ALEYHE BOZMA YASAĞI AÇISINDAN HUKUK YARGILAMASI YÖNÜNDEN BU HUSUSA İLİŞKİN AÇIK BİR MEVZUAT HÜKMÜ BULUNMAMAKTADIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/5-673
Karar No : 2025/587
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 02.06.2022
SAYISI : 2022/80 E., 2022/210 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas,
2021/5903 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin karar asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Asıl Davada
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Kocaeli ili Gebze ilçesi M. Köyü, 1 parsel sayılı taşınmazı 15.11.1989 tarihinde satın aldığını, daha sonra Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/35 Esas, 2007/433 Karar sayılı kararı ile taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edildiğini, müvekkili şirketin mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.486.300,00 TL tazminatın tapunun el değiştirme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davalı Tapu Müdürlüğüne izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mahkeme kararıyla Hazine adına tescilinde hukuka aykırı bir durum olmadığını, talep edilen tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı Orman İdaresi temsilcisi cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda orman tahdit çalışmalarının 1948 tarihinde, 2/B uygulamasının ise 1987 yılında yapıldığını, kesinleşen her iki çalışmada da taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığını, bu nedenle tazminat sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı
7. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.03.2011 tarihli ve 2009/520 Esas, 2011/117 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın 1956 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında özel şahıslar adına tespit ve tescil edildiği, davacı şirketin taşınmazı satın aldığı 15.11.1989 tarihi itibariyle üzerinde herhangi bir şerhin bulunmadığı, tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle davacı şirketin uğradığı zarardan Devletin sorumlu olduğu, bilirkişi raporu ile zarar toplamının 2.551.563,00 TL olarak belirlendiği, talebin bu miktarın altında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Birinci Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ve davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 11.10.2011 tarihli ve 2011/10824 Esas 2011/11355 Karar sayılı kararı ile; bu tür davalarda Devletin kusursuz sorumluluğu gereğince husumetin Hazineye yöneltilmesi gerektiği ancak ortada belirgin şekilde temsilcide yanılgı hâli bulunduğu, bu durumun resen gözetilerek davanın Hazineye yöneltilmesine imkân tanınması ve Hazinenin delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gereğine dayanılarak karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı
10. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.12.2012 tarihli ve 2012/58 Esas, 2012/509 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulup davanın Hazineye yöneltilmesi sağlandıktan sonra davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, diğer davalılar Tapu Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu Aşamada Açılan Birleşen Davada
11. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkete ait taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.486.300,00 TL talep ettiklerini, alınan bilirkişi raporu ile zararın 2.551.563,00 TL olarak hesaplandığını, aradaki farkı bu dava ile talep ettiklerini belirterek 1.065.263,00 TL tazminatın 25.09.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 16.03.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile ikinci bilirkişi raporunda müvekkili şirketin zararının toplam 4.329.562,00 TL olarak belirlendiğini, asıl davada 1.486.300,00 TL ve birleşen davada 1.065.263,00 TL talep ettiklerini, bu durumda zarar miktarından 1.777.999,00 TL’nin eksik kaldığını belirterek harcını yatırmak suretiyle talebi 4.329.562,00 TL olarak artırdıklarını beyan etmiştir.
12. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; tapu kaydının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını ve zararın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
14. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.11.2013 tarihli ve 2013/9255 Esas, 2013/20045 Karar sayılı kararı ile; ''... Davacıya ait taşınmazın tapu kaydının, orman sınırlarında olması nedeniyle mahkeme kararı ile iptal edilmesi ve 2/A veya 2/B belirtmesinin de bulunmaması nedeniyle 4721 sayılı T.M.K.’nun 1007. maddesi uyarınca bedeline hükmedilmesi doğrudur. Ancak;
1) Tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaz arsa niteliğinde olup, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.
Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile tapu kaydı iptal edilen taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekirken, bilirkişi raporunda bu yönteme uyulmadan değer biçilmiştir.
Bu nedenle, taraflara tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak dava tarihine göre değer biçilmesi ve değerlendirme tarihi olan 2010 yılında tapusu iptal edilen taşınmaz ile bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, tapu kaydı iptal edilen taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, taşınmaza, genel deyimlerle ve piyasa rayicinden söz ederek değer biçen geçersiz bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi,
2) Yapılara, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payları da düşülerek değer biçilmesi gerekirken, denetime elverişli olmayan rapora göre yapı bedellerine hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
15. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.12.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/757 Karar sayılı kararı ile; yerel mahkemenin ikinci kararından sonra açılan ek davanın eldeki dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin Üçüncü Kararı
16. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 2014/553 Esas, 2016/268 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulmuş ve alınan bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 4.329.562,00 TL olarak belirlendiği, birleşen davada 1.065.263,00 TL zararın yasal faiziyle tahsilinin talep edildiği, davacı vekilince 16.03.2016 tarihli dilekçe ile dava ve birleşen davadaki talepler açıklanarak dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye yükseltildiği, önceki kararın davalı Hazine tarafından temyiz edildiği, bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun arttırılmasının mümkün olmadığı, ayrıca birleşen dava açısından sehven bir hüküm kurulmadığının sonradan fark edildiği gerekçesiyle sadece asıl dava bakımından esas hakkında hüküm kurularak, 1.486.300,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
17. Hükümden sonra tefrik edilen birleşen dava hakkında ise Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/169 Esas, 2016/295 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin davanın birlikte görüldüğü aşamada 16.03.2016 tarihinde harcını yatırmak suretiyle ıslah dilekçesi sunduğu, bu dilekçe ile asıl ve birleşen davada talep edilen miktarlara göre eksik kalan 1.777.999,00 TL tutarın harcını yatırmak suretiyle dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye çıkardığı, asıl dava açısından bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun artırılması mümkün değil ise de birleşen dava açısından ıslah yasağının söz konusu olmadığı, bu itibarla bilirkişi raporunda tespit edilen toplam zarar miktarı olan 4.329.562,00 TL üzerinden asıl davada 1.486.300,00 TL karar altına alındığından, terfiken görülen bu davada 2.843.262,00 TL’ye hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.065.263,00 TL tazminatın dava tarihinden, 1.777.999,00 TL tazminatın ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte toplam 2.843.262,00 TL'nin davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Üçüncü Bozma Kararları
18. Mahkemece asıl ve tefrik edilen davalarda verilen kararlara karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından ayrı ayrı temyiz isteminde bulunulmuştur.
