DAVACI VEKİLİNİN, VEKÂLETNAMESİNDE İBRANAME YETKİSİNİN OLMADIĞINI BELİRTEREK SİGORTA ŞİRKETİ TARAFINDAN YAPILAN ÖDEMEYİ BEŞ YIL GEÇTİKTEN SONRA İADE ETMESİ HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASIDIR
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/(17)4-41
Karar No : 2025/523
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 22.03.2022
SAYISI : 2021/1115 E., 2022/274 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve
2020/724 Esas, 2021/1336 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi Orhan K.’un sevk ve idaresindeki araç ile davalı Ahmet D.'ın sevk ve idaresindeki aracın 29.08.2014 tarihinde çarpışması sonucu desteğin vefat ettiğini, kazaya karışan aracın Z. Turizm Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından kısa süreli kira sözleşmesi ile Ali E. adına kiralandığını, kiralayan şirketin tazminat sorumluluğunun bulunduğunu, kazada Ahmet D.'ın asli kusurlu olduğunu ileri sürerek müvekkili Sebiha K. için 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın, diğer müvekkilleri için ise ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı H. Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; manevi tazminat talebinin kombine limitinin %25'i ile sınırlı olmak üzere teminat kapsamına dahil edildiğini, davacılar vekiline 30.10.2014 tarihinde 10.000,00 TL ödendiğini ve müvekkilinin ibra 15.10.1014 tarihli belge ile ibra edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı M. Genel Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün %100 kusuru gözetilerek davacılar vekiline 27.10.2014 tarihinde 64.905,78 TL ödeme yapıldığını, sigortalının kusuru oranında ve poliçe limiti ile sorumlu olunduğunu, kaza tarihinden itibaren faiz istenilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
7. Davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin araç kiralama alanında faaliyet gösterdiğini, kazaya karışan 34 LD 51.3 plakalı aracın şirket bünyesinde yer aldığını, bu aracın tesliminin müvekkilinin bilgisi dışında Ali E.'a yapıldığını, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
8. Davalı Ahmet D.’a dava dilekçesi usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkemenin Birinci Kararı
9. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.06.2016 tarihli ve 2014/552 Esas, 2016/408 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve hükme esas alınan bilirkişi raporu benimsenerek davacı Sebiha K.'un davalı H. Sigorta A.Ş. aleyhine açtığı maddi tazminat davasının reddine, davacı Sebiha K.'un diğer davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat davasının kabulü ile 9.519,18 TL maddi tazminatın bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulmasına, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacılar lehine ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta A.Ş. ve Z. Turizm Taşımacılık Yatırım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı tutulmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
10. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalılar H. Sigorta A.Ş. ve Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
11. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 04.12.2017 tarihli ve 2016/13989 Esas, 2017/11279 Karar sayılı kararı ile;
“… 1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd.Şti vekilinin maddi tazminat talebine yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, trafik kazasından maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Manevi tazminatın kişinin ruh ve vücut bütünlüğünün bozulması, sosyal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması gibi durumlarda istenebileceği yasal ve yerleşmiş yargı kararlarıyla kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 01.03.2006 tarih ve 2006/2-14 E, 2006/26 K. sayılı kararında açıklandığı gibi manevi tazminatın amacı, zarar görenin kişilik değerlerinde ve bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olması ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunması nedeniyle birden fazla bölümler halinde istenemez.