TANIK DELİLİNE DAYANMAYAN TARAFIN TANIKLARI DİNLENİLMİŞSE YARGILAMADA BU HUSUSA İTİRAZ EDİLMELİ VE İSTİNAF SEBEBİ OLACAK BU HUSUSUN KARARA NE ŞEKİLDE ETKİ ETTİĞİ DE AÇIKLANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/2-619
Karar No : 2025/639
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 07.02.2024
SAYISI : 2023/1914 E., 2024/172 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.09.2023 tarihli ve 2023/5664 Esas,
2023/4317 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında görülen boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda evlilik birliği ölümle sona erdiğinden konusu kalmayan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükmün davacı mirasçı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı mirasçı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek dava dilekçesinde; davalı ile 11.05.1993 tarihinde evlendiklerini, eşi ile aralarında ruhen ve fikren anlaşmazlıklar bulunduğunu, 2016 yılında hastalandığını ve kendisine kanser teşhisi konulduğunu, davalının kendisine bir ay baktıktan sonra "git sana kızların baksın" diyerek evden kovduğunu, hakaret ve küfür ettiğini, eve almadığını ileri sürerek eşi ile boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının ileri sürmüş olduğu iddialarla ilgili bir kanıt gösterilmediğini, eşinin hastalığı nedeniyle kendisine tüm gücüyle baktığını, ne var ki davacının önceki evliliğinden olan üç kızı tarafından doldurulduğunu, mirasın bölünmesini engellemek amacıyla kendisini evden kovduklarını, asıl hakaret edeninin davacı olduğunu, son olarak haksız yere ortak konutu terk ettiğini, eşine defalarca kez telefonla ulaşmaya çalıştığını, her seferinde bir kızının açtığını ve "babalarının bir daha gelmeyeceğini ve aramaması gerektiğini" söylediklerini, iyi niyetinin göstergesi olarak ortak konutun yedek anahtarını davacıya ulaştırılmak üzere mahkemeye bıraktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/184 Esas, 2019/383 Karar sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda kadının hasta olan eşine bakmadığı, evin temizlik ve bulaşık gibi ihtiyaçlarını davacıya yaptırdığı, davacı hakkında bakamayacağını söyleyerek "alın götürün" dediği, hastanede yanında kalmadığı, kapının kilidini değiştirdiği, gerçekleşen olaylara göre davalı kadının tam kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2019/1656 Esas, 2022/497 Karar sayılı kararı ile; davacı erkeğin dava ve cevaba cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmadığı, böyle olunca usulüne uygun şekilde gösterilmeyen davacı tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı ve davalıya kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.12.2022 tarihli ve 2022/8413 Esas, 2022/10291 Karar sayılı kararı ile "... Mahkemece davacı erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK.166/1. md.) dayalı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince, istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir. Nüfus kayıtlarına göre davacı Selman T.’ın kararın temyiz edilmesinden sonra ve hüküm henüz kesinleşmeden 05.09.2022 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu halde evlilik ölümle sona ermiş, davacı tarafından açılan boşanma davası konusuz kalmıştır. Davacı erkeğin mirasçısı Kıymet İ. vekili 15.09.2022 tarihinde sunduğu dilekçesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 181/2. maddesi gereğince kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceklerini beyan etmişlerdir. Bu durumda mahkemece davacı erkeğin mirasçılarının davaya dâhil edilerek, konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilmek ve kusur belirlemesi bakımından davaya devam edilmek suretiyle, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 15.03.2023 tarihli ve 2023/128 Esas, 2023/520 Karar sayılı kararı ile; davacı erkeğin yargılama devam ederken 05.09.2022 tarihinde ölümü nedeniyle taraflar arasındaki evlilik birliğinin sona erdiği, böyle olunca boşanma davasının konusu kalmadığı, ne var ki davacı mirasçılarının isteği üzerine davaya dahil edilerek sağ kalan eşin kusurunun ispatlanması bakımından davaya devam edildiği, somut olayda davacı erkeğin dava ve cevaba cevap dilekçesinin incelenmesinde nüfus kaydı ve sair delillere dayandığı ancak tanık deliline dayanmadığı, dolayısıyla usule uygun şekilde dayanılmayan tanıkların beyanı dikkate alınarak davalıya kusur yüklenemeyeceği gerekçesiyle evlilik birliği ölümle sona erdiğinden konusu kalmayan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve sağ kalan davalı kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanamadığına karar verilmiştir.
4. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1. 6100 sayılı Kanun'un istinaf incelemesinin kapsamını düzenleyen 355 inci maddesi, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir” hükmünü amirdir. Maddeye göre, bölge adliye mahkemelerince istinaf sebeplerinin “kamu düzenine aykırılık” ve “istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler" olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bir başka deyişle, kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki, kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz.