19. Tefrik edilen dava hakkında verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14576 Esas, 2019/3032 Karar sayılı ilâmı ile; mahkemece birleşen dava yönünden hükümden önce verilmiş bir tefrik kararı bulunmadığı hâlde, nihai karardan sonra dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydı ile hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle tarafların diğer temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur.
20. Asıl dava hakkında verilen karar da aynı Dairenin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14577 Esas, 2019/3028 Karar sayılı ilâmı ile; ''... 1- Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden; davacı vekili, alacağa iptal kararının kesinleşme tarihi yerine, dava tarihinden faiz işletilmesi yönüyle hükmü temyiz etmiştir. Dava dilekçesinde alacağa tapunun el değiştirme tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmişse de, mahkemece ilk kurulan 25/03/2011 tarihli ve 07/12/2012 tarihinde kurulan hükümlerde davanın kabulü ile hükmedilen tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziye birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu hükümlerin davacı tarafça temyiz edilmediği, davalı yararına bu yönden usulî kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bozma kararı sonrası belirlenen alacak miktarına dava tarihinden itibaren işleyecek faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı Hazinenin temyiz itirazları yönünden; HMK'nın 297/2. maddesi, "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü içermektedir.
Davacı 08.02.2013 tarihinde açtığı ek dava ile 1.065.263,00 TL alacağın tapu iptal tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacının açtığı ek dava, iş bu dava ile birleştirilmiş olduğu halde, birleşen davada olumlu olumsuz bir hüküm kurulmamış olması ve karar verildikten sonra birleşen dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydedilmesi usul ve kanuna aykırıdır…” gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalı Hazine vekilinin temyizi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin Dördüncü Kararı
21. Mahkemece yukarıdaki bozma kararlarına uyulup asıl ve ek dava tekrar birleştirildikten sonra 14.01.2020 tarihli ve 2019/211 Esas, 2020/4 Karar sayılı karar ile; asıl davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL tazminatın davanın açıldığı 14.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davalı Orman Genel Müdürlüğüne açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen davanın da kabulü ile 2.843.262,00 TL tazminatın 1.777.999,00 TL'sinin davanın ıslah edildiği 16.03.2016 tarihinden, bakiye kısmının ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Dördüncü Bozma Kararı
22. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
23. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas, 2021/5903 Karar sayılı kararı ile; ''... Dava ve birleştirilen dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davanın ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere kararın dayandığı gerekçelere göre; dava konusu M. Köyü 1 parsel sayılı taşınmaz ilk tesis kadastrosu ile 28.09.1956 tarihinde Hüseyin Turan ve Tenzile Ercan adına tescil edilmiş, sonrasında müteaddit defalar el değiştirmiş, son olarak 15.11.1989 tarihinde taşınmazın tamamı satış suretiyle davacı adına kayıt ve tescil edilmiştir. Dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine 23.07.1991 tarihinde “tamamı orman sınırları içerisindedir.” şeklinde şerh konulmuş, Orman Genel Müdürlüğü tarafından dava konusu taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığından, davacı adına olan tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tescili istemi ile Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/35 Esas- 2007/433 E/K sayılı dosyasında tapu iptal ve tescil davası açılmış, yapılan yargılamanın sonucunda davanın kabulüne taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, karar temyiz incelemesinden de geçerek 25.09.2008 tarihinde kesinleşmiş olup, eldeki davanın 14.09.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Yapılan incelemede; ilk bozma öncesi hükme esas alınan raporda toplam 2.551.563,30 TL tazminat tespit edildiği; mahkemece yapılan yargılama sonucunda kararda asıl davada taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL bedel üzerinden kabul kararı verildiği, karar tarihinden sonra davacı tarafça saklı tutulan fazlaya ilişkin 1.065.263,00 TL talebi için Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/85 Esas sayılı dosyasında ek dava açıldığı tespit edilmiştir.
Asıl davada verilen kararın yalnızca davalı Hazine temyizi üzerine bozulduğu, bozma sonrası Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/85 Esas sayılı dosyasında açılan ek davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verildiği, sonrasında bozma ilamı doğrultusunda yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL tazminat tespit edildiği, bunun üzerine davacı vekilince bozma sonrası tespit edilen bu bedel üzerinden birleştirilen ek davanın ıslah edildiği belirlenmiştir.
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda yalnızca asıl davanın kabulüne karar verilmiş, birleştirilen ek dava hakkında olumlu ve olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece bu durumun fark edilmesi ile karar tarihinden sonra birleştirilen ek dava tefrik edilmiş, ayrı bir esas numarası alarak tefrik edilen ek davanın da ıslah edilmiş hali ile kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve ek dava ayrı ayrı esaslarda karara çıkmış; temyiz incelemesinde, asıl dava birleştirilen dava hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmemesi gerekçesi ile, birleştirilen ve sonra tefrik edilen ek dava ise karar tarihinden sonra tefrik edilip, yeni bir esas alınarak, karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur.
