KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

CEVAP DİLEKÇESİ VERİLMEDİĞİNDEN SAVUNMANIN DAYANAĞI OLARAK SÜRESİNDE DELİL İLERİ SÜRÜLMEDİĞİNDEN, USÛLE AYKIRI OLARAK BİLDİRİLEN TANIKLARIN BEYANLARINA İTİBAR EDİLEMEZ.

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/9128
Karar No      : 2025/5603

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       : 
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI                                 : 2024/102 E., 2024/1171 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, erkeğin tanıklarının dinlenilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, aleyhine yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminatlara hükmedilmesi, vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Dava, taraflarca karşılıklı olarak açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasıdır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-davacı erkeğin ağır kusurlu olduğu belirtilere tarafların boşanmalarına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda tarafların istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına yeniden hüküm tesisine karar verilmiş, hüküm; davacı-davalı kadın vekili tarafından; erkeğin davasının kabulü, erkeğin tanıklarının dinlenilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından; kusur belirlemesi, aleyhine yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminatlara hükmedilmesi, vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun)’da yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir.

Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır.

Bu aşamada, 6100 sayılı Kanun’un delillerin ibrazıyla ilgili hükümlerini değerlendirmek gereklidir.

6100 sayılı Kanun'un 119/1-(f) hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir.

Maddenin gerekçesinde bu gerekliliğin, 6100 sayılı Kanun’da bir yenilik olarak düzenlendiği ifade edilmiştir. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde, makul bir sürede sonuçlanması hedeflenmiştir.

Delillerin bildirilmesi hakkındaki bu düzenleme, Kanunumuzda kabul edilen somutlaştırma yükünün de bir gereğidir (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013, 14. Bası, s. 506).

Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtarının gerektiği 6100 sayılı Kanun'un 122. maddesinde düzenlendikten sonra aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Bu aşamada vurgulamak gerekir ki; 6100 sayılı Kanun'un 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre hâline getirilmiştir.

Bu hakkını kullanmayan, yani süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacaktır (6100 sayılı Kanun md.128).

6100 sayılı Kanun'un “Cevap dilekçesinin içeriği” başlığını taşıyan 129. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin cevap dilekçesinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Tarafların ikinci dilekçelerini verme usulleri de ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, davacının, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesini; davalının da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesini verebileceği belirlenmiştir (6100 sayılı Kanun md.136).

Hemen belirtilmelidir ki, hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (6100 sayılı Kanun md. 121, 129/2).

Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (6100 sayılı Kanun md.140/5).

Bu madde metninde vurgulanması gereken husus “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır.

6100 sayılı Kanun'un 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak, davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira, dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak (md. 145, c. 1) dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi halde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple, 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması halinde bu deliller dikkate alınmamalıdır (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2015, 3. Bası, s. 328, 332).

Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, “delil” bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. Anılan hüküm aynen; “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir.

Yukarıda belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı olarak ele alınmış; dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunluluğundan söz edildikten sonra, eldeki belgelerin dilekçelere eklenmesi, elde bulunmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda bilgi verilmesi gerektiği açıkça öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun'un 140/5. maddesinde de dilekçelerde belirtilen ve fakat henüz sunulmayan belgelerin süresinde sunulmaması halinde uygulanacak yaptırımı açıklamıştır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 Esas, 2016/522 Karar sayılı ilamı).

Bu açıklamalar ışında somut olay incelendiğinde; asıl dava dilekçesinin davalı-davacı erkek vekiline 03.10.2022 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediği, 12.01.2023 tarihinde asıl dava yönünden yapılan ön inceleme duruşmasında mahkeme tarafından taraflara dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri ve delilleri sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, erkek tarafından 23.01.2023 tarihinde delil ve tanık listesi sunulduğu, erkeğin tanıklarından Selvihan'ın 07.03.2023 tarihinde; Seher ve Seda'nın ise 17.03.2023 tarihinde talimat mahkemelerinde dinlendiği, erkek tarafından 03.11.2022 tarihinde açılan ve 10.02.2023 tarihinde asıl dava ile birleştirilmesine karar verilen davanın 01.06.2023 tarihinde ön inceleme duruşmasının yapıldığı ve taraflara birleşen davaya delil sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, davalı-davacı erkek vekili tarafından birleşen dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı ancak dava dilekçesinde tanık isimlerini bildirmediği gibi, birleşen dava ön inceleme duruşmasından sonra da birleşen davaya delillerini bildirmediği anlaşılmıştır.

Davalı-davacı erkeğin asıl davada cevap dilekçesi vermediği hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Dava dilekçesinin usule uygun ihtar içerir şekilde tebliğinden sonra iki haftalık süre içerisinde delillerini bildirmeyen davalının sonradan delil gösterebilmesi için 6100 sayılı Kanun'un 145. maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyeti de somut olayda ileri sürülmüş değildir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde koşulları da oluşmamıştır. Bu durumda; dava dilekçesinin davalı-davacı erkek vekiline usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil (6100 sayılı Kanun md.129/1-e) bulunmadığından yerel mahkemenin davalı-davacı erkeğe delil göstermesi için süre vermesine yasal olarak imkân bulunmadığının kabulü gerekir. Neticede; davalı-davacı erkek asıl davada cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde delil ileri sürmediğinden, birleşen davada da delillerini bildirmek üzere verilen kesin süre içerisinde delillerini bildirmediğinden usule aykırı olarak bildirilen davalı-davacı erkek vekilinin tanıklarının beyanlarına itibar edilmesi doğru olmadığından Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesinin bu doğrultuda yapılması, sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış ve hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebi ve bozma kapsamına göre tüm talepler hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiğinden tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan                  Üye                        Üye                   Üye                  Üye
M. Kasım Çetin       Seydi Kahveci       Çetin Durak       Sevil Kartal      Harun Can

İÇTİHAT YORUMU : 7251 sayılı Kanun değişikliğinden önce HMK m. 140/5 hükmü şu şekildeydi:

Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir”

28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı kanun değişikliğinden sonra HMK m. 140/5 hükmü, HMK m. 139/1-ç) hükmüne karşılık gelmiştir.

7251 sayılı Kanun değişikliğinden sonra HMK m. 139/1-ç) hükmü şu şekilde düzenlenmiştir.

“Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği”

7251 sayılı Kanun değişikliğinden sonra HMK m. 140/5 hükmü ise şu şekilde düzenlenmiştir.

“139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.”

Karardaki “Asıl dava dilekçesinin davalı-davacı erkek vekiline 03.10.2022 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediği” ifadesinden yola çıkılarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29 Mayıs 2025 tarihli kararına konu davanın, 7251 sayılı kanun değişikliğinden iki yıl sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, ilk derece mahkemesinin dosya numarası, 2022/228 E. şeklindedir.

Buna rağmen, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı kanun değişikliğinden önceki durumu esas alarak hukukî bilgiler vermiştir.

Sonuç olarak, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı kanun değişikliğinden sonra açılan davalarda, tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği hususunda ihtarat, ön inceleme davet tutanağı ile sağlanacak olup bu hususa ilişkin olarak ön inceleme duruşmasında süre verilmeyecektir. Bu hususa ilişkin olarak ön inceleme duruşmasında, ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilecektir.