KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR VERİLSE DAHİ CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANABİLİR.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2023/5199
Karar No      : 2025/3365

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       : 
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 18.07.2023
SAYISI                                 : 2022/1667 E., 2023/760 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılardan T. EDAŞ vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat S.K. ile davalılar T. EDAŞ vekili Avukat B.A.Ü. ve TE.AŞ vekili Avukat A.Y.D.'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1. maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3. maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 17.06.2025 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü

I. DAVA

Davacı vekili; davacı şirketin işyerinin bulunduğu N. Mahallesi S.D. Cad. 36/A adresinde 07.09.2017 tarihinde meydana gelen yangında işyerinde bulunan emtiaların, makinelerin ve demirbaşların tamamının telef olduğunu, aynı gün aynı bölgede birçok işyerinde elektrik hattından kaynaklı yangın çıktığını öğrendiklerini, zararın tespitine yönelik Hatay 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/26 D.İş sayılı dosyasından yaptırılan delil tespitindeki bilirkişi raporuna göre mamul maliyeti 1.886.510.99 TL, zarar gören makine bedeli toplamı 234.344,75 TL, zarar gören demirbaş bedelleri toplamı 19.064,78 TL olmak üzere toplam zararın 2.139,920,52 TL olarak tespit edildiğini, bu zararın 959.790.441 TL'sinin dava dışı A.sigorta A.Ş. tarafından 13.12.2017 tarihinde ödendiğini, davacının hammadde ve imal edilen mamul maliyeti, makine bedeli, demirbaş bedeli tespit edilmesine rağmen mahrum kaldığı kârın delil tespiti dosyasında tespit edilmediğini, davacı şirketin dava dışı T. Elektrik Perakende Satış A.Ş. den 23.00.64 nolu sözleşme ile abonelik aldığını, davalılar TE.AŞ ve T. EDAŞ aracılığı ile elektrik dağıtım faaliyetinin gerçekleştirildiğini, yangından sonra Hatay Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından tanzim edilen itfaiye raporunda yangının "Enerji hattının kopması neticesinde işletmeye ait elektrik panosunda meydana gelen kısa devre sonucu" çıktığının belirtildiğini, davalıların sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu ileri sürerek; davacının, hasara uğrayan emtia, makine ve demirbaş sebebiyle uğramış olduğu maddi zarar ve şirketin yangından sonra tekrar toparlanma sürecinde ticari faaliyetlerden yoksunluğu sebebiyle mahrum kalmış olduğu kâra ilişkin şimdilik 100.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş; 29.09.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 1.451.399,27 TL'ye yükseltmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı TE.AŞ vekili; dava konusu olayın müvekkili davalıdan ayrı tüzelkişiliği bulunan ve 30.09.2013 tarihi itibariyle özel sektöre fiilen devri gerçekleştirilmiş olan diğer davalı T. EDAŞ'ın faaliyet ve sorumluluk alanında meydana gelmiş olması sebebiyle davada müvekkiline husumet yönetilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