Bozma sonrası; tefrik edilen ek dava asıl dosya ile birleştirilmiş; yapılan yargılama sonucunda mahkemece asıl davanın dava dilekçesinceki taleple bağlı kalınarak; birleştirilen davanın ise ıslah edilen bedel üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Davacı adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eldeki davanın açılmasında, tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen arsa niteliğindeki M. Mahallesi 1 parsel sayılı taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak, üzerindeki yapılara ise resmi birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmesinde ve TMK'nın 1007. maddesi gereğince bedelin davalı Hazine’den tahsiline ilişkin asıl davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu itibarla davalı Hazine’nin asıl davaya ilişkin temyiz talepleri yerinde değildir.
Birleştirilen davaya ilişkin temyiz taleplerinin incelenmesine gelince;
1) Bozma öncesi mahkemece, dava konusu taşınmaza 2.551.563,30 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu uyarınca taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmuş, bu karar davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine bozulmuştur.
Bu durumda; mahkemece, bozma öncesi hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,30 TL’nin davalı Hazine lehine usulü kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeden, bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın ıslah edilen bedel üzerinden kabulü ile fazla bedele hükmedilmesi doğru olmadığı gibi,
2) Birleştirilen davada kabul edilen bedele infazda tereddüt yaratacak biçimde açıkça dava tarihi gösterilmeden, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmekle yetinilmesi,
Doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
24. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.06.2022 tarihli ve 2022/80 Esas, 2022/210 Karar sayılı kararı ile; kamu düzenine ilişkin hususların aleyhe hüküm verme yasağı ve usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğu, mülkiyet hakkı ihlâlinin Devlet tarafından gerçekleştirilmesi ve bu ihlâli gerçekleştiren Devlet Hazinesinin aleyhe hüküm verme yasağından yararlanmasının kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, bu yasak nedeniyle taşınmazın gerçek değerinden daha az bir tazminata hükmedilmesinin Anayasal haklara aykırılık teşkil edeceği, tarafların menfaatinin çatışması hâlinde mülkiyet hakkının üstün tutulmasının menfaatler dengesine daha uygun olacağı gerekçesiyle dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL kıymet takdir eden bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle bozma kararının iki numaralı bendine uyulmasına, bir numaralı bendi yönünden ise direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
25. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
26. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çekişmeli taşınmazın, orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada, 11.10.2011 bozma kararı öncesinde yerel mahkemece dava konusu taşınmaza 2.551.563,30 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu uyarınca asıl davada taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL’nin tahsiline ilişkin hüküm kurulduğu, bu kararın davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine bozulduğu, davacı vekili tarafından karar tarihinden sonra açılan birleşen dava ile 1.065.263,00 TL bakiye kısmın tahsiline ve daha sonra alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda 16.03.2016 tarihli dilekçe ile davadaki talebin 1.777.999,00 TL artırılmak suretiyle davalı Hazineden toplam 4.329.562,00 TL’nin tahsiline karar verilmesinin talep edildiği dikkate alındığında, bozma öncesi hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,00 TL tazminat miktarı yönünden davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hakkın doğup doğmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın artırılan talep üzerinden kabulüne karar verilmesinin aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A- Davalı Hazine vekilinin asıl davaya yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;
27. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karar sadece davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire tarafından Hazine vekilinin asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, birleşen davaya yönelik temyiz itirazları kabul edilerek hüküm birleşen davada verilen karar bakımından bozulmuştur. Dolayısıyla asıl davada verilen karar davacı tarafından temyiz edilmeyerek, davalı Hazine bakımından ise bütün temyiz itirazları ile devamında karar düzeltme talebi reddedilerek kesinleşmiştir. Kaldı ki asıl dava bakımından verilen bir direnme kararı da bulunmamaktadır. Böyle olunca daha önce kesinleşen asıl dava bakımından temyiz yoluna başvurulmasında bir hukuki yarar kalmamıştır.
28. O hâlde davalı Hazine vekilinin kesinleşmiş olan asıl davaya ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B- Davalı Hazine vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;
29. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle usuli kazanılmış hak ilkesi ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır.
30. Usule ait kazanılmış hak müessesi, usul hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı.
31. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
32. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).
33. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
34. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkemenin, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğmuştur.
35. Bununla birlikte bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı).
36. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
37. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen "usuli kazanılmış hak" olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. VI, s. 6340; ayrıca HGK'nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E, 2004/19 Karar ile 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 Esas, 2017/1906 Karar).
38. Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4771 vd.).
39. Usuli kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Şu hâlde usuli kazanılmış hakkın istisnası sayılan hâller bulunmadığı ve kamu düzenine aykırı bir yön de olmadığı takdirde, bir hükmün kararı temyiz eden aleyhine ve fakat hükmü temyiz etmeyen lehine bozulması mümkün olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli, 2015/22-3344 Esas, 2019/517 Karar sayılı kararı).
40. Usuli kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra bu noktada aleyhe bozma yasağına da (aleyhe hüküm verme yasağı) değinmekte yarar vardır. Taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hükmün temyiz eden tarafın aleyhine bozulamayacağını ifade eden aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 307/4. maddesinde açıkça hükme bağlanmış ise de hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.
