KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

MAHKEMECE TAHKİKATIN SONA ERDİĞİ VE SÖZLÜ YARGILAMA AŞAMASINA GEÇİLDİĞİ BİLDİRİLDİĞİNE GÖRE TAHKİKATIN SONA ERMESİNDEN SONRA YAPILAN ISLAHA DEĞER VERİLEREK HÜKÜM KURULAMAZ.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/8-308
Karar No       : 2025/566

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                          : 01.12.2021
SAYISI                          : 2019/11 E., 2021/499 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.11.2018 tarihli ve 2018/2514 Esas,
                                        2018/19074 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

4. Davacı vekili; müvekkil şirketin 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 5189 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile eklenen ek 33. maddesi ile kurulduğunu ve anılan madde uyarınca davalı şirkete ait taşınmaz malların protokol ile müvekkil şirkete devrinin kararlaştırıldığını, protokol uyarınca dava konusu İstanbul Ümraniye ilçesi, 1. Bölge İnkılap Mahallesi, A. caddesi 874 ada 148 ve 149 parsel sayılı taşınmazların 29.12.2005 tarihinde müvekkili şirket adına tescil edildiğini, davalı şirketin kullanım hakkı devam ederken 14.11.2005 tarihinde kamu payının %50'nin altına düşmesi nedeniyle en geç çekişmeli taşınmazları en geç 14.11.2008 tarihinde teslim etmesi gerekirken, bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, anılan tarihten itibaren davalı şirketin haksız işgalci olduğunu ileri sürerek, 14.11.2008 tarihinden başlamak üzere çekişmeli taşınmazların tamamının boşaltıldığı tarihe kadar her ay için ayrı ayrı belirlenecek ecrimisil miktarı için şimdilik 10.000,00 TL’nin tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 04.06.2014 tarihli dilekçesi ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ecrimisil isteğini 2.047.922,00 TL’ye arttırmış ve dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasını, ayrıca asıl alacağa dava tarihine kadar işletilen 163.390,75 TL yasal faiz tutarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabı

5. Davalı vekili; davacı şirkete çekişmeli taşınmazları 14.11.2008 tarihi itibariyle teslime hazır olduklarını içeren 06.08.2010 tarihli yazıyı göndermelerine rağmen davacı şirketin taşınmazları teslim almadığını, taşınmazların bir kısmının kiralanması için komisyon oluşturulduğunu ancak alınan kararların uygulanması için davacı şirketin iletişime geçmediğini, taşınmazların en son 03.10.2011 tarihinde teslim edilebildiğini, öte yandan eldeki dava ile ilgili 19.10.2011 tarihinde davacının banka hesabına 10.154,00 TL ödeme yapıldığını, davanın haksız açıldığını belirterek reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

6. İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.06.2014 tarihli ve 2011/751 Esas, 2014/182 Karar sayılı kararı ile; 10.000,00 TL asıl alacak, 154,00 TL işlemiş faiz yönünden davanın konusu kalmadığından bu miktarlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 2.036.922,00 TL asıl alacak ve 163.236,75 TL işlemiş faiz alacağının davalıdan tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen ve değişecek oranlarda avans faiz oranı uygulanmasına karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.06.2017 tarihli ve 2014/20750 Esas, 2017/3433 Karar sayılı kararı ile;

"... Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil dava tarihine kadar istenebileceğinden mahkemece 14/11/2008 ile 16/08/2011 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisile hükmedilmesi doğrudur. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir, Reddine.

Tarafların diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, kayden davacıya ait taşınmazlara davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın müdahalede bulunduğu saptanarak ecrimisile hükmedilmesinde kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin bu yöne değinin temyiz itirazları yerinde değildir, Reddine.

Ne var ki, davacının davalıya gönderdiği 12/07/2010 tarihli cevabi yazıda çekişmeli taşınmazlarda toplam 890 m2 lik yeri kendisinin kullandığını beyan ettiği ve davalı şirketin de davacının taşınmaz üzerinde bulunan fabrika binasını kullandığını savunduğu gözetildiğinde anılan 890 m2 lik kullanımın fabrika binası olup olmadığının aydınlatılmadığı ve her halükarda ecrimisil hesaplanırken mahsup edilmesi gerekirken mahsup işlemi yapılmadan hüküm kurulduğu görülmektedir.

