KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

VARDİYA SONRASI KENDİ İSTEĞİYLE BALIK TUTMAK İÇİN ŞANTİYEDEKİ KÖPRÜDEN GEÇEN SİGORTALININ ÇAYDA YAŞADIĞI OLAY, İŞVERENİN ORGANİZASYONU İÇERİSİNDE GERÇEKLEŞMEDİĞİNDEN İŞ KAZASI SAYILAMAZ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/10-774
Karar No       : 2025/663

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 21.06.2023
SAYISI                          : 2023/300 E., 2023/893 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.10.2022 tarihli ve 2022/8766 Esas,
                                        2022/11925 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu ve A. Yenilenebilir Enerji Üretim A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu ve A. Yenilenebilir Enerji Üretim A.Ş. vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; müvekkili Songül A.’ın eşi olan müteveffa sigortalı Bülent A.'ın davalılardan B. Enerji Üretim A.Ş'nin asıl işverenliğinde diğer davalı alt işveren A. İnş. Otom. Kırt. Bas. Yay. San. Tic. Ltd. Şti. nezdinde 03.07.2011 tarihinde Göktaş II Hes projesi inşaat şantiyesinde kepçe operatörü olarak çalışmaya başladığını, 12.09.2011 tarihinde çalışma sahasında üzerinden geçiş yapılmakta olan ve iş sahası alanında bulunan Zamantı Çayına düşmesi sonucu meydana gelen iş kazasında hayatını kaybettiğini, davalıların gerekli önlemleri almaması sebebiyle kusurlu olduklarını, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) tarafından hazırlanan inceleme raporunun işyerinde denetim yapılmaksızın sadece işveren tarafından sunulan bilgi ve belgelere göre düzenlenmesi nedeniyle eksik ve yetersiz olduğunu, ara dinlenme süresi içinde dahi olsa işçiyi zarara uğratan her olayın işyerinde olması koşuluyla iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müteveffanın çalıştığı HES projesinin Seyhan Nehrinin Zamantı kolu üzerinde kurulduğunu, mesai saatleri düzenli olmayan müteveffanın işyerine ait şantiyede kaldığını, ayda bir kere evine gittiğini, kazanın gerçekleştiği yerin işyeri kapsamında kaldığını, bu nedenle kazanın da iş kazası olduğunu ileri sürerek müteveffa Bülent A.’ın davalılara ait işyerinde geçirdiği iş kazasının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı A. Yenilenebilir Enerji Üretim A.Ş. (A. Yenilenebilir A.Ş./Eski unvanı: B. Enerji Üretim A.Ş.) vekili; Kurum raporunda kazanın iş kazası olmadığı belirlendiği gibi açılan tazminat davasında alınan bilirkişi raporunda da olayın iş kazası sayılamayacağı yönünde tespite yer verildiğini, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, müteveffanın vardiya çıkışında balık tutmak için köprüden karşıya geçtiği sırada ayağında terlik olması sebebiyle ayağı kayıp suya düşerek boğulduğunu, Zamantı Çayının iki tarafı olduğunu, şirket tarafındaki alanın tel örgü ile kapatıldığını ve uyarı levhaları bulunduğunu, dava konusu olayın çayın halka açık tarafında meydana geldiğini, söz konusu kazanın iş saatleri ve işyeri dışında, işçinin işi ile alakalı olmayan bir nedenle meydana geldiği, bu itibarla iş kazası sayılamayacağını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

