KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

İMZASI DAVALI TARAFÇA İNKÂR EDİLMEYEN BİR BELGENİN GEÇERLİLİĞİ TANIK İMZASINA BAĞLI OLMAYIP DAVALI ALEYHİNE BORÇ DOĞURUR NİTELİK TAŞIMAKTADIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/3-48
Karar No       : 2025/540

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 10.07.2023
SAYISI                          : 2023/192 E., 2023/277 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 29.03.2023 tarihli ve 2023/1422 Esas,
                                        2023/879 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen ticari taksi plakası kaydının iptali ve tespiti davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı asıl davada davacı, birleşen davada asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

A. Asıl Dava İle İlgili Süreç

4. Davacı vekili, 34 T.J 27 sayılı ticari taksi plakasının alındığı tarihte müvekkilinin yaşı küçük olduğundan ağabeyi olan davalı adına tescil edildiğini, davalının imzalamış olduğu 18.01.1996 tarihli belge ile ticari plakada hakkı olmadığını, istenildiği an müvekkiline devretmeyi taahhüt ettiğini ancak devre yanaşmadığını ileri sürerek davalı adına olan kaydın iptaline ve müvekkili adına tesciline karar verilmesi talep etmiştir.

5. Davalı vekili, tarafların anne ve babasının rahatsızlanmasıyla, evin en küçüğü olan davacının kimseye muhtaç olmaması için müvekkilinin kendi kazancı ile satın aldığı taksi plakasının kardeşi adına tescil edilmesi konusunda annenin manevi baskı yaptığını, müvekkilinin de annesini memnun edebilmek için davaya dayanak belgeyi imzaladığını, aradan on sekiz yıl geçtikten sonra bu belgenin kötüniyetli olarak davacının eline geçtiğini, zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu ve davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Asli müdahiller vekili, taksi plakası üzerinde müvekkillerinin de haklarının olduğunu, davaya konu evrakın müvekkilleri açısından hiçbir bağlayıcılığının bulunmadığını, tanıkları dinlendiğinde haklılıklarının ortaya çıkacağını belirterek taksi plakasının müvekkillerinin payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin Birinci Kararı ve Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

7. Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.10.2014 tarihli ve 2014/123 Esas, 2014/365 Karar sayılı kararıyla zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 24.03.2016 tarihli ve 2015/4077 Esas, 2016/8683 Karar sayılı kararıyla talebin zamanaşıma uğradığından söz edilemeyeceği, Mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı ve Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı ile Karar Düzeltme Kararı

8. Bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda, Mahkemenin 13.04.2018 tarihli ve 2016/329 Esas, 2018/212 Karar sayılı kararıyla; davalı tarafın davacı tarafça sunulan belgenin aksini ispat edecek aynı nitelikte başkaca bir belge veya delil sunamadığı ve bu sebeple davacının davasını kanıtladığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 34 T.J 27 sayılı ticari taksi plakasının davalı adına olan kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı ve asli müdahale talebinde bulunanlar vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 20.01.2020 tarihli ve 2018/5957 Esas, 2020/303 Karar sayılı kararı ile; asli müdahale talebinde bulunan Sebahattin A. ve Sadık A.'un müdahale talepleri kabul edilip delilleri toplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği, ayrıca trafik kaydının iptali ve trafiğe tescil işleminin idari işlem niteliğinde olması nedeniyle adli yargı mahkemelerince idareyi belli bir işlem yapmaya zorlayıcı şekilde karar verilmesinin de hatalı olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmiş; davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.03.2021 tarihli ve 2020/9790 Esas, 2021/2380 Karar sayılı kararı ile; ilgili bozma ilâmının birinci bendine ilave olarak asli müdahillerin müdalahe dilekçelerinde bulunan eksikliklerin tamamlanması için süre verildikten sonra ve eksikliklerin tamamlanması hâlinde müdahale talepleri kabul edilip delillerin toplanması gerektiğine karar verilmiştir.

