TANIKLAR, HMK 243 VE DEVAMI MADDELERİ GEREĞİNCE TEKRAR DURUŞMAYA ÇAĞRILARAK MİRASBIRAKANIN TEMLİKTEKİ GERÇEK İRADESİ AÇIK VE TEREDDÜTE YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE SAPTANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/1767
Karar No : 2025/2567
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24.01.2024
SAYISI : 2024/65 E., 2024/217 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar; davalıların bir kısmının kardeşleri, bir kısmının da ölü kardeşlerinin mirasçıları olduğunu, kök muris babaları Mevlüt K.'ın 2012 yılında vefat ettiğini, babaları öldükten sonra kardeşlerinden, babalarından gelen miras hakkı için hiçbir ses çıkmadığını, tapu müdürlüğünden babalarının adına kayıtlı hiçbir gayrimenkul olmadığını yeni öğrendiklerini, babalarının kendilerinden mal kaçırmak amacı ile elindeki yerlerin tapu kayıtlarını ölmeden önce davalı olarak gösterdikleri erkek çocuklarına ve erkek torunlarına verdiğini veya kadastro geçerken vermiş olabileceğini, verilme amacının kızlarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, miras paylarının saklı kaldığını, davalıların halen ve fiilen kullandıkları tüm taşınmazların babalarından gelen, babalarına ait taşınmazlar olduğunu, babalarına da dedelerinden geldiğini, davalıların dışarıdan 3. kişilerden arazi satın alma durumlarının olmadığını ileri sürerek davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan tüm taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar Ali, Ramazan, Haydar, Cezmi, Veysel, Kıymet, Yasin, Safiye, Ercan ve Sami K. cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler içinde açılmadığını, 132 ada 19 parsel haricindeki tüm taşınmazların davalılar üzerine ayrı ayrı kadastro çalışmaları ile tespitinin yapıldığını, dava konusu taşınmazları babalarının, sağlığında evlatlarına paylaştırdığını ve 35-40 yıldır bu taşınmazları kullandıklarını, 1995 yılında kadastro geçtiğinde taşınmazların kendileri ve murisleri Bayram, Kadir ve Yaşar K. adlarına tespit yapıldığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi muvazaanın söz konusu olmadığını, muris muvazaasının olabilmesi için tapuda resmi bir işlemin olması gerektiğini, bundan dolayı muvazaa iddiası ile dava açılmasının mümkün olmadığını, muris Mevlüt K.'in dava konusu taşınmazların kadastro tespiti çalışmaları sırasında henüz ölmediğini, 35-40 yıl önce kardeşler arasında babaları muris Mevlüt'ün sağlığında rızai taksim yaptıklarını ve 1995 yılında yapılan kadastro tespit çalışmalarında da babaları muris Mevlüt'ün beyanı ile taşınmazların üzerlerine tespitinin yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazlardan Ordu ili, Çaybaşı ilçesi, İlküvez Taşkesiği Mahallesi 116 ada 34 parsel ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların evveliyatta Azmi K.'e ait olup davalı Ali K. tarafından satın alındığı, iş bu taşınmazların evveliyatının muris Mevlüt K.'ten gelmediği dolayısıyla davacıların bu taşınmazlara yönelik taleplerinin reddi gerektiği; davalı Kıymet Kaya taşınmazlarda hak sahibi olmadığından bu davalı yönünden davanın pasif husumet yönünden reddi gerektiği; dava konusu diğer taşınmazların ise davalılar adına tapu kayıtlarının oluşmasının dayanağının müşterek miras bırakanın tapulama sırasında tapulama teknisyeni huzurunda verdiği ve imzası tahtında tapulama tutanağına alınan bu yerlerin davalılar adına tespitine muvafakatini içeren tek taraflı beyanı olması gözetildiğinde, dava konusu bu taşınmazların davalılara devrini sağlayan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı, başka bir anlatımla çekişme konusu taşınmazlarda mirasbırakan tarafından tapu sicil memuru önünde yapılan temliki bir işlem bulunmadığından anılan İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gerekçesiyle davanın tümden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içeriğine, toplanan delillere, muvazaa iddiasının TMK 6 ve HMK 190. maddeleri gereği ispatlanamamasına, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde ve hükmün fer'ilerinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacılar vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Zekiye G. vekili ile davacı Yadigar K. vekili ayrı ayrı temyiz dilekçesi ile; dava konusu taşınmazların büyük çoğunluğunun kadastro işlemleri sırasında muris tarafından erkek çocuk olan altsoylarına satış suretiyle devredildiğini, murisin mal kaçırma amacı güttüğünü, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığı gibi, davalıların taşınmazların bedelini ödeme gücü de olmadığını, ayrıca davacı müvekkilinin babası olan muris Mevlüt'ün tüm malvarlığını sattıktan sonra hiçbir mal edinmemesi ve uzun zaman satış suretiyle devrettiği iddia olunan yerleri kullanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, muris muvazaası iddiasına dayalı davaların terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceğini, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağını ve muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da bir zamanın geçmesi ile görünürdeki batıl işlemin geçerli hale gelmeyeceğini, davanın muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası olduğu göz önünde bulundurulduğunda herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceğini, keşifte dinlenen tanıklar ve bir kısım davalılar tarafından açıkça beyan edildiği üzere dava konusu taşınmazlar muristen gelme taşınmazlar olup 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı kanaatinin hukuka aykırı olduğunu, murisin mirasını mirasçıları arasında makul oranlarda paylaştırmadığı ve herhangi bir denkleştirme de yapmadığı sabit olduğundan, murisin muvazaalı bir şekilde dava konusu tüm taşınmazlar yönünden, davacı müvekkilinden mal kaçırma gayesiyle hareket ettiğinin açıkça ortada olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan Mevlüt K.'in 02.12.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları Yadigar ve Zekiye, davalı oğulları Ali, Haydar, Cezmi, Sami, Ramazan, davalı torunları Ercan, Sedat, Veysel, Murat ile dava dışı mirasçılarının kaldığı,
- dava konusu Ordu ili, Çaybaşı ilçesi, İlküvez Taşkesiği Mahallesi 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların senetsizden 18.11.1993 tarihinde Ali K. adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği, taşınmazların evveliyatta Azmi K. isimli şahsa ait olup Ali K. tarafından satın alındığı, bu taşınmazların evveliyatının muris Mevlüt K.'ten gelmediği,
- dava konusu 130 ada 3 parsel sayılı taşınmazın senetsizden 18.11.1993 tarihli kadastro tespit çalışmalarında 1982 yılında Mevlüt K.'in haricen ve rızaen satması sebebiyle Cezmi K. adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 131 ada 6, 7, 9, 10, 12 ve 13 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Haziran 1974 tarih 27 sıra numarada Habip oğlu Hasan Ertekin adına kayıtlı iken 1962 yılında tüm hissesini Ali evlatları Mevlüt, Dursun ve Mehmet K.'lere haricen, rızaen ve bedeli mukabilinde sattığı, muris Ali oğlu Mevlüt K.'in ise adına isabet eden parsellerden 6 ve 13 parsel sayılı taşınmazları Bayram K.'e, 7 ve 12 parsel sayılı taşınmazları Kadir K.'e, 9 parsel sayılı taşınmazı Ali K.'e, 10 parsel sayılı taşınmazı ise Cezmi K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1987 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 30.09.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 132 ada 14, 15, 16, 17, 19, 20, 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Mayıs 1972 tarih 23 sıra numarada kayıtlı iken; muris Ali oğlu Mevlüt K.'in 19 sayılı parseli kendi uhdesinde bırakarak 14 ve 17 parsel sayılı taşınmazları Ramazan K.'e, 16 parsel sayılı taşınmazı Yaşar K.'e, 20 parsel sayılı taşınmazı Yaşar ve Ramazan K.'lere, 25 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e, 26 parsel sayılı taşınmazı ise Ali K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1985 yılında satması, 15 parsel sayılı taşınmazı Sami ve Şaziye K.'lere 1984 yılında hibe etmesi sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 18.11.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 140 ada 8, 10, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris Mevlüt K.'in 140 ada 8 parsel sayılı taşınmazı Ali K.'e, 10 parsel sayılı taşınmazı Cezmi K.'e, 24 parsel sayılı taşınmazı Bayram K.'e ve 25 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1986 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 28.07.