UYUŞMAZLIĞIN TACİR OLAN VAKIF TÜZEL KİŞİLİĞİNİN TİCARİ İŞLETMESİNİ İLGİLENDİRMESİ VE NİSPÎ TİCARÎ DAVA NİTELİĞİNDE OLMASI NEDENİYLE UYUŞMAZLIĞI ÇÖZMEK ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN GÖREVİDİR.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2025/3729
KARAR NO : 2025/4450
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
YARGITAY KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu
TARİHİ : 24.10.2025
NUMARASI : 2025/29 E., 2025/29 K.
I. BAŞVURU
Ş. Gayrimenkul Geliştirme Hiz. İnş. ve San. A.Ş. vekili Avukat Mehmet Selim YAVUZ 07.08.2025 tarihli dilekçesinde özetle: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2025 tarih ve 2025/606 Esas, 2025/607 Karar sayılı ilamı ile davacı vakfın tacir olmadığından bahisle mahkemece verilen görevsizlik kararının kesin olarak kaldırıldığını, benzer durumda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesinin 16.07.2025 tarih ve 2025/758 Esas, 2025/692 Karar sayılı kararında ise vakfın tacir olduğu belirtilerek asliye hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararına karşı yapılan istinaf talebinin kesin olarak reddine karar verildiğini, sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri arasında uyuşmazlık olduğunu, uyuşmazlığın 5235 Sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca giderilmesi gerektiğini belirterek, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nca konunun görüşülerek uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Yasa'nın 35/1-3. maddesi uyarınca Yargıtay'a başvurulmasını talep etmiştir.
II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI
Başvuru üzerine konu, 24.10.2025 tarihinde yapılan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu’nda görüşülmüş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve 53. Hukuk Daireleri'nce kesin olarak verilen kararlar arasında uyuşmazlık bulunduğu tespit edilmiş, ticarî işletme işleten vakfın tacir olduğu ve nispi ticari davanın varlığı kabul edilerek uyuşmazlığa bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğuna dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi görüşü benimsenerek, 5235 sayılı Kanun’un 35/3. maddesi uyarınca uyuşmazlığın kesin olarak giderilmesi için dosyanın Yargıtay 6 ncı Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ
A) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 17/06/2025 tarih 2024/606 esas, 2025/607 karar sayılı kararı,"... Somut olayda davacı iş sahibi, kendisine ait taşınmazlar üzerinde; davalı ile yap-işlet-devret modeli uygulanmak üzere; inşaat yapılması için davaya konu inşaat yapım işlerini de içeren; intifa hakkı tesis sözleşmeleri akdetmiştir. Mahkemece; davacı vakfın ticari işletme işlettiği ve bu nedenle kural olarak tacir olduğu, ticari işletme işleten vakfın istisnai olarak tacir sayılmama durumlarını içeren TTK 16/2. maddesine göre de; davacı vakfın gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcamadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davaya bakmaya ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiş ise de, davaya konu sözleşmenin davacının ticari işlerinden olmadığı, davacı vakfın adi işlerinden olduğu anlaşıldığından; mahkemece yazılı şekilde ticaret mahkemeleri görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. " şeklindedir.
B) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi'nin 16/07/2025 tarih 2024/758 Esas, 2025/692 Karar sayılı kararı, "...davalı vakfın ticari işletme işlettiği, vergi muafiyetinin olmadığı, gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işe harcamadığı, davaya konu sözleşmelerin konusu ve kapsamı, yapılacak binaların kullanım amaçları; iştigal konusuna göre davalı vakfın hali hazırda işlettiği ticari işletmenin konusu, kapsamı ve niteliği ile dava dayanağı sözleşmere konu edilen işler arasındaki fiziki ve hukuki bağlantıları birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın davalı Vakfın da ticari işletmesini ilgilendiren hususlardan bulunduğu anlaşılmakla mahkemece verilen görevsizlik kararı usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olmuştur." şeklindedir.
