DAVALI ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEF'İ İLERİ SÜRMESE VE BU HUSUSU TEMYİZ SEBEBİ YAPMAMIŞ OLSA DAHİ FER'İ MÜDAHİL BU HUSUSU TEMYİZ NEDENİ YAPTIĞINDAN ZAMANAŞIMI İNCELEMESİ YAPILMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/2882
Karar No : 2025/3366
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 24.04.2024
SAYISI : 2022/146 E., 2024/288 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri ile feri müdahil vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili ile ferî müdahil vekili tarafından istenilmekle; 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat R.Y. ile fer'î müdahil vekili Avukat M.F.İ.'nin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 17.06.2025 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacı şirketin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak amacıyla davalı ile abonelik sözleşmesi imzaladığını, 2006 Eylül-2010 Aralık dönemlerindeki faturalar ile davalının fazladan tahsil ettiği PSH bedeline yönelik 875 sayılı kurul kararının Danıştay tarafından iptal edildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dava tarihinden geriye dönük 10 yıllık dönem için 50.000,00 TL alacağın ve KDV’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bilirkişi raporu üzerine dava değerini 1.255.433,63 TL olarak belirlemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; yapılan tahsilatların mevzuata uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2019 tarihli kararıyla; davacının Danıştay kararına konu 2006-2010 döneminde serbest tüketici olmadığı, serbest tüketiciliğinin 2012 yılı Temmuz ayında başladığı, bu nedenle söz konusu Danıştay kararına dayalı olarak tahsil edilen bedellerin iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli kararıyla; dava konusu dönemde davacının serbest tüketici olmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin kurulan hükümde isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Dairece verilen 25.01.2022 tarihli ilamla; "(...)Somut olayda; davacı, 10000010 ve 202094084 nolu abonelikleri için Eylül 2006-Aralık 2010 dönemleri arasında, Kurul tarafından yıllık belirlenen tüketimden daha fazla tüketimde bulunduğunu, bu kapsamda serbest tüketici olduğunu belirterek fazla tahsil edilen PSH bedelinin istirdatı için eldeki davayı açmıştır.
O halde İlk Derece Mahkemesince; Danıştay 13. Dairesinin iptal kararının onanmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24.05.2012 tarihli kararı uyarınca, sayaç okuma ve faturalandırma hizmetlerine ilişkin maliyetlerin abone grubuna ve tüketilen enerji miktarına göre değişiklik gösterecek maliyetler olmadığı ve bu nedenle abone başına sabit bir ücret uygulanması gerektiği, perakende satış hizmet tarifesinin Kwh üzerinden alınmasına ilişkin kuralın "serbest tüketiciler" yönünden hukuka aykırı olduğu gözönünde bulundurulmak suretiyle, 6446 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği dikkate alınarak, davacının dava konusu dönemlerde, EPDK tarafından belirlenen yıllık tüketim miktarı itibariyle "serbest tüketici" olup olmadığı konusunda araştırma yapılıp, bu husustaki belgeler getirtilerek bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonucu dairesinde (EPDK tarafından yıllık belirlenen tüketimden daha fazla tüketime sahip olması halinde serbest tüketici konumunda olduğu kabul edilerek) bir hüküm kurulması gerekirken, davacının Temmuz 2012 tarihinde serbest tüketici olduğu kabul edilerek eksik inceleme ve yanılgılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda perakende satış hizmet tarifesinin Kwh üzerinden alınmasına ilişkin kuralın serbest tüketiciler yönünden hukuka aykırı olduğu göz önünde bulundurulmak suretiyle, 6446 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği dikkate alınarak, davacının dava konusu dönemlerde EPDK tarafından belirlenen yıllık tüketim miktarı itibariyle serbest tüketici olup olmadığı hususunun araştırıldığı, davaya konu olan fatura dönemleri Ocak 2007 ile Aralık 2010 tarihleri olup, davacı şirketin, 2007-2008-2009 ve 2010 yıllarındaki toplam elektrik tüketim miktarlarının EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitlerinin üzerinde olması nedeniyle serbest tüketici sıfatına haiz olduğu, bu duruma göre davacı şirketten tahsil edilen PSH bedeli ile serbest tüketici olması sebebiyle