KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

SULH PROTOKOLÜNDE KULLANMAYACAĞI TAAHHÜDÜNE RAĞMEN DAVA KONUSU MARKA BAŞVURUSUNU DEVAM ETTİREREK TESCİLİ SAĞLAMAK, TMK 2 HÜKMÜNE AYKIRI KÖTÜNİYETLİ BİR TESCİLDİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/11-38
Karar No       : 2025/688

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 06.02.2024
SAYISI                          : 2023/196 E., 2024/11 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.07.2023 tarihli ve 2022/4029 Esas,
                                        2023/4398 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiş, direnme kararının davacı vekilince temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme uygun bulunarak davacı vekilinin mahkemenin taraflar arasındaki sulh sözleşmesine ilişkin değerlendirmesine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiş, Özel Dairece yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Davacı İstemi

4. Davacı vekili; müvekkilinin "PANDA ROKOKO", "RİCO", “PANDA RİCO” ve “PANDA JELLY” ibareli markaların sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırılma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “R.CCO JELLY JELLYDOLU+şekil” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı Kuruma başvuruda bulunduğunu, 2009/59075 sayılı başvurunun Resmî Marka Bülteninde ilanı üzerine müvekkilinin itirazda bulunduğunu ancak itiraz yerinde görülmeyerek reddedildiğini, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin de nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, dava konusu başvurunun müvekkili markaları ile benzer olması yanında, müvekkili ile davalı şirket arasında Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.11.2010 tarihli ve 2009/106 Esas, 2010/499 Karar sayılı kararı ile onanan sulh sözleşmesine de aykırı şekilde kötüniyetli olarak yapılıp tescil ettirildiğini, zira sulh sözleşmesinde davalı şirketin “dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz” emtialarında “R.CCO” markasını kullanmayacağını taahhüt ettiğini ileri sürerek YİDK kararının iptali ile tescili hâlinde markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar Cevabı

5.1. Davalı Kurum vekili; taraf markalarının 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8/1-b maddesi anlamında benzer olmadığından Kurum kararının yerinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

5.2. Davalı şirket vekili; müvekkilinin marka başvurusu ile davacı markalarının 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzer olmadığını ve iltibas tehlikesinin bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

6. Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 22.05.2014 tarihli ve 2012/148 Esas, 2014/138 Karar sayılı kararı ile; davacı markaları ile davalı başvurusunun 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzer olmadıkları, taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesinde davalı şirketin "R.CCO" ibareli markalarını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtialarında kullanmayacağını taahhüt ettiği, ancak bu sözleşmenin davalının "R.CCO" ibareli markaların kullanımına yönelik olduğu ve davalının sulh sözleşmesine aykırı kullanımının sadece sözleşmeye aykırılık oluşturacağı, bu itibarla sulh sözleşmesinin tarafların marka başvurusunda bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.03.2015 tarihli ve 2014/17334 Esas, 2015/3953 Karar sayılı kararı ile;

“… 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava konusu yapılan TPE YİDK kararının iptaline ilişkin koşulların oluşmaması nedeniyle mahkemenin bu istemin reddine yönelik kararında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, temyiz eden davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Ancak, davacı vekili taraflar arasında imzalanan 15.10.2010 tarihli sulh antlaşmasının 3. maddesinde davalı şirketin "R.cco" ibaresini "Dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" ürünleri üzerinde kullanmayacağını taahhüt ettiği, bu husustaki sulh antlaşmasının Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 29.11.2011 (doğrusu 29.11.2010) tarih 2009/106 esas 2010/499 karar sayılı ilamı ile onandığı, buna rağmen davalı şirketin uyuşmazlık konusu olan ve sulh anlaşması uyarınca davalı firma tarafından "R.cco" ibaresinin markasal olarak kullanılmayacağı taahhüt edilen ürünleri de kapsayan tescil başvurusuna devam etmesinin bu ürünler yönünden kötü niyet ve sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini de talep etmiştir. Bu durumda, uyuşmazlığın açıklanan hükümsüzlük nedeni çerçevesinde de tartışılıp hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davacı vekilinin hükümsüzlük talebinin de reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Direnme Kararı

9. Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 10.11.2015 tarihli ve 2015/225 Esas, 2015/294 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten ilk kararda sulh sözleşmenin tartışıldığı ve eksik incelemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Birinci Direnme Kararının Temyizi

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararı

11. Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2017/11-25 Esas, 2021/778 Karar sayılı kararı ile;

“… 18. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili tarafından davalının “R.CCO JELLY JELLYDOLU+Şekil” ibareli marka başvurusuna 556 sayılı KHK’nın 8. maddesi kapsamındaki itirazın yanı sıra ayrıca kötü niyet itirazında da bulunulmuştur. Kötü niyet itirazına dayanak olarak ise Ankara 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2009/106 E. sayılı dosyasında taraflar arasında yapılan sulh sözleşmesinde davalının “R.CCO” ibaresini “dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz” emtialarında kullanmayacağına yönelik taahhüdü gösterilmiştir. Davacının hem KHK’nin 8. maddesi kapsamındaki itirazı hem de kötü niyet itirazı en son Türk Patent ve Marka Kurumu YİDK tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine açılan eldeki davada da davacı vekili tarafından aynı gerekçelerle kötü niyet itirazında bulunulmuştur.

19. Yukarıda da bahsedildiği üzere bir davada kötü niyet itirazı ileri sürülmüş ise mahkemece bu itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar Özel Dairece hükümsüzlük talebinin sulh sözleşmesinden hareketle davacının kötü niyet itirazı çerçevesinde tartışılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; mahkemece ilk kararda davacının kötü niyet itirazının tartışıldığı ve değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Zira mahkemenin ilk kararında doğrudan kötü niyetten bahsedilmemiş ise de bu husus; “taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesinde davalı şirketin "R.CCO" ibareli markalarını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" için kullanmayacağını taahhüt ettiği, ancak bu sulh sözleşmesinin davalının "R.CCO" ibareli markaların kullanımına yönelik olduğu ve davalının sulh sözleşmesine aykırı kullanımın sadece sözleşmeye aykırılık oluşturacağı, bu itibarla sulh sözleşmesinin tarafların marka başvurusunda bir etkisinin olmayacağı” şeklinde tartışılıp değerlendirilmiştir. Görüldüğü üzere mahkemenin taraflar arasındaki sulh sözleşmesi hakkındaki bu değerlendirmesi davalının kötü niyetli olmadığına yönelik bir tespittir.

20. Bu durumda mahkemenin önceki kararında taraflar arasındaki sulh sözleşmenin tartışıldığı ve değerlendirildiği yönündeki direnme kararının uygun olduğu kabul edilmelidir.

21. Ne var ki, Özel Dairece mahkemenin taraflar arasındaki sulh sözleşmesine ilişkin değerlendirmesi hakkında inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir…” gerekçesiyle direnme kararı uygun bulunarak, davacı vekilinin mahkemenin taraflar arasındaki sulh sözleşmesine ilişkin değerlendirmesine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

12. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.07.2023 tarihli ve 2022/4029 Esas, 2023/4398 Karar sayılı kararı ile;

“… 1. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2. Taraflar arasında düzenlenen ve Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2009/106 E. sayılı davasında onanan Sulh Anlaşmasının 4üncü maddesinde “H. Gıda R.CCO markasının dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz üzerinde kullanımının dışındaki kullanımlarına ve tesciline karşı hiçbir işlemde bulunmayacağını, F.L. ise R.CCO markasını dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz” için kullanmayacağını karşılıklı taahhüt ederler.” düzenlemesi uyarınca davalının başvurusu kapsamında bulunan “dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz” emtiaları yönünden davalının R.cco ibaresini kullanmayacağını taahhüt etmesine rağmen bu taahhüdünün aksine R.cco ibaresini dava konusu marka kompozisyonunun içerisine yerleştirmek suretiyle anılan ürünlerin tescil kapsamına alınması sözleşmeye aykırılık ve dolayısıyla kötü niyetli bir başvuru olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İkinci Direnme Kararı

13. Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 06.02.2024 tarihli ve 2023/196 Esas, 2024/11 Karar sayılı kararı ile; önceki karardaki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

