
TANINMASI VE TENFİZİ İSTENEN KARAR, MAHKEMENİN KENDİ USUL KURALLARINA GÖRE VASİYETİN AÇILMASI İŞLEMİ NİTELİĞİNDE OLUP MAHKEME KARARI OLMADIĞINDAN KESİNLEŞTİRİLEMEZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/7-1038
Karar No : 2024/538
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12.04.2023
SAYISI : 2022/432 E., 2023/134 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 03.11.2022 tarihli ve 2021/5683 Esas,
2022/6587 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tanıma tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; Frankfurt am Main Noteri Dr. Manfred Rack’ın huzurunda düzenlenen 30.12.2003 tarihli vasiyetnamenin açılıp okunmasını ve terekede gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 26.06.2019 tarihli celsede ise davanın tanıma tenfiz davası olarak ıslahını talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Mirasçılar Aşkın M. ve Tülin E. vekili duruşmalardaki beyanlarında; davanın vasiyetnamenin açılması şeklinde açıldığını, ancak duruşmada tenfiz davası olduğunun beyan edildiğini, bunu kabul etmediklerini, vasiyetnamenin iptali davası açacaklarını, murisin yerleşim yeri olmaması sebebiyle mal varlığının bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğunu savunmuştur.
2. Bir kısım mirasçılar vekili duruşmalardaki beyanlarında; davanın kabulüne karar verilmesini, kesin yetki itirazını kabul etmediklerini beyan etmiştir.
3. Lehine vasiyet yapılan Tamer A. cevap dilekçesinde, vasiyetnameye ve davaya herhangi bir itirazının bulunmadığını beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece (Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi) Mahkemesinin 26.06.2019 tarih ve 2018/48 Esas, 2019/680 Karar sayılı kararı ile; davacı vekili tarafından talebin tanıma ve tenfize ilişkin olduğunun son celse beyan edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde başvurulması hâlinde dosyanın görevli ve yetkili Trabzon Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Karar taraflarca istinaf edilmiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesince 1. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. Davacı vekilinin talebi üzerine dosyanın gönderildiği Trabzon Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.11.2020 tarihli ve 2020/324 Esas, 2020/649 Karar sayılı kararı ile; vasiyetnamenin açılıp okunmasının nizalı bir yargılamaya ilişkin olmasa da nihayetinde vasiyetnamenin açılıp okunduğunu tespit eden bir karar olduğu gerekçesiyle, vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 18.01.2018 tarih 51 IV 133704/90 M dosya numaralı "ihtilafsız kararının" tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2021 tarihli ve 2021/868 Esas, 2021/998 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''... mahkemece tanınmasına karar verilen adli memur tarafından düzenlenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın, davacı Birgün Meral tarafından kesinleştirilmesi talep edilmesi üzerine; mahkeme tarafından verilen 24.04.2018 tarihli çeviri cevabında, tasdikli vasiyetname suretini ve açılış protokolünün iade edildiğini, açılış protokol ile vasiyetnameye kesinleşme verilemeyeceği, sadece mahkemece verilmiş kararlara kesinleşme şerhi uygulanacağı, vasiyetin açılması işlemi mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı bildirilmiştir.
6.3.2. MÖHUK 50. maddesine göre bir mahkeme kararının tanınabilmesi için kararı veren mahkemenin sıfatına veya isme göre değil, kararın hükümlerinin taşıdığı niteliğe göre tespit yapılması, diğer yandan yabancı bir kararın, mahkeme kararı olup olmadığı o kararı veren ülkenin hukukuna göre tayin edilmesi gerekir.(ŞANLI Cemal/ESEN Emre/ATAMAN FİGENMEŞE İnci, Milletlerarası Özel Hukuk, 8. Bası, İstanbul, 2020, syf 565) Bu vasıflandırmayı yaparken verilen kararın mahkeme hükmü vasfı yeterli olmayıp, kararın o ülkenin hukukuna göre mahkeme hükmü niteliğinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Nitekim, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M dosyası üzerinden 24.04.2018 tarihinde verilen cevapta, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın mahkemece verilen bir karar olmadığı, açılış protokolü niteliğinde olduğu, mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme şerhi de verilemeyeceği belirtilmiştir. O halde tanınması istenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın verildiği ülke hukukuna göre bir mahkeme kararı olmadığı açıktır. İlk derece mahkemesince bu hususun göz ardı edilerek davanın kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi doğru değildir.
Bir an için Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın tanınabilecek bir mahkeme hükmü olduğu düşünülse dahi, yabancı kararın tanınması için kesinleşmiş olması, MÖHUK 53/b maddesine göre ise de yabancı kararın kesinleştiğine ilişkin davacının kesinleşme şerhi veya belgesinin dava dilekçesine eklemesi gerekmektedir. Davacı tarafından, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararının kesinleştiğine ilişkin bir ispat vasıtası sunmadığı gibi, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M dosyası üzerinden 24.04.2018 tarihinde verilen cevapta; açılış protokolüne kesinleşme şerhi verilemeyeceği belirtilmiş olduğundan, kararın o ülke hukukuna göre kesinleştirilemeyeceği de açıktır. Bu bakımdan da, tanınması istenen yabancı kararın MÖHUK 50. maddesinde öngörülen tanıma ve tenfizin ön koşullarından biri olan yabancı kararın verildiği devlet hukukunca kesinleşmiş olması şartını da ihtiva etmediği açıktır.
