TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ GEREĞİ DAVACI TARAFIN AÇIK BİR ŞEKİLDE İHTİYATÎ TEDBİR VEYA İHTİYATÎ HACİZ TALEP ETMESİ HÂLİNDE TALEBİ İLE BAĞLIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/4636
Karar No : 2026/522
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
(BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR)
I. BAŞVURU
Avukat Fatih Karamercan’ın 20.05.2025 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kesin nitelikteki kararları arasında, geçici hukuki koruma talep edildiğinde mahkemenin taleple bağlı olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunduğu belirtilerek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.09.2025 tarihli ve 2025/15 E., 2025/20 K. sayılı kararıyla; “...Gerek ihtiyati tedbir gerekse de ihtiyati haciz hukukumuzda geçici hukuki korumalar olarak düzenlenmiştir.
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde; ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır” hükmü düzenlenmekle ihtiyati tedbir açıklanmıştır.
Bir başka geçici hukuki koruma kurumu olan ihtiyati haciz ise İİK'nın 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasında ki farklara da değinmek gerekmektedir.
Amaç bakımından ihtiyati tedbir, aynı uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafaza edilmesi veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla HUMK'un 101 vd., HMK'nın 389 vd. maddelerinde öngörülen durumlarda başvurulan bir yol olduğu halde, ihtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temine sağlayan bir vasıtadır. İhtiyati hacizde, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir. Halbuki ihtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur.
Konuları bakımından ihtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara ilişkin olabildiği halde, ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. Gerçekten ihtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
Geçici hukuki koruma kurumları olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz birbirinden farklıdır. Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de hukuk yargılamasında taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir talebinde bulunmasına rağmen talebin ihtiyati haciz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz farklı hukuksal kavramlar olup, ihtiyati tedbirin ihtiyati hacizi aştığı söylenemeyeceğine göre çoğun içinde az da vardır kuralının somut olayda uygulanması ve ihtiyati tedbirin koşullarının bulunmaması durumunda ihtiyati hacze karar verilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla Bursa BAM 4. Hukuk Dairesinin 2024/6 E., 2024/48 K. sayılı, İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesinin 2020/296 E., 2020/255 K. sayılı, İzmir BAM 14. Hukuk Dairesinin 2024/334 E., 2024/391 K. sayılı, Konya BAM 6. Hukuk Dairesinin 2020/829 E., 2020/444 K. sayılı kararları ile Antalya BAM 6. Hukuk Dairesinin 2020/1253 E., 2020/702 K. sayılı kararı arasında uyuşmazlık bulunduğu...” denilmek suretiyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Kanunun (5235 sayılı Kanun) 35/3 maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 11.01.2024 tarihli ve 2024/6 E., 2024/48 K. sayılı kararı
Bandırma Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/2321 E. sayılı dosyasında; davacı, kiraya veren tarafından, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibinde, haciz ve tahliye baskısı nedeniyle borcu ödediklerini ancak gerçekte bu miktarda borçlu olmadıklarını ileri sürerek; fazla ödenen 80.240,00 TL'nin davalılardan istirdadına, davalıların taşınır ve taşınmaz malları üzerine ihtiyati haciz / tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 01.11.2023 tarihli ara karar ile koşulları oluşmadığı gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Davacı, dava dilekçesinde ihtiyati haciz / tedbir konulmasını talep etmiştir.
Dairemizce yapılan incelemede; ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir arasındaki farklar ile davacının talebinin niteliği değerlendirilmiştir.
Gerek ihtiyati tedbir gerekse de ihtiyati haciz hukukumuzda geçici hukuki korumalar olarak düzenlenmiştir.
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde; ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır” hükmü düzenlenmekle ihtiyati tedbir açıklanmıştır.
Bir başka geçici hukuki koruma kurumu olan ihtiyati haciz ise İİK'nın 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasında ki farklara da değinmek gerekmektedir.
Amaç bakımından ihtiyati tedbir, aynı uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafaza edilmesi veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla HUMK'un 101 vd., HMK'nın 389 vd. maddelerinde öngörülen durumlarda başvurulan bir yol olduğu halde, ihtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temine sağlayan bir vasıtadır. İhtiyati hacizde, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir. Halbuki ihtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur.
Konuları bakımından ihtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara ilişkin olabildiği halde, ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. Gerçekten ihtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
Dairemizce esasa geçilmeden önce davacının dava dilekçesindeki talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir mi yoksa 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz niteliğinde mi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı, dava dilekçesinde talebini "ihtiyati haciz / tedbir" olarak göstermiş, istinaf dilekçesinde ise ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu öne sürmüştür.
Ancak geçici hukuki koruma kurumları olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz birbirinden farklıdır. Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de hukuk yargılamasında taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talebinde bulunmasına rağmen talebin diğer bir geçici hukuki koruma olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu kapsamda davacının talebi hem ihtiyati haciz hem ihtiyati tedbirdir.