2. Davalı T. EDAŞ vekili; tespit dosyasına sunulan bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacının gerekli tedbir ve önlemleri almadığını, zarar görenin ağır kusuru nedeniyle kusursuz sorumluluğa ilişkin illiyet bağının kesildiğini, davacının meydana geldiğini iddia ettiği zararın da fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu yangının gerçekleştiği tarih itibariyle davalı TE.AŞ'ın 24.07.2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinin 7. maddesi gereğince sorumluluğunun bulunmadığı, davacı şirketin iş yerinde 07.09.2017 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle zarar gördüğü, hüküm kurmaya elverişli bulunan 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davalı T. EDAŞ'ın üzerine düşen bakım, onarım, denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davacının ise sözleşme gücünü %20 aşmış olmasına rağmen T. EDAŞ’a başvurarak güç artımı talebinde bulunmaması ve iç tesisatını yeni elektrik gücüne göre değiştirmemesi nedeniyle kusurlu oldukları, müterafik kusur durumu dikkate alındığında davacının % 20, davalı T. EDAŞ'ın ise %80 oranında kusurlu olduğu yönünde kanaat oluştuğu, hüküm kurmaya elverişli raporda zarar gören hammadde ve emtia zararının 1.986.688,84 TL, makine ve demirbaş zararının hurda bedeli mahsup edildikten sonra 424.500,84 TL olduğunun tespit edildiği, davacı tarafın davasını kısmi dava olarak açtığı, 29.09.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 1.451.399,27 TL olarak ıslah ettiği, davalı vekillerince ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, davalı T. EDAŞ'ın sorumluluğunun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 69. maddesine dayalı yapı malikinin kusursuz sorumluluğundan kaynaklandığı, elektrik tesislerinin de yapı eseri niteliğinde olduğu, aynı Kanun'un 72. maddesi gereğince tazminat isteminin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğradığı, mala zarar verme suçları kasten işlenen suçlardan olduğundan kasıt yokluğu halinde bahse konu eylemlerin suç teşkil etmediği, somut uyuşmazlıkta davalının sorumluluğunun kusura dayalı olmayan objektif bir sorumluluk olduğu, olayın gelişimi itibariyle de herhangi bir kasta dayalı mala zarar verme eyleminin bulunmadığı, bu nedenle uzamış zamanışımının dava konusu somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, olay tarihinin 07.09.2017 olup davanın 30.01.2018 tarihinde açıldığı, ıslah dilekçesinin ise 29.09.2021 tarihinde verildiği, davacı tarafça davalı tarafa gönderilen 13.09.2017 tarihli ihtarname değerlendirildiğinde davacının tazminat yükümlüsünü bu tarih itibariyle öğrendiği, 2 yıllık zamanaşımı süresinin son gününün 13.09.2019 tarihi olduğu, ıslah dilekçesinin verildiği 29.09.2021 tarihi itibariyle 2 yıllık subjektif/nispi zamanaşımı süresinin dolduğu, kusursuz sorumlu olan T. EDAŞ'ın meydana gelen zarardan sorumlu olduğu ancak davacı tarafın da müterafik kusurunun bulunması nedeniyle belirlenen tazminattan indirim yapılması gerektiği, kısmi dava olarak açılan davada dava dilekçesi ile 100.000,00 TL talepte bulunulmuş ise de, tarafların kusur durumlarına göre davacının talep edebileceği bedelin 80.000,00 TL olduğu, asıl alacak için açılan davada faize ilişkin hakkın saklı tutulmamış olmasının, daha sonra faiz için ayrı bir dava açılmasına veya ıslah ile faiz talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği, davacı tarafından dava dilekçesinde faiz talep edilmese bile ıslah ile faiz talep edilebileceği, faiz başlangıç tarihi belirtilmediğinden ve taraflar tacir olduğundan dava tarihinden itibaren avans faizi talep edilebileceği, ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı nedeniyle davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle; davalı TE.AŞ aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı T. EDAŞ aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, 80.