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 206 ada 17, 18, 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris Mevlüt K.'in 206 ada 17 parsel sayılı taşınmazı Ali, Cezmi, Haydar, Kadir K.'lere, 18 parsel sayılı taşınmazın Bayram K.'e, 20 parsel sayılı taşınmazı Ramazan, Sami, Şaziye (edinme sebebi hibe), Yaşar K.'lere ve 21 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 07.05.1992 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- Dairemizin eksikliğin giderilmesi yolu ile celp ettiği kayıtlardan; murisin kendi uhdesinde bıraktığı 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu Sami'ye temlik edildiği, davalı Sami'nin söz konusu taşınmazın 197/2400 payını uhdesinde bırakarak 2203/2400 payını 11.03.2011 tarihinde satış yolu ile Ali A. isimli şahsa devrettiği, bu şahsın adına kayıtlı payı 22.06.2017 tarihli satış işlemi ile Sezer K.'e, onun da bir kısım payı uhdesinde bırakıp bir kısım payı yargılama aşamasında HMK'nın 125. maddesi gereğince davaya dahil edilen Korkmaz K.'e devrettiği, taşınmazın son hali ile paylı halde Sami, Sezer ve Korkmaz K. adlarına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava konusu 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların mirasbırakanla hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülmekle ve dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaz hariç diğer çekişmeli taşınmazların mülkiyetinin davalılara devrini sağlayacak bir sözleşme mevcut olmayıp tescil isteği niteliğinde bulunan ve tapulama teknisyeni huzurunda yapılan tek taraflı bir tescile muvafakat beyanının bulunduğu ve taşınmazların bu beyanlar neticesinde davalılar adlarına tespit gördüğü anlaşılmakla, bu taşınmazlar yönünden muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek anılan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik yoktur. Davacılar vekilinin bu yönlere ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (BK madde 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına Yasa'nın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK madde 614).
Bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK madde 19). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde mirasbırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; murisin adına kayıtlı dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazını 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu Sami'ye temlik ettiği görülmekte ise de Mahkemece bu konuda araştırma ve inceleme yapılmadığı, tanıkların ölünceye kadar bakım akdi hakkında dinlenmediği, eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilerek yazılı şekilde hüküm kurulduğu görülmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca gerekli araştırma ve incelemenin eksiksiz yapılması, mirasbırakanın akit ve ölüm tarihindeki terekesinin tamamının belirlenmesi, çekişme konusu taşınmazlardan başka taşınmazının bulunup bulunmadığının araştırılması, tanıkların HMK'nın 243. vd. maddeleri gereğince tekrar duruşmaya çağrılarak usulünce ölünceye kadar bakım akdi hususunda dinlenmesi, tanıklardan bu konuda beyanlarının sorulması, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın temlikteki gerçek iradesinin açık ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde saptanması, çekişmeli taşınmazın muvazaalı olarak devredildiğinin tespit edilmesi halinde taşınmazda sonradan pay edinen kişilerin durumunun TMK'nın 1023. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken anılan hususların göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz eden davacıların adli yardım talepleri İlk Derece Mahkemesince kabul edilmiş olup harç yatırılmadığından, aşağıda yazılı 397,80'er TL temyiz başvuru harcı ile 615,40'ar TL onama harcının temyiz eden davacılardan ayrı ayrı alınmasına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Tümer Türkeş Genç Fikret Demir Metin Tepe Yakup Moğul İsmail Uçar