IV. UYUŞMAZLIK VE YASAL DÜZENLEMELER
İstem, ticarî işletme işleten vakfın ve ticaret şirketlerinin tarafı olduğu yargılamada, görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve 53. Hukuk Daireleri arasında benzer konularda ve kesin olarak verilen ayrık kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkindir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetki Hakkında Kanun’un 35/1.b.3 maddesinde, Bölge Adliye Mahkemeleri Başkanlar Kurulu’na re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay’dan bu konuda bir karar verilmesini istemek yetkisi verilmiştir.
5235 sayılı Kanun'un 35/2. maddesine göre, yukarıda belirtilen hükme göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay'ca verilen kararlar kesindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 2'nci maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. HMK'da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi, diğer dava ve işler bakımından da görevlidir (HMK m. 2/2).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 4'üncü maddesinde, her iki tarafın da ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu maddede sayılan davalar, ticarî dava olarak düzenlenmiş, ancak, herhangi bir ticarî işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisna tutulmuştur.
Türk Ticaret Kanunu'nun 5'inci maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi, tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli kılınmıştır.
V. GEREKÇE
Ticaret hukukunun konusu ve sınırlarının belirlenmesinde tarihsel gelişim içerisinde çeşitli sistemler benimsenmiştir. Subjektif sistem, ticaret hukukunun konusunun ve kapsamının belirlenmesinde taciri; objektif sistem, ticarî işi; modern sistem, ticarî işletmeyi; karma sistem ise tacir, ticarî iş ve ticarî işletmeyi benimseyen sistemlerden ayrı ayrı yararlanmayı esas almıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ticaret hukukunun kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde modern sistemi esas almış ve ticarî işletme, ticaret hukukunun en merkezî kavramlarından biri hâline gelmiştir (Ayhan, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara, 2007, s. 93; Arkan, Sabih, Ticarî İşletme Hukuku, Genişletilmiş 23. Bası, Ankara, 2017, s. 5; Akçaal, Mehmet, İşletmenin Devri, Ankara, 2014, s. 30).
Türk Ticaret Kanunu’nun 11/1'nci maddesinde; “ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği hükme bağlanmıştır (TTK m. 11/2). Görüleceği üzere ticarî işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet, iktisadî faaliyet olup amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticarî işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmaktadır (YİBBGK, 12.11.2021 tarih ve 2020/2Esas - 2021/3 Karar).
Ticarî işletme, tacir sıfatının kazanılmasında, ticarî işin belirlenmesinde ve ticarî davaların tespitinde en önemli rolü üstlenmektedir. Bunun sonucu olarak, nispî ticarî davanın belirlenmesinde de ticarî işletme kavramından istifade edilmiştir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 4'üncü maddesi gereği, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesi yargı işleri, nispî ticarî dava olarak düzenlenmiş ve aksine bir hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır (TTK m. 5/1). Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır (TTK m. 5/3). Bu nedenle, asliye ticaret mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesine göre, özel görevli mahkemedir (Atalı, Murat/ Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin, Medenî Usul Hukuku, Ankara, 2021, s. 142; Görgün, Şanal/Börü, Levent/Kodakoğlu, Mehmet, Medenî Usul Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 2025, s. 36 vd).
Ticaret hayatının temel süjesi olan tacir, yine modern sistem gereği ticari işletme kavramı bağlamında gerçek kişi ve tüzel kişi yönünden ayrı ayrı düzenlenmiştir. Buna göre, "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi" tacirdir. Tüzel kişi tacirlere ilişkin olarak ise TTK’nin 16/1'nci maddesi; “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” düzenlemesini içermektedir. Görüleceği üzere ticaret şirketleri, tüzel kişi tacir olarak tanımlanmıştır. Tacir sıfatının ticarî işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticarî işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açık olup amaçlarına varmak için kendi adlarına ticarî işletme işleten diğer tüzel kişiler de tacirdir. Bu bağlamda ticarî işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticarî şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da anılan kanunî düzenleme uyarınca tacir sayılmışlardır. Fakat, Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar (TTK m. 16/2).