Davanın icra baskısı altında fazladan ödenen paranın istirdadına yönelik olması nedeniyle ve ihtiyati tedbir yalnızca dava konusu hakkında uygulanabilecek olup, para alacaklarında dava konusu olmayan mallar hakkında ihtiyati tedbir uygulanamayacağından ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.
İhtiyati haciz talebi yönünden yapılan değerlendirmede;
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
İİK'nın 258/1 maddesi hükmüne göre; ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir.
Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır.
Ancak somut olayda davacının istirdat talebinin yerinde olup olmadığı yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacak olup, bu aşamada davanın haklılığının yaklaşık olarak ispat edildiği söylenemez. Bu durumda mahkemece talebin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygundur.” gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.
B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 26.02.2020 tarihli ve 2020/296 E., 2020/255 K. sayılı kararı
İstanbul Anadolu 24. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/718 E. sayılı dosyasında; davacı, taraflar arasında düzenlenen 16.07.2014 tarihli protokole davalının uymadığını, bu nedenle uğradığı zararın tazmini için davalı hakkında başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptaline ve borçlunun tüm mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 21.10.2019 tarihli ara karar ile davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, davalının itirazı üzerine 17.12.2019 tarihli kararla itirazın kabulü ile ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Somut davada, ihtiyati tedbir talebine ilişkin olarak, ihtiyati tedbir konusunun uyuşmazlık konusu olmadığı ve taleple bağlılık kuralı gereği, davanın para alacağı olması nedeniyle HMK'nın 389. maddesindeki ihtiyati tedbire dair yasal koşulların oluşmadığı anlaşılmıştır.” gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.
C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli ve 2024/334 E., 2024/391 K. sayılı kararı
İzmir 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/227 E. sayılı dosyasında; davacı, taraflar arasında düzenlenen 16.03.2022 tarihli satış sözleşmesi uyarınca davalıya 843.750,00 TL ödendiği halde davalının taşınmazı devirden kaçındığını, satış sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itiraz edildiğini ileri sürerek; itirazın iptaline, taşınmaz üzerine tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 04.07.2023 tarihli ara kararı ile ihtiyati haciz kararı verilmiş, davalının ihtiyati haciz kararına itirazının reddedilmesi nedeniyle istinaf yoluna başvurması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirilecek olursa; davacı taraf dava dilekçesinin "başlık" ile "sonuç ve netice" bölümünde itirazın iptali davasında ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştur. Davacı tarafın ihtiyati hacze ilişkin bir talebi yoktur. HMK 26. maddesinde düzenlenen talepte bağlılık ilkesi gereğince hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına veya başka bi şeye karar veremez. Dava itirazın iptali istemine ilişkin olup, davalı adına kayıtlı 6367 ada 6 parsel sayılı taşınmaz uyuşmazlık konusu değildir. HMK'nın 389 ve izleyen maddelerine göre uyuşmazlık konusu olmayan mal varlığı değerleri üzerine ihtiyati tedbir konulması mümkün olmadığına göre mahkemece, ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, taleple bağlılık ilkesine aykırı yazılı şekilde ihtiyati hacze karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi ihtiyati hacze itirazının reddine ilişkin kararının ve ihtiyati haczin kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir.
D. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 04.06.2020 tarihli ve 2020/829 E., 2020/444 K. sayılı kararı
Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/180 E. sayılı dosyasında; davacı, farklı zamanlarda davalıya banka aracılığıyla para gönderdiğini, verilen paraların ödenmemesi üzerine davalı hakkında takip başlattığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptaline ve ihtiyati hacze karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 28.02.2020 tarihli ara karar ile davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Talep; davalının taşınır, taşınmaz malları ile şirket hisselerine ve alacaklarına ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkindir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ve talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de, 6100 sayılı HMK'nın 26/1 maddesi gereği hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya (talep sonucundan daha azına karar verilmesi hali istisna olmak üzere) başka bir şeye karar veremez.
Somut olayda; davacı eldeki davasında ihtiyati haciz isteminde bulunmuş olup, ihtiyati tedbire ilişkin herhangi bir talebi bulunmamaktadır. İhtiyati tedbir ile ihtiyati haciz birbirinden tamamen farklı geçici hukuki korumalar olduğu, ihtiyati haciz isteminin aynı zamanda ihtiyati tedbir istemini de kapsadığından söz edilemez. Bu itibarla davacının istemi ihtiyati haciz olduğu halde ihtiyati tedbir hakkında karar verilmesi HMK'nın yukarıda açıklanan 26/1. maddesi hükmüne açıkça aykırıdır (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2014/15803 E., 2014/205592 K., 2013/31956 E., 2014/11701 K. sayılı ilamları).
