KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/blog_yargitay.php internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

2012 TARİHİNDEN ÖNCE MEYDANA GELEN OLAYLARDA PMF-1931 YAŞAM TABLOSUNUN, 2012 TARİHİNDEN SONRAKİ OLAYLAR YÖNÜNDEN İSE TRH-2010 YAŞAM TABLOSUNUN UYGULANMASI GEREKİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/4-643
Karar No       : 2025/264

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                          : 07.12.2023
SAYISI                          : 2023/874 E., 2023/1297 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/8698 Esas,
                                        2022/15025 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin desteği Fazıl C.'un traktörle seyir hâlindeyken 18.11.2010 tarihinde kaza yaparak hayatını kaybettiğini, aracın zorunlu malî sorumluluk sigortasının bulunmadığını ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak 100,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 29.11.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini davacı Aysel C. yönünden 113.191,21 TL, davacı Hanzade Zümrüt C. yönünden 19.543,50 TL ve davacı Yağmur C. yönünden 23.790,78 TL olarak artırmıştır.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müteveffa sürücünün dava konusu olayda %100 kusurlu olduğunu ve müteveffanın mirasçısı olan davacıların tazminat talebinin teminat kapsamı dışında kaldığını, yargılamaya konu kazanın karayolu sayılmayan özel bir alanda meydana geldiğini ve zorunlu malî mesuliyet sigortası (ZMMS) Genel Şartlarının A-1 maddesi kapsamı dışında kaldığını, anılan kazada müvekkilinin sorumluluğundan bahsedilmeyeceğini, kusur oranlarının Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi vasıtasıyla tespitinin gerektiğini, tazminat hesaplamalarının TRH 2010 Ulusal Mortalite tablosu yanında %1,8 teknik faizin esas alınarak Hazine Müsteşarlığı listesine kayıtlı aktüerler vasıtasıyla yapılması gerektiğini, olayda müterafik kusurun bulunup bulunmadığı hususunun araştırılarak şayet var ise hesaplanan tazminattan uygun bir oranda indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2020/68 Esas, 2022/129 Karar sayılı kararı ile; bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı Aysel C. yönünden 113.191,21 TL, davacı Hanzade Zümrüt C. yönünden 19.543,50 TL ve davacı Yağmur C. yönünden 23.790,78 TL’nin 22.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 26/04/2022 tarihli ve 2022/582 Esas, 2022/739 Karar sayılı kararı ile; davaya konu kazanın 18.11.2010 tarihinde meydana geldiği, talebin trafik sigortası teminatı kapsamında kaldığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu, bedel artırım dilekçesine davalı vekilince beyanda bulunulmadığı, mahkeme kararı ve gerekçelerinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 31.10.2022 tarihli, 2022/8698 Esas, 2022/15025 Karar sayılı kararı ile; “… 1- Dosyanın incelenmesinde; davacıların destekten yoksun kalma zararına ilişkin rapor düzenleyen bilirkişi tarafından desteğin ve davacıların muhtemel yaşam süresinin, TRH 2010 yaşam tablosu uygulanmak suretiyle hesaplama yapıldığı, davacı vekilinin belirli hale getirme dilekçesi ile TRH 2010 yaşam tablosu uyarınca yapılan hesaplamada belirlenen miktar üzerinden talepte bulunduğu ve mahkemece de talep doğrultusunda davacıların maddi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davacıların, desteğin ölümü nedeniyle uğradığı zarar, geleceğe ilişkin olduğundan, muhtemel yaşam süresinin usul ve uygulamaya uygun olarak belirlenmesi önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 esas, 1990/199 sayılı kararı ve Dairemizin yerleşik içtihatları gereği, olay tarihi itibariyle PMF 1931 yaşam tablosu ve progresif rant tekniği uygulanmak suretiyle hesaplama yapılması gerekirken TRH 2010 yaşam tablosu esas alınarak yapılan hesaplamaya göre hüküm tesisi doğru değildir. Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.