alınması gereken PSH bedelinin bilirkişi heyet raporunda belirlendiği, fazladan ödenen bedelin KDV dahil 1.255.433,63 TL olduğu gerekçesiyle, davanın alacak miktarı için kabulüne 1.255.433,63 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağın 50.000,00 TL'sine dava, bakiye 1.205.433,63 TL'sine ıslah tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri ile ferî müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; ödeme tarihlerinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesinde öngörülen gecikme zammı ve işlemiş ve işleyecek gecikme zammının KDV’si ile birlikte tahsilinin gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; perakende satış tarifelerinin serbest olmayan ve serbest tüketici olmasına rağmen ikili anlaşma imzalayarak tedarikçisini seçmemiş tüketiciler açısından uygulanmasının gerektiğini, EPİAŞ tarafından gönderilen belgelerle sabit olduğu üzere davacının ilk kez 2012 yılında serbest tüketici olduğunu, bu sebeple iptale konu 2006-2010 yılı dönemde davacının serbest tüketici olmadığını, bilirkişi raporunda davacının serbest tüketici olduğu yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, raporlarda belirtilen tüketimlerin birden fazla tesisata ait olduğu ve farklı kullanım yerlerine ilişkin olması sebebiyle limitlerin aşılıp aşılmadığı hususunun da açık net olmadığını, limitlerin hangi kurul kararına veya mevzuata göre aşıldığının belirtmediğini, davaya konu edilen perakende satış bedelinin hem faaliyet hem de halefiyet gereği muhatabının müvekkili davalı şirket değil Enerjisa Başkent Elektrik Perakende Satış A.Ş. olduğunu, iade talebinin dayanağı sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğundan davacının sözleşme hükümlerine dayanmayan taleplerinin sözleşmeye uygulanan zamanaşımına tabi olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, davacıdan tahsil edilen bedelin sadece sayaç okuma işlemine ait bir kalem olmayıp bu kalem içinde yatırım harcamaları, müşteri hizmetleri giderleri, sayaç okuma bedelleri gibi hizmet bedelleri bulunduğundan davacı lehine tahakkuk eden tüm PSH bedeli toplam değeri için yapılan hesaplama ve istirdat kararının hatalı olduğunu, davacının süresi içinde itiraz etmediği faturaları kabul ettiğini, yine davanın açıldığı sırada davacının dava konusu edeceği tutarı belirleyememe veya bu tutarın bilirkişi raporu veya davalı tarafından sunulacak bilgi ve belgelerle tespit edilmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından davanın belirsiz alacak olarak açılması ve buna göre hüküm kurulmasının da hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
3. Ferî müdahil vekili; davanın belirsiz alacak davası olarak hükme bağlanmasının hukuken mümkün olmadığını, davacının dava konusu edeceği değeri, dava dilekçesi ekinde bizzat sunduğu elektrik faturalarını inceleyerek tespit edebileceğini, yine kısmi dava olarak kabul edilmesi gereken davada davacının talep artırım dilekçesi ile dava konusu ettiği alacaklara karşı zamanaşımı def'inde bulunmalarına rağmen bu yönde inceleme yapılmadığını, dava konusu uyuşmazlığın davacının tedarikçisi olan şirketin veya müvekkili şirketin değil EPDK’nın tasarrufunda bulunan bir konuya ilişkin olması sebebiyle öncelikle idari yargıda dava açılması gerektiğini, talep artırım dilekçesine esas alınan bilirkişi raporunda davacının hangi somut dayanak çerçevesinde serbest tüketici olarak nitelendiğinin belirsiz olduğunu, davacının serbest tüketici sıfatını kabul etmemekle birlikte, bir an için aksinin değerlendirildiği ihtimalde dahi, belirtilen dönemlerde bütün olarak limit değerleri karşılamayan davacı şirketin tüm dönemlerde serbest tüketici olarak nitelenmesinin doğru olmadığını, idari yargıda iptal edilmeyen, sonraki kurul kararına kadar hukuka uygun bir şekilde yürürlükte kalmış olan düzenleyici işlemlere dayanan, dava konusu döneme ilişkin kısmın iadesinin talep edilmesinin mümkün olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından iadesi gereken perakende satış hizmet bedelinin hatalı değerlendirildiğini, faturalar itiraz edilmeyerek kesinleşmiş olduğundan davacı şirketin basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğüne aykırı eylemlerinin müterafik kusur olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, nispi olarak alınan PSH bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.
