BOŞANMA DAVASI AÇISINDAN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEŞHİSİ KONULAN VE YEŞİL REÇETELİ KULLANAN EŞİN, VESAYET ALTINA ALINMASININ GEREKİP GEREKMEDİĞİ ARAŞTIRILMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/201
Karar No : 2025/7016
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/491 E., 2024/2711 K.
Taraflar arasındaki boşanma ve fer'îleri davasının yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı -karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, aleyhine verilen manevî tazminat, maddî ve manevî tazminat talebinin reddi ve yoksulluk nafakasının reddi yönünden temyiz edilmiş olup, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından (HMK m. 114/ 1-d) olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (HMK. 115/1) Davalı- karşı davacı kadın, karşı dava dilekçesinde davacı- karşı davalı erkeğe Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Doktoru Prof. Dr. A.B. tarafından anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğunu ve yeşil reçeteli ilaç kullandığını iddia etmiştir. Mahkemece, bu iddia doğrultusunda davalı erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği, diğer bir ifade ile dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönünden Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Buna göre Mahkemece yapılacak iş; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 56/1inci maddeleri uyarınca davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılması, gerekirse Türk Medeni Kanununun 462/8 inci maddesi uyarınca işlem yapılması ve sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir. Bu yön gözönünde tutulmadan yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Bozma sebebine göre davalı- karşı davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Çetin Durak Sevil Kartal Harun Can Erdem Şimşek Şaban Kazdal
BİLGİ : "Boşanma davasında kısıtlanmayı gerektirir bir durumun varlığı inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19 Eylül 2019 tarihli kararı için bkz.
BOŞANMA DAVASI AÇISINDAN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEŞHİSİ KONULAN VE YEŞİL REÇETELİ KULLANAN EŞİN, VESAYET ALTINA ALINMASININ GEREKİP GEREKMEDİĞİ ARAŞTIRILMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/201
Karar No : 2025/7016
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/491 E., 2024/2711 K.
Taraflar arasındaki boşanma ve fer'îleri davasının yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı -karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, aleyhine verilen manevî tazminat, maddî ve manevî tazminat talebinin reddi ve yoksulluk nafakasının reddi yönünden temyiz edilmiş olup, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından (HMK m. 114/ 1-d) olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (HMK. 115/1) Davalı- karşı davacı kadın, karşı dava dilekçesinde davacı- karşı davalı erkeğe Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Doktoru Prof. Dr. A.B. tarafından anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğunu ve yeşil reçeteli ilaç kullandığını iddia etmiştir. Mahkemece, bu iddia doğrultusunda davalı erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği, diğer bir ifade ile dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönünden Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Buna göre Mahkemece yapılacak iş; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 56/1inci maddeleri uyarınca davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılması, gerekirse Türk Medeni Kanununun 462/8 inci maddesi uyarınca işlem yapılması ve sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir. Bu yön gözönünde tutulmadan yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Bozma sebebine göre davalı- karşı davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Çetin Durak Sevil Kartal Harun Can Erdem Şimşek Şaban Kazdal
BİLGİ : "Boşanma davasında kısıtlanmayı gerektirir bir durumun varlığı inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19 Eylül 2019 tarihli kararı için bkz.