41. Bununla birlikte, Yargıtayın yerleşik uygulamasında hükmün temyiz edenin aleyhine bozulması hâlinde, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar verilmiş olacağı, bu durumun hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceği ilkesine aykırı düşeceği (HMK md. 25 ve 26) ve usuli kazanılmış hakların zedeleneceği yaklaşımı ile aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olacağı, kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağından, hüküm bakımından ise aleyhe hüküm verme yasağından bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli ve 2022/11-277 Esas, 2023/408 Karar ve 29.11.2022 tarihli ve 2021/13-431 Esas, 2022/1614 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
42. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, aleyhe karar verme ve özellikle aleyhe bozma yasağı kanun yoluna taraflardan birinin başvurması hâlinde kanun yoluna ilişkin kararın ve bozmanın onun lehine yapılabileceğini, aleyhine hükmün ortadan kaldırılamayacağı ve bozulamayacağını ifade etmektedir. Keza kanun yoluna başvurmayan tarafın hükmü zımnen onayladığı kabul edilmektedir.
43. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili 14.09.2009 tarihinde açmış olduğu asıl davada, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.486.300,00 TL tazminat isteminde bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince davacı şirketin 2.551.563,00 TL zararı olduğunu belirleyen 13.01.2011 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmakla birlikte taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Bu karar davalı Hazine vekili ile davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince karar husumet yönünden bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak verilen ikinci karar ile davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin davalı Hazineden tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Asıl davaya ilişkin verilen bu ikinci karara karşı da yalnızca davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuş, Özel Daire tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yöntemine uygun olmadığı belirtilerek karar bozulmuştur.
44. Asıl dava temyiz aşamasında iken davacı vekili tarafından 08.02.2013 tarihinde açılan birleşen (ek) davada, Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada alınan bilirkişi raporu ile zararın 2.551.563,00 TL olarak hesaplandığı, aradaki fark tutarının bu dava ile talep edildiğini belirtilerek 1.065.263,00 TL tazminatın davalıdan tahsili talep edilmiştir. Asıl davada verilen kararın Özel Dairece bozulmasından sonraki aşamada, ek davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sırasında alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu ile taşınmazın değeri 4.329.562,00 TL olarak belirlenmiş, bu rapor doğrultusunda davacı vekili 16.03.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile asıl davada 1.486.300,00 TL ve birleşen davada 1.065.263,00 TL talep ettiklerini, eksik kalan 1.777.999,00 TL’nin de harcını yatırmak suretiyle talebi 4.329.562,00 TL olarak artırdıklarını belirtmiştir.
45. Yargılamanın daha sonraki aşamalarında İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı verilen kararların Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince usul yönünden bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince bozma kararlarına uyularak, öncelikle ek davanın yeniden ilk dava ile birleştirilmesine karar verilmiş, her iki dava yönünden verilen dördüncü karar ile asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Özel Dairece davalı Hazinenin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, birleşen dava yönünden bozma öncesinde hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,00 TL’nin davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği, mahkemece bu husus gözetilmeden bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleşen davanın ıslah edilen bedel üzerinden kabulünün ve birleşen davada faiz başlangıç tarihinin gösterilmemesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince, bozma kararının iki nolu bendi yönünden uyulmasına bir nolu bendi yönünden direnilmesine karar verilmiştir.
46. Şu durumda; İlk Derece Mahkemesinin birinci ve ikinci kararında hükme esas alınan 13.01.2011 tarihli bilirkişi kurulu raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 2.551.563,30 TL olarak hesaplandığı, davacı tarafça ıslah ile dava değerinin artırılmamış olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL’nin tahsiline ilişkin hüküm kurulduğu, bu kararlara karşı davacı şirket vekilinin temyiz isteminde bulunmadığı, davalı Hazine vekilinin temyiz istemi üzerine hükmün Özel Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun yöntemine uygun olmadığı belirtilerek bozulduğu, davacı vekili tarafından ikinci kararın temyiz aşamasında iken açılan birleşen dava ile 1.065.263,00 TL’nin ve daha sonra alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda birleşen davadaki talebi 1.777.999,00 TL artırmak suretiyle davalı Hazineden toplam 4.329.562,00 TL’nin tahsiline karar verilmesinin talep edildiği dikkate alındığında, bozma öncesi hükme esas alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen 2.551.563,00 TL tazminat miktarı yönünden davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu belirgin olmakla, İlk Derece Mahkemesince bu husus gözetilmeden, bozma sonrası alınan ve tazminat miktarını 4.329.562,00 TL olarak hesaplayan bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın artırılan talep üzerinden kabulüne karar verilmesinin aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
47. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, Özel Daire bozma kararının bir nolu bendi yönünden önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
48. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
C- Uyulan kısımlar yönünden yapılan incelemede;
49. Temyize konu Özel Dairenin 20.04.2021 tarihli bozma kararında yer alan “…2) Birleştirilen davada kabul edilen bedele infazda tereddüt yaratacak biçimde açıkça dava tarihi gösterilmeden, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmekle yetinilmesi,”nin doğru görülmediği gereğine işaret eden ve ikinci bentte yer alan bozma nedenine İlk Derece Mahkemesince uyularak bozma doğrultusunda işlem yapılmıştır.