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacılar için 50.000,00'er TL manevi tazminatın tahsili istenmiş; mahkemece davacıların her biri için 25.000,00'er TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta AŞ ve Z. Turizm Taşımacılık Yat. San. ve Tic.Ltd. Şti. den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılardan H. Sigorta AŞ. vekili cevap dilekçesinde; davacılar vekiline 30.10.2014 tarihinde 10.000 TL manevi tazminat ödendiğini ve ibraname alındığını bildirmiş, davacı vekili tarafından ödeme kabul edilerek 04.03.2016 tarihli dilekçe ile, H. Sigorta AŞ.nin kazaya karışan aracın kasko şirketi olduğu, maddi-manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı adı altında ve tüm davacı müvekkiller adına talepte bulunulduğu, kendileri tarafından ibraz edilen dekontta hasar bedeli yazılı olduğu, sigorta şirketi tarafından sunulan “hasar ve tazminat makbuzu ve ibraname” başlıklı belgede bunun manevi tazminat olduğu ve ödenecek kişi kısmında da kazada vefat eden Orhan K. isminin yazılı olduğu, her bir davacı için ödemenin 2.500,00 TL olarak kabul edilmesi gerektiği, bu ödemeden ibra manasının çıkarılamayacağı belirtilmiştir. Dosyada mevcut ve davacı tarafın kabulünde olan ibraname fotokopisinin incelenmesinde; ödenen miktarın 10.000 TL ve hasar sebebinin manevi olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu halde yukarıdaki açıklamalar ışığında, davalı sigorta tarafından ibraz edilen ibra belgesinin aslının getirtilerek, davacı tarafın beyanlarıda gözönüne alınarak "manevi tazminatın bölünemezliği" kuralı doğrultusunda inceleme yapıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
12. Davacılar vekili ve davalı H. Sigorta A.Ş. vekilince süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
13. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarihli ve 2018/1616 Esas, 2019/743 Karar sayılı kararı ile;
“… 1- Dosya içeriğine, Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre; 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin 2. fıkrası delaletiyle, 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan, davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Her ne kadar Dairemiz’in 2016/13989-2017/11279 sayılı bozma ilamında davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazları kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de, bir kısım temyiz itirazlarının sehven hiç değerlendirilmediği anlaşıldığından davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile yapılan temyiz incelemesinde; davalı H. Sigorta AŞ vekilinin daha önce incelenmeyen temyiz itirazlarından yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Kabule göre de; davacılar iki taraflı trafik kazasında araç sürücüsü olan destek Orhan’ı kaybetmiştir. Davalı H. Sigorta A.Ş. kazaya karışan 34 LD 51.3 plaka sayılı karşı aracın birleşik kasko sigortacısıdır. Kasko poliçesindeki kloz gereğince davalı H. Sigorta A.Ş. manevi tazminat talepleri yönünden yıllık azami 100.000,00 TL olan kombine limitinin %25'i ile sınırlı olmak üzere sorumlu olup, bu halde 25.000,00 TL limitinde manevi tazminat sorumluluğu vardır. Somut uyuşmazlıkta ise davalı H. Sigorta A.Ş. davacıların manevi tazminat talepleri yönünden azami poliçe limiti olan 25.000,00 TL ile sorumlu olduğu ve davadan önce bir miktar ödeme yaptığı halde, yerel mahkemece poliçe limiti aşılarak her bir davacı için ayrı ayrı 25.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin KARAR DÜZELTME İSTEMİNİN KABULÜ İLE Dairemiz’in 04.12.2017 tarih, 2016/13989-2017/11279 sayılı bozma ilamının 1) nolu bendindeki “reddine” ibaresi çıkartılarak yerine “,davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,” ibarelerinin yazılmasına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma ilamına 3) nolu bent olarak yukarıdaki 3) nolu bendin eklenmesine ve manevi tazminat hükmünün bu bentte belirtilen nedenlerle de davalı H. Sigorta A.Ş. lehine BOZULMASINA, bozma ilamının sonuç kısmının 4. satırındaki “reddine” ibaresi çıkartılarak yerine “,davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,” ibarelerinin yazılmasına, bozma ilamının sonuç kısmının 6. satırındaki “manevi” ibaresi çıkartılarak yerine “,(3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin manevi” ibarelerinin yazılmasına, Yasanın 442. maddesi uyarınca 384,00 TL para cezasının davacılardan alınarak Hazineye gelir kaydettirilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 17,70 TL kalan red harcının karar düzeltme isteyen davacılardan alınmasına, tashihi karar peşin harcının davalı HDİ Sigorta A.Ş'ye geri verilmesine…” karar verilmiştir.