2. Dosyanın tetkikinden; İlk Derece Mahkemesince dilekçelerinde tanık deliline dayanmamış olan davacı erkeğin bildirdiği tanıkların dinlendiği, davalı kadının yargılama sırasında erkeğin tanıklarının dinlenmesine itiraz etmediği ve İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/184 E., 2019/383 K. sayılı kararı ile tanık beyanları esas alınarak, kadının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verildiği, davalı kadının işbu karara karşı yaptığı istinaf başvurusunda açık olarak "erkeğin tanık deliline dayanmamış olması" yönünden bir istinaf gerekçesine yer vermemiş olduğu, buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin tanıklarının dinlenmesinin ve hükme esas alınmasının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve davacı erkeğin dosya temyiz incelemesi aşamasında iken ölmesi üzerine Dairenin bozma kararı sonrasında verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararında aynı gerekçe ile sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek kusurunun bulunmadığının tespitine karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı erkek vekili Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı öncesi verdiği "davanın reddi" kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda ve davacı erkek mirasçısı vekili de bozma kararı sonrası verdiği "sağ kalan kadın eşin kusurunun bulunmadığının tespiti" kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda kadının yargılama sırasında tanıkların dinlenmesine itiraz etmemesine ve istinafında erkeğin tanıklarının dinlenmesinin hatalı olduğu yönünde bir gerekçeye yer vermemesine rağmen, bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden dikkate alınmasına itiraz etmiştir.
3. Taraflar arasında görülen boşanma davasında erkeğin delil olarak dayanmadığı tanıklarının dinlenerek hükme esas alınmasında kamu düzenine aykırılıktan söz edilemeyeceği açık olup; kadın tarafından erkeğin tanıklarının dinlenmesinin hatalı olduğu yönünde bir istinaf başvurusunda da bulunulmamış olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılarak, erkeğin tanıklarının beyanlarının hükme esas alınmak suretiyle, dinlenen tanık beyanlarına göre eşinin hastalığı sürecinde onunla ilgilenmeyen sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davalı kadın vekilinin 10.06.2019 tarihli istinaf başvurusunda boşanmaya sebep olan olaylarda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ileri sürdüğü, davacının dava dilekçesindeki iddialarını ispatlayamadığını belirttiği, tanık ifadelerinin yeterli ve objektif olamayacağı yönünde açıklamalar da bulunduğu gözetildiğinde usule uygun şekilde dayanılmayan tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı mirasçı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı mirasçı vekili temyiz dilekçesinde; sağ kalan eşin kusurlu olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tanık deliline dayanılmaksızın açıldığı anlaşılan eldeki boşanma davasında tanık beyanlarının hükme esas alınarak hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33 ve 341 ilâ 373. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından hâkimin hukuku resen uygulaması ilkesi ile istinaf sebepleri ve sebeplerle bağlılık hususlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.
2. Hâkimin hukuku resen uygulaması, 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi gereğince, hâkime verilmiş bir ödevdir (Murat Atalı, Hâkimin Hukuku Re’sen Uygulaması İlkesi ve İstinaf İncelemesinin Sebebe Bağlılığı, YBHD, Sayı 2022/2, s. 733). Bu ilkenin uygulanması, yalnızca ilk derece yargılamasıyla sınırlı olmayıp kanun yolu aşaması için de geçerlidir. Ne var ki somut olayda da görüldüğü üzere "hâkimin hukuku resen uygulaması" ilkesinin, istinaf incelemesi bakımından nasıl yorumlanması gerektiği izaha muhtaç bir konudur.
3. İstinaf kanun yolunda, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması, değiştirilmesi veya ilk derece mahkemesine iade edilmesi nedeni olabilecek nitelikteki hususlar istinaf sebebi olarak adlandırılır. Nelerin istinaf sebebi olacağı 6100 sayılı Kanun ile açıkça düzenlenmediği gibi istinaf sebepleri bakımından da bir sınırlama yapılmamış; sadece Kanun'un 353. maddesinde istinaf sebebi sayılan önemli usul hataları düzenleme altına alınmıştır. Bölge adliye mahkemesince duruma göre; işin esasına girilmesi, duruşma yapılması ve tahkikat işlemleri de yapılarak yeniden bir karar verilmesi söz konusu olduğundan, esasen istinaf sebeplerinin tek tek sayılması veya sebepler yönünden bir sınırlama yapılması istinafın niteliğine de uygun düşmez.
4. İstinaf incelemesinin maddi vakıa denetimi ve hukuki denetimi kapsamasına karşılık, temyiz incelemesi münhasıran hukuki denetimle sınırlıdır. Nitekim istinaf sebeplerini belirtmeyen kanun koyucu "Bozma sebepleri" kenar başlıklı 371. maddede temyiz sebeplerini açıkça hüküm altına almıştır. Bu maddeye göre; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olacağı hususu şüphesizdir. Zira istinaf aşamasında; hukuki denetim bakımından ileri sürülen tüm hususlar incelenebileceği gibi, maddi vakıalar ve deliller yönünden de değerlendirme yapılması söz konusudur. Dolayısıyla istinaf sebepleri; istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeplerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan, özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler istinaf sebebi olur (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 3898-3899).
