KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DEVRALAN ŞİRKET KÜLLİ HALEFİYET GEREĞİNCE ÖNCEKİ ŞİRKETTEN KAYNAKLANAN TÜM HUKUKÎ İHTİLAFLAR YÖNÜNDEN PASİF HUSUMET EHLİYETİNE SAHİP OLDUĞUNDAN SOMUT OLAYDA EK TASFİYEYE GEREK YOKTUR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/11-60
Karar No       : 2025/588

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 25.05.2023
SAYISI                          : 2023/861 E., 2023/908 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 2021/3116 Esas,
                                        2022/8583 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin 500.000,00 TL değerindeki %5 hissesinin sahibi olduğunu, davalı şirket ortaklarından K. A.Ş. Tarafından davalı şirket hakkında Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/347 Esas sayılı davası ile kayyım atanmasına ve olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesine dair karar alındığını, atanan kayyımın 17.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılmasını sağladığını, 07.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için şirket ortaklarından G. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı dosyası ile açtığı davanın reddedildiğini, anılan olağanüstü genel kurul kararlarının tescil talebinin de Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından reddedildiğini, bunun üzerine davalı şirketin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine itiraz davası açtığını, dava devam ederken G. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyası ile bölünme sözleşmesinin uygulanması, olmadığı takdirde şirketin feshi talepli dava açıldığını, mahkemenin 17.08.2014 tarihinde ihtiyati tedbir kapsamında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı davası sonuçlanıncaya kadar yönetim, sonrasında denetim kayyımı atanmasına karar verdiğini, (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı davanın reddedildiğini, Yargıtayın kararı bozduğunu ve yargılamanın (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/80 Esas üzerinden devam ettiğini, (Kapatılan) Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyasında davalı şirketin feshine karar verildiğini ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyasında kayyımın kasıtlı eylem/eylemsizlikleri neticesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, belirttikleri davaların yargılamaları devam etmekteyken kayyımın şirket genel kurulunu, bölünme sözleşmesinin görüşülmesi gündemi ile 08.12.2014 tarihinde toplanmak üzere olağanüstü toplantıya davet ettiğini, toplantının nisap sağlanamadığından 22.12.2014 tarihine ertelendiğini, bu toplantının da 16.01.2015 tarihine ertelendiğini, ancak yapılamadığını, durum bu aşamadayken şirketin büyük iki hissedarının, her nasılsa kendi aralarında ve kayyımla anlaştıklarını, bu anlaşma çerçevesinde kayyımın şirket genel kurulunu bölünme planının görüşülmesi ve karar alınması gündemli olarak olağanüstü toplantıya davet ettiğini ve ihbarname gönderdiğini, kayyıma ve davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ancak hiçbir netice alınamadığını, davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun 11.04.2016 tarihinde toplandığını ve bir kısım kararlar alındığını, kararların tamamına muhalefet edildiğini, kararların yoklukla malûl, kanun, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının bildirilen ve ilan edilen zamanda yapılmadığını, bakanlık temsilcisinin toplantı saati geçtikten sonra toplantı mahalline geldiğini, itirazlarına rağmen toplantıyı açtığını, toplantı başlangıcında toplantı ile ilgili noter onaylı bir karar olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine hâkim