B. Birleşen Davayla İlgili Süreç

9. Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.07.2021 tarihli ve 2017/908 Esas, 2021/367 Karar sayılı kararıyla dosyanın eldeki dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

10. Davacılar vekili, müvekkillerinin davaya konu plakayı davalı Ali A. ile birlikte aldıklarını belirterek davalı Ali A. adına kayıtlı olan 34 T.J 27 taksi plakasının trafik kaydının iptal edilmesine, müvekkillerinin plakanın alınmasına yapmış oldukları katkılarının belirlenmesine, bu miktar belirlendikten sonra kalan kısım ile ilgili olarak veraset ilâmında yer alan paylarının tespiti ile payları oranında müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

11. Davalı taraf, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.

12. Asli müdahil vekili, eldeki davanın açılma sebebinin müvekkilinin davacı olduğu asıl davada hakkına ulaşmasını engellemek ve başkaca hukuki ihtilaflar çıkarmak olduğunu, asıl dosyada haklı olduklarının ortaya çıktığını, davalı Ali A.’un imzaladığı belgede taksi plakasının müvekkiline ait olduğunu kabul ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Üçüncü Kararı

13. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, Mahkemenin 18.02.2022 tarihli ve 2021/223 Esas, 2022/32 Karar sayılı kararıyla; davaya konu belgenin düzenleniş amacının farklı olduğu ve olması gereken mülkiyet hakkı durumunun asıl davada davacı olan Şenol A.’un iddialarının aksini gösterdiği gerekçesiyle asıl dava bakımından davanın kısmen kabulü ile dava konusu 34 T.J 27 plakalı ticari taksi plakasının on altı pay kabul edilmesi sureti ile, davalı Ali A. adına kayıtlı ticari taksi plakasının 1/16 payının iptali ile, bu payın davacı Şenol A.'a ait olduğunun tespitine, asıl dosyada asli müdahil olan Sadık A. ve Sabahattin A. tarafından açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, birleşen davanın kabulü ile dava konusu 34 T.J 27 plakalı ticari taksi plakasının 10/16 payının iptali ile, bu paydan 5/16 payın davacı Sadık A.'a, 5/16 payın ise davacı Sabahattin A.'a ait olduğunun tespitine, birleşen dosyada asli müdahil olan Şenol A. tarafından açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Üçüncü Kararı

14. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

15. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.10.2022 tarihli ve 2022/4880 Esas, 2022/7302 Karar sayılı kararı ile;

“… 1- Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; asıl ve birleşen davada davalı vekili ile asıl davada asli müdahiller, birleşen davada davacılar vekilinin tüm, asıl davada davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33 üncü maddesine göre; hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Diğer bir anlatımla, bir davada taraflarca ileri sürülen vakıaların ve sözleşmenin hukuki nitelendirmesini yapmak, uygulanacak hukuk kaidelerini bulmak ve uygulamak hâkimin doğrudan görevidir.

Diğer taraftan bir sözleşmenin niteliğini; yazılışı ve taşıdığı hükümler tayin eder. Yorum, bir irade beyanının manasının tespitidir. Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır(TBK m 19).

Bu aşamada inanç sözleşmesinin (inançlı işlemin) hukuki niteliğinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere inançlı işlemde inanan ve inanılan taraf, inanç sözleşmesinin konusunun mülkiyetinin önce inanılana geçmesi, ardından inanana geri dönmesi hususunda anlaşırlar. İnançlı işlem güven esasına dayanan bir hukukî işlemdir. Taraflar birbirlerine duydukları güven sonucu bir malın mülkiyetini sözleşmenin karşı tarafına geçirir ve daha sonrasında bu malın kendisine geri döneceğine güvenir.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

Somut olayda; davacı asıl davada, yaşı küçük olduğundan, kardeşi olan davalı adına tescil edilen ticari plakanın iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, delil olarak ise 18/01/1996 tarihli yazılı belgeye dayanmıştır. Davalı ise; söz konusu belgeyi, ölüm döşeğinde olan annesinin son isteğini yerine getirmek adına düzenleyip şahitler huzurunda imzaladığını ancak davacının plakanın alımında hiçbir katkısının bulunmadığını savunmuştur. Her ne kadar mahkemece, davacının iddiasının dayanağının inançlı işlem olduğu, inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabileceği, somut olayda diğer iki kardeşin asli müdahale davası ile birleşen davanın da dikkate alınarak bu davadaki delillerin ve bilhassa şahit ifadelerinin nazara alınması neticesinde, dayanılan belgenin düzenleniş amaç ve maksadının farklı olduğu ve olması gereken mülkiyet hakkı durumunun, asıl davanın davacısı olan Şenol'un iddialarının aksini gösterdiği, Şenol'un yaşı itibari ile plakanın alındığı 1996 senesinde, plakanın alımına bir katkısının bulunmadığı, plakanın bedelinin tarafların babası Hakkı ile davacı Şenol hariç diğer üç kardeşin katkıları ile ödendiği, bu dört kişinin hangisinin ne miktarda katkıda bulunduğunun belirlenmesinin ise mümkün olmadığı, bu sebeple baba ve üç oğlunun eşit miktarda katkıda bulunduklarının kabul edilmesi gerektiği, plakanın mülkiyetinin on altı pay kabul edilmesi durumunda, baba ve üç oğula dörder pay düştüğü, baba Hakkı'nın 2014 senesinde vefat etmiş olması sebebi ile hayatta olan dört çocuğuna birer pay miras düşeceği, bu paylaşımın, her iki davadaki bütün delil ve kayıtlar, davalı Ali'nin duruşmadaki beyanı ile tanıkların beyanlarına uygun olacağı, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, davacı Şenol plakanın tamamının mülkiyet hakkını talep etse de sadece babasından gelen bir paya malik olması gerektiğinden bahisle asıl ve birleşen davaya yönelik hüküm kurulmuş ise de; dava konusu 18/01/1996 tarihli belgede davalı tarafça; “Ben Hakkı oğlu Ali A., Ocak 1996 tarihinde üzerime alınan ticari taksi plakası (34 T.J 27) en küçük kardeşim Şenol A.'a attir. Yaşı küçük olduğundan dolayı benim üzerime alınmıştır. Ticari plakada bir hakkım yoktur. İstenildiği an devretmeyi taahhüt ediyorum.” şeklinde beyanda bulunulduğu, belgenin davalı Ali A. ve şahitler tarafından imzalandığı, davacı adına atılmış herhangi bir imzanın bulunmadığı, kaldı ki senet şahidi olarak imzası bulunan Hakkı A.’un tarafların babası olduğu ve yazılı taahhüde kayıtsız şartsız onay verdiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle söz konusu işlemin, inançlı işlem sözleşmesi niteliğinde olduğunun kabulü doğru değildir.

Sözleşme içeriğine göre davalı, ticari plakada bir hakkının olmadığını, istenildiği an hak sahibi Şenol A.'a devredeceği yönünde açık kabul ve taahhütte bulunmakta olup, bu kabul ve taahhüt davalı için bağlayıcıdır.

Hâl böyle olunca mahkemece; davalının 18/01/1996 tarihli belge ile üstlendiği borcu yerine getirdiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davada ise davacıların, davaya konu taksi plakasının trafik kaydının iptali ile plaka üzerinde hak sahibi olarak payları oranında adlarına tescili talebinde bulundukları gözetilerek, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davanın kabulüne dair karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin Direnme Kararı

16. Mahkemenin 10.07.2023 tarihli ve 2023/192 Esas, 2023/277 Karar sayılı kararı ile; davaya konu edilen belgenin hukuki niteliğinin bir tür duygu açıklamasından ibaret olduğu ve tarafların annesi Hatice A.’un ölüm döşeğindeki son arzularını yerine getirmek için düzenlendiği, buna göre davanın dayanağı olan belgenin hukuki sonuç doğurabilecek bir kıymetinin bulunmadığı ve borç doğurmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

17. Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı, birleşen davada asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

II. UYUŞMAZLIK

18. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu olan ve davalı Ali A. tarafından imzası inkâr edilmeyen 18.01.1996 tarihli belgenin davalı Ali A. aleyhine borç doğurucu nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

19. Uyuşmazlığın çözümüne geçmeden önce davanın nitelendirilmesi ve sözleşme konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır.

20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca; hâkim Türk hukukunu resen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir anlatımla; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir (HMK md. 33).

21. Türk Hukuk Lûgatındaki tanıma göre sözleşme; iki ya da daha çok kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile oluşan ve onlara karşılıklı borç yükleyen anlaşmadır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s. 1009.).

22. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 1. maddesinde "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir." şeklindeki düzenlemeyle de sözleşmenin kurulması ve irade açıklaması izah edilmiştir.

23. Ancak bazı durumlarda taraflardan biri, sözleşmenin içeriğini diğerinden farklı anlayabilir. Özellikle şüphe ve tereddütlere yol açan veya birden fazla anlama gelen sözleşme metni yahut bir hüküm taraflardan birini avantajlı duruma getiriyorsa, taraf buna dayanarak talepte bulunabilmektedir. Bu takdirde yorum uyuşmazlığı söz konusu olmaktadır ve sözleşme yorumuna ihtiyaç duyulmaktadır. Sözleşmenin yorumu, sözleşmenin kurucu unsuru olan iradelerin anlamının ve hangi hukuksal sonuçlara yöneldiğinin araştırılıp ortaya konulması anlamına gelmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 2012, s.466).

24. Sözleşmenin yorumuna ilişkin olarak TBK’nın 19/1. maddesinde “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” düzenlemesi bulunmaktadır.

25. Bu doğrultuda sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir (Nurcihan Dalcı Özdoğan; Sözleşmenin Yorumunda Gerçek İradenin Tespiti, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 8, Sayı:1, 2017, s. 35).

26. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların, iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır.

27. Asli yorum araçları yeterince açık değilse, tarafların iradelerini ortaya koymaya imkân veren yardımcı olgulara bakılmalıdır. Bu bağlamda; tarafların sözleşme müzakereleri ve sözleşmenin kurulması sırasındaki, ifa hazırlıkları aşamasındaki, sonrasındaki davranışları, menfaat durumları, amaçlarıyla, ilgili âdet ve teamüller dikkate alınmalı, dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (TMK) 2. maddesinden alan güven ilkesi de gözden kaçırılmamalıdır.

28. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-399 Esas, 2021/1632 Kararı; 02.07.2025 tarihli ve 2024/3-752 Esas, 2025/415 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.

29. Bu aşamada "ispat yükü" kavramına değinilmesinde fayda vardır. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, s. 595).

30. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinin 1. fıkrası;

“İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir.

31. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

32. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup;

“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

33. Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.

34. Bu hüküm, TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.

35. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK’da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanuni deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin deliller; ikrar (HMK md. 188), kesin hüküm (HMK md. 303), senet ( HMK md. 199) ve yemin (HMK md. 225 vd.) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise; tanık (HMK md. 240), bilirkişi (HMK md. 266), keşif (HMK md. 288) ve kanunda düzenlenmemiş diğer delillerdir (HMK md. 192). Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. (Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar; 06.06.2024 tarihli ve 2023/3-752 Esas, 2024/319 Karar sayılı kararları)

36. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerinin senetle ispatını zorunlu kılmış olup bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri bir delille ispatı mümkün olmayacaktır.

37. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201. maddesinde "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” hükmü düzenlenmiştir.

38. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.

39. Senetle ispat zorunluluğu sadece hukuki işlemler için geçerlidir. Hukuki işlem sayılmayan durumlar, takdirî delillerle ve özellikle tanıkla ispat edilebilir. Senetle ispat kuralının da istisnaları HMK’nın 203. maddesinde açıklanmıştır. Senedin alınmasının imkânsız olduğu hâllerde senetle ispat zorunluluğuna istisnalar getirilmiştir.

40. Senede karşı tanıkla ispat yasağının bir diğer istisnası ise tanıkla ispat hakkında taraflar arasında delil sözleşmesi olması hâlidir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 18.03.1959 tarihli ve 1958/18 Esas, 1959/21 Karar sayılı kararına göre tanıkla ispatlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yönelik olduğundan, değeri belli miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden olmadığından, tarafların açık muvafakatı ile tanık dinlenebilir.