TANIKLAR, HMK 243 VE DEVAMI MADDELERİ GEREĞİNCE TEKRAR DURUŞMAYA ÇAĞRILARAK MİRASBIRAKANIN TEMLİKTEKİ GERÇEK İRADESİ AÇIK VE TEREDDÜTE YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE SAPTANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/1767
Karar No : 2025/2567
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24.01.2024
SAYISI : 2024/65 E., 2024/217 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar; davalıların bir kısmının kardeşleri, bir kısmının da ölü kardeşlerinin mirasçıları olduğunu, kök muris babaları Mevlüt K.'ın 2012 yılında vefat ettiğini, babaları öldükten sonra kardeşlerinden, babalarından gelen miras hakkı için hiçbir ses çıkmadığını, tapu müdürlüğünden babalarının adına kayıtlı hiçbir gayrimenkul olmadığını yeni öğrendiklerini, babalarının kendilerinden mal kaçırmak amacı ile elindeki yerlerin tapu kayıtlarını ölmeden önce davalı olarak gösterdikleri erkek çocuklarına ve erkek torunlarına verdiğini veya kadastro geçerken vermiş olabileceğini, verilme amacının kızlarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, miras paylarının saklı kaldığını, davalıların halen ve fiilen kullandıkları tüm taşınmazların babalarından gelen, babalarına ait taşınmazlar olduğunu, babalarına da dedelerinden geldiğini, davalıların dışarıdan 3. kişilerden arazi satın alma durumlarının olmadığını ileri sürerek davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan tüm taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar Ali, Ramazan, Haydar, Cezmi, Veysel, Kıymet, Yasin, Safiye, Ercan ve Sami K. cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler içinde açılmadığını, 132 ada 19 parsel haricindeki tüm taşınmazların davalılar üzerine ayrı ayrı kadastro çalışmaları ile tespitinin yapıldığını, dava konusu taşınmazları babalarının, sağlığında evlatlarına paylaştırdığını ve 35-40 yıldır bu taşınmazları kullandıklarını, 1995 yılında kadastro geçtiğinde taşınmazların kendileri ve murisleri Bayram, Kadir ve Yaşar K. adlarına tespit yapıldığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi muvazaanın söz konusu olmadığını, muris muvazaasının olabilmesi için tapuda resmi bir işlemin olması gerektiğini, bundan dolayı muvazaa iddiası ile dava açılmasının mümkün olmadığını, muris Mevlüt K.'in dava konusu taşınmazların kadastro tespiti çalışmaları sırasında henüz ölmediğini, 35-40 yıl önce kardeşler arasında babaları muris Mevlüt'ün sağlığında rızai taksim yaptıklarını ve 1995 yılında yapılan kadastro tespit çalışmalarında da babaları muris Mevlüt'ün beyanı ile taşınmazların üzerlerine tespitinin yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazlardan Ordu ili, Çaybaşı ilçesi, İlküvez Taşkesiği Mahallesi 116 ada 34 parsel ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların evveliyatta Azmi K.'e ait olup davalı Ali K. tarafından satın alındığı, iş bu taşınmazların evveliyatının muris Mevlüt K.'ten gelmediği dolayısıyla davacıların bu taşınmazlara yönelik taleplerinin reddi gerektiği; davalı Kıymet Kaya taşınmazlarda hak sahibi olmadığından bu davalı yönünden davanın pasif husumet yönünden reddi gerektiği; dava konusu diğer taşınmazların ise davalılar adına tapu kayıtlarının oluşmasının dayanağının müşterek miras bırakanın tapulama sırasında tapulama teknisyeni huzurunda verdiği ve imzası tahtında tapulama tutanağına alınan bu yerlerin davalılar adına tespitine muvafakatini içeren tek taraflı beyanı olması gözetildiğinde, dava konusu bu taşınmazların davalılara devrini sağlayan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı, başka bir anlatımla çekişme konusu taşınmazlarda mirasbırakan tarafından tapu sicil memuru önünde yapılan temliki bir işlem bulunmadığından anılan İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gerekçesiyle davanın tümden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içeriğine, toplanan delillere, muvazaa iddiasının TMK 6 ve HMK 190. maddeleri gereği ispatlanamamasına, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde ve hükmün fer'ilerinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacılar vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Zekiye