ortakların o sırada kayyıma hitaben toplantı talep ettiklerine dair yazı hazırlayarak bakanlık temsilcisine verdiklerini, gündemin 3. maddesine göre tam bölünme hâlinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 159/1-a maddesi gereğince şirketin tüzel kişiliği ve bu suretle mahkeme tarafından atanan yönetim/denetim kayyımının da görevinin kendiliğinden sona ereceğini, bu durum karşısında tam bölünmenin yönetim kayyımlığının ve dolayısıyla mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu, tam bölünme gündemli olağanüstü genel kurul daveti yapmaya mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımının yetkili olmadığını, bölünme planının hukuka, malî kayıtlara ve usule uygun olup olmadığının toplantı öncesi makul sürede denetlenemediğini, bölünmenin, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkiline hisse devreden şirketlerin yönetim yetkisini kötüye kullandıklarını, şirketin malî kayıtlarında usulsüzlük yaptıklarını, kendi adlarına gerçekte olmayan alacaklar oluşturarak ortaklar cari hesabına kaydettirdiklerini, bölünme konusunda anlaşan ve eldeki dava konusu kararları alan şirket ortaklarının, şirketi yönettikleri dönemde davalı şirketin sattığı, bedelini tahsil ettiği taşınmazları alıcılara fatura etmediklerini, bu defa bölünme sureti ile şirketin sattığı taşınmazları kendi üzerlerine geçirdiklerini, şirket mal varlığını alacaklılar aleyhine kaçırdıklarını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerde müvekkiline hisse verilmesinin öngörülmediğini, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin yok edildiğini, ayrılma akçesi gösterilmediğini ileri sürerek davalı şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı (1) numaralı A. Keleş İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde husumetin münfesih O. Dünyası A.Ş'ye yöneltildiğini, O. Dünyası A.Ş'nin tüzel kişiliğinin son bulmasının sebebinin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleşen tam bölünme olduğunu, anılan şirketin bölünmesi neticesinde üç yeni şirketin oluştuğunu, huzurdaki dava açısından müvekkilinin halefiyetinin sadece bölünen şirketin aktif ve pasif mal varlığı ile sınırlı olduğunu, davanın, iptali istenen şirkete ve genel kurula katılan ortaklara karşı açılması gerektiğini, tasfiye işleminden sonra bir şirkete dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, bölünme kararının anlaşmazlığı sonlandırmayı amaçlayan, kararların payların neredeyse tamamına sahip ortakların teklifi, tüm ortakların ve dava dışı üçüncü kişilerin menfaatine olacak şekilde alındığını, davacının genel kurul toplantısında hazır bulunduğunu, toplantı gündeminden, tarihinden ve yerinden bilgi sahibi olan davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğine yönelik soyut iddiasının da davacı tarafça ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı (2) numaralı A. Gülşah İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davalı olarak O. Dünyası İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin tüzel kişiliğini kaybettiğini, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin ise davacının dava konusu ettiği genel kurul kararının alındığı tarihte henüz tüzel kişilik dahi kazanmadığını, kayyımın yetkili olmadığı, usulsüz işlemler yaptığı ve davalı şirketi zarara uğrattığı iddialarının genel kurul kararının iptali davasının konusunu oluşturmadığını, davacının bilgi alma hakkının ve inceleme hakkının kullandırılmadığı iddiasının doğru olmadığını, davacı bölünme kararının oylaması sırasında muhalefet şerhi vermediğinden davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddinin gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