5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İstinaf dilekçesi" başlıklı 342/2-e bendinde; istinaf yoluna başvuran kişinin dilekçesinde, istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermesi gerektiği hususu düzenleme altına alınmıştır. Bunun devamı olarak 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde, kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında, istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı da ayrıca belirtilmiştir. İstinaf aşamasında hukuki denetim yanında ayrıca vakıa denetimi de yapıldığı ve bunun sonucunda yeniden yargılama yapılarak yeni bir hüküm verilmesi mümkün olduğu için, tarafın dayandığı istinaf sebeplerinin ve buna bağlı talep sonucunun istinaf dilekçesinde gösterilmesi önem taşımaktadır. Zira hukuki konu hâkimin kendiliğinden araştırması gereken (HMK md. 33) bir husus iken, ileri sürülen vakıa ve talepler hâkimi bağlar (HMK md. 25-26).
6. Belirtmek gerekir ki kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından, maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ne var ki burada işin niteliği gereği, ilk derece mahkemesince yapılan hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıaya ilişkin istinaf sebepleri delillerin toplanması, incelenmesi ve değerlendirilmesi temelinde ortaya çıkar ve neticede maddi mesele hakkında yanlış sonuca ulaşılmasına yol açar. İlk derece mahkemesi kararının doğru olabilmesi, kararın dayanağı olan vakıaların eksiksiz ve gerçeğe uygun olarak tespit edilmiş olmasına bağlıdır. İlk derece mahkemesi; delilleri yanlış değerlendirir, dosya kapsamına aykırı karar verir veya vakıaları yanlış tespit ederse, ortaya maddi vakıaya ilişkin bir istinaf sebebi çıkar (Murat Atalı, s. 738). Maddi vakıalar bakımından istinaf sebepleri ile bağlılık her hâlükârda geçerlidir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
7. Kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık açısından, ileri sürülen istinaf sebebinin hukuka aykırılık teşkil etmesi durumunda da açıkça bir düzenleme yapmamıştır. Bilindiği üzere hukuka aykırılık, usul hukukunun veya maddi hukukun uygulanmasında yanlışlık yapılması şeklinde iki türlü karşımıza çıkar. Hukuki denetim yapılan temyiz kanun yolunda, bozma sebeplerinin gösterildiği 6100 sayılı Kanun'un 371/1-a bendinde hüküm altına alınan "hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması" şeklindeki bozma sebebi doğrudan maddi hukuka işaret etmektedir. Maddi hukuk kurallarına aykırılık, somut olayda uygulanması gereken maddi hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya yanlış ya da eksik uygulanması şeklinde gerçekleşebilir. Böyle bir durumda hâkim esasen, hukuki nitelendirme faaliyetinde yanlışlık yapmıştır. Yukarıda 2. paragrafta açıkça belirtildiği üzere; hâkim, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür (HMK md. 33). Her hukuk kuralı; düzenlediği hukuki durum, ilişki veya işleme ait belirli koşul vakıaları içerir. Uyuşmazlığın o hukuk kuralı ile çözülebilmesi için somut olaydaki vakıaların, hukuk kuralının unsur vakıaları ile örtüşmesi gerekir. Hukuk kuralı, bu koşullar gerçekleşmediği hâlde somut olaya uygulanırsa bir altlama diğer bir ifade ile hukuki nitelendirme hatası yapılmış olur. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğu durumlarda, hâkimin hukuku resen uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilmiş olsa da, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapar ve istinaf sebepleri ile bağlılık burada geçerli olmaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
8. Usul hukukuna, diğer bir ifade ile yargılama kurallarına ilişkin bir yanlışlık yapıldığına yönelik istinaf sebebinde ise doğrudan "istinaf sebebi ile bağlılık geçerli değildir" yargısına varılamaz. Bilindiği üzere; karara etki eden usul hataları bakımından öteden beri hukukumuzda mutlak ve nispi temyiz sebepleri şeklinde ikili bir ayrım yapılmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete girmesinden sonra bu sebeplerin, mutlak ve nispi istinaf sebepleri olarak ifade edilmesi gerektiği şüphesizdir. Mutlak sebepler bakımından; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-(b) ve (c) bentleri ile istinafta duruşma yapılmadan verilecek kararları düzenleyen ve özellikle usuli sebepleri içeren 353/1. maddesinin (a) bendi yol göstericidir. Yargılama kurallarına aykırılık, mutlak istinaf sebebi şeklinde ise ilk derece mahkemesi hükmünü etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın bu şekildeki istinaf sebepleri belirtilmese dahi, bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınması gereken önemli ve ağır usul hatalarıdır (Ramazan Arslan/Ejder Yılmaz/Sema Taşpınar Ayvaz/Emel Hanağası, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 642).
9. Usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebebi olmayan diğer yargılama hataları nispi istinaf sebebi olarak ifade edilmektedir. Bu konuda; bozma sebepleri arasında sayılan ve aynı zamanda istinaf sebebi olarak kabul edilen 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olması sonucunu doğuran ne var ki mutlak sayılmayan sair tüm usul ihlâlleri, nispi istinaf sebebi olarak kabul edilir. Bu tür usul hatalarının istinaf sebebi olarak kabul edilebilmesi için ilgili usuli hatanın mahkemenin kararını etkilemiş olduğu veya bunun muhtemel bulunduğu (illiyet bağının varlığı) ortaya konulmalıdır (Murat Atalı/İbrahim Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 614). Diğer bir ifade ile yargılama kurallarına aykırılık teşkil eden ilk derece mahkemesi kararına karşı, nispi istinaf sebebi niteliğindeki bir sebebe dayanan taraf, bu sebebi belirtmek ve ayrıca bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini de açıklamak zorundadır. Bölge adliye mahkemesi bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz veya bu bağlantıyı kendisi kuramaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
10. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında eldeki davaya gelince; tarafların 11.05.1993 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, davacı erkek tarafından kanser hastası olmasına rağmen eşinin kendisine bakmadığı ve evden kovduğu, hakaret ve küfür ettiği iddialarıyla 4721 sayılı Kanun'un 166/1. maddesi uyarınca boşanma davası açıldığı, dava ve cevaba cevap dilekçeleri incelendiğinde tanık deliline dayanmadığı anlaşılmıştır.
11. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde; 26.12.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında hazır bulunan taraflara 1 numaralı ara karar ile "HMK'nın 194. maddesi uyarınca taraflara tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu somutlaştırarak iki haftalık kesin süre içinde yazılı olarak bildirmeleri" hususunda karar verildiği, bunun üzerine davacı vekili tarafından 05.01.2018 tarihli dilekçe ile delil ve tanık listesi sunulduğu, devam eden 27.03.2018 tarihli duruşmada her iki taraf vekili ile davacı asılın hazır bulunduğu ve davacı tanıkları Nazile Y., Döndü A. ve Kıymet İ.'in dinlendiği, Mahkemece tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin davalı vekilinden sorulması üzerine vekilin "Dinlenen tanık beyanlarında aleyhe hususları kabul etmiyoruz yazılı olarak beyanda bulunacağız bizde tanıklarımızı gelecek celse hazır edeceğiz tedbir nafakasına yönelik talebimizi tekrarlıyoruz" şeklinde beyanda bulunduğu ne var ki davacı tarafından usulüne uygun şekilde tanık deliline dayanılmadığına ilişkin bir itirazın ileri sürülmediği, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği son celse olan 07.05.2019 tarihli duruşmada yine taraf vekilleri ile davacı asılın hazır bulunduğu, davalı vekilinin söz alarak "Öncelikle davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz, davanın ispat edilemediği kanaatindeyiz, olayların bu noktaya gelmesinde davacı taraf kusurludur, kimse kendi kusuruna dayanak hak ve menfaat istemeyemez, dolayısıyla davanın bu sebeplerle reddine karar verilmesini talep ediyoruz, tarafların yirmibeş yıllık evliliği boyunca sorunları olmadı, sorunun maddi sebeplere dayalı olduğu ortaya çıkmıştır, müvekkil boşanmak istemiyor, mahkeme aksi kanaatte ise akçalı taleplerimizin hüküm altına alınmasını talep ediyoruz" dediği görülmüştür.
12. Davalı vekili, 10.06.2019 tarihli istinaf dilekçesinde ise; dinlenen tanıklardan ikisinin davacının kızları olması nedeniyle yanlı beyanda bulunduğu, diğer tanığın ifadesinin de duyuma dayalı olduğundan hükme esas alınamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Gerçekten de İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde davacı tarafından tanık deliline usulüne uygun şekilde dayanılmadığı hâlde, davacı tarafa süre verilerek tanık listesi sunmasının sağlandığı ve dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verildiği ortadadır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmiştir. Ne var ki bu husus yukarıda 9. paragrafta ayrıntıları ile açıklanan usule ilişkin nispi bir istinaf sebebidir. Mahkemece dinlenen tanıklara karşı davalı tarafından yargılamanın hiç bir aşamasında itiraz edilmediği gibi, yapılan usuli hata istinaf dilekçesinde açıkça belirtilmemiş, usul hukukuna dayanan istinaf sebebinin karara ne şekilde etki ettiği açıklanmamıştır. Böyle olunca tarafların ileri sürmüş olduğu usule ilişkin nispi istinaf sebepleri ile bağlı olan Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen husus gözetilmeksizin verilen direnme kararı, usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerekmiştir.
14. Ne var ki Özel Daire bozma kararı incelendiğinde, davalı tarafın "eşinin hastalığı sürecinde onunla ilgilenmeyen sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğu" tespitine karar verildiği, oysaki Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemelerde gerekçeye uygun olarak davalının kusurlu olup olmadığına yönelik henüz bir değerlendirme yapılmadığı, böyle olunca direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiğine karar verilmiştir.