2- Davacı vekili meydana gelen kaza nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini amacı ile eldeki davayı açmış, faiz türü olarak avans faize karar verilmesini talep etmiş, avans faize karar verilmiştir. Kazaya karışan aracın hususi kullanımı sırasında zarar gerçekleştiğinden, bu durumun aksi de ispat edilemediğinden faiz türü olarak yasal faize karar verilmesi gerekirken avans faize karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmında öncelikle davaya konu kaza tarihinin 18.11.2010 olması sebebi ile aktüer hesabında PMF 1931 yaşam tablosu kullanılması gerektiğinden bahisle kararının bozulduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.12.2021 tarihli ve 2018/10-1027 Esas, 2021/1708 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere; zararın ne kadar süre için hesaplanacağının tazminatın ana unsuru olduğu, destekten yoksun kalma tazminatı yönünden desteğin yaşam süresi ile aktif ve pasif dönemi, destekten yoksun kalanların yaşam süreleri ve ne kadar süre ile destek görecekleri, bedensel zararlarda ise zarar görenin yaşam süresi tazminat hesabının temel taşlarından birini teşkil ettiği, sürelerin belirlenmesi için yaşam tablolarının kullanıldığı, Ülkemizde uzun yıllar 1931 tarihli PMF (Population Mesculine et Fèminine) adı verilen Fransa nüfus verisinden oluşturulan ve cinsiyet ayrımı olmayan Fransız Yaşam Tablosu kullanılmış ise de daha sonra Hazine Müsteşarlığı öncülüğünde yapılan çalışmalar ile kadın ve erkekler için ayrı ayrı "TRH-2010" adı verilen "Ulusal Mortalite Tablosu" hazırlandığı, bu kapsamda Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda yapılan değişiklik sonrası C.11. maddesi çerçevesinde yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere, eklerde yer alan TRH 2010 hayat tablosunun kullanılacağının hükme bağlandığı, TRH 2010 yaşam tablosunun ülkemiz gerçeklerine uygun, güncel ve özgün nitelik taşıdığı, ayrıca kazaya karışan aracın kullanım şeklinin ticari, kullanım amacının yük nakli olduğu, bu nedenle avans faizi uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili, dava konusu kazanın müteveffanın %100 kusuruyla meydana geldiğini, murislerin tazminat talep etme haklarının bulunmadığını, işbu kazadan meydana gelen zararlardan müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;

1) Trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle tazminat istemine ilişkin eldeki davada, tazminat miktarı hesabı yapılırken, muhtemel yaşam süresinin PMF 1931 yaşam tablosuna göre mi, TRH 2010 yaşam tablosuna göre mi tespit edilmesi gerektiği;

2) Somut olay bakımından uygulanması gereken faiz türünün yasal faiz mi yoksa avans faizi mi olması gerektiği;

noktalarında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 vd. maddeleri

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 3. maddesi

3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1 ve 3 maddeleri

2. Değerlendirme

(1) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

2. Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmemiş bütün hâllerde bir kimse için haksız fiil sorumluluğunun söz konusu olması, TBK'nın 49. maddesindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Başka bir anlatımla, ayrık bir düzenleme bulunmayan kusur sorumluluğu hâllerinde, TBK'nın 49. maddesi ve devamında yer alan esaslar uygulanır.

3. Dava trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle uğranılan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu tür davalarda gerçek zarar hesabı, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı, zarar gören sürekli iş göremezlik durumuna girmişse bedensel zarar, ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı hesabı dikkate alınmalıdır.

4. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesaplama olması nedeniyle gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu kapsamda olmak üzere zarar ve tazminata doğrudan etkili olan ölen ya da bedensel zarara uğrayanın gerçek kazancı, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin bakiye ömrü ve gelirden alacakları pay oranları, kız çocuklarının muhtemel evlenme yaşı, eşin evlenme olasılığı, varsa Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri gibi tüm veriler toplandıktan sonra aktif ve pasif dönem için ayrı ayrı hesaplama yapılmaktadır.

5. Görüldüğü üzere gerçek zararın ne kadar süre için hesaplanacağı tazminatın ana unsurlarındandır. Destekten yoksunluk tazminatı yönünden desteğin yaşam süresi ile aktif ve pasif dönemi, destekten yoksun kalanların yaşam süreleri ve ne kadar süre ile destek görecekleri, bedensel zararlarda ise zarar görenin yaşam süresi tazminat hesabının temel taşlarından birini teşkil etmektedir.

6. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; zarar görenin ya da desteğin ve hak sahiplerinin bakiye ömürlerinin (muhtemel yaşam sürelerinin) belirlenmesinde hayat (yaşam) tabloları kullanılmaktadır. Yaşam tabloları hayatta kalma ve ölüm istatistiklerinden elde edilen sonuçların değerlendirilmesi suretiyle her bir yaşta bir yıl içinde kaç kişinin hayatta kalacağının ve kaç kişinin öleceğinin ve muhtemel yaşam sürelerinin öngörüldüğü tablolardır.

7. Ülkemizde uzun yıllar 1931 tarihli PMF (Population Mesculine et Fèminine) adı verilen Fransa nüfus verisinden oluşturulan ve cinsiyet ayrımı olmayan Fransız Yaşam Tablosu kullanılmış olup bu tablonun yasal dayanağını mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 22. maddesi oluşturmaktadır.

8. Daha sonra Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesinin çalışmalarıyla "TRH-2010" adı verilen "Ulusal Mortalite Tablosu" kadın ve erkekler için ayrı ayrı hazırlanmıştır.

9. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 93. maddesinin 1. fıkrası gereği zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazete'de yayımlanır. Böylece Hazine Müsteşarlığı kanundan aldığı yetki ile zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartlarını belirlemektedir.

10. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın C.10. maddesindeki hüküm ile 12.8.2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır.

11. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinde 14.4.2016 tarihinde 6704 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yapılan değişiklikle zorunlu malî sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olacağı hükmü getirilmiştir.

12. Yeni genel şartların C.11. maddesine göre yeni genel şartlar, yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacak olup, genel şartların 1. maddesinde “Bu genel şartlar ekleriyle bir bütündür” hükmü bulunmaktadır. Genel şartların destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasına ilişkin (2) numaralı Ek'inin ve sürekli sakatlık tazminatının hesaplanmasına ilişkin (3) numaralı Ek'inin 3. maddelerinde hesaplamalarda TRH 2010 hayat tablosunun kullanılacağı, tablonun belirli periyotlarda güncellenmesi hâlinde vefat veya kaza tarihindeki güncel versiyonun esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu arada belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile, 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinin 1. cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresinin ve 2. cümlesinde yer alan “…ve genel şartlarda…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

13. Son olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin 1. fıkrasına 09.06.2021 tarihli ve 7327 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile eklenen hüküm ile,

"b) Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,

c) Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,...” hesaplanacağı yönünde düzenleme yapılmıştır.

14. Danıştay tarafından da ölüm veya bedensel zarardan kaynaklanan maddi tazminat hesaplamalarında TRH 2010 yaşam tablosunun kullanıldığı görülmektedir. Nitekim Danıştay 10. Dairesinin 17.06.2021 tarihli ve 2019/6828 Esas, 2021/3429 Karar sayılı kararında; “..Öncelikle, söz konusu raporda bakiye ömür belirlenmesinde PMF 1931 Hayat Tablosunun esas alındığı görülmektedir.

Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması…” gerektiği belirtilmiştir.

15. Bu noktada vurgulanmalıdır ki, yaşam sürelerinin tespitinde kullanılan tablolar arasında farklılık bulunması tazminat miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Şöyle ki; PMF 1931 yaşam tablosu cinsiyet ayırımı gözetmeyen bir tablo olup, kadın-erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu tabloda yeni doğan bir insanın ömrü ortalama 56,64 olarak kabul edilmiştir. Oysa TRH 2010 yaşam tablosunda çok yerinde olarak kadın ve erkekler için ikili bir ayrıma gidilmiştir. TRH 2010 yaşam tablosunda yeni doğan bir insanın ömrü kadınlarda 78,02 erkeklerde ise 71,93 olarak belirlenmiştir. Her iki tablo karşılaştırıldığında başlangıçta yaşam süreleri arasında 15 ilâ 22 yıl arasında değişen sürelerde farklar doğmakta, orta yaşlarda yaşam süreleri birbirine yaklaşmakla birlikte sonuç olarak muhtemel yaşam ve bakiye ömür sürelerinin PMF 1931 tablosunda daha az, TRH 2010 tablosunda daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.

16. Bununla birlikte haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zararın miktarı ve kapsamı belirlenirken olay tarihindeki verilere göre hesaplama yapılacağı kabul edilmektedir.

17. Şu hâlde yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların destekten yoksun kalma zararına ilişkin olarak bilirkişi tarafından desteğin ve davacıların muhtemel yaşam süresinin TRH 2010 yaşam tablosu uygulanmak suretiyle hesaplama yapıldığı, davacı vekilince yapılan hesaplamada belirlenen miktar üzerinden talepte bulunulduğu, mahkeme tarafından da talep doğrultusundan maddi tazminat talebinin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu trafik kazası 18.11.2010 tarihinde meydana gelmiştir. Gerçek zarar hesabının özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesaplama olması nedeniyle gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekliliği karşısında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde olay tarihi itibariyle PMF 1931 yaşam tablosu ve progresif rant tekniği uygulanmak suretiyle hesaplama yapılması gerekirken TRH 2010 yaşam tablosu esas alınarak yapılan hesaplamaya göre hüküm tesisi doğru değildir.

18. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, gerçek zarar hesabında gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekliliği karşısında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınması gerektiği gerekçesiyle direnme kararının onanması yönünde görüş belirtilmiş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

(2) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal mevzuatın incelenmesi gerekmektedir.

2. Kazanın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 3. maddesinde ticari işler; “Bu kanunda tanzim olunan hususlarla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler ticari işlerdendir.” şeklinde açıklanmıştır.

3. Kanun’un “Ticaret karinesi” başlıklı 21. maddesi ise; “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki; hakiki şahıs olan bir tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayılır.

Taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukaveleler, kanunda aksine hüküm olmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.” hükmü bulunmaktadır.

4. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “Kanuni faiz” başlıklı 1. maddesinde;

“Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.

Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.”

“Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinde ise;

“Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlemeler mevcuttur.

5. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekmektedir. Eldeki davada davacı vekili meydana gelen kaza nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini amacı ile eldeki davayı açmış, faiz türü olarak avans faize karar verilmesini talep etmiş, mahkemece de avans faizine karar verilmiştir. Kazanın tarımsal faaliyet gerçekleştirildiği anda, yani aracın hususi kullanımı sırasında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de ispat edilemediğinden faiz türü olarak yasal faize karar verilmesi gerekirken avans faizine hükmedilmesi doğru değildir.

6. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; kazaya karışan aracın kullanım şeklinin ticari olduğu, bu nedenle avans faizinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

7. O hâlde Hukuk Genel kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

8. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

 Davalı vekilinin (1) ve (2) numaralı uyuşmazlıklar bakımından temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince oy çokluğuyla BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.04.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I  O Y"

1. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle tazminat talebine ilişkin eldeki davada, tazminat miktarı hesabı yapılırken, muhtemel yaşam süresinin PMF-1931 yaşam tablosuna göre mi, TRH-2010 yaşam tablosuna göre mi tespit edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

2. Dava trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Bu tür davalarda Kanun ve yerleşik yargı kararları uyarınca hak sahiplerinin gerçek zararlarının karşılanması gerekmektedir. Buna göre uyuşmazlığın çözümünde başvurulması gereken norm kaza sonucunda desteğini kaybeden kişilere uğradıkları gerçek zararın ödenmesini öngörmektedir.

3. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararlarında da belirtildiği üzere gerçek zarar hesabı özü itibarı ile varsayımlara dayalı bir hesap olması nedeniyle gerçeği en iyi şekilde ortaya koyabilecek veriler esas alınarak belirlenmelidir (HGK 21.12.2021, Esas 2018/1027, Karar 2021/1708, § 26).

4. Bu çerçevede ülkemizde bu hesap yapılırken uzun yıllar PMF-1931 (Population Mesculine et Fêminine) adı verilen ve Fransa nüfus istatistiklerinden oluşturulan Fransız yaşam tablosu esas alınmıştır (HGK, Esas 2018/1027 Karar 2021/1708, 21.12.2021, § 29).