Yukarıda açıklanan hususlar ışığında, öncelikle tanıması istenen yabancı kararın açılış protokolüne ilişkin olduğu, bir mahkeme kararı olmadığı dolayısıyla MÖHUK 50. maddesinde öngörülen şartları taşımadığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği,..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki kararda yer alan gerekçenin yanında, Almanya mahkemesinin "bu bir mahkeme kararı değildir" şeklindeki tespitini taraflar arasındaki nizalı bir işe dair karar olmadığı şeklinde kabul etmek gerektiği, vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine ilişkin mahkeme kararının niza içermemesine rağmen dış dünyada bir etki yaratabilmesi için yapılması zorunlu bir mahkeme kararı olmakla ihtilafsız mahkeme kararlarının Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 nci maddesinde ön şart olarak belirtilen "kesinleşmiş ilam"ın istisnası olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, yargılamaya konu kararın ilâm niteliğinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi kararının ikinci bendinde vasiyetin okunduğuna ilişkin ifadenin yer almasının hatalı olduğunu, Trabzon Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yabancı ülkede açılıp okunan vasiyetnamenin Türk mahkemelerinde tanınması ve tenfizi için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 ilâ 59 uncu maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Davaya konu istem, yabancı ülkede düzenlenip yine aynı ülkede açılan vasiyetnamenin tanınması ve tenfizine ilişkin bulunmakla öncelikle, buna ilişkin yasal düzenleme ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
2. Devletlerin egemenliklerine ilişkin düşüncelerinin sonucu olarak mahkeme kararları etkisini diğer bir ülkede gösteremez. Bu bağlamda belirli bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanarak başka bir ülkedeki icra organları doğrudan harekete geçirilemez veya karar o ülke mahkemelerince dikkate alınamaz. Çünkü devletlerin yargı bağımsızlığı, birinin mahkemesi tarafından verilen kararın diğer ülkede zorla icra edilmesine engeldir ve her devlet icra kuvvetini yalnız kendi ülkesinde kullanır. Bu sebeplerden dolayı, dünya üzerindeki devletler diğer bir devlet mahkemesinde alınan kararların kendi ülkelerinde sonuç doğurma şartlarını ve usullerini kendi iç hukuklarında veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlemektedir.
3. Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.
4. Türk Hukuk Lugatında tanıma "Yabancı bir mahkeme ya da hakem kararının ülke içinde kesin hüküm niteliğinde olduğunun kabul edilmesi" şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s.1060).
5. Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Kanun'un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ilâ 57 nci maddeleri arasında "tenfiz", 58 ile 59 uncu maddelerinde ise "tanıma" hükümlerine yer verilmiştir.
6. Bilindiği üzere 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tanıma ve tenfiz şartları; ön koşullar ve esasa ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun'un "Tenfiz kararı" başlıklı 50 nci maddesinin birinci fıkrasında "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir.
7. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için gereken esasa ilişkin şartlar ise 5718 sayılı Kanun'un "Tenfiz Şartları" başlıklı 54 üncü maddesinde "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" şeklindeki hüküm ile düzenleme altına alınmıştır. Buna göre yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerince tenfiz edilebilmesi için ilk olarak hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunması aranır. Ayrıca ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması gerekir. Üçüncü olarak hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve son olarak da kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmasına bakılır.
8. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda incelemede bulunabilir. Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez. Buna "revizyon yasağı" denir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında; “Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına" karar vererek revizyon yasağının Türk hukukunda kabul edildiğini ortaya koymuştur.
9. Her mahkeme kararının kesin delil ve kesin hüküm olmak üzere iki sonucu vardır. Bazı mahkeme kararlarının kesin delil ve kesin hüküm etkisine ek olarak icra kabiliyeti de vardır (Mehmet Köle, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizinde Usul, Dergi Park, s.41). İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.
10. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamasına engel olur. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Maddi anlamda kesin hükmün; taşıdığı niteliği gereği, kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması hâlinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesi şeklinde iki sonucu bulunmaktadır.
11. Doktrinde tanıma, "bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü" olarak tanımlanırken, tenfiz ise "bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı" olarak tanımlanmıştır (Pelin Güven, Tanıma-Tenfiz, Ankara, 2013, s.23-24).
12. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka ifade ile tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; kararın tanınması hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.
13. Tüm bu açıklamalar bağlamında 5718 sayılı Kanun’un 50/1 inci maddesine göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.
14. Şu hâlde “maddi hukuka” ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilâmı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit olunur. Bu durum, gerek milletlerarası alanda gerekse Türk mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukundaki “lex fori” prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tâbi olması prensibinin bir gereğidir.