15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı mirasçı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
TANIK DELİLİNE DAYANMAYAN TARAFIN TANIKLARI DİNLENİLMİŞSE YARGILAMADA BU HUSUSA İTİRAZ EDİLMELİ VE İSTİNAF SEBEBİ OLACAK BU HUSUSUN KARARA NE ŞEKİLDE ETKİ ETTİĞİ DE AÇIKLANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/2-619
Karar No : 2025/639
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 07.02.2024
SAYISI : 2023/1914 E., 2024/172 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.09.2023 tarihli ve 2023/5664 Esas,
2023/4317 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında görülen boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda evlilik birliği ölümle sona erdiğinden konusu kalmayan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükmün davacı mirasçı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı mirasçı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek dava dilekçesinde; davalı ile 11.05.1993 tarihinde evlendiklerini, eşi ile aralarında ruhen ve fikren anlaşmazlıklar bulunduğunu, 2016 yılında hastalandığını ve kendisine kanser teşhisi konulduğunu, davalının kendisine bir ay baktıktan sonra "git sana kızların baksın" diyerek evden kovduğunu, hakaret ve küfür ettiğini, eve almadığını ileri sürerek eşi ile boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının ileri sürmüş olduğu iddialarla ilgili bir kanıt gösterilmediğini, eşinin hastalığı nedeniyle kendisine tüm gücüyle baktığını, ne var ki davacının önceki evliliğinden olan üç kızı tarafından doldurulduğunu, mirasın bölünmesini engellemek amacıyla kendisini evden kovduklarını, asıl hakaret edeninin davacı olduğunu, son olarak haksız yere ortak konutu terk ettiğini, eşine defalarca kez telefonla ulaşmaya çalıştığını, her seferinde bir kızının açtığını ve "babalarının bir daha gelmeyeceğini ve aramaması gerektiğini" söylediklerini, iyi niyetinin göstergesi olarak ortak konutun yedek anahtarını davacıya ulaştırılmak üzere mahkemeye bıraktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/184 Esas, 2019/383 Karar sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda kadının hasta olan eşine bakmadığı, evin temizlik ve bulaşık gibi ihtiyaçlarını davacıya yaptırdığı, davacı hakkında bakamayacağını söyleyerek "alın götürün" dediği, hastanede yanında kalmadığı, kapının kilidini değiştirdiği, gerçekleşen olaylara göre davalı kadının tam kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2019/1656 Esas, 2022/497 Karar sayılı kararı ile; davacı erkeğin dava ve cevaba cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmadığı, böyle olunca usulüne uygun şekilde gösterilmeyen davacı tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı ve davalıya kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.12.2022 tarihli ve 2022/8413 Esas, 2022/10291 Karar sayılı kararı ile "... Mahkemece davacı erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK.166/1. md.) dayalı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince, istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir. Nüfus kayıtlarına göre davacı Selman T.’ın kararın temyiz edilmesinden sonra ve hüküm henüz kesinleşmeden 05.09.2022 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu halde evlilik ölümle sona ermiş, davacı tarafından açılan boşanma davası konusuz kalmıştır. Davacı erkeğin mirasçısı Kıymet İ. vekili 15.09.2022 tarihinde sunduğu dilekçesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 181/2. maddesi gereğince kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceklerini beyan etmişlerdir. Bu durumda mahkemece davacı erkeğin mirasçılarının davaya dâhil edilerek, konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilmek ve kusur belirlemesi bakımından davaya devam edilmek suretiyle, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 15.03.2023 tarihli ve 2023/128 Esas, 2023/520 Karar sayılı kararı ile; davacı erkeğin yargılama devam ederken 05.09.2022 tarihinde ölümü nedeniyle taraflar arasındaki evlilik birliğinin sona erdiği, böyle olunca boşanma davasının konusu kalmadığı, ne var ki davacı mirasçılarının isteği üzerine davaya dahil edilerek sağ kalan eşin kusurunun ispatlanması bakımından davaya devam edildiği, somut olayda davacı erkeğin dava ve cevaba cevap dilekçesinin incelenmesinde nüfus kaydı ve sair delillere dayandığı ancak tanık deliline dayanmadığı, dolayısıyla usule uygun şekilde dayanılmayan tanıkların beyanı dikkate alınarak davalıya kusur yüklenemeyeceği gerekçesiyle evlilik birliği ölümle sona erdiğinden konusu kalmayan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve sağ kalan davalı kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanamadığına karar verilmiştir.
4. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1. 6100 sayılı Kanun'un istinaf incelemesinin kapsamını düzenleyen 355 inci maddesi, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir” hükmünü amirdir. Maddeye göre, bölge adliye mahkemelerince istinaf sebeplerinin “kamu düzenine aykırılık” ve “istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler" olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bir başka deyişle, kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki, kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz.