3. Davalı (3) numaralı A. Yönetim Hizmetleri İnş. San. ve Ticaret A.Ş. vekili; duruşmadaki beyanında davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2016/644 Esas, 2019/283 Karar sayılı kararı ile; davacının iptale ilişkin olarak ileri sürdüğü iki nokta bulunduğu, bunlardan birincisinin şirkete atanan yönetim kayyımının bölünme ile ilgili yetki ve görevinin bulunmaması, ikincisinin ise bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde kendilerine iletilmemiş olması olduğu, bölünen O. Dünyası A.Ş'ye Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 07.08.2014 tarihinde İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/114 Esas sayılı dosyası sonuçlanıncaya kadar yönetim ve sonrasında denetim kayyımı olarak Taner Y.'ın atandığı, atama kararında kayyımın yetkisi borçlandırma işlemleri dışında acil ve malî konularla sınırlandırılmış olup, şirketin bölünmesine ilişkin işlemlerin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiği, kayyım tarafından böyle bir plan hazırlanması görev kapsamında kabul edildiği takdirde kayyım atanmasının diğer organların yetkilerini ortadan kaldırmayacağından bu planın genel kurulda onaylanmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmayacağı, ayrıca anılan bölünme kararı bakımından 6102 sayılı TTK’nın 173. maddesinin yollamada bulunduğu 151. maddesinde anılan nisaplara uyulduğunun anlaşıldığı, davacının ikinci iptal sebebine ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 171. maddesinde bir takım düzenlemeler öngörüldüğü, buna göre bölünmeye katılan şirketlerden her birinin, genel kurulun kararından iki ay önce merkezlerinde, halka açık anonim şirketlerin ayrıca Sermaye Piyasası Kurulunun uygun gördüğü yerlerde, bölünme sözleşmesini veya bölünme planını, bölünme raporunu, son üç yılın finansal tabloları ile faaliyet raporlarını ve varsa ara bilançoları, bölünmeye katılan şirketlerin ortaklarının incelemesine sunacağı, bölünme planı hazırlanmasının dava dışı kayyımın görev ve yetkisi dahilinde olmadığı sonucuna varılması veya bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde bir örneğinin kendisine ibraz edilmemiş olduğunun tespit edilmesi durumunda da O. Dünyası A.Ş. yeni kuruluş yoluyla bölünmüş olup bölünme tescil edildikten sonra tescilin onarıcı etkisi gereği yeni kurulan şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceğini (6102 sayılı TTK md. 353/1), yeni kurulan şirketin feshi davasının da, ancak yeni kurulan şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde karar verilebileceği (6102 sayılı TTK md. 353/4), bu durumda davalı O. Dünyası A.Ş’nin bölünme kararının tescilinden sonra açılmış olan iptal davası veya yokluğun tespiti talebine dayalı olarak yeni kurulan şirketlerin 6102 sayılı TTK’nın 353/1. maddesi gereğince butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceği, her iki kararın da geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı dikkate alındığında bu yönde verilecek karar neticesinde bölünme işleminin iptali veya yok hükmünde olduğunun kabul edileceği, bölünen şirketin ihyası ve yeni kurulan şirketlerin ise fesih ve terkininin gerekeceği, böyle bir sonucun hukuk ve işlem güvenliğinin sarsılmasına neden olacağı ve kanuni düzenlemeye aykırılık teşkil edeceği, yine yeni kurulan şirketlerin feshi için bu şirketlerin tescil ve ilanından sonra kanunda öngörülen üç aylık hak düşürücü süre de geçirilmiş olduğundan yeni kurulan davalı şirketlerin feshinin de artık mümkün olmadığı, son olarak 6102 sayılı TTK’nın 192/3. maddesinde "Bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememiş ise mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır" hükmünü içerdiği, ancak eldeki davada bölünme işleminin 2016 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında eksiklik olarak kabul edilen hususların giderilmesi konusunda süre verilmesinin bir çözüm olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli ve 2019/1201 Esas, 2021/78 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalı olarak "H. Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş.", davacılar olarak "O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş."nin gösterildiği, bilahare davacı vekilince ibraz edilen 12.07.2016 tarihli dilekçe ile dava dilekçesinin başlığında davacı H. Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş.'yi sehven davalı, davalı O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi de sehven davacı olarak gösterdiklerini, dava dilekçesinin başlığını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 183. maddesine istinaden "DAVACI:H. Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş., DAVALI: O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş." şeklinde düzelttiklerini beyan ettiği, mahkemenin 19.01.2017 tarihli ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "Tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek, dava dilekçesinin gerekçeli karar başlığında isimleri yazılı şirketler adına davalı olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça husumet itirazında bulunulduğu, HMK'nın 124. maddesi uyarınca, ancak karşı tarafın açık rızası varsa veya maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir talebin bulunması hâlinde karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliğinin yapılabileceği, dosya kapsamında davalı taraf değişikliği yapılması hususunda davacı tarafça yapılmış herhangi bir talep bulunmadığı, mahkemece talep olmaksızın dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. yerine karar başlığında isimleri yazılı şirketlerin taraf değişikliği sonucunu doğuracak şekilde davaya dahil edilerek yargılama yapılıp karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 159. maddesinin 1. fıkrasının, “Bir şirket tam veya kısmi bölünebilir. a) Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir" düzenlemesini içerdiği, tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin son bulacağı, HMK'nın 114/1-d maddesinde açıkça dava ve taraf ehliyetinin dava şartı olduğu düzenlendiği, mahkemece resen taraf değişikliği yapılması usule aykırı olduğu gibi, davacı şirketin O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin ortağı olup iptalini talep ettiği genel kurul toplantısına da katıldığı nazara alındığında davanın terkin edilen şirkete yöneltilmesinin maddi bir hatadan kaynaklandığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle mahkemece dava tarihi itibarı ile tüzel kişiliği ortadan kalktığından davalı taraf ehliyetine haiz olmayan O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin aleyhine açılan davanın taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın HMK’nın 114/d maddesi uyarınca taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

