacağın temliki sözleşmesi bulunduğundan sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılması yeterli olup, resmî yazılı biçimde yapılması zorunlu değildir.
39. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesinin sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz devir borcunu içerdiğinden zorunlu şekil şartı olan resmî şekle uyulmadan yapıldığı için geçersiz olduğuna yönelik kabulü doğru olmamıştır. Mahkemece sözleşmenin alacağın temliki niteliğinde olduğu ve adi yazılı şekilde yapılmasının geçerlilik şartını sağladığı gözetilerek sözleşme geçerli kabul edilip, gerekli inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir.
40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında sözleşmenin tipik olmayan atipik bir sözleşme olduğu ve sözleşmenin kendi hükümlerine göre değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi ve kararın farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ile sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu ve taşınmaz devir borcunu içermesine rağmen adi yazılı şekilde yapıldığı için geçersiz olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının doğru olup onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.
42. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : 14.05.2025 Tarihli Birinci Görüşmede Ön Sorun Yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si ÖN SORUN VAR, 3’ü ise ÖN SORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.
21.05.2025 Tarihli İkinci Görüşmede İşin Esası Yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 18’i DEĞİŞİK BOZMA, 6’sı FARKLI DEĞİŞİK BOZMA, 1’i ise DİRENME UYGUN DAİREYE yönünde oy kullanmışlardır.
SÖZLEŞMENİN SONUCA KATILMALI ÖDÜNÇ SÖZLEŞMESİ VE TAŞINMAZ DEVİR BORCUNU İÇERDİĞİNDEN RESMÎ ŞEKLE UYULMADAN YAPILDIĞI İÇİN GEÇERSİZ OLDUĞUNA YÖNELİK KABUL DOĞRU OLMAMIŞTIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/6-975
Karar No : 2025/324
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.06.2022
SAYISI : 2022/537 E., 2022/770 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli ve 2021/1168 Esas,
2022/449 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada itirazın iptali isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşme ile bedel karşılığı inşaat yapımı konusunda anlaşmaya varıldığını, sözleşmede müvekkilinin, davalı adına Alanya ilçesi, Mahmutlar Mahallesi, 535 ada 2 nolu parselin maliki dava dışı arsa sahipleriyle %50 paylaşım esasına göre arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenleyeceği, davalının da inşaatın toplam yapım bedeli ile bu bedelin %10’u oranındaki taşeronluk ücretini sözleşmede belirtilen şekilde ödeyeceği, bunun karşılığında ise arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki %50’lik müteahhitlik payının sahibi olacağının kararlaştırıldığı, sözleşmeye göre müvekkilinin üzerine düşeni yaparak dava dışı arsa sahiplerinin bir kısmı ile noterde 09.01.2015 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediğini, ayrıca 09.01.2015 tarihli devir sözleşmesi ile de diğer bir kısım arsa sahiplerinin önceki yüklenici ile düzenlediği arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini devraldığını, sonrasında da inşaatın ruhsatını alıp taşınmaz üzerine kat irtifakı kurduğunu, müvekkilinin önceki yükleniciye devir sözleşmesini yapması, arsa sahiplerine de kendisiyle yeniden arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlemesi için haricen 120.0000,00 Euro ödediğini, bu bedelin ve ruhsat alımında ödenmesi gereken 100.000,00 Euro’nun dava konusu sözleşmenin yapım bedeli başlıklı üçüncü maddesine göre davalı tarafından müvekkiline ödenmesi gerektiğini, ancak toplamda 220.000,00 Euro ödemesi gereken davalının müvekkiline sadece 10.01.2015 tarihinde 85.950,00 Euro ödeme yaptığını, dolayısıyla müvekkilinin davalıdan bakiye 134.050,00 Euro daha alacaklı olduğunu, devam eden süreçte sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak feshedildiğini ve davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu sözleşmenin ifası için yapılan masraflar ve ödemeler ile taşeronluk ücreti hizmet bedeli toplamından davalının yaptığı ödeme mahsup edildikten sonra kalan 454.168,22 TL’nin sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında sözleşme ilişkisi değil sadece ön protokolün mevcut olduğunu, sözleşmenin başlığına ortaklık sözleşmesi yazılmış ise de içeriğinden tarafların mevcut bir inşaatı devralmaya yönelik hareket ettiklerinin anlaşıldığını, protokolün genel şartlar başlıklı birinci maddesinden gayrimenkul