2. Dosyanın tetkikinden; İlk Derece Mahkemesince dilekçelerinde tanık deliline dayanmamış olan davacı erkeğin bildirdiği tanıkların dinlendiği, davalı kadının yargılama sırasında erkeğin tanıklarının dinlenmesine itiraz etmediği ve İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/184 E., 2019/383 K. sayılı kararı ile tanık beyanları esas alınarak, kadının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verildiği, davalı kadının işbu karara karşı yaptığı istinaf başvurusunda açık olarak "erkeğin tanık deliline dayanmamış olması" yönünden bir istinaf gerekçesine yer vermemiş olduğu, buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin tanıklarının dinlenmesinin ve hükme esas alınmasının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve davacı erkeğin dosya temyiz incelemesi aşamasında iken ölmesi üzerine Dairenin bozma kararı sonrasında verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararında aynı gerekçe ile sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek kusurunun bulunmadığının tespitine karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı erkek vekili Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı öncesi verdiği "davanın reddi" kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda ve davacı erkek mirasçısı vekili de bozma kararı sonrası verdiği "sağ kalan kadın eşin kusurunun bulunmadığının tespiti" kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda kadının yargılama sırasında tanıkların dinlenmesine itiraz etmemesine ve istinafında erkeğin tanıklarının dinlenmesinin hatalı olduğu yönünde bir gerekçeye yer vermemesine rağmen, bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden dikkate alınmasına itiraz etmiştir.
3. Taraflar arasında görülen boşanma davasında erkeğin delil olarak dayanmadığı tanıklarının dinlenerek hükme esas alınmasında kamu düzenine aykırılıktan söz edilemeyeceği açık olup; kadın tarafından erkeğin tanıklarının dinlenmesinin hatalı olduğu yönünde bir istinaf başvurusunda da bulunulmamış olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılarak, erkeğin tanıklarının beyanlarının hükme esas alınmak suretiyle, dinlenen tanık beyanlarına göre eşinin hastalığı sürecinde onunla ilgilenmeyen sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davalı kadın vekilinin 10.06.2019 tarihli istinaf başvurusunda boşanmaya sebep olan olaylarda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ileri sürdüğü, davacının dava dilekçesindeki iddialarını ispatlayamadığını belirttiği, tanık ifadelerinin yeterli ve objektif olamayacağı yönünde açıklamalar da bulunduğu gözetildiğinde usule uygun şekilde dayanılmayan tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı mirasçı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı mirasçı vekili temyiz dilekçesinde; sağ kalan eşin kusurlu olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tanık deliline dayanılmaksızın açıldığı anlaşılan eldeki boşanma davasında tanık beyanlarının hükme esas alınarak hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33 ve 341 ilâ 373. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından hâkimin hukuku resen uygulaması ilkesi ile istinaf sebepleri ve sebeplerle bağlılık hususlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.
2. Hâkimin hukuku resen uygulaması, 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi gereğince, hâkime verilmiş bir ödevdir (Murat Atalı, Hâkimin Hukuku Re’sen Uygulaması İlkesi ve İstinaf İncelemesinin Sebebe Bağlılığı, YBHD, Sayı 2022/2, s. 733). Bu ilkenin uygulanması, yalnızca ilk derece yargılamasıyla sınırlı olmayıp kanun yolu aşaması için de geçerlidir. Ne var ki somut olayda da görüldüğü üzere "hâkimin hukuku resen uygulaması" ilkesinin, istinaf incelemesi bakımından nasıl yorumlanması gerektiği izaha muhtaç bir konudur.
3. İstinaf kanun yolunda, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması, değiştirilmesi veya ilk derece mahkemesine iade edilmesi nedeni olabilecek nitelikteki hususlar istinaf sebebi olarak adlandırılır. Nelerin istinaf sebebi olacağı 6100 sayılı Kanun ile açıkça düzenlenmediği gibi istinaf sebepleri bakımından da bir sınırlama yapılmamış; sadece Kanun'un 353. maddesinde istinaf sebebi sayılan önemli usul hataları düzenleme altına alınmıştır. Bölge adliye mahkemesince duruma göre; işin esasına girilmesi, duruşma yapılması ve tahkikat işlemleri de yapılarak yeniden bir karar verilmesi söz konusu olduğundan, esasen istinaf sebeplerinin tek tek sayılması veya sebepler yönünden bir sınırlama yapılması istinafın niteliğine de uygun düşmez.
4. İstinaf incelemesinin maddi vakıa denetimi ve hukuki denetimi kapsamasına karşılık, temyiz incelemesi münhasıran hukuki denetimle sınırlıdır. Nitekim istinaf sebeplerini belirtmeyen kanun koyucu "Bozma sebepleri" kenar başlıklı 371. maddede temyiz sebeplerini açıkça hüküm altına almıştır. Bu maddeye göre; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olacağı hususu şüphesizdir. Zira istinaf aşamasında; hukuki denetim bakımından ileri sürülen tüm hususlar incelenebileceği gibi, maddi vakıalar ve deliller yönünden de değerlendirme yapılması söz konusudur. Dolayısıyla istinaf sebepleri; istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeplerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan, özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler istinaf sebebi olur (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 3898-3899).