G. vekili ile davacı Yadigar K. vekili ayrı ayrı temyiz dilekçesi ile; dava konusu taşınmazların büyük çoğunluğunun kadastro işlemleri sırasında muris tarafından erkek çocuk olan altsoylarına satış suretiyle devredildiğini, murisin mal kaçırma amacı güttüğünü, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığı gibi, davalıların taşınmazların bedelini ödeme gücü de olmadığını, ayrıca davacı müvekkilinin babası olan muris Mevlüt'ün tüm malvarlığını sattıktan sonra hiçbir mal edinmemesi ve uzun zaman satış suretiyle devrettiği iddia olunan yerleri kullanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, muris muvazaası iddiasına dayalı davaların terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceğini, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağını ve muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da bir zamanın geçmesi ile görünürdeki batıl işlemin geçerli hale gelmeyeceğini, davanın muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası olduğu göz önünde bulundurulduğunda herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceğini, keşifte dinlenen tanıklar ve bir kısım davalılar tarafından açıkça beyan edildiği üzere dava konusu taşınmazlar muristen gelme taşınmazlar olup 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı kanaatinin hukuka aykırı olduğunu, murisin mirasını mirasçıları arasında makul oranlarda paylaştırmadığı ve herhangi bir denkleştirme de yapmadığı sabit olduğundan, murisin muvazaalı bir şekilde dava konusu tüm taşınmazlar yönünden, davacı müvekkilinden mal kaçırma gayesiyle hareket ettiğinin açıkça ortada olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan Mevlüt K.'in 02.12.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları Yadigar ve Zekiye, davalı oğulları Ali, Haydar, Cezmi, Sami, Ramazan, davalı torunları Ercan, Sedat, Veysel, Murat ile dava dışı mirasçılarının kaldığı,
- dava konusu Ordu ili, Çaybaşı ilçesi, İlküvez Taşkesiği Mahallesi 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların senetsizden 18.11.1993 tarihinde Ali K. adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği, taşınmazların evveliyatta Azmi K. isimli şahsa ait olup Ali K. tarafından satın alındığı, bu taşınmazların evveliyatının muris Mevlüt K.'ten gelmediği,
- dava konusu 130 ada 3 parsel sayılı taşınmazın senetsizden 18.11.1993 tarihli kadastro tespit çalışmalarında 1982 yılında Mevlüt K.'in haricen ve rızaen satması sebebiyle Cezmi K. adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 131 ada 6, 7, 9, 10, 12 ve 13 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Haziran 1974 tarih 27 sıra numarada Habip oğlu Hasan Ertekin adına kayıtlı iken 1962 yılında tüm hissesini Ali evlatları Mevlüt, Dursun ve Mehmet K.'lere haricen, rızaen ve bedeli mukabilinde sattığı, muris Ali oğlu Mevlüt K.'in ise adına isabet eden parsellerden 6 ve 13 parsel sayılı taşınmazları Bayram K.'e, 7 ve 12 parsel sayılı taşınmazları Kadir K.'e, 9 parsel sayılı taşınmazı Ali K.'e, 10 parsel sayılı taşınmazı ise Cezmi K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1987 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 30.09.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 132 ada 14, 15, 16, 17, 19, 20, 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Mayıs 1972 tarih 23 sıra numarada kayıtlı iken; muris Ali oğlu Mevlüt K.'in 19 sayılı parseli kendi uhdesinde bırakarak 14 ve 17 parsel sayılı taşınmazları Ramazan K.'e, 16 parsel sayılı taşınmazı Yaşar K.'e, 20 parsel sayılı taşınmazı Yaşar ve Ramazan K.'lere, 25 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e, 26 parsel sayılı taşınmazı ise Ali K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1985 yılında satması, 15 parsel sayılı taşınmazı Sami ve Şaziye K.'lere 1984 yılında hibe etmesi sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 18.11.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 140 ada 8, 10, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris Mevlüt K.'in 140 ada 8 parsel sayılı taşınmazı Ali K.'e, 10 parsel sayılı taşınmazı Cezmi K.'e, 24 parsel sayılı taşınmazı Bayram K.'e ve 25 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1986 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 28.07.