Mahkemenin İkinci Kararı
14. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/293 Esas, 2019/796 Karar sayılı kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı Sebiha K.'un davalı H. Sigorta A.Ş. aleyhine açtığı maddi tazminat isteminin reddine, davacı Sebiha K.'un diğer davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat isteminin kabulü ile 9.519,18 TL maddi tazminatın bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulmasına; davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacılara 25.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta A.Ş. ve Z. Turizm Taşımacılık Yatırım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nden müştereken ve müteselsilen (davalı H. Sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti olan 25.000,00 TL ile sınırlı olarak) alınarak davacılara verilmesine, davacıların manevi tazminat istemi yönünden fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
15. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
16. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2020/724 Esas, 2021/1336 Karar sayılı kararı ile;
“… Davacılar vekili tarafından imzalanan 15/10/2014 tarihli “Hasar Makbuzu ve İbraname” başlıklı, ”hasar sebebi:manevi” olarak yazılı belge içeriğinden, davalılardan H. Sigorta A.Ş. tarafından 10.000,00 TL ödenmesi karşılığında H. Sigorta A.Ş.’nin ibra edileceği belirtilmiş, davacılar vekili hesabına 30/10/2014 tarihinde 10.000,00 TL manevi tazminat ödemesi yapılmıştır. Dairemiz bozma kararı sonrasında davacılar vekili tarafından davalı H. Sigorta A.Ş.’ye ihtarname çekilerek vekaletnamesinde ibraname yetkisi olmadığından sigorta şirketi ile aralarında düzenlenen ibranamenin yok hükmünde olduğu bildirilerek sigorta şirketi tarafından ödenen miktar 17/10/2019 tarihinde iade edilmiştir.
Mahkemece; bozma ilamına uyularak, ilgili ibra evrakının celbi ile tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda; davacı vekilince davalı H. Sigorta şirketi ile ibraname düzenlenmiş ise de davacı vekilinin ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı, ibranamenin geçersiz olduğu, öte yandan iade edilen 10.000,00 TL'ye davalı sigorta şirketi tarafından bir itirazda da bulunulmadığı görüldüğünden, ibranamenin geçersiz olduğunun kabulü ile sigorta şirketinin diğer hakları saklı olarak, ödeme yapılmamış gibi değerlendirme yapılarak her bir davacı için 25.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü ile aynı Kanunun 3. maddesindeki “Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” Hükmünü havidir.
"... Bir sözleşmenin taraflarından birinin o sözleşmenin ifa olunacağı hususunda o güne kadar süre gelen davranışları ile karşı tarafa tam bir güvence vermiş ve karşı taraf da sözleşmenin yerine getirileceği inancına iyi niyetle bağlanarak kendisine düşen edimleri yerine getirmiş ise, artık sözleşmenin şekil yönünden geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşır ve bu husus yasal himayeden yoksun kalır. Bu durumlarda sözleşmenin geçersizliğine dayanılarak akdin icrasından kaçınılamaz..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 6 Haziran 1979 gün 14/190-799 sayılı kararı)
Somut olayda; her ne kadar davacılar vekilinin vekaletnamesinde ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı anlaşılmakta ise de; davacılar vekilinin sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin üzerinden 5 yıl geçtikten ve özellikle mahkemece verilen kararın Dairemizce manevi tazminat yönünden bozulması sonrasında şekli eksiklik olduğu gerekçesiyle ibranamenin yok hükmünde olduğu belirtilerek, iade işlemi gerçekleştirmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşıdığı açıktır.
Bu durumda mahkemece, açıklanan bu hukuki ve maddi olgular ile Medeni Kanun'un 2. maddesindeki objektif iyiniyet kuralları gereği, hakkın kullanımında iyiniyetle hareket edilmesi zorunluluğu çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesiyle, davacı tarafından verilmiş olan ibraname doğrultusunda manevi tazminata ilişkin olarak H. Sigorta tarafından yapılmış olan ödeme geçerli bir ödeme kabul edilerek, Dairemiz’in 04.12.2017 tarih, 2016/13989 E-2017/11279 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere "manevi tazminatın bölünemezliği" kuralı doğrultusunda inceleme yapıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı
17. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2021/1115 Esas, 2022/274 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacılar vekilinin ibraname düzenleme yetkisinin bulunmadığı, yetkisi dışında düzenlediği ibraname sonucu tahsil ettiği manevi tazminatı iade etmesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi anlamında objektif iyiniyet kurallarına aykırılıktan bahsedilemeyeceği, ibraname karşılığında 10.000,00 TL ödendiği, mahkemece de 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği taktirde manevi tazminat miktarları arasında açıkça bir farklılık ve orantısızlık olacağı, bu durumda manevi zararın karşılandığından ve dolayısıyla manevi tazminatın bölünmezliği ilkesinden bahsedilemeyeceği, ayrıca tacir olan ve ibranamenin ve tazminat hukukunun temel ilkelerine vakıf olması gereken davalı sigorta şirketinin 17.12.2019 tarihinde iade edilen ödemeye bugüne kadar herhangi bir itirazda bulunmaması veya ödemeyi iade etmemesi gözetildiğinde ibranamenin geçersizliğini ve iade edilen ödemeyi zımnen kabul ettiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
18. Direnme kararı süresi içinde davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacılar vekili tarafından imzalanan 15.10.2014 tarihli ibranamenin geçerli olup olmadığı, davacı vekilinin ibranamenin geçersiz olduğunu ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında kalıp kalmayacağı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “manevi tazminatın bölünemezliği” ilkesi de dikkate alınarak bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
20. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikli olarak yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
21. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi özel nitelikte bir hüküm düzenlenmiş olup, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”
22. Anılan madde ile, yaşam hakkı ile vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan hâllerde manevi zararın tazmini düzenlenmektedir. Bedensel bütünlüğün ihlali hâlinde zarar görenin, ölümü hâlinde ise ailesinin kişilik değerlerinde meydana gelen etkinin giderimi, tazmin ve telafisi amaçlanmaktadır. Kişinin, hukuka aykırı eylem nedeniyle bozulan manevi tamlığının eski hâline döndürülmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olgular gözetilerek toplumsal barış sağlanmaya çalışılmaktadır. Tazminat, yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Haksız eylem sonucu duyulan acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, acı ve elem nedeniyle öngörülen tazminat miktarı belirlenerek istemde bulunulabilir.
23. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için bölümler hâlinde istenemez. Acı ve elemin bölünerek, bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının ise açılacak ek dava ile talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşmektedir.
24. Uyuşmazlığın çözümü açısından dürüst davranma ilkesinden de bahsetmekte yarar bulunmaktadır.
25. Türk Medeni Kanunu’nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.
26. Dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Mustafa Dural/Suat Sarı: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227).
27. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı. Hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesi ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır.
28. Anılan Kanun maddesinde hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifadesinin ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural/Sarı, s. 225).
29. Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/1. maddesi hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanım ölçütünü TMK’ya göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2020 tarihli ve 2016/22(7)-603 Esas, 2020/462 Karar; 09.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2501 Esas, 2021/233 Karar; 07.10.2021 tarihli ve 2018/(6)3-634 Esas, 2021/1171 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
30. Somut olay incelendiğinde, davacılar vekili tarafından imzalanan 15.10.2014 tarihli “Hasar Tazminat Makbuzu ve İbraname” başlıklı belgede “Hasar Sebebi:Manevi” olarak belirtilen içerikten, davalılardan H. Sigorta A.Ş. tarafından 10.000,00 TL ödenmesi karşılığında H. Sigorta A.Ş’nin ibra edileceği belirtilmiş, davacılar vekilinin hesabına 30.10.2014 tarihinde 10.000,00 TL manevi tazminat ödemesi yapılmıştır. Özel Dairenin bozma kararı sonrasında davacılar vekili tarafından davalı H. Sigorta A.Ş’ye ihtarname çekilerek vekâletnamesinde ibraname yetkisi olmadığından sigorta şirketi ile aralarında düzenlenen ibranamenin yok hükmünde olduğu bildirilerek sigorta şirketi tarafından ödenen miktar, beş yıl sonra 17.10.2019 tarihinde iade edilmiştir.
