MARKA HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARINDA SESSİZ KALMA YOLUYLA HAK KAYBI İLKESİNİN UYGULANABİLMESİ İÇİN BEŞ YILLIK SÜRENİN GEÇMİŞ OLMASI GEREKMEKTEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-376
Karar No : 2025/798
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 28.09.2020
SAYISI : 2020/137 E., 2020/241 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/2109 Esas,
2020/265 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline ait tescilli "D.d.m Kebap" ve "D.d.m Sandwich" ibareli markaların bulunduğunu, 1995 yılından beri bu markalar altında ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, davalının ise bu markalarla ayırt edilemeyecek derecede benzer olan "D.d.m Sandwich" ibaresini yiyecek içecek sağlanması hizmetlerini sunduğu işyerinde, her türlü iş evrakında, tanıtıma yarayan broşür, el ilanları, faturalar ve işletmeyle ilgili her türlü evrakta haksız olarak kullandığını, müvekkilinin izni olmadan gerçekleştirilen bu kullanımların marka tescilinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men'ine, ref'ine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin davacı markalarına herhangi bir tecavüzünün söz konusu olmadığını, 2008 tarihinden beri "D.d.m Sandwich" unvanı altında kesintisiz biçimde faaliyette bulunduğunu, bu durumun davacının markalarından çok önceye dayandığını, davanın haksız ve hukuksuz olarak ikame edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 08.01.2018 tarihli ve 2016/465 Esas, 2018/5 Karar sayılı kararı ile; davacı adına tescilli 2001/11308 sayılı "D.d.m Kebap+Şekil" ve 2015/90.56 sayılı "D.d.m Sandwich+Şekil" ibareli markaların bulunduğu, markaların "yiyecek ve içecek" hizmetleri sınıfını kapsadığı, davalının da işyerinin tabelasında, aracında, menüsünde, kartvizit ve magnetlerinde, bir kısım internet sitelerinde "D.d.m Sandwich" şeklinde kullanımlarının olduğu, söz konusu kullanımların davacı adına tescilli markalarla iltibasa yol açtığı, bununla birlikte dosya kapsamından davalının kullanımının 2008 yılından beri kesintisiz biçimde devam ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla davacının işbu dava yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, 2015/90.56 sayılı marka yönünden davalı kullanımının tescil öncesinde olması sebebiyle tecavüz değerlendirmesinde nazara alınamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 07.02.2019 tarihli ve 2018/714 Esas, 2019/120 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "D.d.m Sandviç" ibaresini 2008 yılından beri markasal olarak kullandığının dosya kapsamındaki delillerden anlaşıldığı, işbu davanın ise 25.10.2016 tarihinde açıldığı, dolayısıyla davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, davalının marka tescilinin davalı kullanımından önce olmasının varılan sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI VE SONRASI
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ;
"... Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni, önlenmesi ve hükmün ilanı istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçelerle, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu da bölge adliye mahkemesince aynı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Dairemizin, 2016/9390 Esas- 2018/6006 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, gerek TTK'da ve gerekse 556 sayılı KHK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Dairemiz uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nın 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin sonraki markadan veya kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir. Bu durumda, davalının markasal kullanımları ve başlangıcı nazara alınarak bu tarihten itibaren dava tarihine kadar geçen süre belirlendikten sonra davacının markaya tecavüz ve haksız rekabete dayalı talepleri yönünden işbu davanın açılmasının TMK'nın 2. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davalı yan, uyuşmazlık konusu işareti 2008 yılından bu yana kullandığını ispat zımmında, “D.d.m Sandwich” ibaresini içeren vergi levhasını, bir adet idari yaptırım tutanağını, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca davalı iş yerinde yapılan denetime ilişkin bir tutanağı ve çeşitli faturaları dosyaya ibraz etmiştir. Mahkemece, zikredilen evraklardaki kullanımın markasal kullanım olduğu sonucuna ulaşılmışsa da işaretin bu şekilde kullanımı markasal kullanım olarak değerlendirilemeyeceği gibi salt, bu evraklarda söz konusu ibarenin kullanılması da davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı şeklindeki savunmayı ispata yeterli değildir. Dosyada bulunan bilirkişi raporundan, davalının, “D.d.m Sandwich” ibaresini markasal olarak, iş yeri levhasında, tanıtıma ilişkin çeşitli broşür ve kartvizitlerde kullandığı anlaşılmakta ise de bu kullanımın hangi tarihte başladığı ve davacı yanca bu kullanımlara sessiz kalındı ise bunun hak kaybına uğramaya sebep olabilecek bir süreye tekabül edip etmediği anlaşılamamaktadır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince, davalının, uyuşmazlık konusu işareti markasal olarak kullanımın hangi tarihte başladığı ve davacı yanca, markasal kullanıma hak kaybına uğramaya sebep olabilecek bir süre boyunca sessiz kalınıp kalınmadığı tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu, davalı tarafından sunulan belgelerin markasal kullanımı ispata yeterli olmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin savunmanın ispatlanamadığını, bozma kararında gösterilen şekilde inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafça gerçekleştirilen “D.d.m Sandwich” ibareli kullanımların kapsam ve niteliğinin davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olacak niteliği haiz olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma ilâmında işaret edilen nitelik ve kapsamda bir inceleme ve araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 9 ve 61. maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 54 ve 55. maddeleri.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Bilindiği üzere, dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ise 556 sayılı KHK’nın 9. maddesinde; "...Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibi, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep edebilir:
a) Markanın tescil kapsamına giren aynı mal ve/veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal ve/veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından, işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal ve/veya hizmetlerle benzer olmayan, ancak Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, birinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:
a) İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması.
b) İşareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi veya bu amaçla stoklanması, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi veya o işaret altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması.
c) İşareti taşıyan malın gümrük bölgesine girmesi, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması.
d) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
e) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması.
Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Marka tescil başvurusunun bültende yayınlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmesi halinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayınlanmasından önce karar veremez..." şeklinde düzenlenmiştir.
3. Marka hakkına tecavüz sayılan haller ise 556 sayılı KHK'nın 61. maddesinde; "...Aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9 uncu maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak.
d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek..." şeklinde belirlenmiştir.
4. Anılan maddelerde görüleceği üzere, tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve bu nedenle bağlantı ihtimâli de dahil halk nezdinde karıştırılma ihtimâli bulunan herhangi bir işaretin, markanın tescilli olduğu mallarla aynı veya benzer mallarda kullanılması marka hakkına tecavüz teşkil oluşturmaktadır. Karıştırılma ihtimâlinden bahsedilmek için halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir. Başka bir deyişle halk, aldığı mal veya hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bilse fakat güvendiği işletme ile mal veya hizmet aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” vardır (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2012, s. 434). Buradaki “halk” kavramından ortalama niteliklere sahip olan tüketicilerin anlaşılması gerekir.
5. Karıştırılma ihtimâli, hem bir tescil engeli, hem de bir tecavüz eylemidir. Karıştırılma ihtimâlinin varlığından söz edebilmek için, mütecaviz tarafından kullanılan işaretin tescil edilmiş markanın aynısı veya onun benzeri olması ve tescil edilmiş markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerle aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılması şarttır. Karıştırılma ihtimâlinin değerlendirilmesinde bu iki hususun bir arada bulunması ve ortalama tüketicinin esas alınması gerekir. Karıştırılma ihtimâlinde ortalama tüketicinin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir.
6. Ortalama tüketici aldığı mal veya hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bilse fakat güvendiği işletme ile mal veya hizmetini aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” vardır. Başka bir deyişle tescilli marka ile kullanılan işaret arasında görsel ve sesçil (fonetik) yönden benzerlik bulunmasa, hatta genel görünüş (umumi intiba) açısından ayniyet veya benzerlik bulunmasa dahi, ortalama tüketici bunlar arasında herhangi bir şekilde bir bağlantı kuruyorsa karıştırılma ihtimâlinin mevcudiyeti kabul olunacaktır (Tekinalp, s. 434-437).
7. Hemen belirtilmelidir ki, herhangi bir işaretin marka gibi kullanılması “markasal kullanım” olarak adlandırılmaktadır. Bir işaretin marka olarak kullanılıp kullanılmadığı ise o işaretle karşı karşıya gelen ortalama tüketicinin algısına göre belirlenmelidir. Şayet ortalama tüketici, o işareti bir mal veya hizmetin markası gibi algılıyorsa markasal kullanımdan söz edilecektir. Markasal kullanımdan söz edebilmek için işaretin sadece mal veya hizmet üzerinde kullanılması zorunlu olmayıp, ilanlarda, kataloglarda, ticari belgelerde kullanılması mal veya hizmetle bağlantılı olarak markasal etki doğuracak şekildeki tüm kullanımları markasal kullanım oluşturacaktır (Mehmet Emin Bilge, Ticari Ad ve İşaretler Arasında Karıştırılma Tehlikesi, Ankara, Birinci Baskı, 2014, s. 116).
8. Bu kapsamda daha önce tescil edilmiş bir markanın varlığı karşısında marka ile aynı veya benzer ibareler içeren bir ticaret unvanının veya işletme adının markasal olarak kullanılması da marka hakkına tecavüz teşkil edecektir. Ticaret unvanı veya işletme adında yer alan bir kelime olması gerektiğinden farklı olarak mal veya hizmetle bağlantılı şekilde kullanılır ve bu kullanıma artık markasal değer atfedilirse, 556 sayılı KHK’nın 9. maddesinde belirtilen durumun oluştuğu kabul edilerek marka hakkına tecavüz söz konusu olacaktır. Bu durumda ticaret unvanı veya işletme adı artık teşebbüsün mal veya hizmetini diğer bir teşebbüsün mal veya hizmetinden ayırt etme fonksiyonunu da üstlenmektedir.
9. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir.
10. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, TMK'nın 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350).
11. Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK'da haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK’nın 54. maddesinde haksız rekabete ilişkin amaç ve genel hükme yer verildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350).
12. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 55/1-5 maddesine göre; "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" dürüstlük kuralına aykırı haksız rekabet hâli olarak belirtilmiştir. Bu durumda, kişinin bir başkasının haklı olarak kullandığı mal veya iş ürününün ya da ticaret unvanı veya markasının aynısını ya da benzerini kendi iş ve faaliyetinde ticari amaçla kullanması, ilgili malı veya iş ürününü piyasaya sunması iltibasa yol açar ve haksız rekabet teşkil eder. O hâlde 556 sayılı KHK’nın 61. maddesindeki tecavüz fillerinden birini işleyen mütecavizin eylemi aynı zamanda haksız rekabet teşkil etmektedir.
13. Gelinen aşamada uyuşmazlığın niteliği itibariyle TMK'nın 2. maddesi ve bununla bağlantılı olarak “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesinin, marka hakkına tecavüz özelinde kısaca açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
14. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki marka hakkı sahibinin hakka konu işareti ticari alanda iyiniyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak markayı koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli TMK'nın 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.
15. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi markalar yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir işaretin başka bir kişi tarafından ticari hayatta kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu kullanım suretiyle gerçekleştirilen tecavüzün önlenmesi ve ref'ini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyiniyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, unvanı aynı zamanda markasal etki doğuracak düzeyde kullanıma başlaması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının markasal kullanımının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir.
16. Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyiniyetli olarak tescil ettirip markasal anlamda uzun süre kullanan kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir.
17. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle markadan doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir.
18. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin markasındaki işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini ve markasal anlamda kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen kabul edilebilir bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için her şeyden önce ticaret unvanını sonradan tescil ettiren ve markasal olarak kullanan kişinin iyiniyetli olması gerekir. Zira bu kişi kötüniyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemez.
19. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, işaretin kullanımına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak markalar yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı 556 sayılı KHK kapsamında düzenlenmiş değildir.
20. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğü giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nın 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir.
21. Öte yandan 556 sayılı KHK bakımından ise mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nın 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda sonraki markasal kullanımlar ve bu kullanımların başlangıcı nazara alınarak bu tarihten dava tarihine kadar geçen süre belirlendikten sonra açılan davanın TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı niteliğini haiz olup olmadığı değerlendirilmelidir.
22. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nın 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
23. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafın 14.06.2001 başvuru tarihli ve "D.d.m Kebap+Şekil" ibareli markası ile 06.11.2015 başvuru tarihli ve "D.d.m Sandwich+Şekil" ibareli marka tescillerinin bulunduğu, bunun yanında bilirkişi incelemesinde yapılan tespitlerde davalının ise "D.d.m Sandwich" ibaresini unvan olarak kullanımının yanında işyerinin tabelasında, araç üzerinde, menülerinde, kartvizitinde ve magnet üzerinde kullandığının belirlendiği anlaşılmış, ayrıca unvansal kullanımın 28.04.2008 tarihinden dava tarihine kadar devam ettiğinin cevap dilekçesinde açıkça beyan edilmiştir.
24. Her ne kadar davalı tarafça, dava konusu işaretin 2008 yılından bu yana kullanımını ispat zımnında vergi levhası, idari yaptırım tutanağı, Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca davalının işyeri denetim tutanağı ve faturalar dosyaya ibraz edilmiş ise de; bahse konu belgelerdeki "D.d.m Sandwich" ibareli kullanım, markasal kullanım niteliğini haiz olmadığından salt bu evraktaki kullanım, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığına dair savunmayı ispata yeterli değildir. Bu kapsamda anılan evrakta "D.d.m Sandwich" ibaresini içeren kullanım, markasal kullanımdan ziyade bir ticaret unvanının kullanımı niteliğini haizdir.
25. Bunun yanında bilirkişi raporunda yer alan "D.d.m Sandwich" ibaresinin markasal kullanımına dair tespitlerde belirlenen markasal kullanımın hangi tarihlerde başladığı somut olarak belirlenmemiştir. Nitekim sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulama koşulu olan belirli bir süre sessiz kalma olgusunun tespiti yönünden, davalının bu kullanımlarına karşı davacının sessiz kalıp kalmadığı, sessiz kaldı ise bu durumun ne kadar süreye tekabül ettiği dosya kapsamı itibariyle anlaşılamamaktadır.
26. Bu sebeple dosya kapsamına göre ortaya konulan “D.d.m Sandwich” ibareli davalı kullanımları, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasını ispata yeterli değildir. Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince, davalının "D.d.m Sandwich" ibaresini kullanımının hangi tarihte başladığı, bu kullanıma karşı davacı tarafça sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanmasına yol açacak düzeyde bir sessiz kalma olgusunun mevcut olup olmadığı, sessiz kalındığının tespiti durumunda ise bu durumun kapsam ve niteliğinin tereddüte mahal bırakmayacak düzeyde tespiti sonrasında yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre eldeki davada ileri sürülen marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiaları yönünden bir karar verilmesi gerekir.
27. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davalının "D.d.m Sandwich" ibareli kullanımlarının markasal niteliği haiz olduğu, bu kullanımların 2008 yılından bu yana devam ettiğinin davalı beyanlarıyla kabul edildiği, bu anlamda dosyada mevcut vergi levhası, idari yaptırım karar tutanakları, faturalar ve diğer belgelerde de 2008 yılından dava tarihine kadar süre gelen markasal kullanımların ispatlandığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin gerçekleştirdiği inceleme ve araştırmanın hüküm tesisine yeterli olduğu, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybı olgusunun somut olay özelinde açık bir biçimde ortaya konulmuş olmasından bahisle bu yönde verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
28. Hâl böyle olunca; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
" K A R Ş I O Y "
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i istemine ilişkindir.
Davacı tarafça “D.d.m Kebap+Şekil” ve “D.d.m Sandwich+Şekil” ibareli markalara dayalı olarak davalının “D.d.m Sandwich” ibareli kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilerek eldeki dava açılmıştır.
Dosyada yer alan davalıya ait vergi levhasında; davalı tarafın 28.04.2008 tarihinde “D.d.m Sandwich” ibaresi ile ticari faaliyetinin başladığı belirlenmiştir. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğünce düzenlenen denetim raporunda da dava konusu ibarenin kullanıldığı, işyeri ruhsat tarihi olarak 26.01.2009 tarihinin belirlendiği, Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığınca düzenlenen 25.12.2009 tarihli idari yaptırım tutanağında da dava konusu ibarenin yer aldığı, davalı tarafından sunulan faturalarda en eskisi 28.04.2008 tarihine ait olmak üzere “D.d.m Sandwich” ibaresinin kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporunda ise dava konusu ibarenin markasal olarak davalının işyerinde, iş evrakında, araçlarda, magnetlerde, menüde, kartvizitlerde ve broşürlerde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunun yanında davalı tarafından bu kullanımlar inkâr edilmediği gibi anılan kullanımların geçmişinin 2008 yılına dayandığı, 8 yıl boyunca dava tarihine kadar devam ettiği açıkça ifade edilmiştir. Hatta dava konusu ibarenin bölgede birçok işletme tarafından yaygın olarak kullanıldığı, yaygın hâle geldiği, bu konuda davalı tarafça bir pazar payının oluştuğu, davacının oluşan bu Pazar payını kendine mal etme amacıyla kötü niyetle bu davayı açtığı, haksız kazanç amacında olduğu cevap dilekçesinde savunulmuştur.
Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyiniyetli olarak tescil ettirip markasal anlamda uzun süre kullanan kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi olarak adlandırılan bu yaklaşım, iyiniyetli kullanımları gerçekleştiren karşı taraf nezdinde oluşan güvenin korunması, bu bağlamda marka hakkının TMK’nın 2/2 maddesi anlamında kötüye kullanılması suretiyle ortaya çıkması muhtemel hakkaniyete aykırı uygulamaların önlenmesi amacına hizmet eder. Zira marka hakkı sahibi olunmasında rağmen, üçüncü kişilerce iyiniyetli marka kullanımlarına uzun süre sessiz kalarak bu kişilerce sarf edilen emek, tanıtım faaliyetleri ve yatırımlar sonucu o marka için ortaya çıkan piyasadaki pazar payını elde etme amacına yönelik marka hakkının dava yoluyla kullanımı, hakkaniyet gereğince TMK’nın 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bir davranış olarak kabul edilmelidir.
Bu kapsamda yukarıda da belirtildiği üzere davalıya ait markasal kullanımın dava tarihi olan 25.10.2016 tarihinden geriye doğru 8 yıllık bir süreyi kapsadığı olgusu, dosyadaki mevcut evrak ile ortaya konulmuştur. Kaldı ki bu kullanım, davalı beyanlarında da açıkça kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu hususta, İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme ve araştırma, hüküm tesisi için yeterli olup davalının “D.d.m Sandwich” ibareli markasal kullanımlarının dava tarihinden geriye doğru 8 yıllık bir süreyi kapsadığı dosya kapsamı itibariyle sabittir.
Tüm bu hususlardan hareketle; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın eksik incelemeye dayalı olduğu söylenemez. Bu itibarla dosyaya yansıyan “D.d.m Sandwich” ibareli davalı kullanımları, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olacak kapsam ve niteliği haizdir. Neticeten bu yöndeki gerekçeye dayalı olarak İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı yerinde olup onanması gerekir.
Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulmasına ilişkin değerli çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Birinci Başkanvekili
Adem Albayrak
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 21’i BOZMA, 4’ü ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.