“… Dava, davacının pay sahibi olduğu şirketin bölünme kararının iptali ve yokluğunun tespiti istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, iş bu kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesinde yazılı taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.

Davacı dava dilekçesinde, O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin, tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan somut durum karşısında eldeki davada, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ni ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi halinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi’nce davanın usulden reddi doğru görülmediğinden temyize konu kararın bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; 6102 sayılı TTK'nın 179/3. maddesinde belirtildiği gibi devreden şirketin tescil ile infisah ettiğini, tescilin de genel kurul toplantısından sonra olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 179/1. maddesinde bölünmenin yönetim organınca talep edileceğinin belirtildiğini, buna göre sırf genel kurul toplantısına katıldığından bahisle davacının bölünmenin tescil edildiğinden haberdar olduğunun kabul edilemeyeceğini, devralan şirketlerin külli halefiyet gereğince önceki bölünen şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden pasif husumet ehliyetine sahip olduklarını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilen olduğu eldeki davada, mahkemece davacıya somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi.

2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 159 ilâ 193. maddeleri, 445 vd. maddeleri ile 547. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. Bölünme; bir ortaklık hukuku kurumu olarak şirketlerde yapısal değişiklik türlerinden biri olup kelime anlamıyla en yalın biçimde; bir bütünün en az iki parçaya ayrılması şeklinde ifade edilebilecektir. Bölünme; halefiyet sonucunu doğuran, bir başka ifadeyle bölünen şirketin bölünen kısmını devralan şirketi, aynı zamanda bölünen şirketin halefi hâline getiren bir yapısal değişiklik türüdür. Terminolojik açıdan halefiyet kavramı bir kimsenin yerini almayı, onun yerine geçmeyi ifade etmektedir (Haluk Nami Nomer, Halefiyet ile Rücu Arasındaki İlişki, Özellikle Sosyal Sigortalar ile Özel Sigortaların Rücu Hakları Bakımından Halefiyetin Rolü, İHFM C. L,V S. 3, 1997, s. 243).

3. Bölünme; şirketin çeşitli gereksinimlerine dayanan küçülme yahut iktisadi ve hukuki varlığını sona erdirme hedefini gerçekleştirmek üzere başvurabileceği bir yapısal değişiklik türüdür. Bu hedefleri, şirketin kısa, orta ve uzun vadede belirlediği amaçları çerçevesinde farklılık gösterebilecektir. Hukuken bölünmesi caiz olan şirket; örneğin öz iştigal alanlarından uzaklaşmış olması ve bu alanlara dönüş ihtiyacı sebebiyle şirketin aktif faaliyetleri içerisinden bir kısmını ayırarak kalan faaliyetler ile ticari hayatına devam edecek biçimde kısmen bölünebileceği gibi ticari faaliyetlerine tümüyle son verme ihtiyacından kaynaklı olarak iki veya daha fazla parçaya ayrılarak tüzel kişiliği son bulacak biçimde bölünebilecektir.

4. Anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla şirketin mal varlığının ve yükümlülüklerinin tümünün yahut bir kısmının bölünen şirketten ayrılarak kül hâline mevcut yahut yeni kurulacak bir şirkete yahut şirketlere tasfiyesiz olarak devredilip karşılığında devralan şirketteki payların ve hakların bölünen (devreden) şirketin ortaklarının yahut bölünen şirketin bizzat kendisinin devralması, şirket bölünmesini ifade etmektedir (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s. 143; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2022, C. I, s. 331, 332).

5. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (Pulaşlı, s. 333).

6. Anonim şirketlerde bölünme, tam bölünme ve kısmî bölünme olarak iki şekilde gerçekleşir. Tam bölünmede şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek ünvanı ticaret sicilinden terkin edilir (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3). Devralan şirketler hâlihazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikame edilir (Ferna İpekel Kayalı, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt I, Ankara 2023, s. 374).