50. Bu durumda bozma kararına uyularak oluşturulan hükmün Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, bu hükme yönelik inceleme yapılması için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
I- A bendinde (§27-28) belirtilen gerekçelerle davalı Hazine vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
II- B bendinde (§29-48) belirtilen gerekçe ve nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararının (1) nolu bendinde gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
III- C bendinde (§49-50) belirtilen nedenlerle uyulan kısım yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
ALEYHE BOZMA YASAĞI AÇISINDAN HUKUK YARGILAMASI YÖNÜNDEN BU HUSUSA İLİŞKİN AÇIK BİR MEVZUAT HÜKMÜ BULUNMAMAKTADIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/5-673
Karar No : 2025/587
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 02.06.2022
SAYISI : 2022/80 E., 2022/210 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas,
2021/5903 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin karar asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Asıl Davada
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Kocaeli ili Gebze ilçesi M. Köyü, 1 parsel sayılı taşınmazı 15.11.1989 tarihinde satın aldığını, daha sonra Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/35 Esas, 2007/433 Karar sayılı kararı ile taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edildiğini, müvekkili şirketin mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.486.300,00 TL tazminatın tapunun el değiştirme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davalı Tapu Müdürlüğüne izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mahkeme kararıyla Hazine adına tescilinde hukuka aykırı bir durum olmadığını, talep edilen tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı Orman İdaresi temsilcisi cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda orman tahdit çalışmalarının 1948 tarihinde, 2/B uygulamasının ise 1987 yılında yapıldığını, kesinleşen her iki çalışmada da taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığını, bu nedenle tazminat sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı
7. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.03.2011 tarihli ve 2009/520 Esas, 2011/117 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın 1956 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında özel şahıslar adına tespit ve tescil edildiği, davacı şirketin taşınmazı satın aldığı 15.11.1989 tarihi itibariyle üzerinde herhangi bir şerhin bulunmadığı, tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle davacı şirketin uğradığı zarardan Devletin sorumlu olduğu, bilirkişi raporu ile zarar toplamının 2.551.563,00 TL olarak belirlendiği, talebin bu miktarın altında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Birinci Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ve davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 11.10.2011 tarihli ve 2011/10824 Esas 2011/11355 Karar sayılı kararı ile; bu tür davalarda Devletin kusursuz sorumluluğu gereğince husumetin Hazineye yöneltilmesi gerektiği ancak ortada belirgin şekilde temsilcide yanılgı hâli bulunduğu, bu durumun resen gözetilerek davanın Hazineye yöneltilmesine imkân tanınması ve Hazinenin delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gereğine dayanılarak karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı
10. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.12.2012 tarihli ve 2012/58 Esas, 2012/509 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulup davanın Hazineye yöneltilmesi sağlandıktan sonra davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, diğer davalılar Tapu Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu Aşamada Açılan Birleşen Davada
11. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkete ait taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.486.300,00 TL talep ettiklerini, alınan bilirkişi raporu ile zararın 2.551.563,00 TL olarak hesaplandığını, aradaki farkı bu dava ile talep ettiklerini belirterek 1.065.263,00 TL tazminatın 25.09.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 16.03.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile ikinci bilirkişi raporunda müvekkili şirketin zararının toplam 4.329.562,00 TL olarak belirlendiğini, asıl davada 1.486.300,00 TL ve birleşen davada 1.065.263,00 TL talep ettiklerini, bu durumda zarar miktarından 1.777.999,00 TL’nin eksik kaldığını belirterek harcını yatırmak suretiyle talebi 4.329.562,00 TL olarak artırdıklarını beyan etmiştir.
12. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; tapu kaydının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını ve zararın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
14. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.11.2013 tarihli ve 2013/9255 Esas, 2013/20045 Karar sayılı kararı ile; ''... Davacıya ait taşınmazın tapu kaydının, orman sınırlarında olması nedeniyle mahkeme kararı ile iptal edilmesi ve 2/A veya 2/B belirtmesinin de bulunmaması nedeniyle 4721 sayılı T.M.K.’nun 1007. maddesi uyarınca bedeline hükmedilmesi doğrudur. Ancak;
1) Tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaz arsa niteliğinde olup, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.
Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile tapu kaydı iptal edilen taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekirken, bilirkişi raporunda bu yönteme uyulmadan değer biçilmiştir.
Bu nedenle, taraflara tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak dava tarihine göre değer biçilmesi ve değerlendirme tarihi olan 2010 yılında tapusu iptal edilen taşınmaz ile bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, tapu kaydı iptal edilen taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, taşınmaza, genel deyimlerle ve piyasa rayicinden söz ederek değer biçen geçersiz bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi,
2) Yapılara, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payları da düşülerek değer biçilmesi gerekirken, denetime elverişli olmayan rapora göre yapı bedellerine hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
15. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.12.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/757 Karar sayılı kararı ile; yerel mahkemenin ikinci kararından sonra açılan ek davanın eldeki dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin Üçüncü Kararı
16. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 2014/553 Esas, 2016/268 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulmuş ve alınan bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 4.329.562,00 TL olarak belirlendiği, birleşen davada 1.065.263,00 TL zararın yasal faiziyle tahsilinin talep edildiği, davacı vekilince 16.03.2016 tarihli dilekçe ile dava ve birleşen davadaki talepler açıklanarak dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye yükseltildiği, önceki kararın davalı Hazine tarafından temyiz edildiği, bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun arttırılmasının mümkün olmadığı, ayrıca birleşen dava açısından sehven bir hüküm kurulmadığının sonradan fark edildiği gerekçesiyle sadece asıl dava bakımından esas hakkında hüküm kurularak, 1.486.300,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
17. Hükümden sonra tefrik edilen birleşen dava hakkında ise Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/169 Esas, 2016/295 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin davanın birlikte görüldüğü aşamada 16.03.2016 tarihinde harcını yatırmak suretiyle ıslah dilekçesi sunduğu, bu dilekçe ile asıl ve birleşen davada talep edilen miktarlara göre eksik kalan 1.777.999,00 TL tutarın harcını yatırmak suretiyle dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye çıkardığı, asıl dava açısından bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun artırılması mümkün değil ise de birleşen dava açısından ıslah yasağının söz konusu olmadığı, bu itibarla bilirkişi raporunda tespit edilen toplam zarar miktarı olan 4.329.562,00 TL üzerinden asıl davada 1.486.300,00 TL karar altına alındığından, terfiken görülen bu davada 2.843.262,00 TL’ye hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.065.263,00 TL tazminatın dava tarihinden, 1.777.999,00 TL tazminatın ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte toplam 2.843.262,00 TL'nin davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Üçüncü Bozma Kararları
18. Mahkemece asıl ve tefrik edilen davalarda verilen kararlara karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından ayrı ayrı temyiz isteminde bulunulmuştur.