5. Ancak yaşanan gelişmelerle birlikte 1931 tarihli PMF yaşam tablosunun Türkiye’deki yaşam şartlarını yeterince doğru yansıtmadığı değerlendirilerek Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesinin çalışmalarıyla TRH-2010 adı verilen “Ulusal Mortarite Tablosu” kadın ve erkekler için ayrı ayrı olmak üzere hazırlanmıştır.

6. Bu bağlamda TRH-2010 yaşam tablosunun ülkemiz gerçeklerine uygun, cinsiyet farklılığını dikkate alan, güncel ve özgün bir nitelik taşıdığı tartışmadan uzaktır. Bir başka ifade ile bu tablonun gerçek zararın hesaplanmasında PMF-1931 tablosuna göre çok daha doğru veriler sağladığı açıktır. Nitekim TRH-2010 tablosunun artık gerek HGK (bkz. HGK, Esas 2018/1027, Karar 2021/1708, 21.12.2021) gerek Yargıtay Dairelerince gerekse de bu davada bozma kararı veren 4. Hukuk Dairesince kabul edildiği, hatta Danıştay tarafından da ölüm veya bedensel zararlardan kaynaklanan maddi tazminat hesaplamalarında kullanıldığı görülmektedir.

7. Danıştay 10. Dairesinin 17.06.2021 tarihli ve Esas 2019/6828, Karar 2021/3429 sayılı kararında “..Öncelikle, söz konusu raporda bakiye ömür belirlenmesinde PMF 1931 Hayat Tablosunun esas alındığı görülmektedir. Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması…” gerekir, denilmek suretiyle bu hususa vurgu yapılmıştır.

8. Burada özellikle dikkat çekmek gerekir ki yaşam sürelerinin tespitinde kullanılan tablolar arasında farklılık bulunması tazminat miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Şöyle ki PMF-1931 yaşam tablosu cinsiyet ayırımı gözetmeyen bir tablo olup, tabloda kadın-erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu tabloda yeni doğan bir insanın ömrü ortalama 56,64 olarak kabul edilmiştir. Oysa TRH 2010 yaşam tablosunda çok yerinde olarak kadın ve erkekler için ikili bir ayrıma gidilmiştir. TRH 2010 yaşam tablosunda yeni doğan bir insanın ömrü kadınlarda 78,02 erkeklerde ise 71,93 olarak belirlenmiştir. Her iki tablo karşılaştırıldığında başlangıçta yaşam süreleri arasında 15 ilâ 22 yıl arasında değişen sürelerde farklar doğmakta, orta yaşlarda yaşam süreleri birbirine yaklaşmakla birlikte sonuç olarak muhtemel yaşam ve bakiye ömür sürelerinin PMF-1931 tablosunda daha az, TRH-2010 tablosunda daha fazla olduğu anlaşılmaktadır (HGK 21.12.2021, Esas 2018/1027, Karar 2021/1708, § 42).

9. Bu itibarla gerçek zararın tespit edilmesine ilişkin olarak ülkemize özgü, güncel ve doğru veriler içeren TRH-2010 yaşam tablosunun hak sahiplerinin maddi zararlarını belirleyebilmek amacıyla gerçeğe/maddi hakikate en yakın veriler sağlayan bir tespit aracı olduğu konusunda esasen yargı kararları arasında bir ihtilaf değil aksine bir fikir birliği bulunduğu söylenebilir.

10. Dolayısıyla uyuşmazlık, zararın tespit edilmesinde TRH-2010 hayat tablosunun gerçeğe en yakın veriler içerip içermediği konusunda değil, zararın meydana geldiği olay tarihine göre tabloların uygulanmasında bir farklılığın gözetilmesi gerekip gerekmediği noktasında çıkmaktadır. Gerek HGK’daki Sayın Çoğunluk gerekse de Daire olay tarihinin 2010 olması ve söz konusu TRH-2010 tablosunun 2012 yılından sonra Yargıtay içtihatlarında kabul görmeye başlaması nedeniyle 2012 tarihinden önce meydana gelen olaylarda PMF-1931 yaşam tablosunun, 2012 tarihinden sonraki olaylar yönünden ise TRH-2010 yaşam tablosunun uygulanması gerektiği görüşünü benimsemişlerdir.