İkinci Direnme Kararının Temyizi

14. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen ve Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.11.2010 tarihli ve 2009/106 Esas, 2010/499 Karar sayılı kararı ile onanan sulh sözleşmesinde davalı şirketin "R.CCO" ibareli markalarını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtialarında kullanmayacağını taahhüt etmesi karşısında anılan emtiaları da kapsayan sınıflarda “R.CCO JELLY JELLYDOLU+şekil” ibareli marka başvurusunun kötüniyetli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı şirketin 2009/59075 numaralı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, direnme kararının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 141/3 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddeleri anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği, dolayısıyla usulüne uygun olup olmadığı ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE

Ön Sorun Yönünden

17. Mahkemece verilen ilk direnme kararında sulh sözleşmesinin değerlendirildiği, ikinci direnme kararında ise Özel Dairece bozulan ilk direnme kararına atıfla gerekçe yazıldığı, bu itibarla bahse konu son direnme kararının Anayasa'nın 141/3 ve HMK’nın 297. maddeleri anlamında yeterli gerekçe ihtiva ettiği ve bu kapsamda ön sorun bulunmadığı oy birliğiyle kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Esas Yönünden

18. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi açıkça "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" hükmünü haizdir.

19. Bununla birlikte, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun(SMK) geçici 1. maddesi gereğince dava konusu marka başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olup somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun “mutlak ret nedenleri” düzenlenmiş iken; anılan KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Ancak 556 sayılı KHK’da kötüniyet açıkça bir tescil engeli olarak düzenlenmemiş; sadece 556 sayılı KHK’nın 35/1. maddesinde mutlak ve nispi ret nedenlerinin yanında, ayrıca itiraz nedeni olarak öngörülmüştür. Anılan madde “Tescil başvurusu yapılmış markanın 7 nci ve 8 inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır” hükmünü haizdir. Buna göre, bir marka başvurusunda mutlak veya nispi ret nedenlerinin varlığı mevcut olmasa dahi marka başvurusu kötüniyetle yapıldığı takdirde ilgili kişiler marka başvurusuna itiraz edebileceklerdir.

20. 556 sayılı KHK'nın 35/1. maddesi gereğince kötüniyet itirazının ilgili kişiler tarafından ileri sürülmesi ve bu talebin Kurum tarafından ret veya kabul şeklinde karara bağlanması gerekmektedir. Görüldüğü üzere Kurum, kötüniyetli marka başvurusuna karşı resen hareket etmemekte, bu yönde yapılacak bir itiraz üzerine inceleme yapmaktadır. Bu nedenle kötüniyet itirazı nispi veya mutlak ret nedenleri açısından değerlendirildiğinde, itiraz üzerine harekete geçilmesi nedeniyle nispi ret nedeni olarak kabul edilmelidir.

21. Tescil edilmiş bir markanın hükümsüzlük hâlleri 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde düzenlenmiş olup aynı KHK’nın 42/1-a maddesinde 7. maddede sayılan mutlak ret nedenleri; 42/1-b maddesinde ise 8. maddede sayılan nispi ret nedenleri hükümsüzlük hâlleri arasında belirtilirken kötüniyetli tescil, ayrı bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamıştır. Ancak 556 sayılı KHK'nın 42. maddesinde düzenlenmemiş olsa da tescil başvurusunun kötüniyetle yapılmış olması hâli genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki TMK'nın 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından, başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak öğreti ve uygulamada benimsenmektedir. Nitekim bu benimseme, aynı zamanda 556 sayılı KHK'nın marka hakkının korunmasına ilişkin genel sistematiğine de aykırı düşmemektedir. Zira 556 sayılı KHK'nın 42/1-a maddesinde yer alan “Tanınmış markalarla ilgili hükümsüzlük davalarının tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir" hükmünden de anlaşılacağı üzere 556 sayılı KHK'nın amacı herhâlükarda kötüniyetli tescillerin önlenmesidir. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın kaynağını oluşturan 89/104 sayılı Avrupa Birliği Marka Yönergesinin 3/2 ve 40/94 sayılı Topluluk Marka Tüzüğünün 51/1-b maddelerinde de kötüniyetli marka tescil başvurusu, mutlak ret ve hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, gerek öğretide ve uygulamada gerekse mukayeseli hukuk ve mehaz Avrupa Birliği mevzuatında yer alan hükümler itibariyle; markalar hukukundaki ülkesellik ile başvuru ve tescilde öncelik ilkelerinin yanında ayrıca başvuru ve tescilde kötüniyetin himaye edilmemesine ilişkin temel ilkenin de aynen korunduğu anlaşılmaktadır.