1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K. sayılı kararında "...30. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir."şeklinde açıklandığı üzere, davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Belirsiz alacak davası” kenar başlıklı 107. maddesi “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu, dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesinin birinci fıkrasında da, talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu ise, bir usûl hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur ve edimin bölünebilirliğinden maksat, niteliğinde herhangi bir değişme ve değerinde herhangi bir azalma meydana gelmeksizin kısmen ifasının talep edilebilmesidir.
Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde davalı tarafından nispi olarak fazladan alınan PSH bedelinin tahsilini davaya konu etmiş olup dava dilekçesine ek olarak elektrik tüketimine ilişkin faturaları eklemiştir. Dava değeri olarak 50.000,00 TL gösterilmiş ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu açıklanmıştır. Gerek dava dilekçesinde yapılan açıklamalar, gerekse dosya kapsamı incelendiğinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığının, dava dilekçesinde bu hususa ilişkin açıkça bir beyanın bulunmadığının görüldüğü, kaldı ki dava dilekçesine ek faturalardan da anlaşıldığı üzere davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesinin de mümkün olduğu açıktır, bu nedenle de dava konusu edilen alacağın kısmi davaya konu edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Bu aşamada yargılamada davalının yanında fer'î müdahil sıfatıyla yer alan Enerjisa Başkent Elektrik Perakende Satış A.Ş.nin durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 68. maddesinde fer'î müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. Buna göre fer'î müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., 985 K. sayılı kararı). 6100 sayılı Kanunun 68. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine göre, fer'î müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer'î müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'î müdahil tarafından yapılamaz (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Fer'î müdahil lehine katıldığı tarafın da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K., 09.01.2023 tarihli ve 2020/8193 E., 2023/31 K. sayılı ilamlarında da, fer'i müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaylar incelendiğinde;
Davacı vekili yargılama sırasında 04.10.2023 tarihinde tamamlama harcını yatırmış, 30.11.2023 tarihli dilekçesi ile ise talep sonucunu arttırmıştır. Değer arttırım dilekçesi davalıya ve fer'i müdahile tebliğ edilmemiş, 27.03.2024 tarihli duruşmada talebi üzerine fer'î müdahile talep artırım dilekçesine karşı beyanda bulunmak üzere 2 hafta süre verilmiş, fer'î müdahil cevaben arttırılan kısım yönünden zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ancak İlk Derece Mahkemesince ferî müdahilin zamanaşımı def'i yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere davanın kısmi dava olarak açılmış olduğu ve uyuşmazlığın abonelik sözleşmesinden kaynaklanıyor olması nedeniyle uyuşmazlığa uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, bu sürenin de her bir faturanın tahsil edildiği tarihten itibaren başlayacak olduğu gözetilerek, davalı tarafça ıslah edilen kısma yönelik zamanaşımı hususunda bir def'i ileri sürülmemiş ve bu husus temyiz sebebi yapılmamış olsa dahi fer'î müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmiş olmakla; davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması gerekmektedir.
O halde İlk Derece Mahkemesince; öncelikle kısmi davada ıslah edilen kısma yönelik ileri sürülen zamanaşımı def'i yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm, ferî müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı ve fer'i müdahil yararına BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm, ferî müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak fer'i müdahile verilmesine,
Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Halil Özdemir Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul Osman Kiper
BİLGİ : “Lehine müdahale yapılanın yapmadığı ancak müdahilin yaptığı zamanaşımı savunmasına dair karşı tarafın açık rızası varsa bu savunma dikkate alınmalıdır” şeklindeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 16 Ocak 2023 tarihli kararı için bkz.