15. Bu anlamda Türk mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir karar olarak nitelemesi düşünülemeyeceği gibi, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilâmı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim 5718 sayılı Kanun’da tenfiz için 54 üncü maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tâbi olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ilam” niteliğinde kabul edilmeyen bir mahkeme kararını Türk hukukunda yer alan düzenlemelere benzeterek, ilâm olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilâmının, 5718 sayılı Kanun’da sınırlı olarak sayılan şartları taşıması hâlinde tenfize karar verilmesi gerekir.
16. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular (lex fori ilkesi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk usul hukukundan farklı olması Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı “hükümlerin” açıkça Türk kamu düzenini ihlâl edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Bu kapsamda yabancı mahkeme kararlarının alınış sürecindeki usul tenfiz hâkimi tarafından incelenip nazara alınamaz. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralına tâbidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir.
17. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; adli memur tarafından düzenlenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın davacı Birgün Meral tarafından kesinleştirilmesi talep edilmesi üzerine; mahkeme tarafından verilen 24.04.2018 tarihli çeviri cevabında, tasdikli vasiyetname sureti ve açılış protokolünün iade edildiği, açılış protokol ile vasiyetnameye kesinleşme verilemeyeceği, sadece mahkemece verilen ve itiraz edilebilecek kararlara kesinleşme şerhi uygulanacağı, vasiyetin açılması işlemi mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı bildirilmiştir.
18. Bu itibarla tanınması ve tenfizi talep edilen kararın, anılan mahkemenin kendi usul kurallarına göre vasiyetin açılması işlemi niteliğinde olduğu, mahkeme karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı, bu hâliyle 5718 sayılı Kanun'un 50 ve devamındaki maddeleri kapsamında tanımlanan tenfizi kabil bir ilâm niteliğinde olduğu söylenemez.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tenfiz davalarının basit yargılama usulüne tâbi olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının sunulmaması sebebiyle usuli müktesep hakkın ihlâl edildiği; miras davaları Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olduğundan yargılamaya konu kararın tanınması ve tenfizinin talep edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararında açıklanan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olmadığı ve değişik gerekçeyle bozulması gerektiği; vasiyetnamenin açılması işleminin mahkemeye ait bir belge olduğu, kesinleşmesinin aranamayacağı, talebe konu karar tespit hükmü olduğundan, hükümden "okunmasına" ibaresi çıkartılmak suretiyle kararın düzelterek onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
20. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı mirasçı Aşkın M. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373/2 nci maddesi uyarınca kararı veren Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
06.11.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1 inci maddesi, “yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” hükmünü içermektedir.
Tenfiz şartlarının düzenlendiği MÖHUK’nın 54 üncü maddesinde ise;
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk Mahkemelerinde verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması,
b) İlâmın, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması,
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması,
ç) O yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağırılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması düzenlemesi mevcuttur.
MÖHUK 52 nci maddesinde belirtildiği üzere hukuki yararı bulunan herkes yabancı mahkeme ilâmının tanınmasını ve tenfizini isteyebilir.
MÖHUK 55 inci maddesinde ihtilafsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizinin aynı hükme tâbi olduğu, hasımsız ihtilafsız kaza kararlarında tebliğ hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı vekilinin Frankfurt am Main Noteri Dr. Manfred Rack’ın huzurunda 30.12.2023 tarihinde düzenlenen vasiyetnamenin açılmasına ilişkin Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli 51 IV 133704/90 M numaralı kararının tenfizine dair talebinin Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesince kabulüne dair hükmün davalı mirasçı Aşkın M. tarafından istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Hüküm mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece; talebe konu kararın Mahkemece verilen bir karar olmadığı, açılış protokolü niteliğinde olduğu, Mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme şerhi de verilemeyeceğinin cevabi yazıda belirtildiği, kararın verildiği ülke hukukuna göre bir mahkeme kararı olmadığı, MÖHUK 50 nci maddesinde öngörülen şartları taşımadığından davanın reddi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, tanınması talep edilen belgenin bir mahkeme kararı olmadığının kabulü hâlinde, Almanya Devletinin mevzuatına uygun şekilde vasiyetnameyi düzenleyen ve orada vefat eden kişilerin Ülkemizdeki mal varlıklarını yönetim ve paylaşımında anılan vasiyetnamenin hiçbir etkisinin bulunmayacağını da kabul etmek anlamına geleceği, bu sonuca ulaşmanın vasiyetname düzenleyicisinin iradesine uymayacağı, hukuken korunamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Talebin konusunu 18.01.2018 tarihli Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 51 IV 133704/90 M numaralı 25.05.1956 Arsin/Türkiye doğumlu 26.12.2017 tarihinde son asıl ikameti olan Frankfurt am Main’de vefat eden, Nevzat Meral’in vefatına bağlı tasarrufunun açılmasına ilişkin karar teşkil etmekte olup, tutanak ile vefata bağlı tasarruf belgesinin açılıp kapatıldığı tespit edilmiştir.