19. Tefrik edilen dava hakkında verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14576 Esas, 2019/3032 Karar sayılı ilâmı ile; mahkemece birleşen dava yönünden hükümden önce verilmiş bir tefrik kararı bulunmadığı hâlde, nihai karardan sonra dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydı ile hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle tarafların diğer temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur.
20. Asıl dava hakkında verilen karar da aynı Dairenin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14577 Esas, 2019/3028 Karar sayılı ilâmı ile; ''... 1- Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden; davacı vekili, alacağa iptal kararının kesinleşme tarihi yerine, dava tarihinden faiz işletilmesi yönüyle hükmü temyiz etmiştir. Dava dilekçesinde alacağa tapunun el değiştirme tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmişse de, mahkemece ilk kurulan 25/03/2011 tarihli ve 07/12/2012 tarihinde kurulan hükümlerde davanın kabulü ile hükmedilen tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziye birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu hükümlerin davacı tarafça temyiz edilmediği, davalı yararına bu yönden usulî kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bozma kararı sonrası belirlenen alacak miktarına dava tarihinden itibaren işleyecek faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı Hazinenin temyiz itirazları yönünden; HMK'nın 297/2. maddesi, "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü içermektedir.
Davacı 08.02.2013 tarihinde açtığı ek dava ile 1.065.263,00 TL alacağın tapu iptal tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacının açtığı ek dava, iş bu dava ile birleştirilmiş olduğu halde, birleşen davada olumlu olumsuz bir hüküm kurulmamış olması ve karar verildikten sonra birleşen dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydedilmesi usul ve kanuna aykırıdır…” gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalı Hazine vekilinin temyizi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin Dördüncü Kararı
21. Mahkemece yukarıdaki bozma kararlarına uyulup asıl ve ek dava tekrar birleştirildikten sonra 14.01.2020 tarihli ve 2019/211 Esas, 2020/4 Karar sayılı karar ile; asıl davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL tazminatın davanın açıldığı 14.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davalı Orman Genel Müdürlüğüne açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen davanın da kabulü ile 2.843.262,00 TL tazminatın 1.777.999,00 TL'sinin davanın ıslah edildiği 16.03.2016 tarihinden, bakiye kısmının ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Dördüncü Bozma Kararı
22. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
23. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas, 2021/5903 Karar sayılı kararı ile; ''... Dava ve birleştirilen dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davanın ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere kararın dayandığı gerekçelere göre; dava konusu M. Köyü 1 parsel sayılı taşınmaz ilk tesis kadastrosu ile 28.09.1956 tarihinde Hüseyin Turan ve Tenzile Ercan adına tescil edilmiş, sonrasında müteaddit defalar el değiştirmiş, son olarak 15.11.1989 tarihinde taşınmazın tamamı satış suretiyle davacı adına kayıt ve tescil edilmiştir. Dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine 23.07.1991 tarihinde “tamamı orman sınırları içerisindedir.” şeklinde şerh konulmuş, Orman Genel Müdürlüğü tarafından dava konusu taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığından, davacı adına olan tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tescili istemi ile Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/35 Esas- 2007/433 E/K sayılı dosyasında tapu iptal ve tescil davası açılmış, yapılan yargılamanın sonucunda davanın kabulüne taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, karar temyiz incelemesinden de geçerek 25.09.2008 tarihinde kesinleşmiş olup, eldeki davanın 14.09.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Yapılan incelemede; ilk bozma öncesi hükme esas alınan raporda toplam 2.551.563,30 TL tazminat tespit edildiği; mahkemece yapılan yargılama sonucunda kararda asıl davada taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL bedel üzerinden kabul kararı verildiği, karar tarihinden sonra davacı tarafça saklı tutulan fazlaya ilişkin 1.065.263,00 TL talebi için Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/85 Esas sayılı dosyasında ek dava açıldığı tespit edilmiştir.
Asıl davada verilen kararın yalnızca davalı Hazine temyizi üzerine bozulduğu, bozma sonrası Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/85 Esas sayılı dosyasında açılan ek davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verildiği, sonrasında bozma ilamı doğrultusunda yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL tazminat tespit edildiği, bunun üzerine davacı vekilince bozma sonrası tespit edilen bu bedel üzerinden birleştirilen ek davanın ıslah edildiği belirlenmiştir.
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda yalnızca asıl davanın kabulüne karar verilmiş, birleştirilen ek dava hakkında olumlu ve olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece bu durumun fark edilmesi ile karar tarihinden sonra birleştirilen ek dava tefrik edilmiş, ayrı bir esas numarası alarak tefrik edilen ek davanın da ıslah edilmiş hali ile kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve ek dava ayrı ayrı esaslarda karara çıkmış; temyiz incelemesinde, asıl dava birleştirilen dava hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmemesi gerekçesi ile, birleştirilen ve sonra tefrik edilen ek dava ise karar tarihinden sonra tefrik edilip, yeni bir esas alınarak, karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur.