31. Davacılar vekiline verilen vekâletname içeriği incelendiğinde, vekilin ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davacılar vekilinin, vekâletnamesinde ibraname yetkisinin olmadığını ve ibranamenin yok hükmünde olduğunu belirterek davalı H. Sigorta Şirketi tarafından yapılan ödemeyi aradan yaklaşık beş yıl geçtikten sonra iade etmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
32. Bu durumda davacılar vekili ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen 15.10.2014 tarihli “Hasar Tazminat Makbuzu ve İbraname” başlıklı yazılı belge geçerli kabul edilerek davalı sigorta şirketi tarafından manevi tazminata mahsuben yapılan ödeme Medeni Kanun'un 2. maddesindeki dürüstlük kuralları gereği geçerli bir ödeme kabul edilerek "manevi tazminatın bölünemezliği" ilkesi doğrultusunda inceleme yapılıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
33. O hâlde; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilâmına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
DAVACI VEKİLİNİN, VEKÂLETNAMESİNDE İBRANAME YETKİSİNİN OLMADIĞINI BELİRTEREK SİGORTA ŞİRKETİ TARAFINDAN YAPILAN ÖDEMEYİ BEŞ YIL GEÇTİKTEN SONRA İADE ETMESİ HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASIDIR
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/(17)4-41
Karar No : 2025/523
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 22.03.2022
SAYISI : 2021/1115 E., 2022/274 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve
2020/724 Esas, 2021/1336 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi Orhan K.’un sevk ve idaresindeki araç ile davalı Ahmet D.'ın sevk ve idaresindeki aracın 29.08.2014 tarihinde çarpışması sonucu desteğin vefat ettiğini, kazaya karışan aracın Z. Turizm Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından kısa süreli kira sözleşmesi ile Ali E. adına kiralandığını, kiralayan şirketin tazminat sorumluluğunun bulunduğunu, kazada Ahmet D.'ın asli kusurlu olduğunu ileri sürerek müvekkili Sebiha K. için 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın, diğer müvekkilleri için ise ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı H. Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; manevi tazminat talebinin kombine limitinin %25'i ile sınırlı olmak üzere teminat kapsamına dahil edildiğini, davacılar vekiline 30.10.2014 tarihinde 10.000,00 TL ödendiğini ve müvekkilinin ibra 15.10.1014 tarihli belge ile ibra edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı M. Genel Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün %100 kusuru gözetilerek davacılar vekiline 27.10.2014 tarihinde 64.905,78 TL ödeme yapıldığını, sigortalının kusuru oranında ve poliçe limiti ile sorumlu olunduğunu, kaza tarihinden itibaren faiz istenilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
7. Davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin araç kiralama alanında faaliyet gösterdiğini, kazaya karışan 34 LD 51.3 plakalı aracın şirket bünyesinde yer aldığını, bu aracın tesliminin müvekkilinin bilgisi dışında Ali E.'a yapıldığını, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
8. Davalı Ahmet D.’a dava dilekçesi usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkemenin Birinci Kararı
9. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.06.2016 tarihli ve 2014/552 Esas, 2016/408 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve hükme esas alınan bilirkişi raporu benimsenerek davacı Sebiha K.'un davalı H. Sigorta A.Ş. aleyhine açtığı maddi tazminat davasının reddine, davacı Sebiha K.'un diğer davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat davasının kabulü ile 9.519,18 TL maddi tazminatın bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulmasına, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacılar lehine ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta A.Ş. ve Z. Turizm Taşımacılık Yatırım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı tutulmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
10. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalılar H. Sigorta A.Ş. ve Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
11. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 04.12.2017 tarihli ve 2016/13989 Esas, 2017/11279 Karar sayılı kararı ile;