Geçici hukuki koruma türlerinden olan "ihtiyati haciz" İİK'nın 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. HMK'nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları, 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının kapsam ve içeriği, 393. maddesinde ihtiyati tedbir kararının uygulanması, 394. maddesinde ihtiyati tedbir kararına itiraz ve uygulanacak usule yer verilmiştir.
...
Yukarıda yapılan tespit ve açıklamalar doğrultusunda değerlendirme yapıldığında; İlk Derece Mahkemesince; mevcut delillerin davacının ihtiyati haciz talebi ile ilgili değerlendirilerek geçici hukuki koruma yönünden hüküm tesis etmesi gerekirken; usulüne uygun verilmiş ve gerekçelendirilmiş bir tedbir talebi bulunmadığı halde HMK 26. maddesine aykırı olarak ihtiyati tedbir hakkında karar verilmesinde isabet bulunmadığından,” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine kesin olarak karar verilmiştir.
E. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 07.10.2020 tarihli ve 2020/1253 E., 2020/702 K. kararları
Antalya 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/441 E. sayılı dosyasında; davacı, davalı kiracının kira bedellerini ödemeden, kiralanandaki eşyaları alarak ve kiralanana zarar vererek kiralananı boşaltarak gittiğini, kiralanandaki zararın tespitine, kira alacakları, eşya bedeli ile kiralanana verilen zararın tazminine karar verilmesi talep etmiş, davacının ihtiyati tedbir talebinin İlk Derece Mahkemesince 29.05.2020 tarihli ara karar ile reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Davacı kira alacağı ve tazminat talebi konulu iş bu davada alacağını garanti altına almak için davalı adına kayıtlı araç ve taşınmazlara tedbir konulmasını talep etmiştir.
Geçici hukuki koruma ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kavramları bir birinden ayrı kavramlardır. Geçici hukuki koruma daha genel ve üst kavram olarak kabul edilirken, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki korumanın birer türü olarak kabul edilmelidir.
İhtiyati tedbir, geçici hukuki korumaların düzenleme altına alındığı HMK 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş iken, ihtiyati haciz İİK 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.
İhtiyati haciz, HMK'nun 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haczin şartları ve etkileri ise İİK'nun 257. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1- Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder” şeklindedir.
Maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacize gerek yoktur.
Fakat rehinli malın kıymetinin rehinli alacağı karşılamayacağı tahmin ediliyorsa, karşılanamayacağı (açık kalacağı) tahmin edilen bölümü için, ihtiyat haciz istenebilir. Yine alacağın rehin ile temin edilmiş olmasına rağmen, istisna olarak, ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorunluluğu olmayan hallerde, alacaklı (rehinle temin edilmiş olan alacağı için) ihtiyat haciz isteyebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul 2004, s. 883).
Yukarıda belirtilen şartların bulunması halinde, vadesi gelmiş bir borcun alacaklısı başka bir şart aranmaksızın ihtiyati haciz isteme hakkına sahiptir.
Vadesi gelmemiş bir borçtan dolayı ihtiyati haciz talep edilebilmesi ise; İİK.’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu fıkraya göre, borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, bu hallerde ihtiyati haciz talep edilebilecektir.
İhtiyati tedbir ise; 6100 sayılı HMK 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Davanın açılması ile hüküm arasında geçen zaman içinde müddeabihin çeşitli şekillerde istenmeyen değişikliklere maruz kalması veya maruz bırakılması mümkündür. Bu değişiklikler sonucu davanın sonunda elde edilecek hükmün icrası, mümkün olmayabilir veya çok güçleşebilir. İşte ortaya çıkan bu tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla ihtiyati tedbir müessesesi kabul edilmiştir (Pekcanıtez H.; Atalay O.; Özekes M., Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 13. Basım, Ankara 2012, S. 873).
HMK’nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.
İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğini düzenlemiştir.
İhtiyati tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Ancak, özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir. Bu sebeple, para alacakları konusunda özel ve istisnai durumlar dışında asıl geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Keza, diğer özel hükümlerde açıkça farklı bir geçici hukuki korumadan bahsedilmişse, bu durumda da o çerçevede bir karar verilmeli, ihtiyati tedbir kararı verilmemelidir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, a.g.e., s. 877).
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haczin, ihtiyati tedbirden farkına da kısaca değinilmesi gereklidir; ihtiyati haciz yalnız para (ve teminat) alacakları hakkındaki davalarda (veya icra takiplerinde) söz konusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınır ve taşınmaz mallar) hakkındaki davalarda alınır. İhtiyat tedbirde çekişmeli ve bu nedenle dava konusu olan şey (mesela, taşınır veya taşınmaz bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık ihtiyati hacizde; alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin (m.78;37) gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır.
