KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ÇALIŞANLARIN DENİZ İŞ KANUNU'NA TÂBİ OLDUĞU YÖNÜNDE TESPİT İÇEREN İŞ MÜFETTİŞ RAPORUNUN İPTALİNE YÖNELİK İŞVERENİN İTİRAZ YOLUNA BAŞVURARAK DAVA AÇMAKTA HUKUKÎ YARARI BULUNMAKTADIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/(22)9-256
Karar No       : 2025/570

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 23.10.2024
SAYISI                          : 2024/1625 E., 2024/1833 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarihli ve
                                        2017/30888 Esas, 2020/7947 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki iş müfettiş raporuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararının davacı ve taraf olmaktan çıkarılan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yeniden direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA                                                                              

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından 21-22.08.2014 tarihleri arasında yapılan teftiş sonucunda düzenlenen raporda müvekkili şirkete ait işletmede ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışan personelin 854 sayılı Deniz İş Kanunu’na (854 sayılı Kanun) tâbi olduğu yönünde tespit yapıldığını, ancak bu tespitin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin tüm işçilerinin 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) kapsamında bulunduğunu ileri sürerek şirket işçilerinin 4857 sayılı Kanun'a tâbi olduğunun ve işçilerin herhangi bir hak kaybının bulunmadığının tespiti ile bu doğrultuda iş müfettiş raporundaki tespitlere itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı konumunda iken taraf olmaktan çıkarılan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, henüz tebliğ edilmiş bir idari para cezası bulunmaması ve itirazın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yapılmasının gerekmesi nedeniyle iş mahkemesinde dava açılmasında hukuki yarar olmadığını, müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, ayrıca müfettiş raporlarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Yargılama aşamasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 124. maddesi uyarınca taraf hâline getirilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanlık) vekili cevap dilekçesinde; teftiş raporunun çalışanların beyanları üzerine hazırlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 23.09.2016 tarihli ve 2015/329 Esas, 2016/454 Karar sayılı kararı ile; iş müfettişlerince düzenlenen raporda tespiti yapılan hususlar ilgili taraf için mükellefiyetler doğurabileceğinden davacı işverenin ve lehlerine tespitte bulunulan işçilerin hukuki menfaatlerinin etkilenmesinin mümkün olduğu, rapordan Deniz İş Kanunu’nun uygulanması gereken işçilerin somut olarak tespiti mümkün değilse de raporda çalışanların geçmişe yönelik hak kayıplarının giderilmesi yönünde işverenin yükümlülüğü bulunduğundan işverenin tespitin iptalini istemekte hukuki yararının bulunduğu, davacı açıkça bir iptal talebinde bulunmamışsa da talep edilen hususun aynı zamanda yapılan tespitin iptalini gerektirdiği, bilirkişi raporunda işyerinde yapılan işin tarım işi olduğunun tespit edilmiş olmasına ve bu tespitten hareketle tarım işi kapsamında gemide çalışan her işçinin gemi adamı sayılmasının mümkün bulunmamasına ve gemi adamının ancak deniz taşıma işi kapsamında çalışmasının gerekmesine göre davanın kısmen kabulü ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda işverence yerine getirilmesi ve uyulması gereken hususlara ilişkin tespitin 1. maddesinin iptaline, tüm çalışanların 4857 sayılı Kanun kapsamında olduğu yönündeki davacı isteminin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2017 tarihli ve 2016/219 Esas, 2017/46 Karar sayılı kararı ile; Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü lehine HMK'nın 124/4. maddesi gereğince vekâlet ücreti hükmedilmesi gerektiği, ayrıca davaya konu raporun genel bir tespit mahiyetinde olup bireysel alacak tespitinin raporda yer almadığı, 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesine göre iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına dair yapılan tespitlere karşı dava açılabileceği, kanuni nitelik taşıyan bir belirlemenin dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Somut olayda davacı tarafça Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İş Teftiş Kurulu Başkanlığının 01/10/2014/9370/prg-13. 9799/prg-11 tarih ve numaralı raporunun davacı şirket nezdinde çalışan gemi adamlarının 854 sayılı Deniz İş Kanununun kapsamında olduğu yönünde tespitinin iptali talep edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, iş müfettiş raporlarının bireysel alacak tespitine dair olması gerekip kanuni nitelik taşıyan bir belirlemeye itirazın bu davaya konu olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak, davacı işverenin kendiliğinden çalıştırdığı işçilerin hangi kanun kapsamına girdiğinin kural tespitini talep etmesi mümkün değildir. Ancak, dava konusu olayda, müfettiş genel denetim kapsamı sonucunda, davacı iş yerinde çalışanların Deniz İş Kanunu'na tabi olduğu yönünde bir tespit yapılması ve daha sonra da muhtemel idari para cezalarının gündeme gelecek olması nedeni ile, işverenin dava açmakta hukuki yararının var olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davalının istinaf başvurusu üzerine ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Birinci Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli ve 2020/1164 Esas, 2020/1479 Karar sayılı kararı ile; hukuki yararın ihtimale göre belirlenemeyeceği, somut vakıaların esas alınması gerektiği, davaya konu olayda tespite dayalı bir idari para cezası bulunmadığı gibi davanın kabulüne karar verilmesi durumunda davada taraf olmayan ancak ileride 854 sayılı Kanun hükümlerine tâbi çalıştıklarını iddia edecek işçiler aleyhine usuli kazanılmış hak oluşacağı, bu durumun da adil sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

C. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı ve taraf olmaktan çıkarılan davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

D. Hukuk Genel Kurulunun Birinci Kararı

Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2021/(22)9-531 Esas, 2022/1575 Karar sayılı kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı ile direnme kararı arasında taraf olmaktan çıkarılan Türkiye İş Kurumu lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin farklılık bulunduğundan ortada Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi mümkün, usulüne uygun olarak oluşturulmuş direnme kararı bulunmadığı, bu nedenle usulüne uygun şekilde hüküm fıkrası oluşturulması ve buna uygun olarak da gerekçeli karar yazılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı usulden bozulmuştur.

E. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli ve 2023/313 Esas, 2023/966 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararına uyulmuş ancak Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği şekilde işin esası ile ilgili değerlendirmeler yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

F. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Karara karşı süresi içinde davacı ve davalı Bakanlık vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

G. Hukuk Genel Kurulunun İkinci Kararı

Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2024 tarihli ve 2023/(22)9-1062 Esas, 2024/193 Karar sayılı kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin bozma ilâmına fiilen uyularak işin esasına girilerek yapılan değerlendirme sonucu davanın kısmen kabulüne karar verildiği, ortada kanunlarla belirlenen ve Hukuk Genel Kurulunun görev alanına giren bir karar bulunmadığından davacı ve davalı Bakanlık vekillerinin bu karara yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiği gerekçesiyle dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.

H. İkinci Bozma Kararı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27.06.2024 tarihli ve 2024/7859 Esas, 2024/10248 Karar sayılı kararı ile; "... somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmekle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmuştur. Her ne kadar direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulsa da bozma esasa yönelik olmayıp usule yöneliktir. Bu hâlde Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya konu usuli eksiklik giderildikten sonra direnmeye uygun karar verilmesi gerekir. Mahkeme, direnme kararından dönerek Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda yeni bir karar veremez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt V, Ankara, Altıncı Baskı, 2001 s.4681). Yukarıda açıklandığı üzere, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının esastan incelenmediği gözetilerek direnmeye uygun karar verilmesi gerekirken direnmeden dönülerek bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması usuli kazanılmış hak ihlaline yol açmakla bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.

I. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen İkinci Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki direnme gerekçesi tekrarlanarak direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, davalı tarafın yargılama boyunca hiçbir aşamada iş müfettişi raporunun bireysel işçi alacağı içermediği ve itiraza konu olamayacağı yönünde savunması bulunmamasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta inceleme yapılmasının HMK’nın 355. maddesine aykırı olduğunu, bozma kararında da açıkça belirtildiği üzere müvekkilinin eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunu, taraf olmaktan çıkarılan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca davacı işyerinde yapılan genel denetim kapsamında hazırlanan ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışanların Deniz İş Kanunu'na tâbi olduğu yönünde tespit içeren iş müfettiş raporunun iptaline yönelik işverenin itiraz yoluna başvurarak dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre işin esasına girilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesi

2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesi.

2. Değerlendirme

1. 4857 sayılı İş Kanunu'nun Yedinci Bölümü "Çalışma Hayatının Denetimi ve Teftişi"ni düzenlemekte olup Kanun'un 91/1. maddesine göre "Devlet, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. Bu ödev Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı ihtiyaca yetecek sayı ve özellikte teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılır". Devletin bu ödevinin kaynağı ise 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 49/2. maddesinde "Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." şeklinde düzenlenen hükümdür.