7. Kısmî bölünmede ise şirketin mal varlığının bir veya birden fazla kısmı mevcut yahut yeni kurulmuş şirketlere devredilerek devreden şirket varlığı muhafaza edilir. Devreden şirketin ortakları, devralan şirket yahut şirketlerin pay ve haklarını iktisap edebileceği gibi devreden şirket de devredilen mal varlığı karşılığında devralan şirketlerdeki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Tam bölünmeden farklı olarak kısmen bölünen şirket mal varlığının sadece bir bölümünü kendisinden ayırarak bu kısmı bir ortaklığa devretmekle yetinebilir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, s. 726; 727, İpekel Kayalı, s. 377).

8. Kısmî bölünmede de bölünen mal varlığı mevcut bir şirkete devredilebileceği gibi devralan şirket yeni bir şirket de olabilir. Bu kapsamda öğretide de, şirketin bölünen mal varlığının hâlihazırda mevcut olan bir ortaklığa devredilerek gerçekleştirilen kısmî bölünme “devralma yoluyla bölünme”, ayrılan mal varlığının bölünme çerçevesinde yeni kurulacak bir şirkete devredilerek gerçekleştirilen bölünme ise “yeni kuruluş yoluyla bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Pulaşlı, s. 336, 337).

9. Anonim şirket bölünmelerindeki başka bir ayrım ise oranların korunduğu (simetrik) bölünme ile oranların korunmadığı (asimetrik) bölünmedir. Bu ayrım, bölünen şirket ortaklarının bölünme işleri sırasındaki payları ile ortaklık haklarının ne şekilde korunacağında ve devralan şirketteki hakların ne şekilde devreden şirket ortaklarına tahsis edileceğinde önem arz eden bir ayrımdır. Bu anlamda simetrik bölünmede; devreden şirket ortaklarına devralan şirkette, devreden şirketteki mevcut payına uygun oranda pay tahsisi söz konusu iken asimetrik bölünmede ise bölünmeye katılan bazı veya tüm şirketlerde, devreden şirketteki mevcut paylarının oranına göre değişik oranlarda şirket payları tahsisi söz konusu olur.

10. Bu noktada bölünme kararının iptalini isteme hakkına ilişkin iptal davasının özelliklerine değinmek gerekir. Kanun koyucu tarafından, 6102 sayılı TTK’da özel düzenleme olan 192. madde ile bölünmeye katılan şirketlerin pay sahiplerine doğrudan bölünme kararının iptalini isteme hakkı tanınmıştır. Bölünme kararının iptali isteminde bulunacak olan pay sahibi, elbette pay sahibi olduğu şirketin genel kurulunca onaylanan bölünme kararının iptalini isteyebilecektir. Ancak herhangi bir pay sahibinin bu hakkına dayanarak iptal isteminde bulunabilmesi için ön koşul, bölünme kararına olumlu oy vermemiş olması ve bunu tutanağa geçirmiş olmasıdır. Bu iki zorunlu koşulu gerçekleştirmeyen pay sahiplerinin iptal istemlerinde esas incelemeye girilemeyeceği açıktır.

11. Anonim şirket genel kurul kararlarının iptaline ilişkin genel düzenleme olan hüküm 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesidir. Bu hükme göre kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınan genel kurul kararlarının iptali istenebilmektedir. Bu yönü ile hükmün, genel iptal davasına ilişkin düzenlendiği açıktır. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesi, yapısal değişiklikler yönünden özel iptal davasının düzenlendiği bir hükümdür. 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesinde yer alan özel iptal davasında, genel kurul tarafından alınan bölünme kararının “kanuna aykırı” olması koşulu aranmamaktadır. Alınan bölünme kararı Türk Ticaret Kanunu'na uygun olmakla birlikte bölünmeye ilişkin bir kısım hüküm ihlâl edilmiş olabilecektir. Özel iptal davasına göre yalnızca bu ihlâllerden kaynaklı olarak da bölünme kararı iptal edilebilecektir. Aynı şekilde genel iptal davasında “etki kuralı” uygulanmaktayken özel iptal davasında bu kural uygulanmayacaktır. 6102 sayılı TTK’nın 134 ile 190. maddelerinin ihlâli hâlinde asıl olan özel iptal davasına başvurulmasıdır. Ancak özel iptal davası imkânına rağmen, bu hükümlerin ihlâli hâlinde genel iptal davasına başvurulması önünde bir engel de bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bölünme kararına karşı açılacak iptal davasını, 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesinin dışında, özel bir hüküm ile düzenleyerek pay sahiplerini bu hususta genel hükme ve dolayısıyla “genel kurul kararının kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınmış olması koşuluna” mecbur bırakmamış olması; pay sahiplerinin iddia olunan menfaat zedelenmelerine yahut bölünme usulsüzlüklerine karşı hızlı sonuç almalarını sağlayıcı niteliktedir.