İhtiyati hacizde (ihtiyaten) haczedilen mallar üzerinde (bu malların borçluya ait olduğu hakkında) bir çekişme yoktur ve bu nedenle bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı (veya açmayı veya yapmayı düşündüğü) bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa, ihtiyati tedbirde, üzerine ihtiyati tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ilerde açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Taşınmaz mallar üzerine ihtiyati tedbir konulması halinde, genellikle taşınmazın başkasına devrinin yasaklanmasına (ferağdan men'ine) de karar verilmektedir ve üzerine ihtiyati tedbir konulan taşınmaz başkasına satılamamaktadır/ devredilememektedir.
Oysa, borçlu, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan taşınmazını başkasına satabilir/devredebilir (İİK m.261, m.91). İhtiyati hacizde alacaklı ihtiyati haciz kesin hacze dönüşürse, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeli ile alacaklının alacağı ödenir. Oysa ihtiyati tedbirde, davacı davayı kazanırsa, üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya verilir (teslim edilir). İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki bu açık farka rağmen, uygulamada ihtiyati haciz yerine hatalı olarak ihtiyati tedbir kararı verildiği görülmektedir.
Bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise hukukun uygulanmasıdır. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu resen uygulayacaktır. Maddedeki “Türk hukuku” terimi kanunların yanı sıra mevzuat ile örf ve adet hukukunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri de kapsamaktadır. Davacı, dava nedenini yani dayandığı olayları bildirmekle yetinir. Bu olaylara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, başka bir söyleyişle bu olayların hukuksal niteliğini ve nedenini tayin etmek Türk yasalarını kendiliğinden (re’sen) uygulamakla yükümlü olan (HMK 33) hakime aittir ((HGK'nun 2013/21-1791 E., 2013/1676 K. sayılı kararı).
Somut olay gelince; davacı vekili her ne kadar ihtiyati tedbir istemiş ise de, davacının amacı para alacağını teminat altına almak olduğuna göre, HMK'nın 33. maddesindeki; “uygulanacak hukuk normunun resen hakimce tespit edilmesi ve uygulanması hakime aittir” ilkesi gereğince talep hakkında ihtiyati haciz hükümlerinin uygulanması ve bu hükümler çerçevesinde talebin değerlendirilmesi gereklidir. Ayrıca dava konusu tazminat istemi olduğuna göre, HMK 389. maddesi gereğince ihtiyati tedbirin sadece “uyuşmazlık konusu hakkında” verilebilmesi karşısında talebin ihtiyati tedbir olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir (HGK'nın 2013/21-1791 E., 2013/1676 K. sayılı kararı). Bu itibarla talebin ihtiyati haciz olduğu dikkate alınarak davacı vekilinin talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine, kesin olarak karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Değerlendirme ve Gerekçe
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; geçici hukuki koruma talebinde, Mahkemenin taleple bağlı olup olmadığı, hukuki nitelendirme Mahkemece yapılarak farklı bir geçici hukuki korumaya karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 389 vd. maddelerinde ve ihtiyati haciz ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanunun 398. maddesinde; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
2004 sayılı Kanunun 257. maddesi ise; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." şeklindedir.
İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz arasındaki farklar ve uygulama koşulları Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında detaylı olarak açıklanmış olup bu hususlarda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bunun yanı sıra, 6100 sayılı Kanunun 33. maddesinde yer alan; “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” ilkesi uyarınca maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hâkime ait bir görevdir. Hukuksal nitelendirmenin yapılabilmesi için bir yandan dava dilekçesinde öne sürülen maddi olgular tespit edilmeli, bir yandan da davacının talebi ve davayı açmaktaki amacı doğru bir şekilde değerlendirilmelidir.
Yine 6100 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık kuralı “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmiş olup buna göre hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar dışında talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca tarafın talep etmediği husus hakkında mahkeme karar veremeyecektir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacizin birbirinden farklı oldukları, taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep etmesi halinde talebi ile bağlıdır. Her ne kadar 6100 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca hukuki niteleme hâkime ait ise de, ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki açık farka rağmen, talebin şartlarının oluşmadığı değerlendirilerek, talep edilenden başka bir hukuki koruma tedbirine hükmedilmesi taleple bağlılık ilkesine aykırıdır.
Bu itibarla, Mahkemenin geçici hukuki koruma talep eden tarafın bildirdiği taleple bağlı olduğuna, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğu gerekçe gösterilerek talep edilenden farklı bir geçici hukuki koruma talebine karar verilemeyecek olmasına, uyuşmazlığın açıklandığı şekilde giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Mahkemece geçici hukuki koruma talebinde bulunan tarafın bildirdiği taleple bağlı olduğuna, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğu gerekçe gösterilerek talep edilenden farklı bir geçici hukuki koruma tedbirine karar verilemeyeceğine, uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,
2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Filiz Pınarcı Adviye Füsun Ayaz Ferhan Temel Osman Kiper
TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ GEREĞİ DAVACI TARAFIN AÇIK BİR ŞEKİLDE İHTİYATÎ TEDBİR VEYA İHTİYATÎ HACİZ TALEP ETMESİ HÂLİNDE TALEBİ İLE BAĞLIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/4636
Karar No : 2026/522
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
(BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR)
I. BAŞVURU
Avukat Fatih Karamercan’ın 20.05.2025 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kesin nitelikteki kararları arasında, geçici hukuki koruma talep edildiğinde mahkemenin taleple bağlı olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunduğu belirtilerek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.09.2025 tarihli ve 2025/15 E., 2025/20 K. sayılı kararıyla; “...Gerek ihtiyati tedbir gerekse de ihtiyati haciz hukukumuzda geçici hukuki korumalar olarak düzenlenmiştir.