2. Davalı A. İnş. Otom. Kırt. Bas. Yay. San. Tic. Ltd. Şti. (A. Ltd. Şti.) vekili; davacıların murisinin mesai saati dışında ve iş sahası içinde olmayan ırmakta balık tutmak isterken suya kapılarak vefat ettiğini, olayın iş kazası olmadığını, bu hususun Kurum raporu ve savcılık dosyası ile de sabit olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 28.03.2019 tarihli ve 2017/168 Esas, 2019/39 Karar sayılı kararı ile; sigortalı müteveffanın ölümüne neden olan olayın işyeri dışında, nehir kenarında ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş konusu dışında kendi isteği ile balık tutmaya giderken gerçekleştiği, Kanun'un aradığı illiyet bağının somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/51 Esas, 2022/516 Karar sayılı kararı ile; soruşturma dosyasındaki olay inceleme raporunda yer alan müteveffa sigortalının suya düştüğü yerin davalı işverene ait baraj şantiyesine 70 metre mesafede olduğuna yönelik tespit, tanık beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde sigortalının işyerine ait şantiyede dinlendiği sırada arkadaşlarıyla kararlaştırdıkları üzere balık tutmak amacıyla şantiye yakınından geçen akarsuyun kıyısına gittiği, köprünün bulunduğu yerden geçmekte olan akarsuda balık tutmaya çalışırken suya düşerek sürüklenmesi sonucunda hayatını kaybettiğinin sabit olduğu, yürütülen baraj inşaatı faaliyetinin niteliği, kapsam ve boyutları da göz önüne alındığında şantiye ile inşaat faaliyeti kapsamında fiilen kazı, dolgu, harfiyat yapılan inşaat yerlerinin şantiye ile aynı fiziki ortamda olamayacağının açık olduğu, baraj inşaatı ile işyerinin bulunduğu coğrafi alanın, bu alandaki arazi arızalarının, coğrafi yapıların, yol köprü vs beşeri yapıların da söz konusu organizasyonla fiili bağlantısının bulunmadığı ya da kesildiği açıkça anlaşılan hâller dışında işverenin organizasyonu kapsamında olduğunun ve bir bütün hâlinde işyerini oluşturduğunun kabulü gerektiği, bu kapsamda söz konusu kazanın gerçekleştiği yerin iş organizasyonuyla fiili bağlantısının bulunmadığı ya da kesildiğinin kabulünün mümkün olmadığı, kazanın meydana geldiği yerin işverenin yürüttüğü iş ile ilgili oluşturduğu organizasyon kapsamında kalan ve bir bütün olarak işyerini oluşturan bir yer ve kazanın da 5510 sayılı Kanun'un 13/1-a maddesi uyarınca işyerinde gerçekleştiğinden iş kazası olduğu, öte yandan söz konusu yerde uyarı levhalarının bulunduğu iddiasının kusur durumunun değerlendirilmesi açısından sonuca etkili olacağı, kaldı ki bu iddianın sabit olması hâlinde işverenin uyarı levhaları koymak suretiyle söz konusu yerleri de organizasyon kapsamında işyerinin bütünü olarak kabul ettiğini ortaya çıkaracağı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, 12.09.2011 tarihli kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Kurum ve A. Yenilenebilir A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Somut olaya dönüldüğünde müteveffanın 12.09.2011 tarihinde vardiya bitiminden sonra sabah saatlerinde mesai arkadaşları ile birlikte kaldıkları şantiyenin yakınında bulunan Zamantı Çayına balık tutmak için gittiği , nehir kenarına inerken suya düşerek vefat ettiği ; müteveffanın ölümüne neden olan olayın iş yeri dışında, nehir kenarında ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş konusu dışında kendi isteği ile balık tutmaya giderken gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Buna göre Olayın 5510 sayılı 5510 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında iş kazası sayılamayacağı açıktır.

Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yasal düzenlemeler ile Hukuk Genel Kurulunun emsal kararı birlikte değerlendirildiğinde bütün işyerleri için, objektif olarak fiziken ya da hukuken kesin ve net şekilde bir sınır ve kapsam belirlemesi yapılmasının imkânsız olduğu, sosyal güvenlik korumasının sınırlarını geniş tutmak adına işyeri kavramını işin yapıldığı yer, bağlı yerler, eklentiler, iş organizasyonu, aynı yönetim altında örgütlenme gibi kavramlarla tespit etmek gerektiği, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 155 No'lu İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşmesi'nde de işyerinin işçilerin, işleri nedeniyle gitmeleri veya bulunmaları gereken ve işverenin doğrudan veya dolaylı kontrolü altında bulunan bütün yerleri kapsadığının belirtildiği, somut olayda işçilerin işverenin yürüttüğü iş nedeni ile meskun mahal dışında işveren tarafından kurulan şantiyede kaldıklarından fiilen çalıştıkları zamanlar dışında da meskun olmayan bir mahalde barınmaları nedeniyle çevresel faktörlerin de aralarında bulunduğu bir çok riskle karşı karşıya kaldıkları, bu risklerle karşılaşmalarının sebebinin de işverenin yürüttüğü iş nedeniyle kurmuş olduğu işyeri ve eklentileri diğer bir ifadeyle iş organizasyonu olduğu, Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği'nde yapı işlerinin yürütüldüğü alanın yapı alanı olarak tarif edildiği, özellikle yapılan işin ve işlemlerin niteliği veya işyeri alanının çevresel özelliklerinden dolayı işçilerin toprak altında kalma, bataklıkta batma veya yüksekten düşme gibi risklerin fazla olduğu işleri riskli işler olarak tarif ederek işyeri alanının çevresel özelliklerinin de işçiler açısından risk oluşturabileceğini öngörerek işverene bu konuda tedbir alma yükümlülüğü yüklediği, eldeki davada işverenin yürütmüş olduğu baraj inşaat işi nedeniyle oluşturduğu iş organizasyonu kapsamında işçilerini barındırdığı şantiye sahasının girişine 70 metre uzaklıktan geçen akarsu üzerinde işçinin suya düştüğü yerin işverenin doğrudan organizasyonu kapsamında bulunduğu, işverenin dolaylı olarak iş organizasyonu ve yönetimi altında olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalılar Kurum ve A. Yenilenebilir A.Ş. vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davalı Kurum vekili; müteveffanın ölümüne neden olan olayın işyeri dışında, nehir kenarında ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş konusu dışında kendi isteği ile balık tutmaya giderken gerçekleştiğini ve Kanun'un ilgili maddesinin aradığı illiyet bağının oluşmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalı A. Yenilenebilir A.Ş. vekili; bilirkişi raporu ile olayın iş kazası olmadığının tespit edildiğini, kazanın meydana geldiği yerin müvekkili şirketin işyeri sınırları dışında ve şantiye sahasının karşısında olduğunu, mesafenin 70 metre olmasının mümkün olmadığını, olayın iş saatleri dışında, işle alakalı olmayan şekilde ve işyeri dışında gerçekleştiğini, iş kazası sayılması için somut hiçbir delil bulunmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 12.09.2011 tarihinde meydana gelen ve davacılar murisi Bülent A.’ın ölümüne neden olan kazanın iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 11 ve 13. maddeleri.

2. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun (6331 sayılı Kanun) 3. maddesi.

3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2. maddesi.

4. 155 No.lu İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme (155 No.lu Sözleşme).

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü yönünden öncelikle, konuyla ilgili kavram ve kurumlar üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.

2. İş kazası, sigortalının işyerinde iş dolayısıyla ya da işverence yürütülmekte olan işyeri dışındaki çalışması sırasında ortaya çıkan, sigortalının hemen ya da sonradan sakatlığına neden olan olay olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s.605).

3. Gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda (506 sayılı Kanun) gerekse de iş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'da iş kazasının bir tanımı yapılmamış olmakla genel ifadelerle iş kazası, sigortalının işverenin otoritesi altında bulunduğu bir sırada gördüğü iş veya işin gereği dolayısıyla aniden ve dıştan meydana gelen bir etkenle onu bedence ya da ruhça zarara uğratan bir olay olarak tanımlanabilir (Ali Güzel, Ali Rıza Okur, Nurşen Caniklioğlu, Sosyal Güvenlik Hukuku, İstanbul, Yenilenmiş 17. Baskı, 2018, s.349).

4. Olay tarihinde yürürlükte bulunan ve davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun'da bir kazanın hangi “hal ve durumlarda” iş kazası sayılacağı “yer ve zaman” koşullarıyla sınırlanarak belirtilmiştir. Kanun'un "iş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması" başlıklı 13. maddesine göre iş kazası;

"a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır..." şeklinde tanımlanarak 506 sayılı Kanun'da belirtilen iş kazası kavramı genişletilmiştir.

5. Bu düzenleme yanında 30.06.2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde iş kazası "...İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olay..." şeklinde tanımlanmış; daha sonra 03.05.2013 tarihli ve 28636 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6462 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile tanımda geçen "özre uğratan" ibaresi "engelli hâle getiren" şeklinde değiştirilmiştir.

6. Yasal düzenlemeler kapsamında inceleme yapıldığında sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının unsurları; kazaya uğrayanın 5510 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılması, sigortalının kazaya uğraması, sigortalının kaza sonucu bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması ve kaza olayı ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunmasıdır (Güzel vd., s.350-365). Bireyler üzerinde etki oluşturan ve sosyal risk olan kimi durumların sonuçlarını onarma amacı güden sosyal güvenlik hukuku bu sosyal risklerden biri olan ve mesleki risk içinde bulunan iş kazalarının sonuçlarını da onarma amacı güttüğünden iş kazası kavramı kanunda geniş düzenlenerek sosyal güvenlik hakkının koruyucu kapsamının mümkün olduğunca genişletilmesi amaçlanmıştır.