2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Yetkili makam ve memurlar" başlıklı 92. maddesinin 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 78. maddesi ile değişik 3. fıkrası ise "Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez." hükmünü içermektedir.

3. Anılan düzenlemelere göre çalışma ilişkilerini korumak ve geliştirmek, ortam ve koşullarını denetlemekle görevli Devlet, bu ödevini iş müfettişleri aracılığı ile yerine getirmektedir. Buna göre iş müfettişleri işyerinde genel denetim, kontrol denetimi ve inceleme denetimi yaparlar.

4. Genel denetim, işyerlerinin faaliyetlerinin çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine uygun yürütülüp yürütülmediğinin denetimidir. İkinci denetim türü genel denetim sonucu tespit olunan aykırılıkların giderilmesi için işverene bir süre verilmiş ise bu aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilip giderilmediğinin kontrol edilmesidir. Esasen bu denetim genel denetimin bir parçası olarak nitelendirilebilir. İnceleme denetimi ise bir kişinin ya da kurumun başvurusu üzerine yapılan denetimdir (Fevzi Şahlanan, "İş Müfettişlerince Yapılan Denetim İle İlgili Tutanağa İtiraz Davası (Karar İncelemesi)", Tekstil İşveren Hukuk Dergisi, Sayı:421, Mayıs 2016, s. 4).

5. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yukarıda yer verilen 92/3. maddesi ile iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar ile düzenlenen raporların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına tarafların otuz gün içinde itiraz edebileceği düzenlenmiştir. Buna göre süresi içerisinde itiraz edilmeyen tutanak veya raporların kesinleştiği sonucuna varılmaktadır. Kesinleşen tutanak veya raporlar ise aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğundan bu durumun idari ve adli makamlarda sonuçları ortaya çıkmaktadır.

6. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 92. maddesinin son fıkrasındaki düzenlemenin sözlerinden her ne kadar bir şikâyet ya da başvuru üzerine yapılan denetimlerle işçi alacağı bulunduğuna ilişkin tutanaklara karşı yargı yolu açık olduğu belirtilmiş ise de, Kanun'un bu ifadesinden iş müfettişlerinin genel teftiş ve denetlemelerinde işyerinde bazı eksiklikler ve kanuna aykırı uygulamaları tespit eden tutanaklara karşı yargı yoluna gidilemeyeceği gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu anlamda olmak üzere Kanun'da açıkça iş müfettişleri tarafından tutulan tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğuna ilişkin hüküm nedeniyle işverenin söz konusu rapordaki tespitlerin doğru olmadığını tespit ettirmek için yargı yoluna gitmekte hukuki yararı bulunmaktadır (Şahlanan, s. 4).

7. Tespit davası HMK'nın 106. maddesinde;

“(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.

(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.

(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

8. Bu hükümden hareketle mahkeme tarafından tespit davasının esasına girilerek davacının talebi hakkında bir hüküm verilebilmesi için usul hukukundaki genel dava şartlarına ek olarak dava konusunun bir hakka veya hukuki ilişkiye yönelik olması ve davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunması gerekmektedir.

9. Tespit davaları bakımından hukuki yarar özel bir önem taşımaktadır. HMK'nın 106/2. maddesinde tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunması gerektiği düzenlenmiştir. Hukuki yarar bir dava şartı (HMK md. 114/1-h) olduğundan mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir (HMK md. 115/2). Bu itibarla, kanun koyucu, iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporlara ve tutulan tutanaklara karşı itiraz davası açılabileceğini düzenlendiğinden kanunlarda belirtilen istisnai bir durumun var olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda, işverenin rapor ve tutanaklara karşı açtığı davada, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu ayrıca ispat etmesine gerek yoktur (Nesibe Kurt Konca, "İş Kanunu'nun 6111 sayılı Kanun İle Değişik 91. ve 92. Maddelerinin Medeni Usul ve İcra Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi", TÜHİS İş Hukuku ve İktisat Dergisi, Cilt:24, Sayı:1-2, Şubat-Mayıs 2012, s. 72).