DAVALI ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEF'İ İLERİ SÜRMESE VE BU HUSUSU TEMYİZ SEBEBİ YAPMAMIŞ OLSA DAHİ FER'İ MÜDAHİL BU HUSUSU TEMYİZ NEDENİ YAPTIĞINDAN ZAMANAŞIMI İNCELEMESİ YAPILMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/2882
Karar No : 2025/3366
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 24.04.2024
SAYISI : 2022/146 E., 2024/288 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri ile feri müdahil vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili ile ferî müdahil vekili tarafından istenilmekle; 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat R.Y. ile fer'î müdahil vekili Avukat M.F.İ.'nin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 17.06.2025 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacı şirketin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak amacıyla davalı ile abonelik sözleşmesi imzaladığını, 2006 Eylül-2010 Aralık dönemlerindeki faturalar ile davalının fazladan tahsil ettiği PSH bedeline yönelik 875 sayılı kurul kararının Danıştay tarafından iptal edildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dava tarihinden geriye dönük 10 yıllık dönem için 50.000,00 TL alacağın ve KDV’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bilirkişi raporu üzerine dava değerini 1.255.433,63 TL olarak belirlemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; yapılan tahsilatların mevzuata uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2019 tarihli kararıyla; davacının Danıştay kararına konu 2006-2010 döneminde serbest tüketici olmadığı, serbest tüketiciliğinin 2012 yılı Temmuz ayında başladığı, bu nedenle söz konusu Danıştay kararına dayalı olarak tahsil edilen bedellerin iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli kararıyla; dava konusu dönemde davacının serbest tüketici olmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin kurulan hükümde isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Dairece verilen 25.01.2022 tarihli ilamla; "(...)Somut olayda; davacı, 10000010 ve 202094084 nolu abonelikleri için Eylül 2006-Aralık 2010 dönemleri arasında, Kurul tarafından yıllık belirlenen tüketimden daha fazla tüketimde bulunduğunu, bu kapsamda serbest tüketici olduğunu belirterek fazla tahsil edilen PSH bedelinin istirdatı için eldeki davayı açmıştır.
O halde İlk Derece Mahkemesince; Danıştay 13. Dairesinin iptal kararının onanmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24.05.2012 tarihli kararı uyarınca, sayaç okuma ve faturalandırma hizmetlerine ilişkin maliyetlerin abone grubuna ve tüketilen enerji miktarına göre değişiklik gösterecek maliyetler olmadığı ve bu nedenle abone başına sabit bir ücret uygulanması gerektiği, perakende satış hizmet tarifesinin Kwh üzerinden alınmasına ilişkin kuralın "serbest tüketiciler" yönünden hukuka aykırı olduğu gözönünde bulundurulmak suretiyle, 6446 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği dikkate alınarak, davacının dava konusu dönemlerde, EPDK tarafından belirlenen yıllık tüketim miktarı itibariyle "serbest tüketici" olup olmadığı konusunda araştırma yapılıp, bu husustaki belgeler getirtilerek bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonucu dairesinde (EPDK tarafından yıllık belirlenen tüketimden daha fazla tüketime sahip olması halinde serbest tüketici konumunda olduğu kabul edilerek) bir hüküm kurulması gerekirken, davacının Temmuz 2012 tarihinde serbest tüketici olduğu kabul edilerek eksik inceleme ve yanılgılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda perakende satış hizmet tarifesinin Kwh üzerinden alınmasına ilişkin kuralın serbest tüketiciler yönünden hukuka aykırı olduğu göz önünde bulundurulmak suretiyle, 6446 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği dikkate alınarak, davacının dava konusu dönemlerde EPDK tarafından belirlenen yıllık tüketim miktarı itibariyle serbest tüketici olup olmadığı hususunun araştırıldığı, davaya konu olan fatura dönemleri Ocak 2007 ile Aralık 2010 tarihleri olup, davacı şirketin, 2007-2008-2009 ve 2010 yıllarındaki toplam elektrik tüketim miktarlarının EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitlerinin üzerinde olması nedeniyle serbest tüketici sıfatına haiz olduğu, bu duruma göre davacı şirketten tahsil edilen PSH bedeli ile serbest tüketici olması sebebiyle