5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İstinaf dilekçesi" başlıklı 342/2-e bendinde; istinaf yoluna başvuran kişinin dilekçesinde, istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermesi gerektiği hususu düzenleme altına alınmıştır. Bunun devamı olarak 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde, kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında, istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı da ayrıca belirtilmiştir. İstinaf aşamasında hukuki denetim yanında ayrıca vakıa denetimi de yapıldığı ve bunun sonucunda yeniden yargılama yapılarak yeni bir hüküm verilmesi mümkün olduğu için, tarafın dayandığı istinaf sebeplerinin ve buna bağlı talep sonucunun istinaf dilekçesinde gösterilmesi önem taşımaktadır. Zira hukuki konu hâkimin kendiliğinden araştırması gereken (HMK md. 33) bir husus iken, ileri sürülen vakıa ve talepler hâkimi bağlar (HMK md. 25-26).
6. Belirtmek gerekir ki kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından, maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ne var ki burada işin niteliği gereği, ilk derece mahkemesince yapılan hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıaya ilişkin istinaf sebepleri delillerin toplanması, incelenmesi ve değerlendirilmesi temelinde ortaya çıkar ve neticede maddi mesele hakkında yanlış sonuca ulaşılmasına yol açar. İlk derece mahkemesi kararının doğru olabilmesi, kararın dayanağı olan vakıaların eksiksiz ve gerçeğe uygun olarak tespit edilmiş olmasına bağlıdır. İlk derece mahkemesi; delilleri yanlış değerlendirir, dosya kapsamına aykırı karar verir veya vakıaları yanlış tespit ederse, ortaya maddi vakıaya ilişkin bir istinaf sebebi çıkar (Murat Atalı, s. 738). Maddi vakıalar bakımından istinaf sebepleri ile bağlılık her hâlükârda geçerlidir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
7. Kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık açısından, ileri sürülen istinaf sebebinin hukuka aykırılık teşkil etmesi durumunda da açıkça bir düzenleme yapmamıştır. Bilindiği üzere hukuka aykırılık, usul hukukunun veya maddi hukukun uygulanmasında yanlışlık yapılması şeklinde iki türlü karşımıza çıkar. Hukuki denetim yapılan temyiz kanun yolunda, bozma sebeplerinin gösterildiği 6100 sayılı Kanun'un 371/1-a bendinde hüküm altına alınan "hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması" şeklindeki bozma sebebi doğrudan maddi hukuka işaret etmektedir. Maddi hukuk kurallarına aykırılık, somut olayda uygulanması gereken maddi hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya yanlış ya da eksik uygulanması şeklinde gerçekleşebilir. Böyle bir durumda hâkim esasen, hukuki nitelendirme faaliyetinde yanlışlık yapmıştır. Yukarıda 2. paragrafta açıkça belirtildiği üzere; hâkim, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür (HMK md. 33). Her hukuk kuralı; düzenlediği hukuki durum, ilişki veya işleme ait belirli koşul vakıaları içerir. Uyuşmazlığın o hukuk kuralı ile çözülebilmesi için somut olaydaki vakıaların, hukuk kuralının unsur vakıaları ile örtüşmesi gerekir. Hukuk kuralı, bu koşullar gerçekleşmediği hâlde somut olaya uygulanırsa bir altlama diğer bir ifade ile hukuki nitelendirme hatası yapılmış olur. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğu durumlarda, hâkimin hukuku resen uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilmiş olsa da, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapar ve istinaf sebepleri ile bağlılık burada geçerli olmaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
8. Usul hukukuna, diğer bir ifade ile yargılama kurallarına ilişkin bir yanlışlık yapıldığına yönelik istinaf sebebinde ise doğrudan "istinaf sebebi ile bağlılık geçerli değildir" yargısına varılamaz. Bilindiği üzere; karara etki eden usul hataları bakımından öteden beri hukukumuzda mutlak ve nispi temyiz sebepleri şeklinde ikili bir ayrım yapılmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete girmesinden sonra bu sebeplerin, mutlak ve nispi istinaf sebepleri olarak ifade edilmesi gerektiği şüphesizdir. Mutlak sebepler bakımından; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-(b) ve (c) bentleri ile istinafta duruşma yapılmadan verilecek kararları düzenleyen ve özellikle usuli sebepleri içeren 353/1. maddesinin (a) bendi yol göstericidir. Yargılama kurallarına aykırılık, mutlak istinaf sebebi şeklinde ise ilk derece mahkemesi hükmünü etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın bu şekildeki istinaf sebepleri belirtilmese dahi, bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınması gereken önemli ve ağır usul hatalarıdır (Ramazan Arslan/Ejder Yılmaz/Sema Taşpınar Ayvaz/Emel Hanağası, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 642).
9. Usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebebi olmayan diğer yargılama hataları nispi istinaf sebebi olarak ifade edilmektedir. Bu konuda; bozma sebepleri arasında sayılan ve aynı zamanda istinaf sebebi olarak kabul edilen 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olması sonucunu doğuran ne var ki mutlak sayılmayan sair tüm usul ihlâlleri, nispi istinaf sebebi olarak kabul edilir. Bu tür usul hatalarının istinaf sebebi olarak kabul edilebilmesi için ilgili usuli hatanın mahkemenin kararını etkilemiş olduğu veya bunun muhtemel bulunduğu (illiyet bağının varlığı) ortaya konulmalıdır (Murat Atalı/İbrahim Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 614). Diğer bir ifade ile yargılama kurallarına aykırılık teşkil eden ilk derece mahkemesi kararına karşı, nispi istinaf sebebi niteliğindeki bir sebebe dayanan taraf, bu sebebi belirtmek ve ayrıca bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini de açıklamak zorundadır. Bölge adliye mahkemesi bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz veya bu bağlantıyı kendisi kuramaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
10. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında eldeki davaya gelince; tarafların 11.05.1993 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, davacı erkek tarafından kanser hastası olmasına rağmen eşinin kendisine bakmadığı ve evden kovduğu, hakaret ve küfür ettiği iddialarıyla 4721 sayılı Kanun'un 166/1. maddesi uyarınca boşanma davası açıldığı, dava ve cevaba cevap dilekçeleri incelendiğinde tanık deliline dayanmadığı anlaşılmıştır.
11. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde; 26.12.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında hazır bulunan taraflara 1 numaralı ara karar ile "HMK'nın 194. maddesi uyarınca taraflara tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu somutlaştırarak iki haftalık kesin süre içinde yazılı olarak bildirmeleri" hususunda karar verildiği, bunun üzerine davacı vekili tarafından 05.01.2018 tarihli dilekçe ile delil ve tanık listesi sunulduğu, devam eden 27.03.2018 tarihli duruşmada her iki taraf vekili ile davacı asılın hazır bulunduğu ve davacı tanıkları Nazile Y., Döndü A. ve Kıymet İ.'in dinlendiği, Mahkemece tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin davalı vekilinden sorulması üzerine vekilin "Dinlenen tanık beyanlarında aleyhe hususları kabul etmiyoruz yazılı olarak beyanda bulunacağız bizde tanıklarımızı gelecek celse hazır edeceğiz tedbir nafakasına yönelik talebimizi tekrarlıyoruz" şeklinde beyanda bulunduğu ne var ki davacı tarafından usulüne uygun şekilde tanık deliline dayanılmadığına ilişkin bir itirazın ileri sürülmediği, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği son celse olan 07.05.2019 tarihli duruşmada yine taraf vekilleri ile davacı asılın hazır bulunduğu, davalı vekilinin söz alarak "Öncelikle davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz, davanın ispat edilemediği kanaatindeyiz, olayların bu noktaya gelmesinde davacı taraf kusurludur, kimse kendi kusuruna dayanak hak ve menfaat istemeyemez, dolayısıyla davanın bu sebeplerle reddine karar verilmesini talep ediyoruz, tarafların yirmibeş yıllık evliliği boyunca sorunları olmadı, sorunun maddi sebeplere dayalı olduğu ortaya çıkmıştır, müvekkil boşanmak istemiyor, mahkeme aksi kanaatte ise akçalı taleplerimizin hüküm altına alınmasını talep ediyoruz" dediği görülmüştür.
12. Davalı vekili, 10.06.2019 tarihli istinaf dilekçesinde ise; dinlenen tanıklardan ikisinin davacının kızları olması nedeniyle yanlı beyanda bulunduğu, diğer tanığın ifadesinin de duyuma dayalı olduğundan hükme esas alınamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Gerçekten de İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde davacı tarafından tanık deliline usulüne uygun şekilde dayanılmadığı hâlde, davacı tarafa süre verilerek tanık listesi sunmasının sağlandığı ve dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verildiği ortadadır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmiştir. Ne var ki bu husus yukarıda 9. paragrafta ayrıntıları ile açıklanan usule ilişkin nispi bir istinaf sebebidir. Mahkemece dinlenen tanıklara karşı davalı tarafından yargılamanın hiç bir aşamasında itiraz edilmediği gibi, yapılan usuli hata istinaf dilekçesinde açıkça belirtilmemiş, usul hukukuna dayanan istinaf sebebinin karara ne şekilde etki ettiği açıklanmamıştır. Böyle olunca tarafların ileri sürmüş olduğu usule ilişkin nispi istinaf sebepleri ile bağlı olan Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen husus gözetilmeksizin verilen direnme kararı, usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerekmiştir.
14. Ne var ki Özel Daire bozma kararı incelendiğinde, davalı tarafın "eşinin hastalığı sürecinde onunla ilgilenmeyen sağ kalan kadın eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğu" tespitine karar verildiği, oysaki Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemelerde gerekçeye uygun olarak davalının kusurlu olup olmadığına yönelik henüz bir değerlendirme yapılmadığı, böyle olunca direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiğine karar verilmiştir.
15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı mirasçı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