5718 sayılı MÖHUK’nın 7 nci ve 20 nci maddelerine göre, ölüme bağlı tasarrufların şekli, tasarrufun yapıldığı yer hukukuna, işlemin esasına uygulanan hukuka veya ölenin milli hukukuna tâbidir. Bu üç seçim şekli kuralında amaç, ölenin son arzularının sonucu olan işlemin geçerliliğini sağlamaktır. Kaldı ki, vasiyetnamelerin geçerliliğini sağlamak amacı ile “Vasiyet Tasarruflarının Biçimine İlişkin Kanun Uyuşmazlıkları Konusundaki 05.10.1961 Tarihli Sözleşme”ye Türkiye 1983 yılında taraf olmuştur. Tenfize konu vasiyetnamede tasarrufun yapıldığı yer hukukuna göre yapılmış olup geçerlidir.
Vasiyetnamenin açılması işlemi, Mahkeme çatısı altında ve Mahkeme gözetiminde yapılmış olup, konuya ilişkin yazışmalar da Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi ile yapılmıştır.
Vefata bağlı tasarruf belgesini açanın adli memur olması, belgenin mahkemeye ait bir belge olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Vasiyetnamenin açılmasına ilişkin Frankfurt am Main Mahkemesi tespitinin maddi hukuk bakımından doğruluğunu tenfiz hâkiminin inceleme yetkisi yoktur. Yabancı mahkemenin esasa uyguladığı hukukun Türk kamu düzenine aykırılığı değil, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırılığı değerlendirilerek sonuca varılır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması, ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez (Ömer Uğur Gençcan Miras Hukuku-Genişletilmiş 4. Baskı syf. 808, 809, 815-818).
Frankfurt am Main Tereke Mahkemesinin vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit işlemi o yabancı ülkenin hukukuna göre yapıldığından uygulanan hukuku tartışamayacağımız gibi, tenfizin doğurduğu sonuç da kamu düzenimize aykırı olmayacağından tenfize karar verilmelidir. Yabancı ülkenin hukuk usulü kurallarına göre, bu tespitin kesinleştirilmesi gibi bir usul kuralı ve uygulama yok ise kesinleşmediği ve kesinleşmesi gerektiği gerekçesiyle tenfiz için hâlâ kesinleşmeyi aramak doğru değildir. MÖHUK 50/1 inci maddesinde de yabancı mahkemelerden verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların tenfizi belirtilmektedir. O devlet usul kanununa göre kesinleşme mümkün değilse artık kesinleşmiş olmasını aramak uygun olmayacaktır.
Açılan vasiyetnamenin Almanya ile ilgili kısmının infazının sağlandığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Türkiye ile ilgili kısmının uygulanması tenfiz edilmesine bağlıdır.
Vasiyetnamenin hâkim tarafından değil adli memur tarafından açılmış olması nedeniyle Mahkeme kararı olmadığı, açılış protokolü olduğuna ilişkin Frankfurt Mahkemesince verilen cevabın Alman Usul Hukuku ile ilgili olup, vasiyetnamenin açılmasının doğuracağı hukuki sonuçlar yönünden tenfiz edilebilir bir karar olduğunun kabulü gerekir.
Kimi zaman yasaların lafzi yorumu yerine amaçsal yorum yapmanın uyuşmazlığın çözümüne katkı sunacağı da açıktır.
Vasiyetnamenin açılması çekişmesiz yargı işi olup, tebliğ ve kesinleştirme yapılamayacağı da doğal kabul edilmelidir. Vasiyetnamenin açılması bir tespit hükmü olup, sadece bununla yetinilmesi gerektiği, itiraza uğramadığının da tespitine karar verilemeyeceği, bu kararın vasiyetnamenin tenfizi ve tesciline ilişkin davada değerlendirileceği Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin istikrarlı içtihatlarında belirtilmiştir (Y.3.H.D.’nin 14.09.2009, 12139,13690-15.09.2009 9713,13820-01.06.2010 3382,9673 Esas-Karar no.lu kararları).
Frankfurt am Main Asliye Hukuk-Tereke Mahkemesinin vasiyetnamenin açılmasına ilişkin işleminin mahkeme çatısı altında ve mahkeme gözetiminde yapılmış olması, karara ilişkin muhatabın Mahkeme olması ve vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit hükmünün Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için tenfiz edilmesinin gerekmesi, bu konuda yasa hükümlerinin amaçsal yorumlanması da gerektiği, direnme kararının esası itibarı ile doğru olduğunu düşünmekle birlikte, talebe konu karar vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit hükmü olduğu hâlde, hükümde tenfizin vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin olduğu belirtildiğinden, hükümden “okunmasına” ibaresinin çıkarılmak suretiyle direnme kararının düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.