Bozma sonrası; tefrik edilen ek dava asıl dosya ile birleştirilmiş; yapılan yargılama sonucunda mahkemece asıl davanın dava dilekçesinceki taleple bağlı kalınarak; birleştirilen davanın ise ıslah edilen bedel üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Davacı adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eldeki davanın açılmasında, tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen arsa niteliğindeki M. Mahallesi 1 parsel sayılı taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak, üzerindeki yapılara ise resmi birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmesinde ve TMK'nın 1007. maddesi gereğince bedelin davalı Hazine’den tahsiline ilişkin asıl davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu itibarla davalı Hazine’nin asıl davaya ilişkin temyiz talepleri yerinde değildir.
Birleştirilen davaya ilişkin temyiz taleplerinin incelenmesine gelince;
1) Bozma öncesi mahkemece, dava konusu taşınmaza 2.551.563,30 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu uyarınca taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmuş, bu karar davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine bozulmuştur.
Bu durumda; mahkemece, bozma öncesi hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,30 TL’nin davalı Hazine lehine usulü kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeden, bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın ıslah edilen bedel üzerinden kabulü ile fazla bedele hükmedilmesi doğru olmadığı gibi,
2) Birleştirilen davada kabul edilen bedele infazda tereddüt yaratacak biçimde açıkça dava tarihi gösterilmeden, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmekle yetinilmesi,
Doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
24. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.06.2022 tarihli ve 2022/80 Esas, 2022/210 Karar sayılı kararı ile; kamu düzenine ilişkin hususların aleyhe hüküm verme yasağı ve usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğu, mülkiyet hakkı ihlâlinin Devlet tarafından gerçekleştirilmesi ve bu ihlâli gerçekleştiren Devlet Hazinesinin aleyhe hüküm verme yasağından yararlanmasının kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, bu yasak nedeniyle taşınmazın gerçek değerinden daha az bir tazminata hükmedilmesinin Anayasal haklara aykırılık teşkil edeceği, tarafların menfaatinin çatışması hâlinde mülkiyet hakkının üstün tutulmasının menfaatler dengesine daha uygun olacağı gerekçesiyle dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL kıymet takdir eden bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle bozma kararının iki numaralı bendine uyulmasına, bir numaralı bendi yönünden ise direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
25. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
26. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çekişmeli taşınmazın, orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada, 11.10.2011 bozma kararı öncesinde yerel mahkemece dava konusu taşınmaza 2.551.563,30 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu uyarınca asıl davada taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL’nin tahsiline ilişkin hüküm kurulduğu, bu kararın davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine bozulduğu, davacı vekili tarafından karar tarihinden sonra açılan birleşen dava ile 1.065.263,00 TL bakiye kısmın tahsiline ve daha sonra alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda 16.03.2016 tarihli dilekçe ile davadaki talebin 1.777.999,00 TL artırılmak suretiyle davalı Hazineden toplam 4.329.562,00 TL’nin tahsiline karar verilmesinin talep edildiği dikkate alındığında, bozma öncesi hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,00 TL tazminat miktarı yönünden davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hakkın doğup doğmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın artırılan talep üzerinden kabulüne karar verilmesinin aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A- Davalı Hazine vekilinin asıl davaya yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;
27. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karar sadece davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire tarafından Hazine vekilinin asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, birleşen davaya yönelik temyiz itirazları kabul edilerek hüküm birleşen davada verilen karar bakımından bozulmuştur. Dolayısıyla asıl davada verilen karar davacı tarafından temyiz edilmeyerek, davalı Hazine bakımından ise bütün temyiz itirazları ile devamında karar düzeltme talebi reddedilerek kesinleşmiştir. Kaldı ki asıl dava bakımından verilen bir direnme kararı da bulunmamaktadır. Böyle olunca daha önce kesinleşen asıl dava bakımından temyiz yoluna başvurulmasında bir hukuki yarar kalmamıştır.
28. O hâlde davalı Hazine vekilinin kesinleşmiş olan asıl davaya ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B- Davalı Hazine vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;
29. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle usuli kazanılmış hak ilkesi ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır.
30. Usule ait kazanılmış hak müessesi, usul hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı.
31. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
32. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).
33. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
34. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkemenin, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğmuştur.
35. Bununla birlikte bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı).
36. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
37. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen "usuli kazanılmış hak" olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. VI, s. 6340; ayrıca HGK'nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E, 2004/19 Karar ile 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 Esas, 2017/1906 Karar).
38. Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4771 vd.).
39. Usuli kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Şu hâlde usuli kazanılmış hakkın istisnası sayılan hâller bulunmadığı ve kamu düzenine aykırı bir yön de olmadığı takdirde, bir hükmün kararı temyiz eden aleyhine ve fakat hükmü temyiz etmeyen lehine bozulması mümkün olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli, 2015/22-3344 Esas, 2019/517 Karar sayılı kararı).
40. Usuli kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra bu noktada aleyhe bozma yasağına da (aleyhe hüküm verme yasağı) değinmekte yarar vardır. Taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hükmün temyiz eden tarafın aleyhine bozulamayacağını ifade eden aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 307/4. maddesinde açıkça hükme bağlanmış ise de hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.