7. Kanun'un açık hükümleri bir yana bırakılarak iş kazası kavramının unsurlarının belirlenmesine olanak bulunmamakta olup bu aşamada 5510 sayılı Kanun'da düzenlenen iş kazasının unsurlarına kısaca değinmek gerekmektedir.

8. Öncelikle bir kaza sonucu bedence veya ruhça engelli hâle gelen kişinin 5510 sayılı Kanun'da belirtilen sigortalılardan biri olması zorunludur, aksi hâlde iş kazasından söz edilmesi mümkün değildir. Kural olarak sigortalı olmanın dışında belirli bir süre sigortalılık süresi ya da belirli bir süre prim ödemiş olma şartı aranmadığı gibi sigortalının yaşının küçük olmasının da herhangi bir önemi bulunmamaktadır (Mehmet Refik Korkusuz, Suat Uğur, Sosyal Güvenlik Hukuku, Bursa, Geliştirilerek Güncellenmiş 6. Baskı, 2018, s.286-287).

9. Öte yandan genel anlamda kaza "can veya mal kaybına neden olan kötü olay" biçiminde tanımlanmakla, iş kazaları açısından insan vücudunun zarar görmesi yani ölüm veya vücut bütünlüğünün ihlali söz konusu olmalıdır. Zirâ eşyaya ilişkin bir zarar iş kazası olarak nitelendirilmez. Ayrıca iş kazasından söz edebilmek için her şeyden önce zarar verici olayın dıştan gelen bir etkenden kaynaklanması gerekir (Güzel vd., s. 353).

10. Yukarıda belirttiğimiz unsurlar yanında bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilmesi için ayrıca kaza olayının 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesinde belirtilen hâl ve durumlardan meydana gelmesi gerekir. Bu sınırlı durumlar dışında meydana gelen ve sigortalıyı ruh ve bedence zarara uğratan olayların iş kazası olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Maddede belirtilen hâl ve durumlar ise çoğunlukla iş ve işyerine ilişkindir.

11. Bu kapsamda Kanun, sigortalıyı zararlandırıcı olayın işyerinde bulunduğu sırada meydana gelmesi hâlinde olayı iş kazası olarak kabul etmiş olup bu düzenleme ile açık bir şekilde işyeri sınırında olan ve keza işin yürütümü ile ilgili tüm kazaları iş kazası kabul ederek sosyal güvenlik hukukunun yelpazesini geniş tutmayı amaçlamaktadır. Uygulamada sigortalının işyerinde iken ara dinlenmesinde dahi yaşadığı tüm kazalar diğer unsurlar da mevcutsa iş kazası olarak kabul edilmiştir. Nitekim kanun hükmüne göre kazanın iş kazası sayılabilmesi için sigortalının işyerinde çalışıyor veya işveren tarafından verilen işi yapıyor olması şartı aranmamış, kural olarak yalnızca işyerinde bulunma yeterli sayılmıştır (Güzel vd., s.355; Halûk Hâdi Sümer, İş Sağlığı ve Güvenliği Hukuku, Ankara, Birinci Bası, 2017, s.92). Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü yönünden işyeri kavramının açıklanması gerekmektedir. İşyeri kavramı hem uluslararası hukukta hem yasal mevzuatımızda tanımlanmıştır.

12. Nitekim 22.04.2005 tarihi itibariyle ülkemizde de yürürlüğe giren 155 No.lu Sözleşme'nin 3. maddesinde işyeri “işçilerin, işleri nedeniyle gitmeleri veya bulunmaları gereken ve işverenin doğrudan veya dolaylı kontrolü altında bulunan bütün yerleri kapsar.” şeklinde belirtilmiş olmakla bu kapsamda işverenin otoritesinin devam ettiği yerde meydana gelen kaza olayları, onun iş organizasyonunun kapsamı içerisinde değerlendirilerek iş kazası sayılmıştır. Yine 155 No.lu Sözleşmenin 16. maddesine göre “Makul olduğu ölçüde, işverenlerden, kontrolleri altındaki işyerleri, makine, teçhizat ve usullerin güvenlik ve sağlık bakımından riskli olmamasını sağlamaları istenecektir".

13. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasında işyeri; "İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir." şeklinde tanımlanmış ve aynı maddenin 2. fıkrasında da "İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve meslekî eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır." şeklinde düzenleme ile işyerinin kapsamı belirtilmiştir.

14. Bu düzenlemeye paralel olarak 5510 sayılı Kanun’un 11. maddesinde de;

“İşyeri, sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerlerdir.

İşyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılır…” şeklinde açıklanmış ve 6331 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de işyeri ile ilgili benzer tanım yapılmıştır.

15. Buna göre işyeri sadece asıl işin yapıldığı yerden oluşmaz. İşyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlardan oluşan işyerinin iş organizasyonu kapsamında bir bütün oluşturduğu kabul edilmektedir. Bu doğrultuda bir yerin işyerine bağlı ve işyerinden sayılır nitelik kazanması için asıl işyeri ile fiziksel, ekonomik ve hukuksal bir bütünlük içinde bulunması gerekmektedir. Bir yerin işyerinden sayılmasının amacı, bunların asıl işyeri ile bir bütünlük oluşturmasından ve aralarında organik bir bağın bulunmasından ötürüdür. Dikkat edilecek husus, işin niteliği ve yürütümü açısından iki yer arasında bir bağımlılık ilişkisi bulunması gerektiğidir. İşin niteliği yönünden bağımlılıktan belirli bir mal üretmek veya hizmet sunmak amacıyla yürütülen işlerin birbirlerini tamamlamaları, işin yürütümü bakımından bağımlılıktan üretim ya da hizmet sunma işlerinin bir elden yönetilecek biçimde örgütlenmesi anlaşılmalıdır. Kısaca bir işverene ait çeşitli işler görülen yerlerin tek bir işyeri sayılabilmeleri için bu yerlerde görülen işlerin aynı amaca yönelik, aynı yönetim organizasyon altında örgütlenmiş olmaları aranmaktadır (Sarper Süzek, İş Hukuku, İstanbul, Yenilenmiş 18. Baskı, 2019, s.188-189; Hamdi Mollamahmutoğlu, Muhittin Astarlı, Ulaş Baysal, İş Hukuku, Ankara, Güncellenmiş Yedinci Baskı, 2022, s.249 vd).

16. İşin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunma, işin ve işle güdülen amacın daha iyi bir biçimde gerçekleşmesi için sözü edilen yerin işyeri ile yararlı bir bütünlük oluşturması anlamındadır. Eğer bir yer, asıl işyeri ile böylesine bir bağ ile bütünlük oluşturmuyorsa bu durumda işyerinden sayılan bir yer değil bağımsız ve ayrı bir işyeri söz konusu olacaktır.

17. Nitekim 17.07.2013 tarihinde yürürlüğe giren İşyeri Bina ve Eklentilerinde Alınacak Sağlık ve Güvenlik Önlemlerine İlişkin Yönetmelik'te işyeri bina ve eklentilerine yönelik iş sağlığı ve güvenliğine dair alınacak önlemleri bir arada düzenleyerek eklentilerde de iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınması gerektiğini vurgulamıştır.

18. Yine 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesinde işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelen kaza da iş kazası olarak kabul edilmiştir. Bu düzenlemeye göre kaza işyerinde meydana gelmese bile işverenden alınan talimat uyarınca görevle veyahut işin gereği olarak işyeri dışında başka yere gönderilme, gitme hâlinde meydana gelmişse olay iş kazası sayılacaktır (5510 sayılı Kanun 13/1-b). Ayrıca sigortalının görevle başka bir yere gönderilmesi hâlinde asıl işini yapmaksızın geçen zaman birimi içinde uğradığı tüm kazalar sigortalının bu süreçte işverenin otoritesi altında olduğu varsayımına dayalı olarak iş kazası olarak nitelendirilebilecektir.

19. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 11.02.2020 tarihli ve 2019/21-389 Esas, 2020/120 Karar sayılı kararı ile 05.10.2005 tarihli ve 2005/10-496 Esas, 2005/565 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

20. Yukarıda belirtilen unsurların yanı sıra iş kazasından söz edebilmek için sigortalının karşılaştığı olay nedeniyle hemen veya sonradan bedensel veya ruhsal bir engele maruz kalmış olması gerekir. Uğranılan zararın en azından sosyal sigorta yardımlarının Kurumca sağlanmasını gerektirecek nitelikte ve derecede olması gerekmektedir. Örneğin gündelik iş hayatında sıkça karşılaşılan önemsiz yaralar, sıyrıklar iş kazası olarak nitelendirilmez (Güzel vd. s.362)

21. Son olarak belirtilmelidir ki, bir olayın iş kazası sayılabilmesi için kaza ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.