41. Bir taraf senetle ispatı gereken bir hukuki işlemi tanık ile ispat etmek isterse, HMK’nın 200. maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi, hâkim, tanıkla ispat edilmek istenen hukuki işlemin senetle ispat edilmesi gerektiğini, ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatmak zorundadır. Hâkimin yukarıdaki şekilde hatırlatması ve sorması üzerine karşı taraf tanık dinlenmesine muvafakat ettiğini açık bir şekilde mahkemeye bildirirse (aslında senetle ispatı gereken), o hukuki işlem tanık ile ispat edilebilir. Bu hâlde, aslında senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispat edilebileceği hakkında, mahkeme önünde sözlü olarak bir delil sözleşmesi yapılmış olur. Aksi hâlde, diğer iki şart (karşı tarafın muvafakati ve bunun tutanağa geçirilerek karşı tarafa okunup imza ettirilmesi) tamam olsa bile, taraflar arasında tanık dinlenmesine ilişkin bir delil sözleşmesi yapılmış olmaz ve aslında senetle ispatı gereken o hukuki işlem hakkında tanık dinlenmez (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt III, 2001 Baskı, s. 2924-2925; Baki Kuru/ Ramazan Arslan/ Ejder Yılmaz: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2014, 25. Baskı, s. 444).

42. Senetle ispat zorunluluğu yerine aslında “kesin delille ispat zorunluluğu” denilmesi daha doğrudur. Ancak, senet kesin delillerin en önemlisi olduğundan, bu “senetle ispat zorunluluğu” olarak ifade edilmektedir. Fakat, senetle ispat zorunluluğu hakkındaki açıklamaların, diğer kesin deliler için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir. Senetle ispat zorunluluğu “tanıkla ispat yasağı” olarak da ifade edilir. Bunun da aslında “takdiri delille ispat yasağı” olması gerekir. Fakat tanık en çok başvurulan önemli bir takdiri delil olduğundan buna “tanıkla ispat yasağı” denilmektedir. Tanıkla ispatı yasak (kesin delille ispatı zorunlu) olan bir hukuki işlem, diğer takdiri delillerle de ispat edilemez. Senet (kesin delil) ile ispat zorunluluğuna ilişkin kanun hükümleri başka bir deyimle tanıkla ispat yasağı, kamu düzeni düşüncesiyle kanuna konulmuş değildir. Bu nedenle, bunun hilafına sözleşme (delil sözleşmesi) yapılabilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 388-389).

43. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-981 Esas, 2022/1945 Karar sayılı kararında da değinilmiştir.

44. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının davasını 18.01.1996 tarihli “Ben Hakkı oğlu Ali A. 1965 doğumlu, Ocak 1996 tarihinde üzerime alınan ticari taksi plakası (34 T.J 27) en küçük kardeşim Şenol A.’a aittir. Yaşı küçük olduğundan dolayı benim üzerime alınmıştır. Yukarıda belirtilmiş olan ticari plakada hiçbir hakkım yoktur. İstenildiği an devir etmeyi taahhüt ediyorum.” şeklinde yazılı, altında davalı Ali A.’un ve iki şahitin imzası bulunan belgeye dayandırdığı, davalı Ali A.’un imzaya itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

45. Davacının iddiasını dayandırdığı belge, tek taraflı borç ikrarını içeren bir sözleşme olup davalıyı bağlar. Anılan belge davalının açık kabul ve taahhüdüyle birlikte imzasını içermekle kesin delil mahiyetindedir. Her ne kadar, Mahkemece söz konusu belgede tanık Hakkı A.’un imzasının bulunmaması üzerinde durulmuşsa da imzası davalı tarafça inkâr edilmeyen böyle bir belgenin geçerliliğinin tanık imzasına bağlı olmadığı, davalı aleyhine borç doğurur nitelik taşıdığı hususları açıktır. Dosya kapsamı itibariyle senede karşı tanık dinlenilmesine ilişkin bir delil sözleşmesi iddiası da bulunmadığına göre davacının davasını dayandırdığı anılan belgenin kesin delil (senet) mahiyetinde olduğu, aksinin ise ancak yine kesin delil ile ispatlanabileceği, ne asıl davada ne birleşen davada böyle bir ispatın bulunduğu, tüm bunlardan davalının taahhüdünü yerine getirdiğini ispatlayamadığı anlaşılmakla Özel Daire kararında işaret edildiği üzere asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

46. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

47. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.     

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Asıl davada davacı, birleşen davada asli müdahil vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.