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde; ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır” hükmü düzenlenmekle ihtiyati tedbir açıklanmıştır.
Bir başka geçici hukuki koruma kurumu olan ihtiyati haciz ise İİK'nın 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasında ki farklara da değinmek gerekmektedir.
Amaç bakımından ihtiyati tedbir, aynı uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafaza edilmesi veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla HUMK'un 101 vd., HMK'nın 389 vd. maddelerinde öngörülen durumlarda başvurulan bir yol olduğu halde, ihtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temine sağlayan bir vasıtadır. İhtiyati hacizde, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir. Halbuki ihtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur.
Konuları bakımından ihtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara ilişkin olabildiği halde, ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. Gerçekten ihtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
Geçici hukuki koruma kurumları olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz birbirinden farklıdır. Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de hukuk yargılamasında taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir talebinde bulunmasına rağmen talebin ihtiyati haciz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz farklı hukuksal kavramlar olup, ihtiyati tedbirin ihtiyati hacizi aştığı söylenemeyeceğine göre çoğun içinde az da vardır kuralının somut olayda uygulanması ve ihtiyati tedbirin koşullarının bulunmaması durumunda ihtiyati hacze karar verilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla Bursa BAM 4. Hukuk Dairesinin 2024/6 E., 2024/48 K. sayılı, İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesinin 2020/296 E., 2020/255 K. sayılı, İzmir BAM 14. Hukuk Dairesinin 2024/334 E., 2024/391 K. sayılı, Konya BAM 6. Hukuk Dairesinin 2020/829 E., 2020/444 K. sayılı kararları ile Antalya BAM 6. Hukuk Dairesinin 2020/1253 E., 2020/702 K. sayılı kararı arasında uyuşmazlık bulunduğu...” denilmek suretiyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Kanunun (5235 sayılı Kanun) 35/3 maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 11.01.2024 tarihli ve 2024/6 E., 2024/48 K. sayılı kararı
Bandırma Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/2321 E. sayılı dosyasında; davacı, kiraya veren tarafından, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibinde, haciz ve tahliye baskısı nedeniyle borcu ödediklerini ancak gerçekte bu miktarda borçlu olmadıklarını ileri sürerek; fazla ödenen 80.240,00 TL'nin davalılardan istirdadına, davalıların taşınır ve taşınmaz malları üzerine ihtiyati haciz / tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 01.11.2023 tarihli ara karar ile koşulları oluşmadığı gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Davacı, dava dilekçesinde ihtiyati haciz / tedbir konulmasını talep etmiştir.
Dairemizce yapılan incelemede; ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir arasındaki farklar ile davacının talebinin niteliği değerlendirilmiştir.
Gerek ihtiyati tedbir gerekse de ihtiyati haciz hukukumuzda geçici hukuki korumalar olarak düzenlenmiştir.
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde; ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır” hükmü düzenlenmekle ihtiyati tedbir açıklanmıştır.
Bir başka geçici hukuki koruma kurumu olan ihtiyati haciz ise İİK'nın 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasında ki farklara da değinmek gerekmektedir.
Amaç bakımından ihtiyati tedbir, aynı uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafaza edilmesi veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla HUMK'un 101 vd., HMK'nın 389 vd. maddelerinde öngörülen durumlarda başvurulan bir yol olduğu halde, ihtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temine sağlayan bir vasıtadır. İhtiyati hacizde, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir. Halbuki ihtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur.
Konuları bakımından ihtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara ilişkin olabildiği halde, ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. Gerçekten ihtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
Dairemizce esasa geçilmeden önce davacının dava dilekçesindeki talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir mi yoksa 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz niteliğinde mi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı, dava dilekçesinde talebini "ihtiyati haciz / tedbir" olarak göstermiş, istinaf dilekçesinde ise ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu öne sürmüştür.
Ancak geçici hukuki koruma kurumları olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz birbirinden farklıdır. Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de hukuk yargılamasında taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talebinde bulunmasına rağmen talebin diğer bir geçici hukuki koruma olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu kapsamda davacının talebi hem ihtiyati haciz hem ihtiyati tedbirdir.