Hiç şüphesiz, amacını gerçekleştirmek için ticarî işletme işleten vakıf, tacir sayılır. Ancak gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticarî işletmeyi ister doğrudan doğruya ister dolaylı olarak işletsinler tacir sayılmazlar. Kanun koyucu, hayır amaçlı veya kamuya yarar sağlayan bu faaliyetlerin son bulması tehlikesini önlemek için bu kişileri, tacir olmanın hüküm ve sonuçları dışında bırakmıştır. Hatta, bu tüzel kişilere malî olanaklarının tamamının veya büyük bir kısmının farklı iş ve faaliyetlerde harcanmasını önlemek amacıyla bazı muafiyet ve olanaklar da tanınmıştır (Erzeybek, Hakan, ''Hukuk Yargılamasında Özel Hukuk Tüzel Kişilerinin Adlî Yardımdan Yararlanması Meselesi'', NEÜHFD, C. 7, S. 3, Aralık, 2024, s. 703).
Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, vakıf tüzel kişiliği ile tacir konumundaki ticaret şirketleri arasında mülkiyeti vakıf tüzel kişiliğine ait olan taşınmazlar üzerinde otel, hastane, huzurevi vb. diğer binaların yer alacağı proje için sözleşmeler yapılmış, intifa hakkının belirli bir süre için şirketlere verilmesi kararlaştırılmış, bunun karşılığında inşa edilecek yapıların intifa süresi sonunda vakfa iadesi ve bu süre boyunca vakfa intifa bedeli ödenmesi kabul edilmiş, sözleşme süresince yapıların ticarî olarak (otel, avm) işletileceği konusunda yap-işlet-devret modeli kabul edilmiştir.
Vakıf tüzel kişiliğinin ticarî işletme işlettiği, ticaret odasına kaydının olduğu, vergi muafiyetinin olmadığı, gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işe harcamadığı ve bu hâliyle tacir konumunda olduğu konusunda şüphe yoktur. Bir tacirin borçlarının tamamının ticarî olması asıldır. Buna karşılık gerçek kişi tacir, işlemin yapıldığı esnada bunun ticarî işletmeyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirilmiş veya işin ticarî sayılmasına durumun elverişli olmadığı açıkça anlaşılıyorsa, borç adî nitelikte sayılır (TTK m. 19/1). Ancak, işaret edilen istisnaî düzenleme sadece gerçek kişi tacir açısından öngörüldüğünden, tüzel kişi tacirin bu istisnadan yararlanması mümkün değildir.
Somut olayda, sözleşmelerin konusu ve kapsamı ile inşaa edilecek eserlerin kullanım amacı, tarafların iştigal alanı birlikte değerlendirildiğinde, sözleşme konusu işlerin önemli yapı işi niteliğinde ve ticarî mahiyette olduğu izahtan varestedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın tacir olan vakıf tüzel kişiliğinin ticari işletmesini ilgilendiren hususlardan olduğu ve nispî ticarî dava niteliğinde olması nedeniyle uyuşmazlığı çözmenin asliye ticaret mahkemesinin görevinde olduğu anlaşılmış, uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi görüşü benimsenerek aşağıda yazılı olduğu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurunun kabulü ile;
1- Uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olan tüzel kişilerin ticarî işletmelerini ilgilendirmesi nedeniyle TTK'nın m. 4/1 ve 5/1 maddeleri gereği nispî ticarî dava niteliğinde olduğuna ve uyuşmazlığı çözme görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğuna, bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri arasındaki UYUŞMAZLIĞIN BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE,
2- Dosyanın talepte bulunan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
3. Karardan bir örneğin bölge adliye mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'ne GÖNDERİLMESİNE, 19.12.2025 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Belkıs Karakaş Mehmet Aksu Mehmet Özdemir Doğan Ağırman
UYUŞMAZLIĞIN TACİR OLAN VAKIF TÜZEL KİŞİLİĞİNİN TİCARİ İŞLETMESİNİ İLGİLENDİRMESİ VE NİSPÎ TİCARÎ DAVA NİTELİĞİNDE OLMASI NEDENİYLE UYUŞMAZLIĞI ÇÖZMEK ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN GÖREVİDİR.