satımına ilişkin bir sözleşme mahiyeti taşıdığının görüldüğünü, bu nedenle gayrimenkul satımı sözleşmesi sonucunu doğuracak nitelikteki protokolün adi yazılı şekilde yapıldığından geçerli olmadığını, davacının protokol hükümlerini yerine getiremediğini ve arsa sahiplerinin tamamı ile sözleşme imzalayamadığını, bunun üzerine müvekkilinin haklı olarak ön protokolü feshederek ödediği paranın iadesini istediğini, taraflar arasındaki e-mail yazışmalarında da davacı şirket yetkilisi Mustafa K.’in arsayı ve inşaat iznini alamadığını, protokol hükümlerini yerine getiremediğini, bu projeden vazgeçip başka arsa yatırımlarına bakmak istediğini açıkça ifade ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN ALANYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2016/420 ESAS SAYILI DAVASI
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davaya karşı sunduğu cevap dilekçesini aynen tekrar edip ön protokol gereğince ödenen 85.950,00 Euro’nun iadesi gerektiğini ileri sürerek ödenen tutarın tahsili için K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. aleyhine Alanya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/8133 Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine haksız olarak yapılan itirazın iptaline ve asıl alacağın %20 oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl dava dilekçesini aynen tekrarlamak suretiyle eldeki davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/120 Esas, 2019/194 Karar sayılı kararıyla; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmede davacı-birleşen dosya davalısının 535 ada 2 nolu parselin maliki olan arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağının, davalı-birleşen dosya davacısının ise yatırımcı olarak K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne inşaat yapım ve hizmet bedelini ödeyerek dükkân ve daireleri satın alacağının kararlaştırıldığı, davalı-birleşen dosya davacısının davacı-birleşen dosya davalısına 85.950,00 Euro ödediği, K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin 02.07.2015 tarihinde inşaat ruhsatını aldığı, sözleşmede yapı ruhsatının hangi tarihe kadar alınacağı konusunda bir hüküm bulunmadığından işin niteliği dikkate alındığında yedi aylık sürenin makul bir süre olduğu, sözleşmede işin yapım süresinin ruhsatın alınmasından itibaren on yedi ay olarak belirlendiği, ancak bu süre henüz sona ermeden davalı-birleşen dosya davacısı şirketin 19.04.2016 tarihinde sözleşmenin feshine dair ihtarname gönderdiği, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından dosyaya sunulan e-maillerde işten vazgeçildiğine dair bir ibare bulunmadığı, yaşanan gecikme nedeniyle durum tespiti yapılarak davalı-birleşen dosya davacısına opsiyon tanındığı ve sonrasında da ruhsatın alındığı, bu nedenle davalı-birleşen dosya davacısı tarafından yapılan feshin haksız olduğu, haksız fesih nedeniyle davacı-birleşen dosya davalısı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin sözleşmenin kurulması ve işin görülmesi için yaptığı masraflar ile sözleşme gereğince B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ödeme planında taahhüt ettiği bedeli talep etmekte haklı olduğu, sözleşmeyi haksız olarak fesheden davalı-birleşen dosya davacısı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ise sözleşme gereğince ödediği bedelin iadesini talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne 454.168,22 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 16.10.2020 tarihli ve 2019/664 Esas, 2020/773 Karar sayılı kararıyla; taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmede arsa sahibi olan kişilerin davada taraf durumunda olmadıkları, bu nedenle davanın dayanağı olan bu sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmede davalı-birleşen dosya davacısının para koyan yatırımcı, diğer şirket K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin ise dava dışı arsa sahipleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenleyen yüklenici konumunda olduğu, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin para yatırıp sonucunda da kâr beklediği, bu hâliyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ödünç sözleşmesinin bir türü olan sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi niteliğinde olduğu, dava konusu sözleşmenin genel şartlar bölümünde yüklenicinin 535 ada 2 nolu parselde inşaat yapımına ilişkin arsa sahibi ile sözleşme imzalayacağı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılacak olan toplam imalatın %50 oranında paylaşıma esas