Davanın icra baskısı altında fazladan ödenen paranın istirdadına yönelik olması nedeniyle ve ihtiyati tedbir yalnızca dava konusu hakkında uygulanabilecek olup, para alacaklarında dava konusu olmayan mallar hakkında ihtiyati tedbir uygulanamayacağından ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.
İhtiyati haciz talebi yönünden yapılan değerlendirmede;
İİK'nın 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." hükmü düzenlenmiştir.
İİK'nın 258/1 maddesi hükmüne göre; ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir.
Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır.
Ancak somut olayda davacının istirdat talebinin yerinde olup olmadığı yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacak olup, bu aşamada davanın haklılığının yaklaşık olarak ispat edildiği söylenemez. Bu durumda mahkemece talebin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygundur.” gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.
B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 26.02.2020 tarihli ve 2020/296 E., 2020/255 K. sayılı kararı
İstanbul Anadolu 24. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/718 E. sayılı dosyasında; davacı, taraflar arasında düzenlenen 16.07.2014 tarihli protokole davalının uymadığını, bu nedenle uğradığı zararın tazmini için davalı hakkında başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptaline ve borçlunun tüm mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 21.10.2019 tarihli ara karar ile davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, davalının itirazı üzerine 17.12.2019 tarihli kararla itirazın kabulü ile ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Somut davada, ihtiyati tedbir talebine ilişkin olarak, ihtiyati tedbir konusunun uyuşmazlık konusu olmadığı ve taleple bağlılık kuralı gereği, davanın para alacağı olması nedeniyle HMK'nın 389. maddesindeki ihtiyati tedbire dair yasal koşulların oluşmadığı anlaşılmıştır.” gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.
C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli ve 2024/334 E., 2024/391 K. sayılı kararı
İzmir 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/227 E. sayılı dosyasında; davacı, taraflar arasında düzenlenen 16.03.2022 tarihli satış sözleşmesi uyarınca davalıya 843.750,00 TL ödendiği halde davalının taşınmazı devirden kaçındığını, satış sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itiraz edildiğini ileri sürerek; itirazın iptaline, taşınmaz üzerine tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 04.07.2023 tarihli ara kararı ile ihtiyati haciz kararı verilmiş, davalının ihtiyati haciz kararına itirazının reddedilmesi nedeniyle istinaf yoluna başvurması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirilecek olursa; davacı taraf dava dilekçesinin "başlık" ile "sonuç ve netice" bölümünde itirazın iptali davasında ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştur. Davacı tarafın ihtiyati hacze ilişkin bir talebi yoktur. HMK 26. maddesinde düzenlenen talepte bağlılık ilkesi gereğince hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına veya başka bi şeye karar veremez. Dava itirazın iptali istemine ilişkin olup, davalı adına kayıtlı 6367 ada 6 parsel sayılı taşınmaz uyuşmazlık konusu değildir. HMK'nın 389 ve izleyen maddelerine göre uyuşmazlık konusu olmayan mal varlığı değerleri üzerine ihtiyati tedbir konulması mümkün olmadığına göre mahkemece, ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, taleple bağlılık ilkesine aykırı yazılı şekilde ihtiyati hacze karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi ihtiyati hacze itirazının reddine ilişkin kararının ve ihtiyati haczin kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir.
D. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 04.06.2020 tarihli ve 2020/829 E., 2020/444 K. sayılı kararı
Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/180 E. sayılı dosyasında; davacı, farklı zamanlarda davalıya banka aracılığıyla para gönderdiğini, verilen paraların ödenmemesi üzerine davalı hakkında takip başlattığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptaline ve ihtiyati hacze karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince 28.02.2020 tarihli ara karar ile davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Talep; davalının taşınır, taşınmaz malları ile şirket hisselerine ve alacaklarına ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkindir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ve talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Her ne kadar hukuki tavsif hakime ait ise de, 6100 sayılı HMK'nın 26/1 maddesi gereği hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya (talep sonucundan daha azına karar verilmesi hali istisna olmak üzere) başka bir şeye karar veremez.
Somut olayda; davacı eldeki davasında ihtiyati haciz isteminde bulunmuş olup, ihtiyati tedbire ilişkin herhangi bir talebi bulunmamaktadır. İhtiyati tedbir ile ihtiyati haciz birbirinden tamamen farklı geçici hukuki korumalar olduğu, ihtiyati haciz isteminin aynı zamanda ihtiyati tedbir istemini de kapsadığından söz edilemez. Bu itibarla davacının istemi ihtiyati haciz olduğu halde ihtiyati tedbir hakkında karar verilmesi HMK'nın yukarıda açıklanan 26/1. maddesi hükmüne açıkça aykırıdır (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2014/15803 E., 2014/205592 K., 2013/31956 E., 2014/11701 K. sayılı ilamları).