Üye Üye
Hafize Gülgün Vuraloğlu Nazmiye Beyazıtoğlu Kuşçuoğlu
TANINMASI VE TENFİZİ İSTENEN KARAR, MAHKEMENİN KENDİ USUL KURALLARINA GÖRE VASİYETİN AÇILMASI İŞLEMİ NİTELİĞİNDE OLUP MAHKEME KARARI OLMADIĞINDAN KESİNLEŞTİRİLEMEZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/7-1038
Karar No : 2024/538
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12.04.2023
SAYISI : 2022/432 E., 2023/134 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 03.11.2022 tarihli ve 2021/5683 Esas,
2022/6587 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tanıma tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; Frankfurt am Main Noteri Dr. Manfred Rack’ın huzurunda düzenlenen 30.12.2003 tarihli vasiyetnamenin açılıp okunmasını ve terekede gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 26.06.2019 tarihli celsede ise davanın tanıma tenfiz davası olarak ıslahını talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Mirasçılar Aşkın M. ve Tülin E. vekili duruşmalardaki beyanlarında; davanın vasiyetnamenin açılması şeklinde açıldığını, ancak duruşmada tenfiz davası olduğunun beyan edildiğini, bunu kabul etmediklerini, vasiyetnamenin iptali davası açacaklarını, murisin yerleşim yeri olmaması sebebiyle mal varlığının bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğunu savunmuştur.
2. Bir kısım mirasçılar vekili duruşmalardaki beyanlarında; davanın kabulüne karar verilmesini, kesin yetki itirazını kabul etmediklerini beyan etmiştir.
3. Lehine vasiyet yapılan Tamer A. cevap dilekçesinde, vasiyetnameye ve davaya herhangi bir itirazının bulunmadığını beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece (Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi) Mahkemesinin 26.06.2019 tarih ve 2018/48 Esas, 2019/680 Karar sayılı kararı ile; davacı vekili tarafından talebin tanıma ve tenfize ilişkin olduğunun son celse beyan edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde başvurulması hâlinde dosyanın görevli ve yetkili Trabzon Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Karar taraflarca istinaf edilmiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesince 1. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. Davacı vekilinin talebi üzerine dosyanın gönderildiği Trabzon Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.11.2020 tarihli ve 2020/324 Esas, 2020/649 Karar sayılı kararı ile; vasiyetnamenin açılıp okunmasının nizalı bir yargılamaya ilişkin olmasa da nihayetinde vasiyetnamenin açılıp okunduğunu tespit eden bir karar olduğu gerekçesiyle, vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 18.01.2018 tarih 51 IV 133704/90 M dosya numaralı "ihtilafsız kararının" tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2021 tarihli ve 2021/868 Esas, 2021/998 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''... mahkemece tanınmasına karar verilen adli memur tarafından düzenlenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın, davacı Birgün Meral tarafından kesinleştirilmesi talep edilmesi üzerine; mahkeme tarafından verilen 24.04.2018 tarihli çeviri cevabında, tasdikli vasiyetname suretini ve açılış protokolünün iade edildiğini, açılış protokol ile vasiyetnameye kesinleşme verilemeyeceği, sadece mahkemece verilmiş kararlara kesinleşme şerhi uygulanacağı, vasiyetin açılması işlemi mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı bildirilmiştir.
6.3.2. MÖHUK 50. maddesine göre bir mahkeme kararının tanınabilmesi için kararı veren mahkemenin sıfatına veya isme göre değil, kararın hükümlerinin taşıdığı niteliğe göre tespit yapılması, diğer yandan yabancı bir kararın, mahkeme kararı olup olmadığı o kararı veren ülkenin hukukuna göre tayin edilmesi gerekir.(ŞANLI Cemal/ESEN Emre/ATAMAN FİGENMEŞE İnci, Milletlerarası Özel Hukuk, 8. Bası, İstanbul, 2020, syf 565) Bu vasıflandırmayı yaparken verilen kararın mahkeme hükmü vasfı yeterli olmayıp, kararın o ülkenin hukukuna göre mahkeme hükmü niteliğinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Nitekim, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M dosyası üzerinden 24.04.2018 tarihinde verilen cevapta, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın mahkemece verilen bir karar olmadığı, açılış protokolü niteliğinde olduğu, mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme şerhi de verilemeyeceği belirtilmiştir. O halde tanınması istenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın verildiği ülke hukukuna göre bir mahkeme kararı olmadığı açıktır. İlk derece mahkemesince bu hususun göz ardı edilerek davanın kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmesi doğru değildir.
Bir an için Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın tanınabilecek bir mahkeme hükmü olduğu düşünülse dahi, yabancı kararın tanınması için kesinleşmiş olması, MÖHUK 53/b maddesine göre ise de yabancı kararın kesinleştiğine ilişkin davacının kesinleşme şerhi veya belgesinin dava dilekçesine eklemesi gerekmektedir. Davacı tarafından, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararının kesinleştiğine ilişkin bir ispat vasıtası sunmadığı gibi, Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M dosyası üzerinden 24.04.2018 tarihinde verilen cevapta; açılış protokolüne kesinleşme şerhi verilemeyeceği belirtilmiş olduğundan, kararın o ülke hukukuna göre kesinleştirilemeyeceği de açıktır. Bu bakımdan da, tanınması istenen yabancı kararın MÖHUK 50. maddesinde öngörülen tanıma ve tenfizin ön koşullarından biri olan yabancı kararın verildiği devlet hukukunca kesinleşmiş olması şartını da ihtiva etmediği açıktır.