olduğu, yatırımcı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne inşaat yapım bedelini ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede paylaşıma esas olan dükkân ve daireleri satın alacağının düzenlendiği, taraf iradelerinin sözleşmenin feshedildiği konusunda birleştiği, ancak taşınmaz devir borcunu içeren sözleşmenin resmî yazılı geçerlilik koşuluna uygun yapılmadığından geçersiz olduğu, bu nedenle sözleşmenin geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmayacağı ve geçersiz sözleşmeden dolayı tarafların verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebileceği, asıl davada davacı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin sözleşmeden kaynaklanan taleplerini davalıdan isteyemeyeceği, ödediğini iddia ettiği bedelleri ancak arsa sahiplerinden talep edebileceği, birleşen davada ise, her iki tarafın aldığını geri vermesi gerektiğinden davacı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin, K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne ödediği paranın iadesini isteyebileceği gerekçesiyle asıl davada davalı-birleşen davada davacı şirket vekilinin her iki davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne ve borçlu K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’nin Alanya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/8133 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 280.368,90 TL asıl alacak ve temerrüt tarihinden icra takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş olan 3.022,26 TL faiz üzerinden devamına, şartları oluşmadığından icra inkâr tazminatı ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli ve 2021/1168 Esas, 2022/449 Karar sayılı kararı ile,
“… 1- Dava taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olmadığı, katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu ve taşınmaz satış vaadi içeren bir sözleşme olduğu için resmi şekilde yapılması gerektiği belirtilmiş ise de taraflar arasındaki 29.12.2014 tarihli sözleşme komisyon sözleşmesi ve eser ( taşeronluk) sözleşmesini içeren karma bir sözleşmedir ve bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmış olması yeterli olduğundan geçerli bir sözleşme olduğu dikkate alınarak sözleşme geçerli kabul edilip, gerekli inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında taraflar arasındaki uyuşmazlıkta arsa sahiplerinin davanın tarafı olmadığı, arsa sahiplerinin K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. ile sözleşme düzenlediği, yatırımcı konumunda bulunan B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile arsa sahipleri arasında herhangi bir sözleşme ya da hukuki ilişki bulunmadığı gibi davanın tarafı olan şirketler arasında da eser sözleşmesinin bulunmadığı, nitekim arsa sahipleri ile sözleşme düzenleyen davacı-birleşen dosya davalısı şirketin, B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ne taşere ettiği herhangi bir işin bulunmadığı, başka bir ifadeyle B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin sadece para yatıran ve kâr bekleyen yatırımcı konumda olduğu, yüklenici, alt yüklenici veya iş sahibi sıfatının bulunmadığı, bozma kararının aksine taraflar arasındaki 29.12.2014 tarihli sözleşmenin komisyon sözleşmesi olarak da kabul edilemeyeceği, zira komisyon sözleşmesinde komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım satımını üstlendiği, oysa eldeki uyuşmazlıkta kıymetli evrak ya da taşınır alım satımının söz konusu olmadığı, netice itibarıyla taraflar arasındaki sözleşme ve hukuki ilişkinin eser (taşeron) ve komisyon sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili asıl temyiz dilekçesinde; dava konusu sözleşmenin Bölge Adliye Mahkemesi kararının aksine gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi değil açıkça eser sözleşmesinin bir türü olan bedel karşılığı inşaat yapım sözleşmesi olduğunu, mahkemenin inşaatın yapılacağı arsanın maliklerinin dava konusu sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğine dair gerekçesinin mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla verilen kararın doğru olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiş; ek temyiz dilekçesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararında önceki karar gerekçesinden farklı olarak bozma kararına cevap verilmek suretiyle yeni bir gerekçe üretildiğini, direnmeye yönelik kararın usulüne uygun olmadığını ve yeni bir karar niteliğinde olduğunu, temyiz incelemesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olduğunu belirterek dosyanın Özel Daireye gönderilmesini talep etmiştir.
2. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili; birleşen davada talep edilen alacağın likid olduğunu, bu nedenle davacı-birleşen dosya davalısı şirket aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının icra inkâr tazminatı yönünden düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz satış vaadini içeren bir sözleşme niteliğinde mi olduğu, yoksa komisyon sözleşmesi ve eser (taşeronluk) sözleşmesini içeren karma bir sözleşme mi olduğu, buradan varılacak sonuca göre mahkemece sözleşmenin resmî yazılı şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu gerekçesiyle mi karar verileceği, yoksa sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılmasının geçerlilik koşulu için yeterli olduğu kabul edilerek gerekli incelemenin yapılıp sonucuna göre mi hüküm kurulacağı noktasında toplanmaktadır.
D. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; Bölge Adliye Mahkemesince bozma gereğinin yerine getirilip getirilmediği, ilk kararda bahsedilmeyen yeni hususlara yer verilip verilmediği, direnme adı altında verilen kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre incelemenin Özel Daire tarafından mı, yoksa Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış olup, Bölge Adliye Mahkemesince, Özel Dairenin bozma kararından sonra verilen direnme kararında gerekçenin güçlendirildiği ve kararın yeni hüküm niteliğinde olmadığı, usulüne uygun direnme kararının bulunduğu ve incelemenin Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği sonucuna varılarak 14.05.2025 tarihinde yapılan birinci görüşmede ön sorun oy çokluğu ile aşılmak suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
E. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ilâ 188. maddeleri, 470, 532 ve 620. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Bilindiği üzere hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukuki ilişki meydana getirir, bu ilişkiye sözleşmeye dayalı=akdî ilişki denir. Doktrin ve uygulamada sözleşme yerine akit, mukavele veya bağıt kelimeleri de kullanılmaktadır.
2. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Borç doğuran sözleşmelerden birisi de tam iki tarafa borç yükleyen eser sözleşmesidir.
3. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 470. maddesinde;
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde tanımlanmış; sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak nitelendirilmiştir.
4. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, eser ve bedel olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.
5. Türk Hukuk Lûgatında da eser sözleşmesi kısaca;
Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 353).
6. Eser sözleşmesinin konusu meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, değiştirilmesine, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle eser sözleşmesi, sıfırdan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi, mevcut bir eserin yapılacak değişiklikler ve ilâveler ile farklı bir hâle getirilmesine ilişkin de olabilir. Yapılmış bir şeyin, kişinin kullanımına özel biçimde kurulum ve montajının yapılması için yapılan sözleşme de eser sözleşmesidir.
7. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü için komisyon sözleşmesi, adi ortaklık ve sonuca (kâra) katılmalı ödünç sözleşmesi ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
8. Türk Borçlar Kanunu'nun 532. maddesinde;
Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir
Şeklinde düzenlenmiştir.
9. Alım ya da satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli kağıt ve taşınırların alım ya da satımını üstlendiği sözleşmedir. Yasanın ilgili bölüm hükümleri saklı kalmak üzere komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 707).
10. Türk Borçlar Kanunu'nun 620. maddesinde adi ortaklık;
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Başka bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
11. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir.
12. Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, karşılıklı borç doğuran sözleşme olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır. Adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir (Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 2022/(15)6-725 Esas, 2023/868 Karar; 25.10.2022 tarihli ve 2020/11-696 Esas, 2022/1385 Karar sayılı kararları).
13. Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK md. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (TBK md. 622) yükümlüdür.
14. Adi ortaklıkta müşterek amaç iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaştırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirliği yaparak onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak şu veya bu şekilde amacın gerçekleşmesine katkıda bulunmak zorundadır. Birlikte çaba yükümlülüğü bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklığın sürekli borç ilişkisi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir.
15. Adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle sonuca katılmalı sözleşmelerden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler; müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören TBK'nın 623. maddesinin 3. fıkrası hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Ayrıca, ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır (Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul 2016, s. 25-40).
16. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde ise; ödünç veren, ödünç verdiği kuruluşa ortak olmaksızın, faiz yerine bu kuruluşun kârından belirli bir pay alır. Bu sözleşme ile ödünç veren, bir miktar paranın veya diğer bir misli şeyin mülkiyetini belirli bir amaçla kullanılmak üzere ödünç alana devretmeyi; ödünç alan da ödünç verene bu kullanımdan elde edeceği kazanımdan bir pay vermeyi ve süre sonunda aynı nevi ve miktardaki şeyi geri vermeyi yüklenir. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde, ödüncün gelir/kâr getiren bir faaliyette kullanılması kararlaştırılır. Ödünç alanın, karşılık olarak sonuçtan pay vermeyi yüklenmiş olması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin karakteristik bir özelliğidir. Sonuca katılmalı ödünçte, ödünç alan aldığı parayı belirli bir amaçta, gelir getiren bir faaliyette kullanmak zorundadır. Ortak amaca ulaşmak için birlikte çaba gösterme iradesi sonuca katılmalı sözleşmelerde bulunmamaktadır.
17. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi; ivazlı bir sözleşmedir ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, niteliği gereği karma bir sözleşme değil, ödünç sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu sözleşmeyi diğer ödünç sözleşmelerinden ayırt eden temel esaslardan ilki, amaç unsurudur. Bu işlemde ödünç alan aldığı parayı işletmek, bir başka deyişle kâr getiren bir faaliyette kullanmakla yükümlüdür. Oysa, ödünçte böyle bir zorunluluk yoktur. İkinci farklılık ise, kârdan pay alma unsurudur. Diğer bir anlatımla, ödünç alan giriştiği faaliyetten elde ettiği kârın bir kısmını ödünç verene vermelidir.
18. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesi, özellikle müşterek amaç unsuru noktasında birbirinden ayrılır. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde, müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Gerçekten de ödünç veren şahsi bir amacı, yani kendi sermayesine iyi bir geliri amaçlamaktadır, tarafların müşterek bir amacı bulunmamaktadır.
19. Bundan başka, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesini birbirinden ayırmada bazı emareler de söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, hukuksal ilişkiye nakdi edimi ile katılan kişinin zarara katılıp katılmamasıdır. Şayet, bir zarara katılma söz konusu ise adi ortaklık, aksi takdirde sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığından sözedilir.
20. Keza adi ortaklıkta, ortakların ortaklık işlerini denetlemesi ve yönetmesi söz konusu olur. Denetleme ve yönetme özellikle müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis) ile yakın bağlantı içerisindedir. Oysa sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde; ödünç verenin, yönetme ve denetleme yetkisi kural olarak bulunmaz. Ancak ödünç verene denetleme yetkisi tanınması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin hukuksal yapısına ters düşmez. Bu nedenle, sadece denetleme yetkisi tanınan hâllerde, bu yetki sınırlı ise sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığı düşünülebilir. Buna karşılık denetleme yetkisi geniş ise, özellikle bu yetki yanında yönetim yetkisi de tanınmış ise, bu durumda adi ortaklık lehine bir belirtiden söz edilebilir.
21. Öte yandan uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve alacağın temliki ile ilgili açıklama yapılmasında da fayda bulunmaktadır.
22. Türk Hukuk Lûgatında hukuki niteliği itibariyle taşınmaz satış sözleşmesi ile eser sözleşmesinden oluşan bir sözleşme türü olarak vurgulanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 669) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bir yönüyle arsa sahibinin koşullar gerçekleştiğinde sahibi olduğu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmını yükleniciye devretmesini öngörürken, diğer yönüyle de, yüklenicinin yapacağı inşaat bakımından arsa sahibine karşı yükümlülüklerini gösteren, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren, iki tipli-karma bir sözleşmedir.
23. Başka bir anlatımla yüklenici yönünden inşaat yapma yükümlülüğünü, arsa sahibi yönünden ise tapuda pay intikal ettirme yükümlülüğünü içeren arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, hem inşaat yapma hem de satış vaadi sözleşmesini bünyesinde birleştiren özel bir sözleşme türüdür.
24. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusu, arsa sahibinin maliki olduğu arsa üzerine yapılacak bina inşaatıdır. Yüklenici, finansmanını sağlayarak, lüzumunda sanat, beceri ve emek sarfıyla bir bina (inşaat) meydana getirmeyi üstlenirken, arsa sahibi de buna karşılık arsa payı devri suretiyle bir bedel ödemeyi borçlanmaktadır. Bu sözleşmede ücret (bedel) arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir.
25. Arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında Yargıtay'ın yerleşik uygulama ve içtihatları gereğince tapulu taşınmaza ilişkin satış sözleşmesi hükümleri değil, 6098 sayılı Kanun'un 183 ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki hükümleri uygulanmaktadır.
26. Alacağın temliki (devri), alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Turgut Uygur : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 1096).
27. Başka bir ifadeyle alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacağın devri ile alacaklı, bir borç ilişkisinden doğan bir veya birden çok alacağını borçlunun rızasına gerek olmaksızın üçüncü bir kişiye devretmekte, üçüncü kişi de bu suretle alacaklı sıfatını kazanmakta ve eski alacaklının yerine geçmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2024, s.1384-1385). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararı).
28. Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinin 1. fıkrasında da;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir” şeklinde kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek olmadığı, sadece alacağı talep hakkının devredildiği, borcun özünün muhafaza edildiği belirtilmiştir.
29. Alacağın iradî devrinin (sözleşmeye dayanan devir) geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında TBK'nın 184. maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 Esas, 2021/1464 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararları).
30. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde ise; yüklenici arsa paylarının maliki olmamakta, buna karşılık arsa paylarının ya da bağımsız bölümlerin kendisine devredilmesi konusunda şahsî bir alacak hakkına sahip olmaktadır. Yüklenici arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan hakkına dayanarak arsa sahibinden kendi payına düşen bağımsız bölümlere ait arsa paylarının mülkiyetinin adına tescilini talep edebileceği gibi, bu hakkını yazılı olması koşuluyla arsa sahibinin onayına gerek olmaksızın üçüncü kişiye de devredebilir. Başka bir anlatımla böyle durumlarda yüklenici sözleşme uyarınca arsa sahibinden talep edebileceği bağımsız bölüm ve buna bağlı arsa payının devrini talep etme hakkını üçüncü kişiye temlik etmiş sayılır ve yüklenici ile üçüncü kişi arasında alacağın temliki sözleşmesi bulunduğu kabul edilir.
31. Temliken tescil olarak da adlandırılan bu tür davalarda mahkemece öncelikle yüklenicinin edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirip getirmediğinin, ardından sözleşme hükümlerindeki iskân koşulu (oturma izni) vs. diğer borçlarını ifa edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bunun için de davaya konu temlik işleminin geçerli olup olmadığının, arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin borçlarının neler olduğunun sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.
32. Üçüncü kişinin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması hâlinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. TBK'nın 188. maddesi gereğince; "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir." Buna göre temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir. Temlikin konusu, yüklenicinin arsa sahibi ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden yüklenicinin arsa sahibinden kazanmadığı hakkı üçüncü kişiye temlik etmesinin arsa sahibi bakımından bir önemi bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2024 tarihli ve 2023/6-293 Esas, 2024/107 Karar sayılı kararı).
33. Tüm bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu 29.12.2014 tarihli sözleşmede asıl davada davacı-birleşen davada davalı K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti'nin müteahhit, asıl davada davalı-birleşen davada davacı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin ise yatırımcı sıfatını taşımakta olduğu ve sözleşmenin genel şartlar bölümünde tarafların edimlerinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Buna göre sözleşmede müteahhidin (K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.) Mahmutlar Mahallesi 535 Ada 2 nolu parselde dava dışı arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağı, yatırımcının (B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.) müteahhit firmaya inşaat yapım bedeli ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede belirtilen dükkân ve daireleri satın alacağı, tarafların anlaştığı tahmini toplam inşaat alanının m2 maliyet bedelinin 300,00 Euro olduğu, inşaat bedeli dışında olan hizmet bedelinin ise oluşacak maliyetin %10 olduğu ve müteahhide ayrıca ödeneceği düzenlenmiştir.