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2025/3729
KARAR NO : 2025/4450
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
YARGITAY KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu
TARİHİ : 24.10.2025
NUMARASI : 2025/29 E., 2025/29 K.
I. BAŞVURU
Ş. Gayrimenkul Geliştirme Hiz. İnş. ve San. A.Ş. vekili Avukat Mehmet Selim YAVUZ 07.08.2025 tarihli dilekçesinde özetle: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2025 tarih ve 2025/606 Esas, 2025/607 Karar sayılı ilamı ile davacı vakfın tacir olmadığından bahisle mahkemece verilen görevsizlik kararının kesin olarak kaldırıldığını, benzer durumda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesinin 16.07.2025 tarih ve 2025/758 Esas, 2025/692 Karar sayılı kararında ise vakfın tacir olduğu belirtilerek asliye hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararına karşı yapılan istinaf talebinin kesin olarak reddine karar verildiğini, sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri arasında uyuşmazlık olduğunu, uyuşmazlığın 5235 Sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca giderilmesi gerektiğini belirterek, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nca konunun görüşülerek uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Yasa'nın 35/1-3. maddesi uyarınca Yargıtay'a başvurulmasını talep etmiştir.
II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI
Başvuru üzerine konu, 24.10.2025 tarihinde yapılan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu’nda görüşülmüş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve 53. Hukuk Daireleri'nce kesin olarak verilen kararlar arasında uyuşmazlık bulunduğu tespit edilmiş, ticarî işletme işleten vakfın tacir olduğu ve nispi ticari davanın varlığı kabul edilerek uyuşmazlığa bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğuna dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi görüşü benimsenerek, 5235 sayılı Kanun’un 35/3. maddesi uyarınca uyuşmazlığın kesin olarak giderilmesi için dosyanın Yargıtay 6 ncı Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ
A) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 17/06/2025 tarih 2024/606 esas, 2025/607 karar sayılı kararı,"... Somut olayda davacı iş sahibi, kendisine ait taşınmazlar üzerinde; davalı ile yap-işlet-devret modeli uygulanmak üzere; inşaat yapılması için davaya konu inşaat yapım işlerini de içeren; intifa hakkı tesis sözleşmeleri akdetmiştir. Mahkemece; davacı vakfın ticari işletme işlettiği ve bu nedenle kural olarak tacir olduğu, ticari işletme işleten vakfın istisnai olarak tacir sayılmama durumlarını içeren TTK 16/2. maddesine göre de; davacı vakfın gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcamadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davaya bakmaya ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiş ise de, davaya konu sözleşmenin davacının ticari işlerinden olmadığı, davacı vakfın adi işlerinden olduğu anlaşıldığından; mahkemece yazılı şekilde ticaret mahkemeleri görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. " şeklindedir.
B) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi'nin 16/07/2025 tarih 2024/758 Esas, 2025/692 Karar sayılı kararı, "...davalı vakfın ticari işletme işlettiği, vergi muafiyetinin olmadığı, gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işe harcamadığı, davaya konu sözleşmelerin konusu ve kapsamı, yapılacak binaların kullanım amaçları; iştigal konusuna göre davalı vakfın hali hazırda işlettiği ticari işletmenin konusu, kapsamı ve niteliği ile dava dayanağı sözleşmere konu edilen işler arasındaki fiziki ve hukuki bağlantıları birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın davalı Vakfın da ticari işletmesini ilgilendiren hususlardan bulunduğu anlaşılmakla mahkemece verilen görevsizlik kararı usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olmuştur." şeklindedir.