Yukarıda açıklanan hususlar ışığında, öncelikle tanıması istenen yabancı kararın açılış protokolüne ilişkin olduğu, bir mahkeme kararı olmadığı dolayısıyla MÖHUK 50. maddesinde öngörülen şartları taşımadığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği,..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki kararda yer alan gerekçenin yanında, Almanya mahkemesinin "bu bir mahkeme kararı değildir" şeklindeki tespitini taraflar arasındaki nizalı bir işe dair karar olmadığı şeklinde kabul etmek gerektiği, vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine ilişkin mahkeme kararının niza içermemesine rağmen dış dünyada bir etki yaratabilmesi için yapılması zorunlu bir mahkeme kararı olmakla ihtilafsız mahkeme kararlarının Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 nci maddesinde ön şart olarak belirtilen "kesinleşmiş ilam"ın istisnası olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, yargılamaya konu kararın ilâm niteliğinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi kararının ikinci bendinde vasiyetin okunduğuna ilişkin ifadenin yer almasının hatalı olduğunu, Trabzon Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yabancı ülkede açılıp okunan vasiyetnamenin Türk mahkemelerinde tanınması ve tenfizi için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 ilâ 59 uncu maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Davaya konu istem, yabancı ülkede düzenlenip yine aynı ülkede açılan vasiyetnamenin tanınması ve tenfizine ilişkin bulunmakla öncelikle, buna ilişkin yasal düzenleme ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
2. Devletlerin egemenliklerine ilişkin düşüncelerinin sonucu olarak mahkeme kararları etkisini diğer bir ülkede gösteremez. Bu bağlamda belirli bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanarak başka bir ülkedeki icra organları doğrudan harekete geçirilemez veya karar o ülke mahkemelerince dikkate alınamaz. Çünkü devletlerin yargı bağımsızlığı, birinin mahkemesi tarafından verilen kararın diğer ülkede zorla icra edilmesine engeldir ve her devlet icra kuvvetini yalnız kendi ülkesinde kullanır. Bu sebeplerden dolayı, dünya üzerindeki devletler diğer bir devlet mahkemesinde alınan kararların kendi ülkelerinde sonuç doğurma şartlarını ve usullerini kendi iç hukuklarında veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlemektedir.
3. Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.
4. Türk Hukuk Lugatında tanıma "Yabancı bir mahkeme ya da hakem kararının ülke içinde kesin hüküm niteliğinde olduğunun kabul edilmesi" şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s.1060).
5. Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Kanun'un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ilâ 57 nci maddeleri arasında "tenfiz", 58 ile 59 uncu maddelerinde ise "tanıma" hükümlerine yer verilmiştir.
6. Bilindiği üzere 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tanıma ve tenfiz şartları; ön koşullar ve esasa ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun'un "Tenfiz kararı" başlıklı 50 nci maddesinin birinci fıkrasında "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir.
7. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için gereken esasa ilişkin şartlar ise 5718 sayılı Kanun'un "Tenfiz Şartları" başlıklı 54 üncü maddesinde "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" şeklindeki hüküm ile düzenleme altına alınmıştır. Buna göre yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerince tenfiz edilebilmesi için ilk olarak hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunması aranır. Ayrıca ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması gerekir. Üçüncü olarak hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve son olarak da kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmasına bakılır.
8. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda incelemede bulunabilir. Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez. Buna "revizyon yasağı" denir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında; “Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına" karar vererek revizyon yasağının Türk hukukunda kabul edildiğini ortaya koymuştur.
9. Her mahkeme kararının kesin delil ve kesin hüküm olmak üzere iki sonucu vardır. Bazı mahkeme kararlarının kesin delil ve kesin hüküm etkisine ek olarak icra kabiliyeti de vardır (Mehmet Köle, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizinde Usul, Dergi Park, s.41). İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.
10. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamasına engel olur. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Maddi anlamda kesin hükmün; taşıdığı niteliği gereği, kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması hâlinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesi şeklinde iki sonucu bulunmaktadır.
11. Doktrinde tanıma, "bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü" olarak tanımlanırken, tenfiz ise "bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı" olarak tanımlanmıştır (Pelin Güven, Tanıma-Tenfiz, Ankara, 2013, s.23-24).
12. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka ifade ile tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; kararın tanınması hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.
13. Tüm bu açıklamalar bağlamında 5718 sayılı Kanun’un 50/1 inci maddesine göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.
14. Şu hâlde “maddi hukuka” ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilâmı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit olunur. Bu durum, gerek milletlerarası alanda gerekse Türk mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukundaki “lex fori” prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tâbi olması prensibinin bir gereğidir.