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 206 ada 17, 18, 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris Mevlüt K.'in 206 ada 17 parsel sayılı taşınmazı Ali, Cezmi, Haydar, Kadir K.'lere, 18 parsel sayılı taşınmazın Bayram K.'e, 20 parsel sayılı taşınmazı Ramazan, Sami, Şaziye (edinme sebebi hibe), Yaşar K.'lere ve 21 parsel sayılı taşınmazı Kadir K.'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 07.05.1992 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- Dairemizin eksikliğin giderilmesi yolu ile celp ettiği kayıtlardan; murisin kendi uhdesinde bıraktığı 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu Sami'ye temlik edildiği, davalı Sami'nin söz konusu taşınmazın 197/2400 payını uhdesinde bırakarak 2203/2400 payını 11.03.2011 tarihinde satış yolu ile Ali A. isimli şahsa devrettiği, bu şahsın adına kayıtlı payı 22.06.2017 tarihli satış işlemi ile Sezer K.'e, onun da bir kısım payı uhdesinde bırakıp bir kısım payı yargılama aşamasında HMK'nın 125. maddesi gereğince davaya dahil edilen Korkmaz K.'e devrettiği, taşınmazın son hali ile paylı halde Sami, Sezer ve Korkmaz K. adlarına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava konusu 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların mirasbırakanla hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülmekle ve dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaz hariç diğer çekişmeli taşınmazların mülkiyetinin davalılara devrini sağlayacak bir sözleşme mevcut olmayıp tescil isteği niteliğinde bulunan ve tapulama teknisyeni huzurunda yapılan tek taraflı bir tescile muvafakat beyanının bulunduğu ve taşınmazların bu beyanlar neticesinde davalılar adlarına tespit gördüğü anlaşılmakla, bu taşınmazlar yönünden muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek anılan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik yoktur. Davacılar vekilinin bu yönlere ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (BK madde 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına Yasa'nın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK madde 614).
Bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK madde 19). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde mirasbırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; murisin adına kayıtlı dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazını 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu Sami'ye temlik ettiği görülmekte ise de Mahkemece bu konuda araştırma ve inceleme yapılmadığı, tanıkların ölünceye kadar bakım akdi hakkında dinlenmediği, eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilerek yazılı şekilde hüküm kurulduğu görülmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca gerekli araştırma ve incelemenin eksiksiz yapılması, mirasbırakanın akit ve ölüm tarihindeki terekesinin tamamının belirlenmesi, çekişme konusu taşınmazlardan başka taşınmazının bulunup bulunmadığının araştırılması, tanıkların HMK'nın 243. vd. maddeleri gereğince tekrar duruşmaya çağrılarak usulünce ölünceye kadar bakım akdi hususunda dinlenmesi, tanıklardan bu konuda beyanlarının sorulması, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın temlikteki gerçek iradesinin açık ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde saptanması, çekişmeli taşınmazın muvazaalı olarak devredildiğinin tespit edilmesi halinde taşınmazda sonradan pay edinen kişilerin durumunun TMK'nın 1023. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken anılan hususların göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz eden davacıların adli yardım talepleri İlk Derece Mahkemesince kabul edilmiş olup harç yatırılmadığından, aşağıda yazılı 397,80'er TL temyiz başvuru harcı ile 615,40'ar TL onama harcının temyiz eden davacılardan ayrı ayrı alınmasına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Tümer Türkeş Genç Fikret Demir Metin Tepe Yakup Moğul İsmail Uçar