34. Görüldüğü üzere asıl ve birleşen davanın taraflarından K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti'nin yüklenici konumunda olmasına rağmen, diğer taraf B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin sözleşmeyi iş sahibi ya da arsa sahibi sıfatıyla değil yatırımcı olarak imzaladığı ve davada taraf olan şirketler arasında eser sözleşmesi ilişkisinin bulunmadığı, asıl davanın davalısı-birleşen davanın davacısı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin sadece para yatıran ve kâr bekleyen yatırımcı konumunda olup, yüklenici, alt yüklenici veya iş sahibi sıfatının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
35. Diğer taraftan yanlar arasında imzalanan 29.12.2014 tarihli sözleşmenin komisyon sözleşmesi olarak da kabul edilmesi mümkün değildir, zira komisyon sözleşmesinde komisyoncu ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlenir, oysa eldeki davaya konu sözleşmede kıymetli evrak ya da taşınırların alım veya satımı bulunmamaktadır ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin komisyon sözleşmesi olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir.
36. Taraflar arasında düzenlenen 29.12.2014 tarihli sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi olup olmadığı konusuna gelince, sözleşmeye göre yatırımcı sıfatına sahip olan B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. inşaat maliyetinin ve hizmet bedelinin tamamını karşılamasının karşılığı olarak dava dışı arsa sahipleriyle düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ne isabet edecek olan otuz altı adet bağımsız bölümün sahibi olacaktır. Burada ödünç verenin, ödünç verdiği kuruluşa ortak olmaksızın, faiz yerine bu kuruluşun kârından belirli bir pay alması, ödüncün gelir/kâr getiren bir faaliyette kullanılması ve ödünç alanın, karşılık olarak sonuçtan pay vermeyi yüklenmiş olması gibi bir durum söz konusu olmayıp, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin unsurları 29.12.2014 tarihli sözleşmede yer almamaktadır.
37. Az yukarıda kapsamlı biçimde açıklandığı üzere adi ortaklık sözleşmesinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlü olup, somut olayda taraflar arasında müşterek amaç bulunmadığı gibi ortaklığa ait bütün kazançların kendi aralarında paylaşılması ya da zarara katılma gibi bir durum da söz konusu değildir. Dolayısıyla taraflar arasında imzalanan sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğundan da bahsedilemez.
38. Somut olaydaki sözleşmede yüklenici K. İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. dava dışı arsa sahipleri ile imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine kalacak olan bağımsız bölümleri yatırımcı B. Hayat Tarım İşletmeleri Yatırım İthalat ve İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ne satmayı üstlenmiş olup, 29.12.2014 tarihli sözleşme ile yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan şahsi hakkını temlik etmektedir. Bu hâliyle taraflar arasında alacağın temliki sözleşmesi bulunduğundan sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılması yeterli olup, resmî yazılı biçimde yapılması zorunlu değildir.
39. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesinin sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz devir borcunu içerdiğinden zorunlu şekil şartı olan resmî şekle uyulmadan yapıldığı için geçersiz olduğuna yönelik kabulü doğru olmamıştır. Mahkemece sözleşmenin alacağın temliki niteliğinde olduğu ve adi yazılı şekilde yapılmasının geçerlilik şartını sağladığı gözetilerek sözleşme geçerli kabul edilip, gerekli inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir.
40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında sözleşmenin tipik olmayan atipik bir sözleşme olduğu ve sözleşmenin kendi hükümlerine göre değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi ve kararın farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ile sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu ve taşınmaz devir borcunu içermesine rağmen adi yazılı şekilde yapıldığı için geçersiz olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının doğru olup onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.
42. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : 14.05.2025 Tarihli Birinci Görüşmede Ön Sorun Yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si ÖN SORUN VAR, 3’ü ise ÖN SORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.
21.05.2025 Tarihli İkinci Görüşmede İşin Esası Yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 18’i DEĞİŞİK BOZMA, 6’sı FARKLI DEĞİŞİK BOZMA, 1’i ise DİRENME UYGUN DAİREYE yönünde oy kullanmışlardır.