12. Türk Ticaret Kanunu'nun 192. maddesinde yer bulan bu özel iptal davasının konusu bölünme kararıdır. Ancak iptal davasının hangi sebeplere dayanılarak açılacağı hususunda hükümde: “134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde” ifadesi kullanılmıştır. Buna göre iptal davasında ileri sürülebilecek yegâne sebepler, 6102 sayılı TTK’nın 134-190 maddeleri arasında düzenlenen hususlara aykırı biçimde veya noksanlar ile bölünme kararı verildiği yönündeki iddialar olabilecektir. Dolayısıyla bu hükümlerde düzenlenmeyen bir hususa dayanılarak, bu özel iptal davasının açılması mümkün değildir.

13. Bölünme kararına karşı iptal davası açmak üzere hak düşürücü süre tayin eden kanun koyucu, bu süreyi iki ay ile sınırlamıştır. 6102 sayılı TTK'nın 192/1’e göre: “İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar” Bölünme kararının ilanı gerekmediğinden; bu iki aylık hak düşürücü süre bölünme kararının tescil edildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Hak düşürücü süre ay olarak belirlendiğinden; tescilden sonra takip eden ikinci ay içinde tescilin yapıldığı güne karşılık gelen gün, iptal davası açmak üzere son gündür.

14. Bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının davacısı, bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş olan pay sahipleridir. Davalısı ise tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden devralan veya yeni kurulan şirket/şirketlere karşı dava açılacaktır (Şafak Narbay, Buğra Kesici, Ticaret Ortaklıklarında Yapısal Değişiklik Kararına Karşı Öngörülen İptal Davası Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, C.1, S.2, Y. 2015, s. 121) . Kısmî bölünmede ise bölünen şirket sona ermeyeceğinden devralan şirket veya şirketler ile birlikte bölünen şirket de davalı olabilecektir. Bir başka deyişle kısmi bölünmenin tarafı olan ve ayakta kalmış tüm şirketler davalı olacaktır.

15. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölünmeye dair olağanüstü genel kurul kararının iptaline ilişkin eldeki davada İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesine göre taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Bu karar Özel Dairece davacı şirkete somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

16. Davacı vekili dava dilekçesinde, O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

17. Önemle vurgulamak gerekir ki; TTK'nın 547. maddesinde öngörülen “ek tasfiye” müessesesi; şirketin sicilden terkin edilmesine rağmen hâlen alınması zorunlu olan bir takım ek tedbirlere ihtiyaç duyulması, dağıtım dışı kalmış aktifler, mevcut bir dava ya da takipte taraf sıfatının devam etmesi vs. gibi arızî hâller için öngörülmüş bir düzenleme olup, eldeki davaya uygulanamaz.

18. Öte yandan; HMK'nın 124. maddesi ile davalardaki iradi taraf değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Eldeki davada bu hükmün uygulamasının şartlarını değerlendirmeye gerek bulunmamaktadır. Zira; yukarıda açıklandığı üzere bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 192) veya genel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 445) davalısı tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3) devralan veya yeni kurulan şirket/ şirketler olup, devralan şirket veya şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olmakla, somut olayda ek tasfiyeye (6102 sayılı TTK md. 547) gerek kalmadığı gibi HMK'nın 124. maddesinin şartlarının da değerlendirilmesine gerek yoktur.