alınması gereken PSH bedelinin bilirkişi heyet raporunda belirlendiği, fazladan ödenen bedelin KDV dahil 1.255.433,63 TL olduğu gerekçesiyle, davanın alacak miktarı için kabulüne 1.255.433,63 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağın 50.000,00 TL'sine dava, bakiye 1.205.433,63 TL'sine ıslah tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri ile ferî müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; ödeme tarihlerinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesinde öngörülen gecikme zammı ve işlemiş ve işleyecek gecikme zammının KDV’si ile birlikte tahsilinin gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; perakende satış tarifelerinin serbest olmayan ve serbest tüketici olmasına rağmen ikili anlaşma imzalayarak tedarikçisini seçmemiş tüketiciler açısından uygulanmasının gerektiğini, EPİAŞ tarafından gönderilen belgelerle sabit olduğu üzere davacının ilk kez 2012 yılında serbest tüketici olduğunu, bu sebeple iptale konu 2006-2010 yılı dönemde davacının serbest tüketici olmadığını, bilirkişi raporunda davacının serbest tüketici olduğu yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, raporlarda belirtilen tüketimlerin birden fazla tesisata ait olduğu ve farklı kullanım yerlerine ilişkin olması sebebiyle limitlerin aşılıp aşılmadığı hususunun da açık net olmadığını, limitlerin hangi kurul kararına veya mevzuata göre aşıldığının belirtmediğini, davaya konu edilen perakende satış bedelinin hem faaliyet hem de halefiyet gereği muhatabının müvekkili davalı şirket değil Enerjisa Başkent Elektrik Perakende Satış A.Ş. olduğunu, iade talebinin dayanağı sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğundan davacının sözleşme hükümlerine dayanmayan taleplerinin sözleşmeye uygulanan zamanaşımına tabi olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, davacıdan tahsil edilen bedelin sadece sayaç okuma işlemine ait bir kalem olmayıp bu kalem içinde yatırım harcamaları, müşteri hizmetleri giderleri, sayaç okuma bedelleri gibi hizmet bedelleri bulunduğundan davacı lehine tahakkuk eden tüm PSH bedeli toplam değeri için yapılan hesaplama ve istirdat kararının hatalı olduğunu, davacının süresi içinde itiraz etmediği faturaları kabul ettiğini, yine davanın açıldığı sırada davacının dava konusu edeceği tutarı belirleyememe veya bu tutarın bilirkişi raporu veya davalı tarafından sunulacak bilgi ve belgelerle tespit edilmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından davanın belirsiz alacak olarak açılması ve buna göre hüküm kurulmasının da hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
3. Ferî müdahil vekili; davanın belirsiz alacak davası olarak hükme bağlanmasının hukuken mümkün olmadığını, davacının dava konusu edeceği değeri, dava dilekçesi ekinde bizzat sunduğu elektrik faturalarını inceleyerek tespit edebileceğini, yine kısmi dava olarak kabul edilmesi gereken davada davacının talep artırım dilekçesi ile dava konusu ettiği alacaklara karşı zamanaşımı def'inde bulunmalarına rağmen bu yönde inceleme yapılmadığını, dava konusu uyuşmazlığın davacının tedarikçisi olan şirketin veya müvekkili şirketin değil EPDK’nın tasarrufunda bulunan bir konuya ilişkin olması sebebiyle öncelikle idari yargıda dava açılması gerektiğini, talep artırım dilekçesine esas alınan bilirkişi raporunda davacının hangi somut dayanak çerçevesinde serbest tüketici olarak nitelendiğinin belirsiz olduğunu, davacının serbest tüketici sıfatını kabul etmemekle birlikte, bir an için aksinin değerlendirildiği ihtimalde dahi, belirtilen dönemlerde bütün olarak limit değerleri karşılamayan davacı şirketin tüm dönemlerde serbest tüketici olarak nitelenmesinin doğru olmadığını, idari yargıda iptal edilmeyen, sonraki kurul kararına kadar hukuka uygun bir şekilde yürürlükte kalmış olan düzenleyici işlemlere dayanan, dava konusu döneme ilişkin kısmın iadesinin talep edilmesinin mümkün olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından iadesi gereken perakende satış hizmet bedelinin hatalı değerlendirildiğini, faturalar itiraz edilmeyerek kesinleşmiş olduğundan davacı şirketin basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğüne aykırı eylemlerinin müterafik kusur olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, nispi olarak alınan PSH bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.