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı T. EDAŞ'tan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ile davalılardan Toros EDAŞ vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya yansıyan bilgi, belge ve deliller ile İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde değinilen hususlar dikkate alındığında taraf vekillerinin istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri hususların yerinde olmadığı gerekçesiyle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ile davalılardan T. EDAŞ vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1. Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin davanın davalılardan TE.AŞ yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine ve davalarının zamanaşımı nedeniyle kısmen reddine yönelik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ıslah edilen davanın tüm davalılar yönüyle kabul edilmesi gerektiğini, davalı TE.AŞ'ın elektrik, arıza, bakım ve onarımdan kaynaklanan zararlardan sorumluluğunun devam ettiğini, davaya konu ve ayrıca genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunu oluşturan somut eylemin, sadece kasten işlenen mala zarar verme suçu yönünden irdelemesinin ve kasten mala zarar verme suçu oluşmadığından bahisle ıslah edilen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu olayda olduğu gibi taksirle yangına neden olma suçundan dolayı sorumlular hakkında açılacak maddi ve manevi tazminat davasının zamanaşımı süresinin 2 yıl değil 8 yıl uzamış zamanaşımı süresinin de 12 yıl olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde davacı şirketin %20 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiş ise de; dava dilekçelerinde dava değerinin 100.000,00 TL olarak belirtildiğini, yargılama aşamasında davacı şirketin toplam zararının 1.451.399,27 TL olduğunun tespit edildiğini, dava dilekçelerinde talep ettikleri tutarın tespit edilen tutar içerisinde kaldığı açık iken kusur indirimi yapılarak davanın 80.000,00 TL yönünden kabulüne karar verilmesinin hukuki dayanağının bulunmadığını, kaldı ki ret edilen 20.000,00 TL'nin reddinin dayanağı konusunda gerekçeli kararda herhangi bir açıklama bulunmadığını, Hatay 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/26 D.İş sayılı dosyasında 08.09.2017 ve 13.09.2017 tarihlerinde yapılan keşif sonrasında hazırlanan bilirkişi raporunda; tespite konu yangının meydana gelmesinde enerji nakil hatlarında gerekli koruyucu bakımı yapmayan, nakil hatlarında sehimi almayan, yeterli seviyede enerji hatlarında güvenlik sigortası bulundurmayan, tüketiciye stabil ve dengeli gerilim sağlamayan T. EDAŞ'ın %90 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, 27.05.2019 tarihli raporda davaya konu zararı meydana getiren olaydan davalıların tam sorumlu olduklarının tespit edildiğini, yine alınan 05.04.2021 tarihli raporda da oran belirtilmeden davalıların yüksek derecede kusurlu oldukları ve olay nedeni ile doğan zarardan kusursuz sorumlu olduklarının belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesince denetime açık olacak şekilde, kusur yönünden hangi bilirkişi raporunun hükme esas alındığının belirtilmediğini, zira dosyada mevcut 27.05.2019 tarihli raporda ve 23.01.2020 tarihli ek raporda tam kusur davalılara verilmiş olmasına rağmen ve yine davalıların kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu oldukları da düşünüldüğünde gerekçesiz bir şekilde davacı şirkete %20 kusur izafe edilerek talebin kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesince davacı şirkete kusur atfının hukuki dayanağı bulunmadığını, zira müvekkili şirketin yangından önce binaya gelen elektrik fazında düzensizlik olduğu için TE.AŞ'ı defalarca aradığını, TE.AŞ görevlilerinin başka bir trafodan enerji vereceklerini bildirdiklerini, bunun için direk diktiklerini ve hala işlemin bitirilmediğinin sabit olduğunu, yine T. EDAŞ'ın damar kopukları olan iletken kullanılmasından dolayı iletkenin akım taşıma kapasitesinin düştüğünü, aboneye standart gerilim sağlanamadığını ve standart güç aktarılamadığını, bu durumun bilirkişi raporunda tespit edildiğini, tüm bu tespitlere rağmen davacıya kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, davalı elektrik şirketlerinin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu, dolayısıyla zarardan sorumluluk için davalıların kusurunun mevcudiyetine lüzum