41. Bununla birlikte, Yargıtayın yerleşik uygulamasında hükmün temyiz edenin aleyhine bozulması hâlinde, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar verilmiş olacağı, bu durumun hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceği ilkesine aykırı düşeceği (HMK md. 25 ve 26) ve usuli kazanılmış hakların zedeleneceği yaklaşımı ile aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olacağı, kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağından, hüküm bakımından ise aleyhe hüküm verme yasağından bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli ve 2022/11-277 Esas, 2023/408 Karar ve 29.11.2022 tarihli ve 2021/13-431 Esas, 2022/1614 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
42. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, aleyhe karar verme ve özellikle aleyhe bozma yasağı kanun yoluna taraflardan birinin başvurması hâlinde kanun yoluna ilişkin kararın ve bozmanın onun lehine yapılabileceğini, aleyhine hükmün ortadan kaldırılamayacağı ve bozulamayacağını ifade etmektedir. Keza kanun yoluna başvurmayan tarafın hükmü zımnen onayladığı kabul edilmektedir.
43. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili 14.09.2009 tarihinde açmış olduğu asıl davada, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.486.300,00 TL tazminat isteminde bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince davacı şirketin 2.551.563,00 TL zararı olduğunu belirleyen 13.01.2011 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmakla birlikte taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Bu karar davalı Hazine vekili ile davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince karar husumet yönünden bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak verilen ikinci karar ile davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin davalı Hazineden tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Asıl davaya ilişkin verilen bu ikinci karara karşı da yalnızca davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuş, Özel Daire tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yöntemine uygun olmadığı belirtilerek karar bozulmuştur.
44. Asıl dava temyiz aşamasında iken davacı vekili tarafından 08.02.2013 tarihinde açılan birleşen (ek) davada, Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada alınan bilirkişi raporu ile zararın 2.551.563,00 TL olarak hesaplandığı, aradaki fark tutarının bu dava ile talep edildiğini belirtilerek 1.065.263,00 TL tazminatın davalıdan tahsili talep edilmiştir. Asıl davada verilen kararın Özel Dairece bozulmasından sonraki aşamada, ek davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sırasında alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu ile taşınmazın değeri 4.329.562,00 TL olarak belirlenmiş, bu rapor doğrultusunda davacı vekili 16.03.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile asıl davada 1.486.300,00 TL ve birleşen davada 1.065.263,00 TL talep ettiklerini, eksik kalan 1.777.999,00 TL’nin de harcını yatırmak suretiyle talebi 4.329.562,00 TL olarak artırdıklarını belirtmiştir.
45. Yargılamanın daha sonraki aşamalarında İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı verilen kararların Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince usul yönünden bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince bozma kararlarına uyularak, öncelikle ek davanın yeniden ilk dava ile birleştirilmesine karar verilmiş, her iki dava yönünden verilen dördüncü karar ile asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Özel Dairece davalı Hazinenin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, birleşen dava yönünden bozma öncesinde hükme esas alınan raporda tespit edilen 2.551.563,00 TL’nin davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği, mahkemece bu husus gözetilmeden bozma sonrası alınan ve dava konusu taşınmaza 4.329.562,00 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleşen davanın ıslah edilen bedel üzerinden kabulünün ve birleşen davada faiz başlangıç tarihinin gösterilmemesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince, bozma kararının iki nolu bendi yönünden uyulmasına bir nolu bendi yönünden direnilmesine karar verilmiştir.
46. Şu durumda; İlk Derece Mahkemesinin birinci ve ikinci kararında hükme esas alınan 13.01.2011 tarihli bilirkişi kurulu raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 2.551.563,30 TL olarak hesaplandığı, davacı tarafça ıslah ile dava değerinin artırılmamış olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak 1.486.300,00 TL’nin tahsiline ilişkin hüküm kurulduğu, bu kararlara karşı davacı şirket vekilinin temyiz isteminde bulunmadığı, davalı Hazine vekilinin temyiz istemi üzerine hükmün Özel Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun yöntemine uygun olmadığı belirtilerek bozulduğu, davacı vekili tarafından ikinci kararın temyiz aşamasında iken açılan birleşen dava ile 1.065.263,00 TL’nin ve daha sonra alınan 23.07.2015 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda birleşen davadaki talebi 1.777.999,00 TL artırmak suretiyle davalı Hazineden toplam 4.329.562,00 TL’nin tahsiline karar verilmesinin talep edildiği dikkate alındığında, bozma öncesi hükme esas alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen 2.551.563,00 TL tazminat miktarı yönünden davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu belirgin olmakla, İlk Derece Mahkemesince bu husus gözetilmeden, bozma sonrası alınan ve tazminat miktarını 4.329.562,00 TL olarak hesaplayan bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak birleştirilen davanın artırılan talep üzerinden kabulüne karar verilmesinin aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
47. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, Özel Daire bozma kararının bir nolu bendi yönünden önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
48. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
C- Uyulan kısımlar yönünden yapılan incelemede;
49. Temyize konu Özel Dairenin 20.04.2021 tarihli bozma kararında yer alan “…2) Birleştirilen davada kabul edilen bedele infazda tereddüt yaratacak biçimde açıkça dava tarihi gösterilmeden, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmekle yetinilmesi,”nin doğru görülmediği gereğine işaret eden ve ikinci bentte yer alan bozma nedenine İlk Derece Mahkemesince uyularak bozma doğrultusunda işlem yapılmıştır.
50. Bu durumda bozma kararına uyularak oluşturulan hükmün Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, bu hükme yönelik inceleme yapılması için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
I- A bendinde (§27-28) belirtilen gerekçelerle davalı Hazine vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
II- B bendinde (§29-48) belirtilen gerekçe ve nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararının (1) nolu bendinde gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
III- C bendinde (§49-50) belirtilen nedenlerle uyulan kısım yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