“… 1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd.Şti vekilinin maddi tazminat talebine yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, trafik kazasından maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Manevi tazminatın kişinin ruh ve vücut bütünlüğünün bozulması, sosyal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması gibi durumlarda istenebileceği yasal ve yerleşmiş yargı kararlarıyla kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 01.03.2006 tarih ve 2006/2-14 E, 2006/26 K. sayılı kararında açıklandığı gibi manevi tazminatın amacı, zarar görenin kişilik değerlerinde ve bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olması ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunması nedeniyle birden fazla bölümler halinde istenemez.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacılar için 50.000,00'er TL manevi tazminatın tahsili istenmiş; mahkemece davacıların her biri için 25.000,00'er TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta AŞ ve Z. Turizm Taşımacılık Yat. San. ve Tic.Ltd. Şti. den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılardan H. Sigorta AŞ. vekili cevap dilekçesinde; davacılar vekiline 30.10.2014 tarihinde 10.000 TL manevi tazminat ödendiğini ve ibraname alındığını bildirmiş, davacı vekili tarafından ödeme kabul edilerek 04.03.2016 tarihli dilekçe ile, H. Sigorta AŞ.nin kazaya karışan aracın kasko şirketi olduğu, maddi-manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı adı altında ve tüm davacı müvekkiller adına talepte bulunulduğu, kendileri tarafından ibraz edilen dekontta hasar bedeli yazılı olduğu, sigorta şirketi tarafından sunulan “hasar ve tazminat makbuzu ve ibraname” başlıklı belgede bunun manevi tazminat olduğu ve ödenecek kişi kısmında da kazada vefat eden Orhan K. isminin yazılı olduğu, her bir davacı için ödemenin 2.500,00 TL olarak kabul edilmesi gerektiği, bu ödemeden ibra manasının çıkarılamayacağı belirtilmiştir. Dosyada mevcut ve davacı tarafın kabulünde olan ibraname fotokopisinin incelenmesinde; ödenen miktarın 10.000 TL ve hasar sebebinin manevi olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu halde yukarıdaki açıklamalar ışığında, davalı sigorta tarafından ibraz edilen ibra belgesinin aslının getirtilerek, davacı tarafın beyanlarıda gözönüne alınarak "manevi tazminatın bölünemezliği" kuralı doğrultusunda inceleme yapıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
12. Davacılar vekili ve davalı H. Sigorta A.Ş. vekilince süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
13. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarihli ve 2018/1616 Esas, 2019/743 Karar sayılı kararı ile;
“… 1- Dosya içeriğine, Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre; 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin 2. fıkrası delaletiyle, 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan, davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Her ne kadar Dairemiz’in 2016/13989-2017/11279 sayılı bozma ilamında davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazları kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de, bir kısım temyiz itirazlarının sehven hiç değerlendirilmediği anlaşıldığından davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile yapılan temyiz incelemesinde; davalı H. Sigorta AŞ vekilinin daha önce incelenmeyen temyiz itirazlarından yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Kabule göre de; davacılar iki taraflı trafik kazasında araç sürücüsü olan destek Orhan’ı kaybetmiştir. Davalı H. Sigorta A.Ş. kazaya karışan 34 LD 51.3 plaka sayılı karşı aracın birleşik kasko sigortacısıdır. Kasko poliçesindeki kloz gereğince davalı H. Sigorta A.Ş. manevi tazminat talepleri yönünden yıllık azami 100.000,00 TL olan kombine limitinin %25'i ile sınırlı olmak üzere sorumlu olup, bu halde 25.000,00 TL limitinde manevi tazminat sorumluluğu vardır. Somut uyuşmazlıkta ise davalı H. Sigorta A.Ş. davacıların manevi tazminat talepleri yönünden azami poliçe limiti olan 25.000,00 TL ile sorumlu olduğu ve davadan önce bir miktar ödeme yaptığı halde, yerel mahkemece poliçe limiti aşılarak her bir davacı için ayrı ayrı 25.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin KARAR DÜZELTME İSTEMİNİN KABULÜ İLE Dairemiz’in 04.12.2017 tarih, 2016/13989-2017/11279 sayılı bozma ilamının 1) nolu bendindeki “reddine” ibaresi çıkartılarak yerine “,davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,” ibarelerinin yazılmasına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma ilamına 3) nolu bent olarak yukarıdaki 3) nolu bendin eklenmesine ve manevi tazminat hükmünün bu bentte belirtilen nedenlerle de davalı H. Sigorta A.Ş. lehine BOZULMASINA, bozma ilamının sonuç kısmının 4. satırındaki “reddine” ibaresi çıkartılarak yerine “,davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,” ibarelerinin yazılmasına, bozma ilamının sonuç kısmının 6. satırındaki “manevi” ibaresi çıkartılarak yerine “,(3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı H. Sigorta A.Ş. vekilinin manevi” ibarelerinin yazılmasına, Yasanın 442. maddesi uyarınca 384,00 TL para cezasının davacılardan alınarak Hazineye gelir kaydettirilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 17,70 TL kalan red harcının karar düzeltme isteyen davacılardan alınmasına, tashihi karar peşin harcının davalı HDİ Sigorta A.Ş'ye geri verilmesine…” karar verilmiştir.