19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

20. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I  O Y"

Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen uyuşmazlık; tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısının iptali istemli davada şirketin ihya ettirilmesinin gerekip gerekemediğine ilişkindir.

Somut olayda O. Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (O. Dünyası A.Ş.) isimli şirketin 11.04.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar sonucunda, şirketin tam bölünmeyle infisahı söz konusudur. Bu bölünme sonucunda; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirket (A. Keleş İnşaat Sanayi ve Ticaret. A.Ş., A. Yönetim Hizmetleri İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., A. Gülşah İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) teşekkül etmiştir.

O. Dünyası A.Ş. isimli şirketin ortağı olan davacı H. Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş. ise bu bölünmenin kararlaştırıldığı 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısının hukuka aykırı şekilde gerçekleştiğini, genel kurulda alınan kararların da hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek bu kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmektedir.

İlk Derece Mahkemesince, ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek taraf teşkilinin tamamlandığı görülmektedir. Mahkeme yargılama sonucunda davanın (esas bakımından) reddine karar vermiş; hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince -İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak- taraf ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası A.Ş'nin dava tarihi itibarıyla tüzel kişiliğinin ortadan kalktığına vurgu yapılmıştır. Mahkeme ayrıca İlk Derece Mahkemesinin taraf değişikliği anlamına gelen ara kararının ve işleminin de hukuka aykırı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.

Anılan hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Daire, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen O. Dünyası A.Ş.nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiğine, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının bu tarihte terkin olduğuna, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığına dikkat çekerek, sicil kaydı terkin edilen davalı O. Dünyası A.Ş'yi bu davaya münhasır olarak ihya ettirmesi için davacıya süre verilmesi gerektiğini oy çokluğuyla kabul etmiştir.

Karara ilişkin muhalefet şerhinde ise Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 547. maddesi kapsamında şirketin ihyasına karar verilmesinin somut olayda mümkün bulunmadığı görüşüne yer verilmiştir. Muhalefet şerhinde ayrıca devralan şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olduğundan ek tasfiyeye gerek kalmadığı, yine belirli bir amaçla sınırlı olsa bile şirketin yeniden tescilinin bölünme kararını kısmen de olsa kadük hâle getireceği değerlendirmesinde bulunulmuş; sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan bu gerekçelerle bozulması gerektiği düşüncesi dile getirilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiş; Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğunca, Daire kararındaki muhalefet şerhinde açıklanan görüşler esas alınarak direnme kararının değişik gerekçeyle bozulmasına hükmedilmiştir. Sayın Çoğunluğun bu görüş ve değerlendirmelerine aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle katılmamız mümkün olmamıştır:

TTK'nın 159. maddesinde şirketlerin tam veya kısmi olarak bölünebileceği ifade edildikten sonra "Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir." hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı).

Buradaki bölünme türlerinden biri olan tam bölünmede; şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Devralan şirketler hâli hazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikâme edilir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı).

Eldeki davaya konu olan O. Dünyası A.Ş.nin 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlarla tam bölünme şeklinde bölündüğü, bu bölünme sonucunda dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirketin teşekkül ettiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Öte yandan TTK'nın 179. maddesinin (3) numaralı fıkrasında "Tam bölünme hâlinde devreden şirket ticaret siciline tescil ile birlikte infisah eder." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu çerçevede O. Dünyası A.Ş.nin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararıyla birlikte tam bölünmesi sonrasında bu durumun 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, şirketin sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde tasfiyesiz infisah nedeniyle terkin olduğu da doysa kapsamıyla sabittir.

Somut olayda davacı; tam bölünme suretiyle tasfiyesiz infisah olan ve ortağı olduğu O. Dünyası A.Ş. isimli şirketin tam bölünmesine ilişkin kararların alındığı genel kurulunun ve söz konusu kararların iptalini talep etmektedir. Bir başka anlatımla davacı, ortağı olduğu şirketin hukuka aykırı olarak bölündüğü ve ticaret sicilinden terkin edildiği iddiasındadır. Bu kapsamda eldeki davada dile getirilen uyuşmazlığın bir anonim şirketin varlığını sona erdirecek şekilde (tam) bölünmesi ve varlıklarının başka şirketlere intikaliyle ilgili olduğu, dolayısıyla da burada infisah eden ve teşekkül eden tüzel kişilerin varlığıyla ilgili bir takım hukuka aykırılıkların öne sürüldüğü görülmektedir.