22. Somut olayda, sigortalı müteveffanın Işıkkaya Köyü Bozbük Mahallesi Göktaş II HES Projesi kapsamında bulunan işyerinde davalı A. İnşaat Ltd. Şti. işçisi olarak tünel yapım işinde iş makinesi operatörü unvanında 03.07.2011 tarihinde çalışmaya başladığı, olayın gerçekleştiği 12.09.2011 tarihinde gece vardiyası dönüşünde müteveffanın arkadaşları ile şantiye sahasında kahvaltı yaptıkları sırada Zamantı Çayında balık tutmaya karar verdikleri, müteveffanın arkadaşlarından ayrılarak Zamantı Çayının şantiye sahasının bulunduğu Kozan İlçesi tarafındaki kısmından Aladağ İlçesi tarafına köprüden geçmek suretiyle tek başına gittiği ve ölüm olayının da Zamantı Çayının Aladağ İlçesi tarafında bulunan kısmında kalan yerde gerçekleştiği, nitekim Kozan İlçe Jandarma Komutanlığınca hazırlanan inceleme raporunda olay yerinin Göktaş II HES Projesi kapsamındaki baraj şantiyesine ait taş ocağının 70 metre güneybatısında bulunan Zamantı Çayı üzerindeki köprünün bulunduğu yer olduğu, Aladağ İlçesi ile Kozan İlçesini birbirine bağlayan bu köprünün şantiye tarafına bakan diğer bir ifade ile Kozan İlçesi istikametinde olan çay kenarının düz-dik eğimli olması sebebiyle bu alanda balık avlanmasının ve balık avlamada kullanılan solucan çıkartılmasının olanaksız olduğu, yine şantiye tarafına bakan kısmında nehire girmenin ve balık avlamanın yasak olduğunu gösterir uyarıcı levhanın olduğu, ölüm olayının gerçekleştiği köprünün Aladağ İlçesi istikametinde bulunan tarafında ise nehir yatağı kenarlarının nehire girmek, balık avlamak ve solucan çıkarmak için uygun olduğu yönünde tespitler yapıldığı, Mahkemece 07.06.2018 tarihinde yapılan keşif sonrası bilirkişiler tarafından hazırlanan 02.07.2018 tarihli raporda da benzer tespitler yapılmak suretiyle meydana gelen olayın iş kazası olarak değerlendirilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.

23. Tüm bu tespitler ışığında olayın işverenin veya vekilinin veyahut şantiye yetkililerinin herhangi bir görevlendirmesi veya talebi olmaksızın sigortalının kendi iradesi ile hareket etmesi suretiyle şantiye sahasının dışında Zamantı Çayının Aladağ İlçesi tarafında bulunan köprünün nehir yatağının halka açık kısımda gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda müteveffanın çalıştığı proje kapsamında yer alan şantiye sahasından uzakta çay kenarını birbirinden ayıran köprünün şantiye tarafında olmayan kısmında olayın gerçekleştiği de dikkate alındığında işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı ve eklenti niteliğinde işyerinden sayılabilecek kapsamda olmayan yerde ölüm olayının gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Zira müteveffa sigortalının çalıştığı HES projesi kapsamında yapılan işin niteliği de gözetildiğinde ölüm olayının gerçekleştiği yerin işyeri ile faydalı bir bütünlük oluşturmadığı da sabittir.

24. Sonuç olarak vardiya sonrası şantiyede kahvaltı yaptıktan sonra kendi isteği ile balık tutmak amacıyla şantiye sahasının bulunduğu Kozan ilçesi tarafından köprüden geçerek Aladağ İlçesi tarafında bulunan Zamantı Çayı kenarına giden sigortalının yaşadığı zararlandırıcı olayın, işverenin organizasyon alanı içerisinde gerçekleşmediği gibi işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle de meydana gelmediği, ayrıca sigortalının yaptığı işle de ilişkisi bulunmadığı gibi sigortalının işveren tarafından yapılan görevlendirme ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zaman diliminde de meydana gelmediği açıktır. Bu hâli ile müteveffa sigortalının ölümüne neden olan olayın iş kazası sayılması mümkün değildir.

25. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

26. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu ve A. Yenilenebilir Enerji Üretim A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.