Mahkemenin İkinci Kararı
14. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/293 Esas, 2019/796 Karar sayılı kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı Sebiha K.'un davalı H. Sigorta A.Ş. aleyhine açtığı maddi tazminat isteminin reddine, davacı Sebiha K.'un diğer davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat isteminin kabulü ile 9.519,18 TL maddi tazminatın bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulmasına; davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacılara 25.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Ahmet D., H. Sigorta A.Ş. ve Z. Turizm Taşımacılık Yatırım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nden müştereken ve müteselsilen (davalı H. Sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti olan 25.000,00 TL ile sınırlı olarak) alınarak davacılara verilmesine, davacıların manevi tazminat istemi yönünden fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
15. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
16. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2020/724 Esas, 2021/1336 Karar sayılı kararı ile;
“… Davacılar vekili tarafından imzalanan 15/10/2014 tarihli “Hasar Makbuzu ve İbraname” başlıklı, ”hasar sebebi:manevi” olarak yazılı belge içeriğinden, davalılardan H. Sigorta A.Ş. tarafından 10.000,00 TL ödenmesi karşılığında H. Sigorta A.Ş.’nin ibra edileceği belirtilmiş, davacılar vekili hesabına 30/10/2014 tarihinde 10.000,00 TL manevi tazminat ödemesi yapılmıştır. Dairemiz bozma kararı sonrasında davacılar vekili tarafından davalı H. Sigorta A.Ş.’ye ihtarname çekilerek vekaletnamesinde ibraname yetkisi olmadığından sigorta şirketi ile aralarında düzenlenen ibranamenin yok hükmünde olduğu bildirilerek sigorta şirketi tarafından ödenen miktar 17/10/2019 tarihinde iade edilmiştir.
Mahkemece; bozma ilamına uyularak, ilgili ibra evrakının celbi ile tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda; davacı vekilince davalı H. Sigorta şirketi ile ibraname düzenlenmiş ise de davacı vekilinin ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı, ibranamenin geçersiz olduğu, öte yandan iade edilen 10.000,00 TL'ye davalı sigorta şirketi tarafından bir itirazda da bulunulmadığı görüldüğünden, ibranamenin geçersiz olduğunun kabulü ile sigorta şirketinin diğer hakları saklı olarak, ödeme yapılmamış gibi değerlendirme yapılarak her bir davacı için 25.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü ile aynı Kanunun 3. maddesindeki “Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” Hükmünü havidir.
"... Bir sözleşmenin taraflarından birinin o sözleşmenin ifa olunacağı hususunda o güne kadar süre gelen davranışları ile karşı tarafa tam bir güvence vermiş ve karşı taraf da sözleşmenin yerine getirileceği inancına iyi niyetle bağlanarak kendisine düşen edimleri yerine getirmiş ise, artık sözleşmenin şekil yönünden geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşır ve bu husus yasal himayeden yoksun kalır. Bu durumlarda sözleşmenin geçersizliğine dayanılarak akdin icrasından kaçınılamaz..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 6 Haziran 1979 gün 14/190-799 sayılı kararı)
Somut olayda; her ne kadar davacılar vekilinin vekaletnamesinde ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı anlaşılmakta ise de; davacılar vekilinin sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin üzerinden 5 yıl geçtikten ve özellikle mahkemece verilen kararın Dairemizce manevi tazminat yönünden bozulması sonrasında şekli eksiklik olduğu gerekçesiyle ibranamenin yok hükmünde olduğu belirtilerek, iade işlemi gerçekleştirmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşıdığı açıktır.
Bu durumda mahkemece, açıklanan bu hukuki ve maddi olgular ile Medeni Kanun'un 2. maddesindeki objektif iyiniyet kuralları gereği, hakkın kullanımında iyiniyetle hareket edilmesi zorunluluğu çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesiyle, davacı tarafından verilmiş olan ibraname doğrultusunda manevi tazminata ilişkin olarak H. Sigorta tarafından yapılmış olan ödeme geçerli bir ödeme kabul edilerek, Dairemiz’in 04.12.2017 tarih, 2016/13989 E-2017/11279 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere "manevi tazminatın bölünemezliği" kuralı doğrultusunda inceleme yapıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı
17. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2021/1115 Esas, 2022/274 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacılar vekilinin ibraname düzenleme yetkisinin bulunmadığı, yetkisi dışında düzenlediği ibraname sonucu tahsil ettiği manevi tazminatı iade etmesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi anlamında objektif iyiniyet kurallarına aykırılıktan bahsedilemeyeceği, ibraname karşılığında 10.000,00 TL ödendiği, mahkemece de 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği taktirde manevi tazminat miktarları arasında açıkça bir farklılık ve orantısızlık olacağı, bu durumda manevi zararın karşılandığından ve dolayısıyla manevi tazminatın bölünmezliği ilkesinden bahsedilemeyeceği, ayrıca tacir olan ve ibranamenin ve tazminat hukukunun temel ilkelerine vakıf olması gereken davalı sigorta şirketinin 17.12.2019 tarihinde iade edilen ödemeye bugüne kadar herhangi bir itirazda bulunmaması veya ödemeyi iade etmemesi gözetildiğinde ibranamenin geçersizliğini ve iade edilen ödemeyi zımnen kabul ettiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