IV. UYUŞMAZLIK VE YASAL DÜZENLEMELER
İstem, ticarî işletme işleten vakfın ve ticaret şirketlerinin tarafı olduğu yargılamada, görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve 53. Hukuk Daireleri arasında benzer konularda ve kesin olarak verilen ayrık kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkindir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetki Hakkında Kanun’un 35/1.b.3 maddesinde, Bölge Adliye Mahkemeleri Başkanlar Kurulu’na re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay’dan bu konuda bir karar verilmesini istemek yetkisi verilmiştir.
5235 sayılı Kanun'un 35/2. maddesine göre, yukarıda belirtilen hükme göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay'ca verilen kararlar kesindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 2'nci maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. HMK'da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi, diğer dava ve işler bakımından da görevlidir (HMK m. 2/2).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 4'üncü maddesinde, her iki tarafın da ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu maddede sayılan davalar, ticarî dava olarak düzenlenmiş, ancak, herhangi bir ticarî işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisna tutulmuştur.
Türk Ticaret Kanunu'nun 5'inci maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi, tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli kılınmıştır.
V. GEREKÇE
Ticaret hukukunun konusu ve sınırlarının belirlenmesinde tarihsel gelişim içerisinde çeşitli sistemler benimsenmiştir. Subjektif sistem, ticaret hukukunun konusunun ve kapsamının belirlenmesinde taciri; objektif sistem, ticarî işi; modern sistem, ticarî işletmeyi; karma sistem ise tacir, ticarî iş ve ticarî işletmeyi benimseyen sistemlerden ayrı ayrı yararlanmayı esas almıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ticaret hukukunun kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde modern sistemi esas almış ve ticarî işletme, ticaret hukukunun en merkezî kavramlarından biri hâline gelmiştir (Ayhan, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara, 2007, s. 93; Arkan, Sabih, Ticarî İşletme Hukuku, Genişletilmiş 23. Bası, Ankara, 2017, s. 5; Akçaal, Mehmet, İşletmenin Devri, Ankara, 2014, s. 30).
Türk Ticaret Kanunu’nun 11/1'nci maddesinde; “ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği hükme bağlanmıştır (TTK m. 11/2). Görüleceği üzere ticarî işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet, iktisadî faaliyet olup amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticarî işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmaktadır (YİBBGK, 12.11.2021 tarih ve 2020/2Esas - 2021/3 Karar).
Ticarî işletme, tacir sıfatının kazanılmasında, ticarî işin belirlenmesinde ve ticarî davaların tespitinde en önemli rolü üstlenmektedir. Bunun sonucu olarak, nispî ticarî davanın belirlenmesinde de ticarî işletme kavramından istifade edilmiştir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 4'üncü maddesi gereği, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesi yargı işleri, nispî ticarî dava olarak düzenlenmiş ve aksine bir hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır (TTK m. 5/1). Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır (TTK m. 5/3). Bu nedenle, asliye ticaret mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesine göre, özel görevli mahkemedir (Atalı, Murat/ Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin, Medenî Usul Hukuku, Ankara, 2021, s. 142; Görgün, Şanal/Börü, Levent/Kodakoğlu, Mehmet, Medenî Usul Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 2025, s. 36 vd).
Ticaret hayatının temel süjesi olan tacir, yine modern sistem gereği ticari işletme kavramı bağlamında gerçek kişi ve tüzel kişi yönünden ayrı ayrı düzenlenmiştir. Buna göre, "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi" tacirdir. Tüzel kişi tacirlere ilişkin olarak ise TTK’nin 16/1'nci maddesi; “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” düzenlemesini içermektedir. Görüleceği üzere ticaret şirketleri, tüzel kişi tacir olarak tanımlanmıştır. Tacir sıfatının ticarî işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticarî işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açık olup amaçlarına varmak için kendi adlarına ticarî işletme işleten diğer tüzel kişiler de tacirdir. Bu bağlamda ticarî işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticarî şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da anılan kanunî düzenleme uyarınca tacir sayılmışlardır. Fakat, Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar (TTK m. 16/2).
Hiç şüphesiz, amacını gerçekleştirmek için ticarî işletme işleten vakıf, tacir sayılır. Ancak gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticarî işletmeyi ister doğrudan doğruya ister dolaylı olarak işletsinler tacir sayılmazlar. Kanun koyucu, hayır amaçlı veya kamuya yarar sağlayan bu faaliyetlerin son bulması tehlikesini önlemek için bu kişileri, tacir olmanın hüküm ve sonuçları dışında bırakmıştır. Hatta, bu tüzel kişilere malî olanaklarının tamamının veya büyük bir kısmının farklı iş ve faaliyetlerde harcanmasını önlemek amacıyla bazı muafiyet ve olanaklar da tanınmıştır (Erzeybek, Hakan, ''Hukuk Yargılamasında Özel Hukuk Tüzel Kişilerinin Adlî Yardımdan Yararlanması Meselesi'', NEÜHFD, C. 7, S. 3, Aralık, 2024, s. 703).
Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, vakıf tüzel kişiliği ile tacir konumundaki ticaret şirketleri arasında mülkiyeti vakıf tüzel kişiliğine ait olan taşınmazlar üzerinde otel, hastane, huzurevi vb. diğer binaların yer alacağı proje için sözleşmeler yapılmış, intifa hakkının belirli bir süre için şirketlere verilmesi kararlaştırılmış, bunun karşılığında inşa edilecek yapıların intifa süresi sonunda vakfa iadesi ve bu süre boyunca vakfa intifa bedeli ödenmesi kabul edilmiş, sözleşme süresince yapıların ticarî olarak (otel, avm) işletileceği konusunda yap-işlet-devret modeli kabul edilmiştir.
Vakıf tüzel kişiliğinin ticarî işletme işlettiği, ticaret odasına kaydının olduğu, vergi muafiyetinin olmadığı, gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işe harcamadığı ve bu hâliyle tacir konumunda olduğu konusunda şüphe yoktur. Bir tacirin borçlarının tamamının ticarî olması asıldır. Buna karşılık gerçek kişi tacir, işlemin yapıldığı esnada bunun ticarî işletmeyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirilmiş veya işin ticarî sayılmasına durumun elverişli olmadığı açıkça anlaşılıyorsa, borç adî nitelikte sayılır (TTK m. 19/1). Ancak, işaret edilen istisnaî düzenleme sadece gerçek kişi tacir açısından öngörüldüğünden, tüzel kişi tacirin bu istisnadan yararlanması mümkün değildir.
Somut olayda, sözleşmelerin konusu ve kapsamı ile inşaa edilecek eserlerin kullanım amacı, tarafların iştigal alanı birlikte değerlendirildiğinde, sözleşme konusu işlerin önemli yapı işi niteliğinde ve ticarî mahiyette olduğu izahtan varestedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın tacir olan vakıf tüzel kişiliğinin ticari işletmesini ilgilendiren hususlardan olduğu ve nispî ticarî dava niteliğinde olması nedeniyle uyuşmazlığı çözmenin asliye ticaret mahkemesinin görevinde olduğu anlaşılmış, uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi görüşü benimsenerek aşağıda yazılı olduğu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurunun kabulü ile;
1- Uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olan tüzel kişilerin ticarî işletmelerini ilgilendirmesi nedeniyle TTK'nın m. 4/1 ve 5/1 maddeleri gereği nispî ticarî dava niteliğinde olduğuna ve uyuşmazlığı çözme görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğuna, bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri arasındaki UYUŞMAZLIĞIN BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE,
2- Dosyanın talepte bulunan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
3. Karardan bir örneğin bölge adliye mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'ne GÖNDERİLMESİNE, 19.12.2025 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mahmut Coşkun Belkıs Karakaş Mehmet Aksu Mehmet Özdemir Doğan Ağırman