olmadığını, zarar ile elektrik tesisatı arasında illiyet bağının kurulmuş olmasının sorumluluk için yeterli olduğunu, kusur yönünden ve sorumluluk yönünden bilirkişi raporlarında TE.AŞ ve T. EDAŞ'ın tam sorumlu olduğunun tespit edildiğini, dosya kapsamında alınan raporlarda dava konusu olay nedeni ile davacının oluşan zararının eksik hesaplandığını, raporda hesaplamanın binanın değerinde, hasara uğrayan emtia makine ve demirbaş sebebiyle uğramış oldukları maddi zararın hesaplanmasında güncellemenin günümüz ekonomik koşullarına uygun yapılması gerektiğini, özellikle ülkemizde kurdaki artış dikkate alındığında müvekkili şirketin bu yöndeki zararının çok daha fazla olduğunun kabulü gerektiğini, delil listelerinde sundukları yanan makine listesinin, yanan hammadde ve mamul mal listesi ve yanan demirbaş listesinde yer alan miktarların maddi değerlerinin 2017 tarihindeki miktar ve değerler olduğunu, müvekkili işletmenin kahve hammadde alımı, imalatı ve dağıtım işi yaptığını, USD kurundan doğrudan etkilendiğini, bilirkişi raporu hazırlanırken rapor tarihindeki verilerin dikkate alınması gerekirken bu yöndeki itirazları değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davalıların kusuru sonucu hasara uğrayan emtia, makine ve demirbaşlar ile müvekkili şirketin yangından sonra tekrar toparlanma sürecinde ticari faaliyetlerden yoksun kalması sebebiyle mahrum olduğu kâr taleplerinin hesaplanarak hüküm altına alınmasına ilişkin istemleri hakkında da hiçbir araştırma yapılmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı T. EDAŞ vekili; yangının meydana gelmesi ve oluşan zararda müvekkili şirketin %80 oranında kusurlu ve sorumlu olduğu değerlendirmesinin dosya kapsamına, konuya ilişkin yasal mevzuata ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu yangının meydana geliş nedenine, kusur ve sorumluluk durumlarına ilişkin olarak dört ayrı bilirkişi raporunda değerlendirmeler yapıldığını, raporlardan ikisinde yangının hatalı şekilde elektrik dağıtım şebekesinden kaynaklı meydana geldiği belirtilmiş iken, diğer ikisinde ise yangının davacı işletmesindeki elektrik iç tesisatından kaynaklı meydana geldiği görüşünün bildirilmiş olduğunu, raporlar arasında bu şekilde çelişki mevcut ise de yangına elektrik dağıtım şebekesi sebebiyet vermediğinden, aksine elektrik hattındaki iletkenlerin kopmasına davacı işletmesindeki elektrik iç tesisatının meydana getirdiği yangın sebebiyet verdiğinden, İlk Derece Mahkemesince de son düzenlenen ve yangının davacı işletmesi içerisinde başladığı görüşü bildirilen 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alındığından, yangının elektrik dağıtım şebekesinden kaynaklı değil, davacı işletmesi içerisindeki bir nedenden meydana geldiğinin tartışmasız hale geldiğini, bir elektrik dağıtım şirketi olan müvekkili şirketin işletmekle ve bakım-onarımıyla sorumlu olduğu tesislerin sadece elektrik dağıtım tesisleri olduğunu, dağıtım tesisleri sınırları dışında olan elektrik iç tesisatlarının kullanıcıların kendi sorumluluğunda olduğunu, yine yasal mevzuat gereğince her kullanıcının ancak bağlantı anlaşmasında belirlenen güç ile sınırlı olacak şekilde elektrik tüketimi yapabileceğini, belirlenen gücü aşamayacağını, sözleşme gücünü %20'den fazla aşar şekilde elektrik ihtiyacı olması halinde ise, müvekkili şirket gibi elektrik dağıtım şirketlerine başvurularak güç arttırımı talep edilmesi ve proje tadilatı yaptırılması gerekeceğini, davacı şirketin anlaşma gücünün 9,9 kW olduğunu, yapılan incelemelerde ise sürekli olarak bu gücün üstünde tüketim gerçekleştirildiğini, kullanımların yer yer 22 kW'a kadar çıktığını, ancak yasal düzenlemeler gereğince müvekkili şirkete bu hususta güç artış başvurusu yapılmadığını ve proje tadilatı da gerçekleştirilmediğini, elektrik iç tesisatında gerekli teknik revizeler gerçekleştirilmeden, 9,9 kW anlaşma gücüne göre tesis edilmiş iç tesisatta bu şekilde sürekli şekilde aşırı tüketim gerçekleştirilmiş olması nedeniyle yangında tam kusurun davacı şirkette olacağının açık olduğunu, olayla müvekkili şirket arasında illiyet bağı dahi kurulmaması gerekmesine