Geçici hukuki koruma türlerinden olan "ihtiyati haciz" İİK'nın 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. HMK'nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları, 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının kapsam ve içeriği, 393. maddesinde ihtiyati tedbir kararının uygulanması, 394. maddesinde ihtiyati tedbir kararına itiraz ve uygulanacak usule yer verilmiştir.
...
Yukarıda yapılan tespit ve açıklamalar doğrultusunda değerlendirme yapıldığında; İlk Derece Mahkemesince; mevcut delillerin davacının ihtiyati haciz talebi ile ilgili değerlendirilerek geçici hukuki koruma yönünden hüküm tesis etmesi gerekirken; usulüne uygun verilmiş ve gerekçelendirilmiş bir tedbir talebi bulunmadığı halde HMK 26. maddesine aykırı olarak ihtiyati tedbir hakkında karar verilmesinde isabet bulunmadığından,” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine kesin olarak karar verilmiştir.
E. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 07.10.2020 tarihli ve 2020/1253 E., 2020/702 K. kararları
Antalya 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/441 E. sayılı dosyasında; davacı, davalı kiracının kira bedellerini ödemeden, kiralanandaki eşyaları alarak ve kiralanana zarar vererek kiralananı boşaltarak gittiğini, kiralanandaki zararın tespitine, kira alacakları, eşya bedeli ile kiralanana verilen zararın tazminine karar verilmesi talep etmiş, davacının ihtiyati tedbir talebinin İlk Derece Mahkemesince 29.05.2020 tarihli ara karar ile reddine karar verilmiş, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “Davacı kira alacağı ve tazminat talebi konulu iş bu davada alacağını garanti altına almak için davalı adına kayıtlı araç ve taşınmazlara tedbir konulmasını talep etmiştir.
Geçici hukuki koruma ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kavramları bir birinden ayrı kavramlardır. Geçici hukuki koruma daha genel ve üst kavram olarak kabul edilirken, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki korumanın birer türü olarak kabul edilmelidir.
İhtiyati tedbir, geçici hukuki korumaların düzenleme altına alındığı HMK 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş iken, ihtiyati haciz İİK 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.
İhtiyati haciz, HMK'nun 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haczin şartları ve etkileri ise İİK'nun 257. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1- Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder” şeklindedir.
Maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacize gerek yoktur.
Fakat rehinli malın kıymetinin rehinli alacağı karşılamayacağı tahmin ediliyorsa, karşılanamayacağı (açık kalacağı) tahmin edilen bölümü için, ihtiyat haciz istenebilir. Yine alacağın rehin ile temin edilmiş olmasına rağmen, istisna olarak, ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorunluluğu olmayan hallerde, alacaklı (rehinle temin edilmiş olan alacağı için) ihtiyat haciz isteyebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul 2004, s. 883).
Yukarıda belirtilen şartların bulunması halinde, vadesi gelmiş bir borcun alacaklısı başka bir şart aranmaksızın ihtiyati haciz isteme hakkına sahiptir.
Vadesi gelmemiş bir borçtan dolayı ihtiyati haciz talep edilebilmesi ise; İİK.’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu fıkraya göre, borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, bu hallerde ihtiyati haciz talep edilebilecektir.
İhtiyati tedbir ise; 6100 sayılı HMK 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Davanın açılması ile hüküm arasında geçen zaman içinde müddeabihin çeşitli şekillerde istenmeyen değişikliklere maruz kalması veya maruz bırakılması mümkündür. Bu değişiklikler sonucu davanın sonunda elde edilecek hükmün icrası, mümkün olmayabilir veya çok güçleşebilir. İşte ortaya çıkan bu tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla ihtiyati tedbir müessesesi kabul edilmiştir (Pekcanıtez H.; Atalay O.; Özekes M., Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 13. Basım, Ankara 2012, S. 873).
HMK’nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.
İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğini düzenlemiştir.
İhtiyati tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Ancak, özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir. Bu sebeple, para alacakları konusunda özel ve istisnai durumlar dışında asıl geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Keza, diğer özel hükümlerde açıkça farklı bir geçici hukuki korumadan bahsedilmişse, bu durumda da o çerçevede bir karar verilmeli, ihtiyati tedbir kararı verilmemelidir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, a.g.e., s. 877).
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haczin, ihtiyati tedbirden farkına da kısaca değinilmesi gereklidir; ihtiyati haciz yalnız para (ve teminat) alacakları hakkındaki davalarda (veya icra takiplerinde) söz konusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınır ve taşınmaz mallar) hakkındaki davalarda alınır. İhtiyat tedbirde çekişmeli ve bu nedenle dava konusu olan şey (mesela, taşınır veya taşınmaz bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık ihtiyati hacizde; alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin (m.78;37) gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır.