15. Bu anlamda Türk mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir karar olarak nitelemesi düşünülemeyeceği gibi, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilâmı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim 5718 sayılı Kanun’da tenfiz için 54 üncü maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tâbi olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ilam” niteliğinde kabul edilmeyen bir mahkeme kararını Türk hukukunda yer alan düzenlemelere benzeterek, ilâm olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilâmının, 5718 sayılı Kanun’da sınırlı olarak sayılan şartları taşıması hâlinde tenfize karar verilmesi gerekir.
16. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular (lex fori ilkesi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk usul hukukundan farklı olması Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı “hükümlerin” açıkça Türk kamu düzenini ihlâl edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Bu kapsamda yabancı mahkeme kararlarının alınış sürecindeki usul tenfiz hâkimi tarafından incelenip nazara alınamaz. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralına tâbidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir.
17. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; adli memur tarafından düzenlenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın davacı Birgün Meral tarafından kesinleştirilmesi talep edilmesi üzerine; mahkeme tarafından verilen 24.04.2018 tarihli çeviri cevabında, tasdikli vasiyetname sureti ve açılış protokolünün iade edildiği, açılış protokol ile vasiyetnameye kesinleşme verilemeyeceği, sadece mahkemece verilen ve itiraz edilebilecek kararlara kesinleşme şerhi uygulanacağı, vasiyetin açılması işlemi mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı bildirilmiştir.
18. Bu itibarla tanınması ve tenfizi talep edilen kararın, anılan mahkemenin kendi usul kurallarına göre vasiyetin açılması işlemi niteliğinde olduğu, mahkeme karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı, bu hâliyle 5718 sayılı Kanun'un 50 ve devamındaki maddeleri kapsamında tanımlanan tenfizi kabil bir ilâm niteliğinde olduğu söylenemez.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tenfiz davalarının basit yargılama usulüne tâbi olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının sunulmaması sebebiyle usuli müktesep hakkın ihlâl edildiği; miras davaları Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olduğundan yargılamaya konu kararın tanınması ve tenfizinin talep edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararında açıklanan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olmadığı ve değişik gerekçeyle bozulması gerektiği; vasiyetnamenin açılması işleminin mahkemeye ait bir belge olduğu, kesinleşmesinin aranamayacağı, talebe konu karar tespit hükmü olduğundan, hükümden "okunmasına" ibaresi çıkartılmak suretiyle kararın düzelterek onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
20. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı mirasçı Aşkın M. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373/2 nci maddesi uyarınca kararı veren Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
06.11.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1 inci maddesi, “yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” hükmünü içermektedir.
Tenfiz şartlarının düzenlendiği MÖHUK’nın 54 üncü maddesinde ise;
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk Mahkemelerinde verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması,
b) İlâmın, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması,
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması,
ç) O yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağırılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması düzenlemesi mevcuttur.
MÖHUK 52 nci maddesinde belirtildiği üzere hukuki yararı bulunan herkes yabancı mahkeme ilâmının tanınmasını ve tenfizini isteyebilir.
MÖHUK 55 inci maddesinde ihtilafsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizinin aynı hükme tâbi olduğu, hasımsız ihtilafsız kaza kararlarında tebliğ hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı vekilinin Frankfurt am Main Noteri Dr. Manfred Rack’ın huzurunda 30.12.2023 tarihinde düzenlenen vasiyetnamenin açılmasına ilişkin Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli 51 IV 133704/90 M numaralı kararının tenfizine dair talebinin Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesince kabulüne dair hükmün davalı mirasçı Aşkın M. tarafından istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Hüküm mirasçı Aşkın M. vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece; talebe konu kararın Mahkemece verilen bir karar olmadığı, açılış protokolü niteliğinde olduğu, Mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme şerhi de verilemeyeceğinin cevabi yazıda belirtildiği, kararın verildiği ülke hukukuna göre bir mahkeme kararı olmadığı, MÖHUK 50 nci maddesinde öngörülen şartları taşımadığından davanın reddi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Trabzon 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, tanınması talep edilen belgenin bir mahkeme kararı olmadığının kabulü hâlinde, Almanya Devletinin mevzuatına uygun şekilde vasiyetnameyi düzenleyen ve orada vefat eden kişilerin Ülkemizdeki mal varlıklarını yönetim ve paylaşımında anılan vasiyetnamenin hiçbir etkisinin bulunmayacağını da kabul etmek anlamına geleceği, bu sonuca ulaşmanın vasiyetname düzenleyicisinin iradesine uymayacağı, hukuken korunamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Talebin konusunu 18.01.2018 tarihli Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesinin 51 IV 133704/90 M numaralı 25.05.1956 Arsin/Türkiye doğumlu 26.12.2017 tarihinde son asıl ikameti olan Frankfurt am Main’de vefat eden, Nevzat Meral’in vefatına bağlı tasarrufunun açılmasına ilişkin karar teşkil etmekte olup, tutanak ile vefata bağlı tasarruf belgesinin açılıp kapatıldığı tespit edilmiştir.