11. Yaşam tabloları uyuşmazlığın kendisine göre çözümlendiği hukuk normu olmayıp somut olay ve olgunun nitelik ve niceliğini belirlemeye yönelik tespit araçlarıdır. Dolayısıyla kanaatimizce bunların hangi tarihte bulunarak kullanılmaya veya yargı kararlarında hangi tarihten itibaren benimsenmeye başlandığı önemli olmaksızın, hangisi zararı gerçeğe en yakın tespit ediyorsa maddi hakikatin belirlenmesinde onun esas alınması gerekmektedir. Zira uyuşmazlığın kendisine göre çözümlenmesi gereken norm, ilgililerin gerçek zararının tazmin edilmesi gerektiğini emretmektedir. Buna göre eğer tespit aracı gerçek zararın eksik ve bu nedenle yanlış olarak hesaplanmasına neden oluyorsa bu uyuşmazlığı çözecek normun olaya uygulanmaması, dolayısıyla hukuk kuralının gereğinin yerine getirilmemesi sonucunu ortaya çıkararak kişilerin anayasal haklarının ihlal edilmesine yol açabilecektir.

12. Bu itibarla yargısal makamlar bu tespit araçlarından birinin gerçeği daha doğru tespit ettiğini belirledikten sonra önlerine gelen bütün uyuşmazlıklarda zararın hangi tarihte gerçekleştiği önemli olmaksızın bunu esas almalıdırlar. Bu çerçevede davada uygulanacak norm olması açısından kural olarak zararın meydana geldiği olay tarihinde yürürlükte bulunan hukuk normu hangisi ise uyuşmazlığın çözümünde onun esas alınması gerekmekte ise de zararı tespit etme aracı olan yaşam tabloları için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bir başka deyişle yaşam tablolarının uyuşmazlığı çözen bir norm niteliği taşımaması nedeniyle bunların olay tarihinde geliştirilip geliştirilmediği veya yargısal içtihatlarda kabul edilip edilmediği esasına dayalı olarak farklı tarihlerde farklı tabloların gerçek zararın tespitinde kullanılması gerektiğini kabul etmek doğru değildir.

13. Daha yakından görebilmek amacıyla çarpıcı bir örnek üzerinden konuyu ele almak gerekirse darp sonucu yaralanan kişinin gerçek maddi zararının karşılanması gerektiği hukuk normunun emridir. Kişinin bu darp olayı sonucunda gerçekten ne kadar zarar gördüğünün tespiti ise gelişen tıbbi araçlar ölçeğinde belirlenebilir. Kişinin darp edildiği tarihte henüz tomografi cihazının icat edilmediği ancak dava devam ederken bu cihazın kullanılmaya başlandığı örnekte, bu kişiye zararını daha doğru tespit eden tomografi sonuçlarına göre değil olay tarihinde mevcut olan röntgen sonuçlarına göre değerlendirme yapılacağını söylemek ne kadar hukuka aykırı ise gerçek durumu tespit etmeyen yaşam tablosunu esas alma mecburiyeti öngörmek de aynı ölçüde hukuka aykırı olacaktır. Zira örnekte gerçekte beyin fonksiyonlarının zarar gördüğü ancak tomografi sonucuyla tespit edilen kişi beynindeki hasarı röntgen cihazıyla tespit edilemediği için zararının çok altında bir tazminat alacağı gibi dava konusu olayda da davacılar gerçek zararlarının altında bir tazminatı kabul etmek durumunda kalacaklardır.

14. Açıklanan nedenlerle uyuşmazlık konusu zararın gerçeğe en yakın biçimde tespit edilmesi aracı olarak TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınması dolayısıyla direnme kararının bu yönüyle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına iştirak edemiyoruz.

8. H.D. Bşk.       Üye                        Üye                    Üye
Fahri Akçin         Ramazan Ülger      Aydın Şimşek     Dr. Hamit Yelken

BİLGİ : I. Uyuşmazlık Yönünden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 18’i BOZMA, 7’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.

II. Uyuşmazlık Yönünden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si BOZMA, 3’ü ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.