İhtiyati hacizde (ihtiyaten) haczedilen mallar üzerinde (bu malların borçluya ait olduğu hakkında) bir çekişme yoktur ve bu nedenle bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı (veya açmayı veya yapmayı düşündüğü) bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa, ihtiyati tedbirde, üzerine ihtiyati tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ilerde açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Taşınmaz mallar üzerine ihtiyati tedbir konulması halinde, genellikle taşınmazın başkasına devrinin yasaklanmasına (ferağdan men'ine) de karar verilmektedir ve üzerine ihtiyati tedbir konulan taşınmaz başkasına satılamamaktadır/ devredilememektedir.
Oysa, borçlu, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan taşınmazını başkasına satabilir/devredebilir (İİK m.261, m.91). İhtiyati hacizde alacaklı ihtiyati haciz kesin hacze dönüşürse, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeli ile alacaklının alacağı ödenir. Oysa ihtiyati tedbirde, davacı davayı kazanırsa, üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya verilir (teslim edilir). İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki bu açık farka rağmen, uygulamada ihtiyati haciz yerine hatalı olarak ihtiyati tedbir kararı verildiği görülmektedir.
Bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise hukukun uygulanmasıdır. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu resen uygulayacaktır. Maddedeki “Türk hukuku” terimi kanunların yanı sıra mevzuat ile örf ve adet hukukunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri de kapsamaktadır. Davacı, dava nedenini yani dayandığı olayları bildirmekle yetinir. Bu olaylara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, başka bir söyleyişle bu olayların hukuksal niteliğini ve nedenini tayin etmek Türk yasalarını kendiliğinden (re’sen) uygulamakla yükümlü olan (HMK 33) hakime aittir ((HGK'nun 2013/21-1791 E., 2013/1676 K. sayılı kararı).
Somut olay gelince; davacı vekili her ne kadar ihtiyati tedbir istemiş ise de, davacının amacı para alacağını teminat altına almak olduğuna göre, HMK'nın 33. maddesindeki; “uygulanacak hukuk normunun resen hakimce tespit edilmesi ve uygulanması hakime aittir” ilkesi gereğince talep hakkında ihtiyati haciz hükümlerinin uygulanması ve bu hükümler çerçevesinde talebin değerlendirilmesi gereklidir. Ayrıca dava konusu tazminat istemi olduğuna göre, HMK 389. maddesi gereğince ihtiyati tedbirin sadece “uyuşmazlık konusu hakkında” verilebilmesi karşısında talebin ihtiyati tedbir olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir (HGK'nın 2013/21-1791 E., 2013/1676 K. sayılı kararı). Bu itibarla talebin ihtiyati haciz olduğu dikkate alınarak davacı vekilinin talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle, başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine, kesin olarak karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Değerlendirme ve Gerekçe
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; geçici hukuki koruma talebinde, Mahkemenin taleple bağlı olup olmadığı, hukuki nitelendirme Mahkemece yapılarak farklı bir geçici hukuki korumaya karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 389 vd. maddelerinde ve ihtiyati haciz ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanunun 398. maddesinde; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
2004 sayılı Kanunun 257. maddesi ise; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." şeklindedir.
İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz arasındaki farklar ve uygulama koşulları Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında detaylı olarak açıklanmış olup bu hususlarda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bunun yanı sıra, 6100 sayılı Kanunun 33. maddesinde yer alan; “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” ilkesi uyarınca maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hâkime ait bir görevdir. Hukuksal nitelendirmenin yapılabilmesi için bir yandan dava dilekçesinde öne sürülen maddi olgular tespit edilmeli, bir yandan da davacının talebi ve davayı açmaktaki amacı doğru bir şekilde değerlendirilmelidir.
Yine 6100 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık kuralı “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmiş olup buna göre hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar dışında talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca tarafın talep etmediği husus hakkında mahkeme karar veremeyecektir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacizin birbirinden farklı oldukları, taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın açık bir şekilde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep etmesi halinde talebi ile bağlıdır. Her ne kadar 6100 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca hukuki niteleme hâkime ait ise de, ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki açık farka rağmen, talebin şartlarının oluşmadığı değerlendirilerek, talep edilenden başka bir hukuki koruma tedbirine hükmedilmesi taleple bağlılık ilkesine aykırıdır.
Bu itibarla, Mahkemenin geçici hukuki koruma talep eden tarafın bildirdiği taleple bağlı olduğuna, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğu gerekçe gösterilerek talep edilenden farklı bir geçici hukuki koruma talebine karar verilemeyecek olmasına, uyuşmazlığın açıklandığı şekilde giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Mahkemece geçici hukuki koruma talebinde bulunan tarafın bildirdiği taleple bağlı olduğuna, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğu gerekçe gösterilerek talep edilenden farklı bir geçici hukuki koruma tedbirine karar verilemeyeceğine, uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,
2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Filiz Pınarcı Adviye Füsun Ayaz Ferhan Temel Osman Kiper