rağmen %80 oranında ağır kusurlu olduğu kabulü ile hüküm tesis edildiğini, 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda şebeke yüklerinin düşük ve salınımlı olduğu iddia edilmiş ise de, bölgedeki şebekede böyle bir yük düşümü söz konusu olmadığı gibi, dosyaya taraflarca böyle bir iddia, bilgi ve belge sunulmadığını, olay tarihinde sadece davacı şirkette yangın meydana gelmiş olmasının, başkaca hiç bir kullanıcıda bir cihaz hasarı dahi meydana gelmemesinin, yangının şebekedeki gerilimle ilgisi olamayacağının açık göstergesi olduğunu, elektrik iç tesisatlarının kabulü aşamasında her türlü kontrol, gözetim ve onayı yapı denetim kuruluşlarının yetkisi ve görevinde olduğunu, bu kontrollerin yapı denetim kuruluşları tarafından yapıldığını, kabul sonrasındaki işletme, bakım ve onarım sorumluluğunun ise kullanıcıların yani davacı şirketin kendisine ait olduğunu, yapı denetim kuruluşunun onayladığı bir elektrik iç tesisatının, sonradan müvekkili şirket gibi elektrik dağıtım şirketleri tarafından yeniden incelenmesi gibi bir uygulama ve mevzuat hükmü söz konusu olmadığını, dolayısıyla bilirkişi raporunda bu gerekçelerle müvekkili şirkete kusur izafe edilmesinin de hatalı ve mevzuata aykırı olduğunu, raporda bölgedeki hatların bakımlarının yapılmadığı iddia edilmiş ise de bölgedeki tüm elektrik dağıtım tesislerinin gerekli rutin bakımlarının müvekkili şirket tarafından yapıldığını, davacı firmanın bu şekildeki yangın, su taşkını gibi risklere karşı gerekli önlemleri alıp almadığı hususlarında hiç bir değerlendirme yapılmadığını, oysa yangının büyümesi ve zararın artmasının nedeninin davacı şirketin gerekli önlemleri almaması olduğunun açık olduğunu, dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmamasına rağmen, ıslah dilekçesindeki faiz talebi doğrultusunda 80.000,00 TL'nin işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin de yerinde olmadığını, hükme esas alınan 23.01.2020 tarihli rapordaki hesaplamaların da fahiş ve hatalı şekilde yapıldığını, zarar hesaplamalarında doğrudan delil tespiti dosyasında düzenlenen bilirkişi raporundan hareketle değerlendirme yapılmış ise de delil tespiti işleminin davalı şirkete bildirimde bulunulmaksızın, davacı tarafın tek taraflı iddia ve açıklamaları doğrultusunda yapılmış olduğundan usule aykırı olduğunu, söz konusu rapordaki hesaplamaların fahiş olmasının yanında, ürünlerin değerlerinde hangi kriterlerin esas alındığının belirtilmemesi, yine makine ve demirbaşların uzun yıllardır kullanımdan doğan amortisman bedelleri düşülmeden hesaplama yapılmış olması nedeniyle usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, öte yandan delil tespitinde düzenlenen raporda makine zararı 234.344,75 TL olarak hesaplanmış iken, hükme esas alınan raporda 404.760,06 TL olarak belirlendiğini, raporlar arasında bu şekilde açık çelişki de olduğunu, yangın sonucu ham madde ve emtia zararı olarak gıda mühendisi tarafından 1.986.688,84 TL, mali müşavir bilirkişi tarafından ise 1.720.451,77 TL olmak üzere iki farklı hesaplama yapıldığını, raporun sonuç kısmında gıda mühendisi bilirkişinin hesabının esas alındığının bildirildiğini, gıda mühendisi bilirkişi hesabında 31.08.2017 tarihindeki ürün listeleri üzerinden hesaplama yapıldığının belirtildiğini, yangın tarihinin ise 07.09.2017 tarihi olduğunu, buna rağmen aradaki bir haftalık sürede ham madde ve ürünlerin tüketilip tüketilmediği, fabrika dışarısına çıkartılan ürün olup olmadığı araştırılmadan ve belirlenmeden hesaplama yapılmış olmasının da hatalı olduğunu, raporda hurda bedellerinin 6.500,00 TL olduğu görüşünün bildirildiğini, ancak raporun mahsup edilen hurda bedelinin miktarı yönünden de denetime elverişsiz olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, elektrik hattından kaynaklı olduğu iddia edilen yangın nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle yangının davacı abonenin iç tesisatından kaynaklanması nedeniyle davalı TE.AŞ'a husumet yöneltilemeyeceğinin anlaşılmasına göre, davacının davalı TE.AŞ'a yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2. Davanın hukuksal dayanağı, haksız fiildir.