Tam bölünme hâlinde devralan şirketlerin bölünen şirketin hak ve borçlarından sorumlu olmaları, bölünme kararının alındığı genel kurul kararının iptali istemiyle açılan eldeki dava bakımından bir önem taşımamaktadır. Bu durum ancak bölünen şirketin hak, alacak veya borçlarının uyuşmazlık konusu olduğu davalar bakımından devralan şirketlerin tam bölünme suretiyle infisah eden şirketin yerine geçmelerine imkân tanımaktadır. Oysaki eldeki davada uyuşmazlık, dava konusu bölünen ve devralan şirketlerin bizatihi varlığına ilişkin hukuki süreç hakkındadır. Bu tür bir durumda infisah eden şirketin bu uyuşmazlık bakımından yeniden ihyası hukuki bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Bununla birlikte TTK'da tam bölünme suretiyle infisah eden şirketlere ilişkin olarak bölünme sürecinin dava konusu edildiği uyuşmazlıklar bakımından şirketin nasıl ihya edileceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bağlamda TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen "Ek tasfiye"ye ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.

Bir ticaret şirketi infisah veya fesih hâlinde sona erer. İnfisah, kanunda veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ile ayrıca bir karar alınmasına veya ihbarda bulunulmasına gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesini ifade ederken; fesih ise kanun veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar tarafından şirketin karar şeklinde somutlaşan irade ile sona erdirilmesidir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı).

Esasında bir anonim şirketin sona ermesiyle hukuki varlığının tamamen ortadan kalkmasını ifade eden tüzel kişiliğinin sona ermesi birbirinden tamamen farklı durumlardır. Sona ererek tasfiye hâline gelen ve tasfiye işlemleri eksiksiz bir şekilde tamamlanan şirketin tüzel kişiliğinin sona erebilmesi için ayrıca ticaret sicilinden de silinmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahsedebilmemiz için hem tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanması hem de hukuk güvenliğinin sağlanması açısından ticaret sicilinden silinmesi ve bu iki durumun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bununla birlikte anonim şirkete ait alacağın veya borcun varlığı ya da mal varlığı ile ilgili olmasa da taraf sıfatını gerektiren ve devam eden hukuki ilişkilerinin söz konusu olduğu hâllerde ticaret sicilinden silinme şirketin gerçekten ve kesin olarak ortadan kalkmış olması sonucunu doğurmaz; bu hukuki ilişkilerin sonlandırılabilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin devamının sağlanması gerekir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420 Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı).

Bu çerçevede TTK'nın 547. maddesiyle ek tasfiye özellikle düzenlenmiş; anonim şirketin tasfiye işlemleri tamamlanıp ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra tasfiyenin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmediğinin ve dolayısıyla ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri; mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verileceği ve bu işlemlerin yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirileceği belirtilmiştir.

Anılan yasal düzenleme, tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu hâllere ilişkindir. Bu bağlamda eldeki davada tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin bir uyuşmazlık söz konusudur. Bir başka anlatımla dava konusu O. Dünyası A.Ş. tasfiyesiz şekilde infisah etmiştir. Bu durumda TTK'nın 547. maddesindeki ihya koşullarının somut olayda bulunduğu söylenemez. Buna karşılık tasfiyesiz olarak infisah eden şirketlerin ihyasıyla ilgili olarak izlenecek usulün belirlenmesinde TTK'nın 547. maddesinde yer alan hükümlerden yararlanması mümkündür. Bir başka deyişle anılan kanun hükmündeki düzenlemelerden hareketle eldeki davada taraf teşkilini sağlamak bakımından şirketin yeniden ihyası ile ticaret siciline tescilinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmında da açıklandığı üzere davacı tarafa O. Dünyası A.Ş'yi ihya etmesi için imkân sağlanması en doğru çözüm olarak öne çıkmaktadır.

Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.

Üye
Aydın Şimşek

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 18’i DEĞİŞİK GEREKÇELİ BOZMA, 7’si ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.