22. Hemen belirtilmelidir ki; 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren SMK'nın 6/9. maddesinde, kötüniyetle yapılan marka başvurularına itirazın nispi ret nedeni olduğu açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca hükümsüzlük hâllerinin düzenlendiği SMK'nın 25. maddesinde nispi ret nedenlerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda kötüniyetli tescil 556 sayılı KHK döneminde öğreti ve uygulama ile hükümsüzlük nedeni olarak kabul edilmiş iken SMK ile birlikte artık açıkça hükümsüzlük hâli olarak düzenlenmiş bulunmaktadır.

23. Öte yandan, 556 sayılı KHK’da ve SMK'da hangi hâllerde kötüniyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötüniyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmaktadır.

24. Görüldüğü üzere kötüniyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötüniyet iddiası ileri sürülmüş ise TMK'nın 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötüniyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.

25. Önemi nedeniyle açıklanması gereken bir diğer husus ise davaya son veren taraf işlemlerinden olan ve eldeki davada bulunan sulh sözleşmesidir. Sulh sözleşmesi tarafların birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir.

HMK’nın 313. maddesinde düzenlenen sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır. Tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Hemen belirtilmelidir ki, taraflar ancak üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları vakıalar bakımından sulh sözleşmesi yapabilirler.

26. Sulhun etkisi ise HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Bu noktada hemen belirtilmelidir ki, HMK'nın 303. maddesine göre bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

27. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının 2007/55068 sayılı "R.cco Sıkı Şeker + şekil" ibareli marka başvurusu aleyhine davacının Kurum nezdindeki itirazının reddine ilişkin YİDK kararının iptali ve anılan markanın hükümsüzlüğü istemli olarak açılan Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2009/106 Esas, 2010/499 Karar sayılı dosyasında tarafların 15.10.2010 tarihli sulh protokolü sundukları ve yargılamanın bu protokole istinaden sona erdiği ve anılan protokolün 4. maddesinde davacının "R.CCO" markasının "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtiaları dışında kullanımlarına ve tesciline karşı hiçbir işlemde bulunmamayı, davalının ise "R.CCO" markasını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtiaları için kullanmayacağını taahhüt ettiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

28. Somut olayda davaya konu 2009/59075 sayılı "R.cco Jelly Jelly Dolu + şekil" markasının 30. sınıfta "dondurmalar, yenilebilir buzlar" emtiasını da kapsayacak şekilde tescili için davalı tarafından 06.11.2009 tarihinde Kuruma başvurulmuş, daha sonra taraflar arasında yukarıda anılan sulh protokolü imzalanmış ve buna rağmen davalı tarafından tescil işlemlerine devam olunarak anılan markanın "dondurmalar, yenilebilir buzlar" emtialarını da kapsayacak şekilde 31.07.2012 tarihinde tescili sağlanmıştır.

29. Bu kapsamda, tarafların açık iradelerini taşıyan 15.10.2010 tarihli protokolde davalının "R.CCO" markasını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtiaları için kullanmayacağı taahhüdüne rağmen dava konusu marka başvurusunu devam ettirerek tescilini sağlaması TMK'nın 2. maddesine aykırı kötüniyetli bir tescil olup bu kapsamda dava konusu markanın hükümsüzlüğünün değerlendirilmesi gereklidir.

30. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraflar arasındaki sulh protokolünde yer alan davalının "R.CCO" markasını "dondurma, sütlü buz, yenilebilir buz" emtiaları için kullanmayacağı taahhüdünün ancak davalının bu taahhüde aykırı davranışının gerçekleşmesi hâlinde protokole aykırılık yönünden ele alınabileceği, bu kapsamda protokolün dava konusu başvurudan sonraki tarihli olması da gözetildiğinde direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

31. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

V. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

HMK'nın Geçici 3. Maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

05.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 24’ü BOZMA, 1’i ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.