1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K. sayılı kararında "...30. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir."şeklinde açıklandığı üzere, davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Belirsiz alacak davası” kenar başlıklı 107. maddesi “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu, dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesinin birinci fıkrasında da, talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu ise, bir usûl hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur ve edimin bölünebilirliğinden maksat, niteliğinde herhangi bir değişme ve değerinde herhangi bir azalma meydana gelmeksizin kısmen ifasının talep edilebilmesidir.
Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde davalı tarafından nispi olarak fazladan alınan PSH bedelinin tahsilini davaya konu etmiş olup dava dilekçesine ek olarak elektrik tüketimine ilişkin faturaları eklemiştir. Dava değeri olarak 50.000,00 TL gösterilmiş ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu açıklanmıştır. Gerek dava dilekçesinde yapılan açıklamalar, gerekse dosya kapsamı incelendiğinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığının, dava dilekçesinde bu hususa ilişkin açıkça bir beyanın bulunmadığının görüldüğü, kaldı ki dava dilekçesine ek faturalardan da anlaşıldığı üzere davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesinin de mümkün olduğu açıktır, bu nedenle de dava konusu edilen alacağın kısmi davaya konu edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Bu aşamada yargılamada davalının yanında fer'î müdahil sıfatıyla yer alan Enerjisa Başkent Elektrik Perakende Satış A.Ş.nin durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 68. maddesinde fer'î müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. Buna göre fer'î müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., 985 K. sayılı kararı). 6100 sayılı Kanunun 68. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine göre, fer'î müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer'î müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'î müdahil tarafından yapılamaz (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Fer'î müdahil lehine katıldığı tarafın da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K., 09.01.2023 tarihli ve 2020/8193 E., 2023/31 K. sayılı ilamlarında da, fer'i müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaylar incelendiğinde;
Davacı vekili yargılama sırasında 04.10.2023 tarihinde tamamlama harcını yatırmış, 30.11.2023 tarihli dilekçesi ile ise talep sonucunu arttırmıştır. Değer arttırım dilekçesi davalıya ve fer'i müdahile tebliğ edilmemiş, 27.03.2024 tarihli duruşmada talebi üzerine fer'î müdahile talep artırım dilekçesine karşı beyanda bulunmak üzere 2 hafta süre verilmiş, fer'î müdahil cevaben arttırılan kısım yönünden zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ancak İlk Derece Mahkemesince ferî müdahilin zamanaşımı def'i yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere davanın kısmi dava olarak açılmış olduğu ve uyuşmazlığın abonelik sözleşmesinden kaynaklanıyor olması nedeniyle uyuşmazlığa uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, bu sürenin de her bir faturanın tahsil edildiği tarihten itibaren başlayacak olduğu gözetilerek, davalı tarafça ıslah edilen kısma yönelik zamanaşımı hususunda bir def'i ileri sürülmemiş ve bu husus temyiz sebebi yapılmamış olsa dahi fer'î müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmiş olmakla; davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması gerekmektedir.
O halde İlk Derece Mahkemesince; öncelikle kısmi davada ıslah edilen kısma yönelik ileri sürülen zamanaşımı def'i yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm, ferî müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı ve fer'i müdahil yararına BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm, ferî müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak fer'i müdahile verilmesine,
Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Halil Özdemir Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul Osman Kiper
BİLGİ : “Lehine müdahale yapılanın yapmadığı ancak müdahilin yaptığı zamanaşımı savunmasına dair karşı tarafın açık rızası varsa bu savunma dikkate alınmalıdır” şeklindeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 16 Ocak 2023 tarihli kararı için bkz.