Haksız eylemlerden doğan davalarda uygulanacak zamanaşımı süresini düzenlemiş olan 6098 sayılı Kanun'un 72. maddesi "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır" hükmünü ihtiva etmektedir.

Buna göre, haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunu ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da, ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur.

Diğer taraftan, tüzel kişilerin organlarının işledikleri haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, ceza zamanaşımı süresinin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanması gerektiği, zira organların fiilinin tüzel kişileri doğrudan doğruya tazmin yükümlüsü yapacağı, tüzel kişi hakkında daha kısa olan zamanaşımı süresinin, organ hakkında ise, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin kabul edilmesinin uygulamada hakkaniyete uygun olmayan sonuçlar doğuracağı belirtilerek tüzel kişi hakkında da ceza zamanaşımı süresinin kabulünün uygun olacağı kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.09.2012 tarihli ve 2012/4-319 E., 2012/619 K. sayılı kararı).

Diğer taraftan ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılmış olması gerekmez, haksız eylemin suç niteliğinde olması yeterlidir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilse dahi ceza zamanaşımı uygulanabilir. Ceza davasının hiç açılmaması durumunda, hukuk hakimi, haksız eylemin suç niteliği taşıdığını saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davada, elektrik hattından çıktığı ileri sürülen yangından kaynaklanan maddi zararın tazmini talep edildiğine göre, davaya konu olay, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 171. maddesinde tanımlanan taksirle genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunu oluşturabilecek nitelikte olup; olaya uygulanacak zamanaşımı süresi, aynı Kanunun 66. maddesi uyarınca 8 yıllık ceza zamanaşımı süresidir. Davaya konu yangın 07.09.2017 tarihinde meydana gelmiş olup davanın 30.01.2018 tarihinde açıldığı, ıslah dilekçesinin ise 29.09.2021 tarihinde verildiği gözetildiğinde, ıslah tarihinde ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı açıktır.

Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; dava konusu olay hakkında, yukarıda anılan ceza zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile herhangi bir kasta dayalı mala zarar verme eyleminin bulunmadığından ceza zamanaşımı süresinin dava konusu somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı gerekçesiyle; 6098 sayılı Kanun hükümleri gereğince 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

3. Bozma sebebine göre; davacı vekilinin sair, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacının davalı TE.AŞ'a yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,

4. Bozma sebebine göre; davacı vekilinin sair, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı T. EDAŞ'tan alınarak davacıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan               Üye                  Üye                          Üye                   Üye 
Battal Yılmaz      Halil Özdemir    Muzaffer Gürkanlı    İsmail Ulukul     Osman Kiper

İÇTİHAT YORUMU : "Kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar şüphelinin suçu işlediğine ya da işlemediğine dair kesin bir yargı kararı olmadığından hukuk hâkimini bağladığı söylenemez. Kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara rağmen hukuk hâkimi tazminat davasında davalının fiilinin suç oluşturup oluşturmadığını inceleyebilir ve fiilin suç oluşturduğu sonucuna varması durumunda ceza zamanaşımını uygulayabilir.

Kanaatimce, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın itirazın reddi yoluyla kesinleşmesi hukuk hâkimini bağlamaz. Savcılık mevcut delil durumuna göre değerlendirmede bulunur ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimi mevcut delil durumuna göre karar verir. Sulh ceza hâkiminin bu incelemesi gerçek anlamda bir ceza yargılaması değildir ve itirazın reddi de beraat anlamına gelmemektedir." (GÜNERGÖK, Özcan, Haksiz Fiil Hukukunda Ceza Zamanaşımı, İstanbul, 2021, s. 93, 94)