Öte yandan, hükme esas alınan 21/08/2013 tarihli ek kurul raporunda işlemiş faiz alacağının % 9 oranında faiz uygulanarak bulunduğu anlaşılmış ise de; anılan faiz oranının avans faiz mi yoksa yasal faiz mi olduğu hususu açıklattırılmaksızın sonuca gidilmesi doğru olmadığı gibi, davacı tarafından aylık kademeli faiz işletilmesi istenildiğine göre, ecrimisilin haksız fiil niteliğinde olduğu gözetilerek talep gibi karar verilmesi yerine faizin hangi dönem bazında uygulanacağı belirtilmeksizin karar verilmesi de hatalıdır.

Hal böyle olunca, davacının kullanımında olan 890 m2/lik yerin fabrika binası olup olmadığının aydınlatılması, her halükarda alınacak ek bilirkişi raporu ile anılan bölümün ecrimisil hesaplanırken mahsup edilmesi, hükme esas alınan 21.08.2013 tarihli ek kurul raporunda işlemiş faiz alacağı tespit edilirken avans faiz mi yoksa yasal faiz mi uygulandığı açıklattırılarak raporun denetime elverişli hale getirilmesi, öte yandan tespit edilecek ecrimisile aylık kademeli faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

9. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.11.2018 tarihli ve 2018/2514 Esas, 2018/19074 Karar sayılı kararıyla;

“… Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartları yerine getirildiği takdirde karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılabilir. İddia ve savunmayı değiştirme ya da genişletme sayılmayan hallerde veya karşı tarafın genişletme ve değiştirmeye rıza gösterdiği hallerde ıslaha başvurmaya gerek olmadığı açıktır.

Davanın tamamen ıslahı mümkün olduğu gibi kısmen ıslahı da mümkündür. Ancak ıslahın yapılması zamanı bakımından Kanunda sınırlandırılmış ve HMK'nin "Islahın Zamanı ve Şekli" başlıklı 177. maddesinin 1. fıkrasında tahkikatın sona ermesine kadar ıslahın yapılabileceği düzenlenmiştir.

Somut olaya gelince; 13.05.2014 tarihli celsede; ‘‘HMK 186. maddesi gereği tahkikatın bittiği, sözlü yargılamaya geçildiği, hususunun ve bir daha ki celse belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunun taraflara ihtarına, (ihtarat yapıldı)’’ şeklinde ara karar kurulmuştur. Davacı vekili ise, 04.06.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki 10.000,00 TL ecrimisil talebini arttırarak 2.047.922,00 TL asıl alacak ile birlikte, asıl alacağa dava tarihine kadar işletilen 163.390,75 TL yasal faiz tutarının ödenmesine, 2.047.922,00 TL asıl alacağa dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranında temerrüt faizi işletilerek tahsiline karar verilmesini talep etmiş ve 05.06.2014 tarihinde 37.592,95 TL ıslah harcı yatırmıştır. Mahkemece 05.06.2014 tarihli son celsede ıslah ile attırılan dava değeri dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak taraf vekillerinin hazır olduğu 13.05.2014 tarihli celsede tahkikatın sona erdiği bildirildiğine göre tahkikatın sona ermesinden sonra yapılan ıslah ile arttırılan miktar yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalıdır.

Kabule göre de; hükmedilecek ecrimisil bedellerine ait olduğu yıllar itibariyle her dönem sonu tahakkuk tarihi itibariyle kademeli olarak belirlenen faize hükmedilmesi gerektiğinden, aylık kademeli faiz işletilmesine karar verilmesi yönünde bozma yapılması da doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile 1. Hukuk Dairesinin 13.06.2017 tarih 2014/20750 Esas 2017/3433 Karar sayılı ilâmının kaldırılmasına, 1. Hukuk Dairesinin 13.06.2017 tarih 2014/20750 Esas, 2017/3433 Karar sayılı ilâmının bozulmasına, davalı vekilinin diğer karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir.

11. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı Mahkemesince maddi hatanın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur.

12. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.05.2019 tarihli ve 2019/3126Esas, 2019/5381 Karar sayılı kararıyla;

"… Dairemizin karar düzeltme ilamında maddi hata yapıldığı görülmektedir. Maddi hatanın Yargıtay ilamında yer alması halinde, bu maddi hatanın HMK'nin 305 (HUMK'un 459). maddesi gereğince hükmün infazına kadar Dairesince düzeltilmesi mümkündür.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin Dairemizin 22.11.2018 tarihli ve 2018/2514 Esas, 2018/19074 Karar sayılı ilamıyla maddi hata yapıldığı görüldüğünden, maddi hata talebinin kabulü ile Daire ilamının 2. bendinin somut olaya gelince ibaresi ile başlayan paragrafının son cümlesinde yer alan “... yönünden ret kararı” ibaresi çıkartılarak yerine “göz önünde bulundurulmaksızın karar” ibaresinin eklenmesine, sonuç kısmında yer alan “1. Hukuk Dairesinin 13.06.2017 tarihli ve 2014/20750 Esas, 2017/3433 Karar sayılı ilamının” ibaresinin çıkartılarak yerine “İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.06.2014 tarihli ve 2011/751 Esas, 2014/182 Karar sayılı hükmünün” ibaresinin eklenmesine…” şeklinde maddi hatanın düzeltilmesine karar verilmiştir.