MARKA HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARINDA SESSİZ KALMA YOLUYLA HAK KAYBI İLKESİNİN UYGULANABİLMESİ İÇİN BEŞ YILLIK SÜRENİN GEÇMİŞ OLMASI GEREKMEKTEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-376
Karar No : 2025/798
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 28.09.2020
SAYISI : 2020/137 E., 2020/241 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/2109 Esas,
2020/265 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline ait tescilli "D.d.m Kebap" ve "D.d.m Sandwich" ibareli markaların bulunduğunu, 1995 yılından beri bu markalar altında ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, davalının ise bu markalarla ayırt edilemeyecek derecede benzer olan "D.d.m Sandwich" ibaresini yiyecek içecek sağlanması hizmetlerini sunduğu işyerinde, her türlü iş evrakında, tanıtıma yarayan broşür, el ilanları, faturalar ve işletmeyle ilgili her türlü evrakta haksız olarak kullandığını, müvekkilinin izni olmadan gerçekleştirilen bu kullanımların marka tescilinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men'ine, ref'ine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin davacı markalarına herhangi bir tecavüzünün söz konusu olmadığını, 2008 tarihinden beri "D.d.m Sandwich" unvanı altında kesintisiz biçimde faaliyette bulunduğunu, bu durumun davacının markalarından çok önceye dayandığını, davanın haksız ve hukuksuz olarak ikame edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 08.01.2018 tarihli ve 2016/465 Esas, 2018/5 Karar sayılı kararı ile; davacı adına tescilli 2001/11308 sayılı "D.d.m Kebap+Şekil" ve 2015/90.56 sayılı "D.d.m Sandwich+Şekil" ibareli markaların bulunduğu, markaların "yiyecek ve içecek" hizmetleri sınıfını kapsadığı, davalının da işyerinin tabelasında, aracında, menüsünde, kartvizit ve magnetlerinde, bir kısım internet sitelerinde "D.d.m Sandwich" şeklinde kullanımlarının olduğu, söz konusu kullanımların davacı adına tescilli markalarla iltibasa yol açtığı, bununla birlikte dosya kapsamından davalının kullanımının 2008 yılından beri kesintisiz biçimde devam ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla davacının işbu dava yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, 2015/90.56 sayılı marka yönünden davalı kullanımının tescil öncesinde olması sebebiyle tecavüz değerlendirmesinde nazara alınamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 07.02.2019 tarihli ve 2018/714 Esas, 2019/120 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "D.d.m Sandviç" ibaresini 2008 yılından beri markasal olarak kullandığının dosya kapsamındaki delillerden anlaşıldığı, işbu davanın ise 25.10.2016 tarihinde açıldığı, dolayısıyla davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, davalının marka tescilinin davalı kullanımından önce olmasının varılan sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI VE SONRASI
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ;
"... Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni, önlenmesi ve hükmün ilanı istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçelerle, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu da bölge adliye mahkemesince aynı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Dairemizin, 2016/9390 Esas- 2018/6006 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, gerek TTK'da ve gerekse 556 sayılı KHK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Dairemiz uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nın 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin sonraki markadan veya kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir. Bu durumda, davalının markasal kullanımları ve başlangıcı nazara alınarak bu tarihten itibaren dava tarihine kadar geçen süre belirlendikten sonra davacının markaya tecavüz ve haksız rekabete dayalı talepleri yönünden işbu davanın açılmasının TMK'nın 2. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davalı yan, uyuşmazlık konusu işareti 2008 yılından bu yana kullandığını ispat zımmında, “D.d.m Sandwich” ibaresini içeren vergi levhasını, bir adet idari yaptırım tutanağını, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca davalı iş yerinde yapılan denetime ilişkin bir tutanağı ve çeşitli faturaları dosyaya ibraz etmiştir. Mahkemece, zikredilen evraklardaki kullanımın markasal kullanım olduğu sonucuna ulaşılmışsa da işaretin bu şekilde kullanımı markasal kullanım olarak değerlendirilemeyeceği gibi salt, bu evraklarda söz konusu ibarenin kullanılması da davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı şeklindeki savunmayı ispata yeterli değildir. Dosyada bulunan bilirkişi raporundan, davalının, “D.d.m Sandwich” ibaresini markasal olarak, iş yeri levhasında, tanıtıma ilişkin çeşitli broşür ve kartvizitlerde kullandığı anlaşılmakta ise de bu kullanımın hangi tarihte başladığı ve davacı yanca bu kullanımlara sessiz kalındı ise bunun hak kaybına uğramaya sebep olabilecek bir süreye tekabül edip etmediği anlaşılamamaktadır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince, davalının, uyuşmazlık konusu işareti markasal olarak kullanımın hangi tarihte başladığı ve davacı yanca, markasal kullanıma hak kaybına uğramaya sebep olabilecek bir süre boyunca sessiz kalınıp kalınmadığı tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu, davalı tarafından sunulan belgelerin markasal kullanımı ispata yeterli olmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin savunmanın ispatlanamadığını, bozma kararında gösterilen şekilde inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafça gerçekleştirilen “D.d.m Sandwich” ibareli kullanımların kapsam ve niteliğinin davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olacak niteliği haiz olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma ilâmında işaret edilen nitelik ve kapsamda bir inceleme ve araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 9 ve 61. maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 54 ve 55. maddeleri.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Bilindiği üzere, dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ise 556 sayılı KHK’nın 9. maddesinde; "...Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibi, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep edebilir:
a) Markanın tescil kapsamına giren aynı mal ve/veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal ve/veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından, işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal ve/veya hizmetlerle benzer olmayan, ancak Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, birinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:
a) İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması.
b) İşareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi veya bu amaçla stoklanması, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi veya o işaret altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması.
c) İşareti taşıyan malın gümrük bölgesine girmesi, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması.
d) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
e) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması.
Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Marka tescil başvurusunun bültende yayınlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmesi halinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayınlanmasından önce karar veremez..." şeklinde düzenlenmiştir.
3. Marka hakkına tecavüz sayılan haller ise 556 sayılı KHK'nın 61. maddesinde; "...Aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9 uncu maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak.
d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek..." şeklinde belirlenmiştir.
4. Anılan maddelerde görüleceği üzere, tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve bu nedenle bağlantı ihtimâli de dahil halk nezdinde karıştırılma ihtimâli bulunan herhangi bir işaretin, markanın tescilli olduğu mallarla aynı veya benzer mallarda kullanılması marka hakkına tecavüz teşkil oluşturmaktadır. Karıştırılma ihtimâlinden bahsedilmek için halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir. Başka bir deyişle halk, aldığı mal veya hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bilse fakat güvendiği işletme ile mal veya hizmet aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” vardır (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2012, s. 434). Buradaki “halk” kavramından ortalama niteliklere sahip olan tüketicilerin anlaşılması gerekir.
5. Karıştırılma ihtimâli, hem bir tescil engeli, hem de bir tecavüz eylemidir. Karıştırılma ihtimâlinin varlığından söz edebilmek için, mütecaviz tarafından kullanılan işaretin tescil edilmiş markanın aynısı veya onun benzeri olması ve tescil edilmiş markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerle aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılması şarttır. Karıştırılma ihtimâlinin değerlendirilmesinde bu iki hususun bir arada bulunması ve ortalama tüketicinin esas alınması gerekir. Karıştırılma ihtimâlinde ortalama tüketicinin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir.
6. Ortalama tüketici aldığı mal veya hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bilse fakat güvendiği işletme ile mal veya hizmetini aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” vardır. Başka bir deyişle tescilli marka ile kullanılan işaret arasında görsel ve sesçil (fonetik) yönden benzerlik bulunmasa, hatta genel görünüş (umumi intiba) açısından ayniyet veya benzerlik bulunmasa dahi, ortalama tüketici bunlar arasında herhangi bir şekilde bir bağlantı kuruyorsa karıştırılma ihtimâlinin mevcudiyeti kabul olunacaktır (Tekinalp, s. 434-437).
7. Hemen belirtilmelidir ki, herhangi bir işaretin marka gibi kullanılması “markasal kullanım” olarak adlandırılmaktadır. Bir işaretin marka olarak kullanılıp kullanılmadığı ise o işaretle karşı karşıya gelen ortalama tüketicinin algısına göre belirlenmelidir. Şayet ortalama tüketici, o işareti bir mal veya hizmetin markası gibi algılıyorsa markasal kullanımdan söz edilecektir. Markasal kullanımdan söz edebilmek için işaretin sadece mal veya hizmet üzerinde kullanılması zorunlu olmayıp, ilanlarda, kataloglarda, ticari belgelerde kullanılması mal veya hizmetle bağlantılı olarak markasal etki doğuracak şekildeki tüm kullanımları markasal kullanım oluşturacaktır (Mehmet Emin Bilge, Ticari Ad ve İşaretler Arasında Karıştırılma Tehlikesi, Ankara, Birinci Baskı, 2014, s. 116).
8. Bu kapsamda daha önce tescil edilmiş bir markanın varlığı karşısında marka ile aynı veya benzer ibareler içeren bir ticaret unvanının veya işletme adının markasal olarak kullanılması da marka hakkına tecavüz teşkil edecektir. Ticaret unvanı veya işletme adında yer alan bir kelime olması gerektiğinden farklı olarak mal veya hizmetle bağlantılı şekilde kullanılır ve bu kullanıma artık markasal değer atfedilirse, 556 sayılı KHK’nın 9. maddesinde belirtilen durumun oluştuğu kabul edilerek marka hakkına tecavüz söz konusu olacaktır. Bu durumda ticaret unvanı veya işletme adı artık teşebbüsün mal veya hizmetini diğer bir teşebbüsün mal veya hizmetinden ayırt etme fonksiyonunu da üstlenmektedir.
9. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir.
10. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, TMK'nın 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350).
11. Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK'da haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK’nın 54. maddesinde haksız rekabete ilişkin amaç ve genel hükme yer verildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350).
12. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 55/1-5 maddesine göre; "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" dürüstlük kuralına aykırı haksız rekabet hâli olarak belirtilmiştir. Bu durumda, kişinin bir başkasının haklı olarak kullandığı mal veya iş ürününün ya da ticaret unvanı veya markasının aynısını ya da benzerini kendi iş ve faaliyetinde ticari amaçla kullanması, ilgili malı veya iş ürününü piyasaya sunması iltibasa yol açar ve haksız rekabet teşkil eder. O hâlde 556 sayılı KHK’nın 61. maddesindeki tecavüz fillerinden birini işleyen mütecavizin eylemi aynı zamanda haksız rekabet teşkil etmektedir.
13. Gelinen aşamada uyuşmazlığın niteliği itibariyle TMK'nın 2. maddesi ve bununla bağlantılı olarak “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesinin, marka hakkına tecavüz özelinde kısaca açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
14. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki marka hakkı sahibinin hakka konu işareti ticari alanda iyiniyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak markayı koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli TMK'nın 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.
15. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi markalar yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir işaretin başka bir kişi tarafından ticari hayatta kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu kullanım suretiyle gerçekleştirilen tecavüzün önlenmesi ve ref'ini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyiniyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, unvanı aynı zamanda markasal etki doğuracak düzeyde kullanıma başlaması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının markasal kullanımının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir.
16. Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyiniyetli olarak tescil ettirip markasal anlamda uzun süre kullanan kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir.
17. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle markadan doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir.
18. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin markasındaki işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini ve markasal anlamda kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen kabul edilebilir bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için her şeyden önce ticaret unvanını sonradan tescil ettiren ve markasal olarak kullanan kişinin iyiniyetli olması gerekir. Zira bu kişi kötüniyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemez.
19. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, işaretin kullanımına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak markalar yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı 556 sayılı KHK kapsamında düzenlenmiş değildir.
20. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğü giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nın 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir.
21. Öte yandan 556 sayılı KHK bakımından ise mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nın 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda sonraki markasal kullanımlar ve bu kullanımların başlangıcı nazara alınarak bu tarihten dava tarihine kadar geçen süre belirlendikten sonra açılan davanın TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı niteliğini haiz olup olmadığı değerlendirilmelidir.
22. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nın 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
23. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafın 14.06.2001 başvuru tarihli ve "D.d.m Kebap+Şekil" ibareli markası ile 06.11.2015 başvuru tarihli ve "D.d.m Sandwich+Şekil" ibareli marka tescillerinin bulunduğu, bunun yanında bilirkişi incelemesinde yapılan tespitlerde davalının ise "D.d.m Sandwich" ibaresini unvan olarak kullanımının yanında işyerinin tabelasında, araç üzerinde, menülerinde, kartvizitinde ve magnet üzerinde kullandığının belirlendiği anlaşılmış, ayrıca unvansal kullanımın 28.04.2008 tarihinden dava tarihine kadar devam ettiğinin cevap dilekçesinde açıkça beyan edilmiştir.
24. Her ne kadar davalı tarafça, dava konusu işaretin 2008 yılından bu yana kullanımını ispat zımnında vergi levhası, idari yaptırım tutanağı, Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca davalının işyeri denetim tutanağı ve faturalar dosyaya ibraz edilmiş ise de; bahse konu belgelerdeki "D.d.m Sandwich" ibareli kullanım, markasal kullanım niteliğini haiz olmadığından salt bu evraktaki kullanım, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığına dair savunmayı ispata yeterli değildir. Bu kapsamda anılan evrakta "D.d.m Sandwich" ibaresini içeren kullanım, markasal kullanımdan ziyade bir ticaret unvanının kullanımı niteliğini haizdir.
25. Bunun yanında bilirkişi raporunda yer alan "D.d.m Sandwich" ibaresinin markasal kullanımına dair tespitlerde belirlenen markasal kullanımın hangi tarihlerde başladığı somut olarak belirlenmemiştir. Nitekim sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulama koşulu olan belirli bir süre sessiz kalma olgusunun tespiti yönünden, davalının bu kullanımlarına karşı davacının sessiz kalıp kalmadığı, sessiz kaldı ise bu durumun ne kadar süreye tekabül ettiği dosya kapsamı itibariyle anlaşılamamaktadır.
26. Bu sebeple dosya kapsamına göre ortaya konulan “D.d.m Sandwich” ibareli davalı kullanımları, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasını ispata yeterli değildir. Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince, davalının "D.d.m Sandwich" ibaresini kullanımının hangi tarihte başladığı, bu kullanıma karşı davacı tarafça sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanmasına yol açacak düzeyde bir sessiz kalma olgusunun mevcut olup olmadığı, sessiz kalındığının tespiti durumunda ise bu durumun kapsam ve niteliğinin tereddüte mahal bırakmayacak düzeyde tespiti sonrasında yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre eldeki davada ileri sürülen marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiaları yönünden bir karar verilmesi gerekir.
27. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davalının "D.d.m Sandwich" ibareli kullanımlarının markasal niteliği haiz olduğu, bu kullanımların 2008 yılından bu yana devam ettiğinin davalı beyanlarıyla kabul edildiği, bu anlamda dosyada mevcut vergi levhası, idari yaptırım karar tutanakları, faturalar ve diğer belgelerde de 2008 yılından dava tarihine kadar süre gelen markasal kullanımların ispatlandığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin gerçekleştirdiği inceleme ve araştırmanın hüküm tesisine yeterli olduğu, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybı olgusunun somut olay özelinde açık bir biçimde ortaya konulmuş olmasından bahisle bu yönde verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
28. Hâl böyle olunca; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
" K A R Ş I O Y "
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i istemine ilişkindir.
Davacı tarafça “D.d.m Kebap+Şekil” ve “D.d.m Sandwich+Şekil” ibareli markalara dayalı olarak davalının “D.d.m Sandwich” ibareli kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilerek eldeki dava açılmıştır.
Dosyada yer alan davalıya ait vergi levhasında; davalı tarafın 28.04.2008 tarihinde “D.d.m Sandwich” ibaresi ile ticari faaliyetinin başladığı belirlenmiştir. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğünce düzenlenen denetim raporunda da dava konusu ibarenin kullanıldığı, işyeri ruhsat tarihi olarak 26.01.2009 tarihinin belirlendiği, Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığınca düzenlenen 25.12.2009 tarihli idari yaptırım tutanağında da dava konusu ibarenin yer aldığı, davalı tarafından sunulan faturalarda en eskisi 28.04.2008 tarihine ait olmak üzere “D.d.m Sandwich” ibaresinin kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporunda ise dava konusu ibarenin markasal olarak davalının işyerinde, iş evrakında, araçlarda, magnetlerde, menüde, kartvizitlerde ve broşürlerde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunun yanında davalı tarafından bu kullanımlar inkâr edilmediği gibi anılan kullanımların geçmişinin 2008 yılına dayandığı, 8 yıl boyunca dava tarihine kadar devam ettiği açıkça ifade edilmiştir. Hatta dava konusu ibarenin bölgede birçok işletme tarafından yaygın olarak kullanıldığı, yaygın hâle geldiği, bu konuda davalı tarafça bir pazar payının oluştuğu, davacının oluşan bu Pazar payını kendine mal etme amacıyla kötü niyetle bu davayı açtığı, haksız kazanç amacında olduğu cevap dilekçesinde savunulmuştur.
Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyiniyetli olarak tescil ettirip markasal anlamda uzun süre kullanan kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi olarak adlandırılan bu yaklaşım, iyiniyetli kullanımları gerçekleştiren karşı taraf nezdinde oluşan güvenin korunması, bu bağlamda marka hakkının TMK’nın 2/2 maddesi anlamında kötüye kullanılması suretiyle ortaya çıkması muhtemel hakkaniyete aykırı uygulamaların önlenmesi amacına hizmet eder. Zira marka hakkı sahibi olunmasında rağmen, üçüncü kişilerce iyiniyetli marka kullanımlarına uzun süre sessiz kalarak bu kişilerce sarf edilen emek, tanıtım faaliyetleri ve yatırımlar sonucu o marka için ortaya çıkan piyasadaki pazar payını elde etme amacına yönelik marka hakkının dava yoluyla kullanımı, hakkaniyet gereğince TMK’nın 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bir davranış olarak kabul edilmelidir.
Bu kapsamda yukarıda da belirtildiği üzere davalıya ait markasal kullanımın dava tarihi olan 25.10.2016 tarihinden geriye doğru 8 yıllık bir süreyi kapsadığı olgusu, dosyadaki mevcut evrak ile ortaya konulmuştur. Kaldı ki bu kullanım, davalı beyanlarında da açıkça kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu hususta, İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme ve araştırma, hüküm tesisi için yeterli olup davalının “D.d.m Sandwich” ibareli markasal kullanımlarının dava tarihinden geriye doğru 8 yıllık bir süreyi kapsadığı dosya kapsamı itibariyle sabittir.
Tüm bu hususlardan hareketle; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın eksik incelemeye dayalı olduğu söylenemez. Bu itibarla dosyaya yansıyan “D.d.m Sandwich” ibareli davalı kullanımları, davacı aleyhine sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olacak kapsam ve niteliği haizdir. Neticeten bu yöndeki gerekçeye dayalı olarak İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı yerinde olup onanması gerekir.
Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulmasına ilişkin değerli çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Birinci Başkanvekili
Adem Albayrak
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 21’i BOZMA, 4’ü ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.