5718 sayılı MÖHUK’nın 7 nci ve 20 nci maddelerine göre, ölüme bağlı tasarrufların şekli, tasarrufun yapıldığı yer hukukuna, işlemin esasına uygulanan hukuka veya ölenin milli hukukuna tâbidir. Bu üç seçim şekli kuralında amaç, ölenin son arzularının sonucu olan işlemin geçerliliğini sağlamaktır. Kaldı ki, vasiyetnamelerin geçerliliğini sağlamak amacı ile “Vasiyet Tasarruflarının Biçimine İlişkin Kanun Uyuşmazlıkları Konusundaki 05.10.1961 Tarihli Sözleşme”ye Türkiye 1983 yılında taraf olmuştur. Tenfize konu vasiyetnamede tasarrufun yapıldığı yer hukukuna göre yapılmış olup geçerlidir.
Vasiyetnamenin açılması işlemi, Mahkeme çatısı altında ve Mahkeme gözetiminde yapılmış olup, konuya ilişkin yazışmalar da Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi ile yapılmıştır.
Vefata bağlı tasarruf belgesini açanın adli memur olması, belgenin mahkemeye ait bir belge olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Vasiyetnamenin açılmasına ilişkin Frankfurt am Main Mahkemesi tespitinin maddi hukuk bakımından doğruluğunu tenfiz hâkiminin inceleme yetkisi yoktur. Yabancı mahkemenin esasa uyguladığı hukukun Türk kamu düzenine aykırılığı değil, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırılığı değerlendirilerek sonuca varılır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması, ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez (Ömer Uğur Gençcan Miras Hukuku-Genişletilmiş 4. Baskı syf. 808, 809, 815-818).
Frankfurt am Main Tereke Mahkemesinin vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit işlemi o yabancı ülkenin hukukuna göre yapıldığından uygulanan hukuku tartışamayacağımız gibi, tenfizin doğurduğu sonuç da kamu düzenimize aykırı olmayacağından tenfize karar verilmelidir. Yabancı ülkenin hukuk usulü kurallarına göre, bu tespitin kesinleştirilmesi gibi bir usul kuralı ve uygulama yok ise kesinleşmediği ve kesinleşmesi gerektiği gerekçesiyle tenfiz için hâlâ kesinleşmeyi aramak doğru değildir. MÖHUK 50/1 inci maddesinde de yabancı mahkemelerden verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların tenfizi belirtilmektedir. O devlet usul kanununa göre kesinleşme mümkün değilse artık kesinleşmiş olmasını aramak uygun olmayacaktır.
Açılan vasiyetnamenin Almanya ile ilgili kısmının infazının sağlandığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Türkiye ile ilgili kısmının uygulanması tenfiz edilmesine bağlıdır.
Vasiyetnamenin hâkim tarafından değil adli memur tarafından açılmış olması nedeniyle Mahkeme kararı olmadığı, açılış protokolü olduğuna ilişkin Frankfurt Mahkemesince verilen cevabın Alman Usul Hukuku ile ilgili olup, vasiyetnamenin açılmasının doğuracağı hukuki sonuçlar yönünden tenfiz edilebilir bir karar olduğunun kabulü gerekir.
Kimi zaman yasaların lafzi yorumu yerine amaçsal yorum yapmanın uyuşmazlığın çözümüne katkı sunacağı da açıktır.
Vasiyetnamenin açılması çekişmesiz yargı işi olup, tebliğ ve kesinleştirme yapılamayacağı da doğal kabul edilmelidir. Vasiyetnamenin açılması bir tespit hükmü olup, sadece bununla yetinilmesi gerektiği, itiraza uğramadığının da tespitine karar verilemeyeceği, bu kararın vasiyetnamenin tenfizi ve tesciline ilişkin davada değerlendirileceği Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin istikrarlı içtihatlarında belirtilmiştir (Y.3.H.D.’nin 14.09.2009, 12139,13690-15.09.2009 9713,13820-01.06.2010 3382,9673 Esas-Karar no.lu kararları).
Frankfurt am Main Asliye Hukuk-Tereke Mahkemesinin vasiyetnamenin açılmasına ilişkin işleminin mahkeme çatısı altında ve mahkeme gözetiminde yapılmış olması, karara ilişkin muhatabın Mahkeme olması ve vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit hükmünün Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için tenfiz edilmesinin gerekmesi, bu konuda yasa hükümlerinin amaçsal yorumlanması da gerektiği, direnme kararının esası itibarı ile doğru olduğunu düşünmekle birlikte, talebe konu karar vasiyetnamenin açılmasına ilişkin tespit hükmü olduğu hâlde, hükümde tenfizin vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin olduğu belirtildiğinden, hükümden “okunmasına” ibaresinin çıkarılmak suretiyle direnme kararının düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.
Üye Üye
Hafize Gülgün Vuraloğlu Nazmiye Beyazıtoğlu Kuşçuoğlu