18. Direnme kararı süresi içinde davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacılar vekili tarafından imzalanan 15.10.2014 tarihli ibranamenin geçerli olup olmadığı, davacı vekilinin ibranamenin geçersiz olduğunu ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında kalıp kalmayacağı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “manevi tazminatın bölünemezliği” ilkesi de dikkate alınarak bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
20. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikli olarak yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
21. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi özel nitelikte bir hüküm düzenlenmiş olup, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”
22. Anılan madde ile, yaşam hakkı ile vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan hâllerde manevi zararın tazmini düzenlenmektedir. Bedensel bütünlüğün ihlali hâlinde zarar görenin, ölümü hâlinde ise ailesinin kişilik değerlerinde meydana gelen etkinin giderimi, tazmin ve telafisi amaçlanmaktadır. Kişinin, hukuka aykırı eylem nedeniyle bozulan manevi tamlığının eski hâline döndürülmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olgular gözetilerek toplumsal barış sağlanmaya çalışılmaktadır. Tazminat, yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Haksız eylem sonucu duyulan acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, acı ve elem nedeniyle öngörülen tazminat miktarı belirlenerek istemde bulunulabilir.
23. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için bölümler hâlinde istenemez. Acı ve elemin bölünerek, bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının ise açılacak ek dava ile talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşmektedir.
24. Uyuşmazlığın çözümü açısından dürüst davranma ilkesinden de bahsetmekte yarar bulunmaktadır.
25. Türk Medeni Kanunu’nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.
26. Dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Mustafa Dural/Suat Sarı: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227).
27. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı. Hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesi ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır.
28. Anılan Kanun maddesinde hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifadesinin ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural/Sarı, s. 225).
29. Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/1. maddesi hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanım ölçütünü TMK’ya göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2020 tarihli ve 2016/22(7)-603 Esas, 2020/462 Karar; 09.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2501 Esas, 2021/233 Karar; 07.10.2021 tarihli ve 2018/(6)3-634 Esas, 2021/1171 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
30. Somut olay incelendiğinde, davacılar vekili tarafından imzalanan 15.10.2014 tarihli “Hasar Tazminat Makbuzu ve İbraname” başlıklı belgede “Hasar Sebebi:Manevi” olarak belirtilen içerikten, davalılardan H. Sigorta A.Ş. tarafından 10.000,00 TL ödenmesi karşılığında H. Sigorta A.Ş’nin ibra edileceği belirtilmiş, davacılar vekilinin hesabına 30.10.2014 tarihinde 10.000,00 TL manevi tazminat ödemesi yapılmıştır. Özel Dairenin bozma kararı sonrasında davacılar vekili tarafından davalı H. Sigorta A.Ş’ye ihtarname çekilerek vekâletnamesinde ibraname yetkisi olmadığından sigorta şirketi ile aralarında düzenlenen ibranamenin yok hükmünde olduğu bildirilerek sigorta şirketi tarafından ödenen miktar, beş yıl sonra 17.10.2019 tarihinde iade edilmiştir.
31. Davacılar vekiline verilen vekâletname içeriği incelendiğinde, vekilin ibraname düzenlemesi için gerekli özel yetkiye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davacılar vekilinin, vekâletnamesinde ibraname yetkisinin olmadığını ve ibranamenin yok hükmünde olduğunu belirterek davalı H. Sigorta Şirketi tarafından yapılan ödemeyi aradan yaklaşık beş yıl geçtikten sonra iade etmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
32. Bu durumda davacılar vekili ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen 15.10.2014 tarihli “Hasar Tazminat Makbuzu ve İbraname” başlıklı yazılı belge geçerli kabul edilerek davalı sigorta şirketi tarafından manevi tazminata mahsuben yapılan ödeme Medeni Kanun'un 2. maddesindeki dürüstlük kuralları gereği geçerli bir ödeme kabul edilerek "manevi tazminatın bölünemezliği" ilkesi doğrultusunda inceleme yapılıp davanın manevi tazminat talebi yönünden etkisi tartışılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
33. O hâlde; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilâmına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Z. Taşımacılık Yat. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