Direnme Kararı

13. İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.12.2021 tarihli ve 2019/11 Esas, 2021/499 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin 13.05.2014 tarihli tahkikatın bitirilmesine ilişkin duruşmada taraf vekillerinin yeni bilirkişi incelemesine ilişkin talepleri hakkında olumlu/olumsuz bir karar verilmeden, taraflara başka talepleri olup olmadığı sorulmadan ve HMK'nın 184. maddesine aykırı davranılarak duruşmanın bitirildiği gerekçesiyle bozma kararının HMK'nın 186. maddesi uyarınca sözlü yargılamaya geçilmesine ilişkin ara kararını geçerli sayan "tahkikatın sona ermesinden sonra yapılan ıslah ile arttırılan miktar göz önünde bulundurulmaksızın karar verilmesi gerekir" şeklindeki kısmına direnilmesine, diğer yönlerden ise bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

14. Direnme kararı davalı vekili davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 13.05.2014 tarihli celsede; ‘‘HMK 186. maddesi gereği tahkikatın bittiği, sözlü yargılamaya geçildiği, hususunun ve bir dahaki celse belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunun taraflara ihtarına, (ihtarat yapıldı)’’ şeklinde kurulan ara kararın usulüne uygun olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ıslah ile arttırılan miktar göz önünde bulundurulmaksızın karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

16. Dava ecrimisil istemine ilişkin olmakla birlikte, direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davanın miktar yönünden kısmen ıslahına ilişkin davacı işleminin tahkikat aşamasının tamamlanmasından önce yapılıp yapılmadığı hususuna ilişkindir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “ıslah” ile ilgili düzenlemelere değinmekte fayda vardır.

17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 176 ve devamı (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) md. 83 ve devamı) maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 176. maddede taraflardan her birinin, yargılama usulüyle ilgili yapmış olduğu usul işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı davada tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği; 177/1. maddesinde ise ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

18. Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Türk Hukuk Lûgatında da; “İddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere, kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi” şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 515). Diğer bir anlatımla ıslah, tarafların iddia veya savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağının başlamış olmasından dolayı yapamadıkları usul işlemlerini, tek taraflı bir irade beyanı ile tamamen veya kısmen düzeltmeleridir.

19. Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartları yerine getirildiği takdirde karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılabilir. Islahın konusu tarafların yaptıkları kendi usul işlemleridir. Taraflar ıslahla, dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu, talep sonucunu değiştirebilirler (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli ve 2018/(15)6-984 Esas, 2021/1182 Karar sayılı kararı).

20. Böylece ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. Islah, hatalı ya da eksik yapılmış olan taraf usul işlemlerini, tahkikat aşamasında bir defaya mahsus olmak üzere düzeltme hakkı veren, istisnai nitelikte hukuki bir çaredir. Islah hakkını kullanan taraf, diğer çarelere oranla daha kısa sürede ve daha az masrafla gerçekte istediği talep sonucuna ulaşır. Eldeki davada olduğu gibi kısmi dava açılması durumunda bakiye alacak bölümü için ayrı bir ek dava açılmasına gerek kalmaksızın ıslahla dava değerinin artırılması mümkündür. Uygulamada da ıslah yoluna çoğunlukla kısmi dava içerisinde dava değerinin artırılması aşamasında başvurulduğu görülmektedir.

21. Ancak yukarıda değinildiği üzere ıslahın sayısı gibi yapılma zamanı da sınırlandırılmış olup HMK’nın 177/1. maddesine göre ıslah ancak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğinden, hukuk usulünde mahkemece yürütülen yargılama faaliyetinin aşamaları ve özellikle tahkikat aşaması hakkında kısaca açıklama yapılması gerekir.

22. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde ilk derece yargılaması dilekçeler, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması olarak dört aşamadan ibaret iken, HMK ile usul hukukuna yeni bir kurum olarak ön inceleme safhası dahil edilmiş ve yazılı yargılama usulündeki aşamalar; dilekçeler, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması şeklinde beş aşama olarak düzenlenmiştir. Ön inceleme, dilekçeler aşaması ile tahkikat aşaması arasında ayrı ve bağımsız bir aşama olacak şekilde, beş yargılama aşamasından biri olarak öngörülmüştür. Bu aşamada ilk itirazlar ve dava şartları yönünden dosyanın bir incelemeye tabi tutularak, tarafların uyuşmazlık içerisinde olduğu konular ile anlaştıkları konuların ayrılarak, delillerin toplandığı ve değerlendirildiği tahkikat aşamasına eksiksiz ve hazır bir şekilde geçilmesi istenmiştir.

23. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan ve tarafların elinde bulunan delilleri mahkemeye sunduktan sonra ön inceleme aşamasına geçilir. Ön inceleme tamamlandıktan sonra başlayan ve mahkemenin iddia ve savunmayla ilgili delilleri değerlendirerek davanın esasını incelediği temel aşama ise tahkikat aşamasıdır. Bu aşamada tarafların ileri sürdükleri vakıaların doğru olup olmadığı araştırılır ve tespit edilir. Davanın en uzun aşaması çoğu zaman tahkikat aşamasıdır. Tahkikat aşamasının sona ermesinden sonra yani dava dosyasının tekemmül etmesinden sonra sözlü yargılama aşamasına geçilir. Taraflar tahkikat aşamasının sonucuna göre iddia ve savunmalarını gözden geçirirler ve bu husustaki son sözlerini söylerler. Bu aşama da tamamlandıktan sonra mahkemenin hüküm vermesi gerekir.

24. Tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılamaya geçilmesi HMK’nın 184. maddesinde düzenlenmiş olup bu madde uyarınca hakim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan kanıtları inceledikten sonra duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Taraflar tahkikatın tamamı hakkında açıklamada bulunduktan sonra, yargıç yeniden araştırma yapılmasını gerektiren bir husus kalmadığı sonucuna varırsa tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Anılan Kanun’un 186. maddesi (7251 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile yapılan değişiklik öncesi) hükmüne göre, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Ancak, taraflar duruşmada hazırsa bu bildirim sözlü olarak yapılır, tutanağa geçirilir ve taraflara imzalatılır. Sözlü yargılama aşamasında taraflara son sözleri sorularak hüküm tefhim edilir. Sözlü yargılama safhasında taraflar kanıt sunmadan kendisi ve karşı tarafın iddia ve savunmaları ile kanıtlarıyla ilgili hukuki değerlendirme yaparak neden haklı olduklarını açıklama hakkı elde ederler, yargıç da gerektiğinde salt hukuki değerlendirmeye esas olmak üzere taraflara soru sorma ve tereddütlü noktaları son kez açıklığa kavuşturma imkanına sahip olur.

25. Şu hâlde yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 13.05.2014 tarihli duruşmada taraf vekillerinin üçüncü ek bilirkişi raporuna ilişkin talepleri dinlendikten sonra mahkeme hakimince tahkikatın bittiği ve sözlü yargılama aşamasına geçildiği açıklanarak, sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmiştir. Davacı vekili bu celseden sonra 04.06.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini arttırarak, 2.047.922,00 TL asıl alacak ile asıl alacağa dava tarihine kadar işletilen 163.390,75 TL yasal faiz tutarının ödenmesi talebinde bulunmuş ve 05.06.2014 tarihinde 37.592,95 TL ıslah harcını yatırmıştır. Mahkemece sözlü yargılama için tayin edilen 05.06.2014 tarihli son celsede ıslah ile attırılan dava değeri dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak taraf vekillerinin hazır olduğu 13.05.2014 tarihli celsede mahkemece tahkikatın sona erdiği ve sözlü yargılama aşamasına geçildiği bildirildiğine göre tahkikatın sona ermesinden sonra yapılan ıslaha değer verilerek hüküm kurulması isabetli değildir. Mahkemece ıslahla arttırılan miktar yönünden ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

26. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.

27. Ne var ki, Özel Daire bozma kararının uyulan kısımları kapsamında verilen hüküm Özel Dairece incelenmediğinden, uyulan kısımlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2- Taraf vekillerinin bozma ilâmının ilgili kısımlarına uyularak verilen yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

24.09.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

BİLGİ : “HMK 177. maddesine göre sözlü yargılama aşamasında ıslaha izin verilmediği sonucu çıkarılmaktadır” şeklindeki Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 07 Mart 2018, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 14 Aralık 2017 ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 03 Ekim 2022 tarihli kararı için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/hmk-177-sozlu-yargilama-asamasinda-islaha-izin-verilmedigi-sonucu-cikarilmaktadir