10. Somut olayda, davacı şirket, davalı Bakanlığa bağlı iş müfettişleri tarafından Çamlı Deniz Ürünleri unvanlı işyerinde yapılan teftiş sonucu hazırlanan 01.10.2014 tarihli raporun "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar" başlıklı kısmında yapılan tespitlerin haksız ve gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili şirket çalışanlarının herhangi bir hak kaybının bulunmadığının tespiti ile itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiş, davalı Bakanlık ise raporun işçi beyanları esas alınarak düzenlendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

11. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı iş müfettişleri tarafından "50'den Fazla İşçi Çalıştıran Tarımsal İşletmelerde Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi" programlı teftişi kapsamında 14-24.04.2014 tarihleri arasında davacı şirkete ait işyerinde yapılan teftişin birinci aşaması sonucunda 24.04.2014 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu hususta davacı işverene giderilmesi istenilen mevzuata aykırılık ve noksanlıkların tebliğ edildiği, sonrasında 21-22.08.2014 tarihlerinde davacı işverene ait işyerinde gerçekleştirilen teftişin ikinci aşaması sonucunda ise 01.10.2014 tarihli ve 13-11 sayılı raporun düzenlenerek "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar" başlıklı bölümünün davacı işverene 21.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

12. "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar"ın 1. maddesinde işyerinin bulunduğu kıyıdan yaklaşık 3 km açıkta kafeslerin bulunduğu, kafeslerin bulunduğu alanda teknelerde çalışan ve kıyıda bulunan işyeri ile kafesler arasında ulaşımı sağlayan teknelerde çalışan 63 kişinin kaptan, aday dalgıç, dalgıç, önbesi işçisi, besi sorumlusu, deniz üretim sorumlusu, teknisyen, deniz üretim mühendisi, deniz üretim işçisi, üretim ekip lideri unvanlarıyla çalıştıkları, kıyıda bulunan işyeri ile kafesler arasında ulaşımı sağlamak amacıyla tekne kullanıldığı, bu teknelerin toplam 958,49 gros ton olduğu tespit edilerek işverenin bir hizmet akdine dayanarak gemide çalışan gemi adamlarının 4857 sayılı Kanun kapsamında değil, 854 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi, gemi adamları ile olan ilişkisinde 854 sayılı Kanun'un gerektirdiği tüm yükümlülükleri yerine getirmesi ve bu işçilere 854 sayılı Kanun'un uygulanmaması nedeniyle oluşan hak kayıplarının geçmişe yönelik olarak giderilmesi gerektiği; 2. maddesinde ise işyerinde dalgıçların zaman zaman fazla çalışma yaptıkları, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 30. maddesine dayanılarak hazırlanan Sağlık Kuralları Bakımından Günde Azami Yedi Buçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddeleri uyarınca işyerinde dalgıç olarak çalışanların günlük azami iş sürelerinden sonra diğer herhangi bir işte çalıştırılmaması ve fazla çalışma yaptırılmaması gerektiği hususları belirtilerek 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesi uyarınca itiraz edilebileceği açıklanmıştır.

13. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalı Bakanlığa bağlı iş müfettişleri tarafından düzenlenen 01.10.2014 tarihli rapor uyarınca davacı işyerine tebliğ edilen "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar"da belirtilen tespitler kesinleşmesi hâlinde aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Davacıya ait işyerinde unvanları da belirtilmek suretiyle çalışan bir kısım işçinin 854 sayılı Kanun kapsamında olduğuna dair tespit, ileride bu unvana sahip işçiler tarafından geçmişe dönük haklarının talep edilmesi suretiyle davacı işveren aleyhine açılacak davalara sebebiyet verebileceği gibi bu kapsamda davacı işveren aleyhine muhtemel idari para cezaları da gündeme gelebilecektir. Öte yandan işçilik alacaklarının hesabına ve iş güvencesine ilişkin hükümler bakımından 854 sayılı Kanun'daki düzenlemelerin (çalışma süreleri, fazla çalışma ücretinin hesaplanması gibi) 4857 sayılı Kanun'dan farklı hukuki neticeler doğurduğu da açıktır. Bu durumda, davacı işverenin aleyhine olan bu tespitlerin doğru olmadığının belirlenmesi için yargı yoluna gitmekte hukuki yararı bulunmaktadır.

14. Açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, davacı işverence iş müfettişleri tarafından yapılan tespitlere karşı eldeki davanın açılmasında davacı işverenin hukuki yarar bulunduğundan Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile önceki kararda direnilmesi hatalıdır.

15. Hâl böyle olunca, direnme kararı Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.